Etiket arşivi: Michelangelo Pistoletto

Şiddet 27 | Eski Yunan’da Kadına Şiddet 2

  • Düalist düşüncenin Miletli filozof Anaksimender (MÖ 610-546) ile başladığı düşünülür. Pisagor’un (MÖ 570-495) düalizm düşüncesini açıklayan önermeye göre dünyayı yöneten on ikiz kavram vardı: iyi-kötü, sağ-sol, ışık-karanlık, sınırlı-sınırsız, erkek-dişi, tek-çift, bir-çok, duran-hareket eden, eğri-doğru, kare-dikdörtgen. Antik dönemin anlayışına göre doğayı oluşturan dört element de iki ikiz kavramdan oluşuyordu: ateş-hava ve toprak-su. Ancak İyonyalı filozof Pisagor’un okuluna kadın öğrenci kabul ettiğine dair bazı kanıtlar olduğu söylenir.
  • Düalist dünya görüşünde nefret edilen, kovuşturulan bir Öteki daima vardır. Kadınlar, Öteki’nin dişi olanıdırlar.
Venus of the Rags (Paçavraların Venüs’ü), Michelangelo Pistoletto, 1967. Klasik döneme ait bir heykel gibi görünen ama bahçe süslemesi olarak kullanılan kitsch bir heykel ile paçavralar. Sanki eski ile yeni iletişim halinde. Eski ile yeni arasında çarpıcı farklılıklar da net: sert-yumuşak, değerli- değersiz, estetik değeri olan-olmayan, tek renkli-çok renkli, durağan-hareketli, kültür-günlük hayattaki önemsiz işler gibi. Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu, 2015 İstanbul Bienali İstanbul Modern.

Venus of the Rags (Paçavraların Venüs’ü), Michelangelo Pistoletto, 1967.
Klasik döneme ait bir heykel gibi görünen ama bahçe süslemesi olarak kullanılan kitsch bir heykel ile paçavralar. Sanki eski ile yeni iletişim halinde. Eski ile yeni arasında çarpıcı farklılıklar da net: sert-yumuşak, değerli- değersiz, estetik değeri olan-olmayan, tek renkli-çok renkli, durağan-hareketli, kültür-günlük hayattaki önemsiz işler gibi.
Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu, 2015 İstanbul Bienali İstanbul Modern.

  • Eserlerini Sokrates (MÖ 471-399) ile öğrencileri arasındaki diyaloglar şeklinde kaleme alan Platon, Sokrates’in barbarları Yunanların doğal düşmanı, kadınları da erkeklerin doğal düşmanı olarak gördüğünü yazar. Irkçılık ve kadın düşmanlığı benzer toplumsal ortamlarda gelişir.
  • Hiç evlenmemiş olan Platon (MÖ 429-347) erkek-kadın eşitliği için, cinsiyet farkının yadsınması ön koşulunu getirmiş; kadınlarla erkeklere eşit eğitim hakkı verilmesini istemiş, ancak kadınları sadece evlilik ve üreme alanları ile ilişkilendirmiş, cinselliği bir elit yaratmanın aracı olarak düşünmüştü. Erkekler arasındaki saf ve duru aşkı (Platonik aşk), kadınla erkek arasındaki aşka üstün tutmuştu. Platon, düalizmin erkekte akılcı hedeflere, kadında ise bedensel arzulara yöneldiğini öne sürmüştü. Düalist bakış açısı ile erkek ile kadın arasındaki karşıtlık, sonsuza kadar yaşayacak ve değişmeyecek, daima bir çatışma kaynağı olarak kalacaktı. Platon, düalist bakış açısına güç katan isim oldu ve onun düşünceleri Hıristiyanlığın yayıldığı her yerde kök saldı. Platon’un görüşleri, Hıristiyanlığın dogmatik ilk günah kavramını destekleyen bir altyapı oluşturmuş; Hıristiyan düşünürlerin kadınların kararsız, değişken ve değersiz oldukları anlayışını pekiştirmiştir.
  • Aristo (MÖ 384-322), kadını fetüsün gelişimi için ihtiyaç duyulan, erkek tohumunun edilgen yuvası olarak görüyordu. Aristo, bütün zamanların kadından en acımasız şekilde nefret eden düşünürü olmuştu. Erkeğin kadına karşı doğadan gelen bir üstünlüğü olduğunu; birinin hükmeden, diğerinin hükmedilen olduğunu savlamıştır. Erkeğin tohumu ruhu ve aklı taşırken, kadında sadece beslenme ile ilgili özler olduğunu; çocuğun yapısal yeteneklerini ancak oğlansa geliştirebildiğini; kadının aslında başarısız, sakat doğmuş bir erkek olduğunu öne sürer. “Kölelerin, durumları ahlaka el vermez, onların iradeleri kendilerinin değildir,” der Aristo.

