Etiket arşivi: Michelangelo Antonioni

Çağdaş Sanata Varış 326|Çağdaş Sinema 3

Fotoğraf: www.biriyilik.com.

Fotoğraf: www.biriyilik.com.

  • Bilimkurgu-aksiyon türünün atmosferini yepyeni bir biçimde farklı bir aksiyon estetiği ile sunan Matrix serisi (1999-2003) (Matrix-dölyatağı) gerçeklikten kuşku duyma, mesihvari güçlerle donatılma, beynin gücüne inanma, içerdiği görsel estetik, tekno-fütüristik yapısı, verdiği basit ama kesin cevaplarla, getirdiği felsefi okumalar ve gizli alt-metinler ile hemen vizyon ertesinde seyirci tarafından kült statüsüne kondu. Serinin yaratıcısı, senaristi ve yönetmeni olan Andy ve Larry Wachowski kardeşler filmi en başından bir üçleme olarak tasarlamışlardı. Sinema tarihinin en büyük fenomenlerinden biri olan seri hakkında pek çok makale yazıldı, kitaplar derlendi; film pek çok felsefi, edebi okumalara maruz kaldı; Hıristiyanlık ile Sufizm ile bağdaştırıldı, varoluşçu alt-metinler, faşizan ögeler bulundu. Kardeşler filmin beslendiği referansları (Alice Harikalar Diyarında, Oz Büyücüsü, Kabuktaki Hayalet, İncil, Yunan Mitolojisi, kullanılan flow-motion tekniğinin alındığı Hong Kong ve Çin dövüş filmleri) tırnak içine almadan, saygı duruşu gibi göstermeden kullandılar. Filmin anlattıkları daha önce Gizemli Şehir, Aç Gözünü, Truman Şov, Yaşıyorlar gibi filmlerde işlenmişti ama Matrix’in içerdiği görsel estetik, verdiği kesin ama çekici cevaplar farklıydı. Matrix böylece 2000’lerin miti oldu ve en sık referans kaynaklarından biri haline gelirken kendi adı ile anılan bir estetik yarattı.
  • Michelangelo Antonioni (1912-2007) son kısa metraj filmi Michelangelo’nun Bakışı’nı (2000) Roma’daki San Pietro in Vincoli Kilisesi’nde çekti. Onu, kiliseye tek başına girerken görürüz. Papa II. Julius bu kilisedeki kabrini Michalangelo’ya ısmarlamıştır. Musa heykeli de sanatçının tasarladığı kabrin bir parçasıdır. Antonioni kabre yavaşça yaklaşır ve bütün film Antonioni ile Michelangelo’nun Musa’sı arasında gidip gelen bakışlar, tek kelime edilmeyen bir diyalogdan ibarettir. Film hakkında Jean-Claude Carriére şöyle der: “Çağımıza damgasını vuran kendini gösterme ve konuşma çılgınlığı, nesnesi olmayan kıpır kıpırlık, bu filmde, sessizlik ve sinemacının gözü tarafından sorgulanıyor.”

 

İtalyan Yeni Gerçekçi Sineması

İtalyan Yeni Gerçekçi Sineması (1944-1955)

Faşist diktatör Benito Mussolini sinemanın önemini anlamış, 1937 yılında Roma’daki Cinecittà film stüdyosu devlet tekeli olarak  kurulmuş, Beyaz Telefon Filmleri olarak adlandırılan, halkın dikkatini baskı rejiminden uzaklaştırmak ve halkı eğlendirmek amacı taşıyan pek çok film bu stüdyolarda çekilmişti. Stüdyonun o dönemki sloganı “Sinema, en güçlü silahtır” idi. 1943 yılında Naziler, İtalya’yı işgal ettiklerinde stüdyoyu yağmaladılar. Prodüksiyon tesisleri geçici olarak Venedik’e taşındı ama Cinecittà savaş sonuna dek müttefik kuvvetlerin bombalarına hedef oldu.

Savaş sonrası devlet tekeli kalkınca küçük film yapımcıları varlık gösterebildi. Artık senaryoyu onaylaması gereken bir merci kalmamıştı.