    Köleler gibi kadınların da doğa tarafından köleliğe mahkum edildiklerini; itaatin, kadının doğal davranış biçimi olduğunu ve sahiplerine karşı aşağılık duygusu geliştirdiklerini savlar.

    Aristo’nun görüşleri, yaklaşık iki bin yıl boyunca Batı’nın dünya görüşüne hakim olmuş, 17. yüzyılda başlayan bilim devrimi ile etkileri son bulmaya başlamıştı.

    Nasıl ki Aristo kadını, başarılı olmayan sakatlanmış erkek olarak düşünmüştü, Freud da 1920’li yıllarda erkeği, ölçü olarak kabul edilen cinsiyet normu olarak alacaktı.

  • Eski Yunan’da karısının düşük yapma kararını yasal olarak evin reisi olan erkek verebiliyordu ve bu, Aristo’ya göre, nüfus planlaması için örnek bir uygulamaydı.
  • MÖ 323-30 yılları arasında Yunan kadınlar, klasik dönemin sıkı bağlarını gevşetmeyi başarmışlar, daha az zorlayıcı bir aile hukukuna ve daha iyi eğitim görme hakkına kavuşmuşlardı.
  • Kadının “Öteki” olduğu görüşüne Yunan dramlarında da çok sık rastlanır.
  • Eski Yunan ve Roma’da kadınların erkeklere göre daha güçlü cinsel güdüleri olduğuna ve onların cinsel aktivitelerinin sınırlandırılması, kontrolden çıkmamaları için en azından denetim altında tutulmaları gerektiğine inanılırdı.

 

Çağdaş Sanata Varış 189| Arte Povera

ARTE POVERA
YOKSUL SANAT/YOKSULLUK  SANATI
1967

 

  • 1960’ların ortalarına gelindiğinde, sanatın artık eskiden olduğu şey olmadığı belirginleşmişti.
  • Eserin fikri veya dayandığı kavram en az eserin fiziksel varlığı kadar önemliydi.
  • En üstün görsel sanat biçimleri artık çevre yaklaşımı, Happeningler, fotoğraf ve sanatçının bedeninin kullanımıydı.
  • Fransa’da seri üretilmiş ürünler kullanılırken (César, Arman), İtalya’da fakir ya da yoksul sanat anlamına gelen Arte Povera grubundan sanatçılar geleneksel sanat materyallerini kullanmayı da, Modernite’ ye, teknolojiye, anımsattıkları geçmişe, yerelliğe ve meta kültürüne dayanmayı da reddettiler.
  • Neo Avangard yaklaşımların ortak özelliği, gündelik yaşamdan sıradan malzemenin sanatsal ortama taşınması oldu.
  • Tüm bunların karşısında Modernistler, sanatın izleyicide estetik bir tepki uyandırması gerektiği fikrini sürdürdüler.
  • Güncel İtalyan politikası ile bağlantılı, deneysel ve kavramsal bir sanat akımı olan Arte Povera, ucuz, gündelik, doğal, gelip geçici, atık malzeme  kullanan; doğa, kültür, tarih ve güncel hayat ile ilgili metaforik ürünler veren; sanat piyasasının ticari çarklarına karşı çıkan bir akım oldu.
  • Pop Sanat gündelik malzemenin sanatıydı; gündelik malzemenin kullanılmasıyla yapılan bir sanat değildi. Gündelik nesneleri yeniden üretiyor veya doğrudan gösteriyordu. Oysa Arte Povera sanatçıları gündelik malzemeyi doğrudan, yapıtlarını üretmekte kullanıyordu. Bunları bazen oldukları gibi bazen de dönüştürerek ve ilişkiler içinde bir araya getiriyorlardı.
  • Toprak, ahşap, halılar, endüstriyel atıklar, çeşitli canlı hayvanlar, kayalar, kağıt, ip, giysiler, aynalar, cam, gazete hatta sebzeler kullanılarak farklı materyallerle pek çok deney yapıldı. Arte Povera, 20. yüzyıl sanatının malzeme dağarcığını zenginleştirmiş; İtalyan sanatçıların deneysel tavrı malzemenin süreç içindeki değişimini izlenebilir kılarak sanat deneyiminin sınırlarını genişletmiştir. Sanat olmaktan ya da sanatsal birer yüzey olmaktan uzak nesneler, farklı doğalara sahip olan şeyler, yeni sanat kapsamında uyumlu bir ilişki kurabilmiştir.
  • Arte Povera sanatçıları yapıtlarında sık sık organik olan ve olmayan malzemeleri bir araya getirmiş, doğal ve doğal olmayan süreçleri irdelemiş, çeşitli doğa yasalarını görünür kılmaya çalışmışlardır.
  • Bu basit, değersiz malzemenin kullanım amacı, sanatı bir meta olarak biriktirilmesi gereken bir şey olmaktan çıkartmaktı. Ancak zaman içinde bu tip sanat eserlerinin de ticari bir meta olmaktan kurtulamadığı görülmüştür.
  • Yoksul sıfatı, kullanılan malzemeyi tanımladığı gibi, anlamsal şifreleri yoksullaştırmayı da tanımlar. Yoksul düştüğü bir başka yön de sanat tarihi ve etrafında oluşturulan elitizmdir. Akım, kültürü klişelerden, hatta tüm simgesel eklemelerden arındırma gerekliliğini savunmuştur.
  • Bazı eserlerde “doğal olmayan” sınırların nasıl yaratıldığı düşüncesi sorgulanır. Aynı zamanda bu konuda da bir süreçsellik söz konusudur: Dünya haritası da doğanın kendisi gibi sürekli bir dönüşüm ve değişim içindedir.
  • Arte Povera sanatçıları, el işine ve emek yoğun süreçlere yönelik belirgin bir eğilim gösterir ve kavramsal olarak sanat ile zanaat arasındaki kültürel ayrımlara değinir.
  • Arte Povera, asamblajdan farklıdır: Performans ve Yerleştirmeye/Enstalasyona yakınlığı ile ve Savaş öncesinin avangard akımları olan Sürrealizm, Dadacılık ve Konstrüktivizme olan yaklaşımıyla asamblajdan ayrılır.
  • Akım, birbiriyle alakası olmayan elemanları bir araya getirmesi ile tanınır.
  • Akımın önde gelen sanatçıları arasında Mario (1925-2003) ve Marisa (1935-)Merz, Luciano Fabro (1936-2007), Giulio Paoloni (1940-), Giuseppe Penone ( 1947-), Michelangelo Pistoletto (1933-), Alighiero Boetti (1940-2004), Giovanni Anselmo (1934-),  Gilberto Zorio (1944-), Pino Pascali (1936-1968) ilk akla gelenlerdir. Bu sanatçıların solo sergileri, 20. yüzyılın sonlarında ve 21. yüzyılın başlarında da açılmaya devam etmiştir.
Venus of the Rags (Paçavraların Venüs’ü), Michelangelo Pistoletto, 1967. Beton, emaye, paçavralar. Bulunmuş bir obje, değersiz bir parça  gibi eserde yer alan klasik bir heykel ve arkasına yığılmış, canlı renklerden seçilmiş, kullanılmış giysiler. Yüksek sanat sıradan yaşama girmiş, bir enerjiler yığınıyla kaynaşmıştı. Venüs izleyiciden yüzünü çevirir ama çaputlar çevirmez. Değişen dünyanın değişen sanat eserlerinden bir örnek. İtalya’nın geçmişini temsilen, klasik döneme ait bir heykel gibi görünen ama bahçe süslemesi olarak kullanılan kitsch bir heykel ile tüketim toplumunu temsilen parçalara ayrılmış organik materyal. Heykelin yüzü paçavralara dönük. Sanki eski ile yeni iletişim halinde. Eski ile yeni arasında çarpıcı farklılıklar da net: sert-yumuşak, değerli- değersiz, estetik değeri olan-olmayan, tek renkli-çok renkli, durağan-hareketli, kültür-günlük hayattaki önemsiz işler gibi. Eser, İtalya’nın zengin sanatsal mirası altında ezilen çağdaş sanatçının çıkmazına da göndermede bulunur. 2015 İstanbul Bienali’nde de sergilenen bu eser, Arte Povera sanatının tipik örneğidir. Pistoletto bu eseri farklı şekillerde pek çok kez tekrar etmiştir. Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