Michelangelo Antonioni, Luchino Visconti, Gianni Puccini, Cesare Zavattini, Giuseppe De Santis, Pietro Ingrao ve Vittorio De Sica Yeni Gerçekçi akımın önemli adları. Politik olarak aktif, estetik olarak devrimci filmler yaptılar.

İtalyan Yeni Gerçekçiliği’nin konuları, dönemin İtalyan orta sınıfının, işçi sınıfının günlük yaşamını, faşist bir güce karşı dayanışmasını yansıtmak, Savaş sonrası İtalya’daki  ekonomik kargaşa ve belirsizlik ortamında ortaya çıkmış olan yoksulluk, işsizlik, umutsuzluk ve ahlaki çöküşü ve yıkılmışlık hissini işlemek, salon filmlerinin aksine hayal kırıklığına uğramış çalışan insanların gündelik sorunlarına eğilmekti. Gerçekten yaşanan olayları ve dramları perdeye getirmek istiyorlar, hümanist bir bakış açısıyla duygulara vurgu yapıyorlardı.

Akım, Beyaz Telefon Filmleri’ne bir tepki idi. Akımın teorisyeni yazar ve eleştirmen Zavattini, filmlerde insan doğasını yansıtmanın ana amaç olduğunu, profesyonel oyuncunun bu doğayı yansıtamayacağını öne sürüyordu. Çekimlerin çoğunu hiçbir oyunculuk deneyimi olmayan, amatör oyuncularla ve stüdyo yerine sokaklarda  yaptılar. Akımın filmlerinde çocuk karakterler önemli yer tutmuştu. Bu durum da profesyonel oyuncu ile çalışmama ilkesine; çok düşük bütçelerle çekilen bu filmlerde sokakta yapılan çekim, hem teoriye hem bütçeye uygundu. Çekimler sessiz olarak yapılıyor, sesler filme sonradan ekleniyordu. Kamera hareketleri azdı, mümkün olduğunca basit, doğal bir kurgu tercih ediliyordu. Filme psikolojik öge katmaya da karşıydılar.

Yeni Gerçekçiler, Fransız Şiirsel Gerçekçiliği’nden etkilenmişlerdi. Şiirsel Gerçekçilik, 1930’larda Büyük Buhran ile eşzamanlı ortaya çıkmış, II. Dünya Savaşı sona erene kadar etkisini sürdürmüştür. Mutsuz, umutsuz insanların durumunu anlatan filmlerin en önemli yönetmenleri Jean Renoir ve Marcel Carné idi. Antonioni ve Visconti Jean Renoir’ın asistanı olarak çalışmışlardı. Şiirsel Gerçekçilik Savaş sonrası yerini İtalyan Yeni Gerçekçik Akımı’na bıraktı. İtalyan Yeni Gerçekçiliği de, yine toplumsal meselelere eğilen, Fransız Yeni Dalga (1950’li, 60’lı yıllar) akımını etkiledi.

Roberto Rossellini’nin, Yeni Gerçekçiliğin başlangıç filmi olarak kabul edilen “Roma, Açık Şehir”’i (Roma, Città Aperta, 1945), Nazilerin teslim olan Roma’yı işgal ettikleri 1944 yılını konu alıyordu. Faşist bir güce karşı İtalyan orta sınıfının dayanışmasını konu alan film, savaşın hemen akabinde o günleri unutmak isteyen İtalyanlar tarafından başta çok ilgi görmese de, yıllar içinde hem ulusal hem de uluslararası camiada ün kazandı ve Yeni Gerçekçiliğin simge filmlerinden biri haline geldi. Anna Magnani ve Aldo Fabrizi gibi birkaç profesyonel oyuncunun dışında, tümüyle amatörler oynamıştı.1946 yılında Cannes Film Festivali’nde Altın Palmiye ödülünü kazandı.