Venus of the Rags (Paçavraların Venüs’ü), Michelangelo Pistoletto, 1967.
Beton, emaye, paçavralar.
Bulunmuş bir obje, değersiz bir parça gibi eserde yer alan klasik bir heykel ve arkasına yığılmış, canlı renklerden seçilmiş, kullanılmış giysiler.
Yüksek sanat sıradan yaşama girmiş, bir enerjiler yığınıyla kaynaşmıştı. Venüs izleyiciden yüzünü çevirir ama çaputlar çevirmez.
Değişen dünyanın değişen sanat eserlerinden bir örnek. İtalya’nın geçmişini temsilen, klasik döneme ait bir heykel gibi görünen ama bahçe süslemesi olarak kullanılan kitsch bir heykel ile tüketim toplumunu temsilen parçalara ayrılmış organik materyal.
Heykelin yüzü paçavralara dönük. Sanki eski ile yeni iletişim halinde. Eski ile yeni arasında çarpıcı farklılıklar da net: sert-yumuşak, değerli- değersiz, estetik değeri olan-olmayan, tek renkli-çok renkli, durağan-hareketli, kültür-günlük hayattaki önemsiz işler gibi.
Eser, İtalya’nın zengin sanatsal mirası altında ezilen çağdaş sanatçının çıkmazına da göndermede bulunur.
2015 İstanbul Bienali’nde de sergilenen bu eser, Arte Povera sanatının tipik örneğidir.
Pistoletto bu eseri farklı şekillerde pek çok kez tekrar etmiştir.
Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

İsimsiz, Pier Paolo Calzolari, 1979. Arte Povera hareketinin üyelerinden İtalyan sanatçı Pier Paolo Calzolari’nin (1943-) ilgisi ışık, madde ve zaman üzerinde toplanıyor. Buz, ateş, tuz, kalem kurşunu, su, bakır, neon, yosun, çeşitli kuş tüyleri, gül, yumurta, tütün yaprakları , duman gibi farklı elemanları bir arada kullanarak yaptığı genelde kısa ömürlü, süreçsel enstalasyonları sanatçının karakteristik ögelerinden. Fotoğraf: www.artribune.com

İsimsiz, Pier Paolo Calzolari, 1979.
Arte Povera hareketinin üyelerinden İtalyan sanatçı Pier Paolo Calzolari’nin (1943-) ilgisi ışık, madde ve zaman üzerinde toplanıyor. Buz, ateş, tuz, kalem kurşunu, su, bakır, neon, yosun, çeşitli kuş tüyleri, gül, yumurta, tütün yaprakları , duman gibi farklı elemanları bir arada kullanarak yaptığı genelde kısa ömürlü, süreçsel enstalasyonları sanatçının karakteristik ögelerinden.
Fotoğraf: www.artribune.com

Adsız veya Salata Yiyen Heykel, Giovanni Anselmo,1968. Bu eser sanatçının en iyi bilinen eserlerinden biridir: Bakır telle bağlanmış bir büyük bir küçük granitin arasına sıkıştırılmış yeşil salatadan oluşur. Yeşil salatanın kurumasına izin verilirse telin gevşemesi ile küçük taş düşer. Heykelin parçalara ayrılmasını önlemek için yeşil salatanın kurumadan değiştirilmesi gerekir. Anselmo, su, plastik, sebze gibi malzemeler kullanarak gerilim, enerji, yerçekimi gibi olguları görselleştirme çabası içinde olmuştur. Fotoğraf:contemporaryideas.blogspot.com

Adsız veya Salata Yiyen Heykel, Giovanni Anselmo,1968.
Bu eser sanatçının en iyi bilinen eserlerinden biridir: Bakır telle bağlanmış bir büyük bir küçük granitin arasına sıkıştırılmış yeşil salatadan oluşur. Yeşil salatanın kurumasına izin verilirse telin gevşemesi ile küçük taş düşer. Heykelin parçalara ayrılmasını önlemek için yeşil salatanın kurumadan değiştirilmesi gerekir.
Anselmo, su, plastik, sebze gibi malzemeler kullanarak gerilim, enerji, yerçekimi gibi olguları görselleştirme çabası içinde olmuştur.
Fotoğraf:contemporaryideas.blogspot.com

  • Marisa Merz, geleneksel bir yöntem olan dokuma eyleminin emek yoğun sürecini yapıtlarının önemli bir parçası yapmıştır.
  • Mario Merz yapıtlarında enerji simgesi olarak neon ışıkları, elektrik, taş ve toprakla kurguladığı enstalasyonlarında insanın barınma gibi temel ihtiyaçlarına ve doğayla ilişkisine göndermede bulunmuştur. Kurşun kalemi kağıttan hiç ayırmadan gerçekleştirdiği resimlerle dikkat çekmiş, Eskimo evlerini andıran enstalasyonları ile tanınmıştır.
  • Arte Povera akımının kurucularından olan Yunan Jannis Kounellis (1936-), 20. yüzyılın önemli sanatçılarından biri. Kounellis, 1960’ların sonunda bir galeride çok sayıda atık toplamış; pamuk, demir, kahve, ahşap, taş, ateş, çuval, bitki ve canlı hayvan gibi malzemelerle ilginç mekanlar kurgulamıştır. Gündelik malzemeyle, sıradan nesnelerle lirik, kavramları tartışmaya açan ve önyargılara karşı çıkan bir hamle başlatmıştır. 1969 yılında 12 atı bir galeriye getirdi. Atlar bir süre galeride kaldılar. İzleyiciler onları gördü, izledi. Dönemin bu sansasyonel enstalasyonu Arte Povera’nın gündeme gelmesinde etkili oldu. Mekana yapılan müdahaleler, performanslar bu işten etkilendi. 12 At, Arte Povera sanatçılarının sanatın alınıp satılan bir meta olmasına yönelik tepkisinin uç noktada bir temsili olmuştur. Ama:
Contemporary İstanbul 2015’in öne çıkan işlerinden; İstanbul Kongre Merkezi’nde sergilenen Jannis Kounellis’in İsimsiz adlı eseri 1 milyon 400 bin Euro’ya alıcı bularak fuarın satılan en pahalı eseri oldu. Fotoğraf: www.hurriyet.com.tr

Contemporary İstanbul 2015’in öne çıkan işlerinden; İstanbul Kongre Merkezi’nde sergilenen Jannis Kounellis’in İsimsiz adlı eseri 1 milyon 400 bin Euro’ya alıcı bularak fuarın satılan en pahalı eseri oldu.
Fotoğraf: www.hurriyet.com.tr

  • Pino Pascali, konserve kutuları, pelüş, saman gibi malzemeleri dönüştürerek hayvan ve bitki formlarını akla getiren heykeller yapmıştır. Sanatçıya göre Amerika bir eylem alanı, Avrupa eylem üzerine düşünme alanıdır. İtalya ise seçici ve içine kapalı bir yerdir.
  • Gilberto Zorio buharlaşma, basınç, ısınma ve nemlenme gibi doğal fizik yasalarına göndermede bulunduğu enstalasyonlarında izleyicinin fiziksel katılımının ortama kattığı enerjiyi bir malzeme gibi kullanmıştır.