Roberto Rossellini’nin, Yeni Gerçekçiliğin başlangıç filmi olarak kabul edilen “Roma, Açık Şehir”’i (Roma, Città Aperta, 1945), Nazilerin teslim olan Roma’yı işgal ettikleri 1944 yılını konu alıyordu. Faşist bir güce karşı İtalyan orta sınıfının dayanışmasını konu alan film, savaşın hemen akabinde o günleri unutmak isteyen İtalyanlar tarafından başta çok ilgi görmese de, yıllar içinde hem ulusal hem de uluslararası camiada ün kazandı ve Yeni Gerçekçiliğin simge filmlerinden biri haline geldi. Anna Magnani ve Aldo Fabrizi gibi birkaç profesyonel oyuncunun dışında, tümüyle amatörler oynamıştı.1946 yılında Cannes Film Festivali’nde Altın Palmiye ödülünü kazandı.

Yeni Gerçekçiliğin en çok bilinen, en çok atıfta bulunulan, kült filmi "Ladri di Biciclette" (Bisiklet Hırsızları, 1948). Vittorio de Sica'nın başyapıtı, savaşın ardından Roma'nın içinde bulunduğu yıkılmışlığı ve çaresizliği, bir ailenin gözünden anlatıyordu. Ricci ailesinin babasının çalışmak için sahip olması gereken ve eşyalarını rehin vererek aldığı bisikletinin çalınmasını ve baba-oğulun çalıntı bisikleti arayışlarını anlatan film, amatör oyuncularla çekilmişti. Solcuların filme tepkisi, “komünist rejim olsaydı, bisiklet bulunurdu” şeklinde olmuş.

Yeni Gerçekçiliğin en çok bilinen, en çok atıfta bulunulan, kült filmi “Ladri di Biciclette” (Bisiklet Hırsızları, 1948). Vittorio de Sica’nın başyapıtı, savaşın ardından Roma’nın içinde bulunduğu yıkılmışlığı ve çaresizliği, bir ailenin gözünden anlatıyordu. Ricci ailesinin babasının çalışmak için sahip olması gereken ve eşyalarını rehin vererek aldığı bisikletinin çalınmasını ve baba-oğulun çalıntı bisikleti arayışlarını anlatan film, amatör oyuncularla çekilmişti. Solcuların filme tepkisi, “komünist rejim olsaydı, bisiklet bulunurdu” şeklinde olmuş.

Genel kabule göre akımın son filmi Vittorio De Sica'nın 1952 tarihli Umberto D.'sidir. Kimileri, Federico Fellini'nin 1954 tarihli filmi Sonsuz Sokaklar’ı (La Strada) da bu akıma dahil eder.

Genel kabule göre akımın son filmi Vittorio De Sica’nın 1952 tarihli Umberto D.’sidir. Kimileri, Federico Fellini’nin 1954 tarihli filmi Sonsuz Sokaklar’ı (La Strada) da bu akıma dahil eder.

Kaldırım Çocukları, Bisiklet Hırsızları ve Umberto D.’nin senaryolarını Cesare Zavattini yazdı. Visconti, Tutku, Yer Sarsılıyor ve Rocco ve Kardeşleri’ni; Rossellini, Roma Açık Şehir, Hemşeri, Almanya Sıfır Yılı ve Stromboli’yi; Vittorio De Sica, Bisiklet Hırsızları, Milano’da Mucize, Kaldırım Çocukları ve Umberto D.’yi; Giuseppe De Santis, Acı Pirinç’i; Fellini Sonsuz Sokaklar’ı çekti.

Zavattini, Rossellini, Visconti ve De Sica sonraki 50 yıl için geçerli olacak temel ilkeleri tanımladılar. Yeni Gerçekçilik bir akım olarak birkaç yıl içinde sona ermiş olsa bile, bu akımın estetiğinin etkileri hala hissediliyor.

 

Yararlanılan Kaynaklar

  • Bir Film Nasıl Okunur?, James Monaco, Oğlak Bilimsel Kitaplar, 2001.
  • 100 Yılın 100 Yönetmeni, Atilla Dorsay, Remzi Kitabevi, 2000.
  • Mutlu Sanat Odası, Nadir Öperli  ders notları.
  • İtalyan Yeni Gerçekçi Sineması, Milliyet Sanat Dergisi.