Etiket arşivi: Mezopotamya

Şiddet 33 | Eski İsrail’de Kadının Konumu 3

Ukrayna’nın Lviv kentindeki Hasidik Sinagogu’ndan. Bu dindar kesimin üyeleri genelde erken yaşta ve çöpçatan aracılığıyla evleniyor ve düğün öncesi birbirlerini tanıma fırsatını pek bulamıyorlar. Evli kadınlar saçlarını göstermiyorlar. Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

Ukrayna’nın Lviv kentindeki Hasidik Sinagogu’ndan.
Bu dindar kesimin üyeleri genelde erken yaşta ve çöpçatan aracılığıyla evleniyor ve düğün öncesi birbirlerini tanıma fırsatını pek bulamıyorlar. Evli kadınlar saçlarını göstermiyorlar.
Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

  • Çokeşliliğin yaygın olduğu Mezopotamya’da Babil Yahudileri de çokeşli; tekeşliliğin geçerli olduğu Roma İmparatorluğu’nda yaşayan Yahudiler ise tekeşli yaşam sürmüşlerdir. Hahamlar, Tevrat’ta her iki duruma da cevaz veren ayetler bulmuşlardır.
  • Pers İmparatorluğu sınırları içinde yaşayan hahamlar, meşru veya gayrı meşru doğan bütün çocuklara eşit haklar tanımıştır.
  • Doğulu hahamlar, erken evliliği daima teşvik etmiştir.
  • Çöpçatanlık, bazen hahamların da yaptığı, şerefli bir iş olarak görülür.
  • Sözleşme yolu ile teminat vermeden bir kadınla evlenmek, o kadına doğru davranmamak anlamına gelir.
  • Genç kızın çeyizi kocanın vefatı veya boşanma halinde, ihtiyat parası olarak kenara konurdu. Karısına ait diğer mallarla birlikte çeyizi de koca idare eder, bunları, kullanma hakkını saklı tutardı. En fakirlerin çeyizini ise cemaat karşılardı.
  • Cemaat içi evlilik yapmak ya da en azından Yahudi olmayan eşin din değiştirmesini sağlamak ve doğacak çocukların Yahudi dinine uygun yetişmesini sağlamak gerekir. Yahudi kadın din kurallarının evde uygulanmasını sağlayan kişidir. Yabancı kadınla evlenme, onların kendi inançlarını getirerek Yahudi inancının sarsılmasına neden olabileceği; çocukların İbranice veya Aramice yerine annelerinin dilini konuşacağı gibi sakıncalar nedeniyle yasaklanmıştır. Aynı statüden kadın almak da ekonomik kaynakların miras yoluyla azalmasına sebebiyet vereceğinden istenmez. Cemaat, arasına yeni bir aileyi kabul edecektir; bu bakımdan onun da diyecekleri vardır.
  • Eski Yunan ve Roma’nın tanımadığı bir olgu olan insanın doğuştan günahkar olduğu inancı Yahudilik ile ortaya atıldı.
  • Yine Antik Yunan ve Roma’ya tamamen yabancı olan kendi bedeninden utanç duyma, Havva’nın yasayı çiğneyerek, Tanrı’nın Bilgi Ağacı’nın meyvesini koparmaması yolundaki buyruğu çiğnemesinin ilk sonucuydu; Adem ve Havva gözlerini açmışlar, çıplak olduklarını fark etmişler ve incir yapraklarını kendilerine örtü yapmışlardır. Utanma duygusu Musevilikten Hıristiyanlığa geçmiştir.
  • Önceleri cinsel birleşmenin örtü altında, tarafların çıplak vücutlarını birbirlerine göstermeden gerçekleşmesi gerekiyordu.
  • Zebur, anneler bizleri günah işleyerek doğurdu, der.
  • Ezgiler Ezgisi hariç, Tevrat’ta cinselliğe değinen bölümler kaba, kadını ilgilendiren bölümler düşmancadır. Eski Ahit kitaplarından biri olan Vaiz Kitabı’nda “Bir elbisede güve ürer, bir kadında da kötülük,” der.
  • Tapınaktaki ayin, on erkeğin mevcudiyetini gerektirir.
  • Sinagogda kadınlarla erkeklerin bölümü ayrıdır. Reformcular, kadınları yukarı bölüme, maksure’ye, alarak cemaatten ayırmıyorlar.
  • Eski çağlarda Yahudilik çocuğa, erkekten ya da kadından gelebilirken, ilerleyen yüzyıllarda Yahudiliğin sadece kadından gelmesi esası geçerli olmuştur.

 

Şiddet 31 | Eski İsrail’de Kadının Konumu 1

Eski Mezopotamya mitolojisinde düzen ve düzensizlik cinsiyet temelli bir anlatıma dayanır. Enuma Eliş Destanı’nda eril Apsu tatlı suları ve düzeni temsil ederken, dişi Tiamat acı suları ve düzensizliği/kaosu temsil eder. 14. İstanbul Bienali’nde Merve Kılıçer’in (1987-) hazırladığı Tiamat Kitabı, bir metre uzunluğunda çinko bir plaka üzerine, asit ve kuru kazı teknikleri ile hazırlanmıştır. Yeryüzü’nün Tiamat’ın parçalara ayrılmış bedeninden doğduğunu anlatan bu mit, yıkım ve yeniden yaratılış kavramlarına odaklanan fantastik ve renkli imgeler sunar. Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

Eski Mezopotamya mitolojisinde düzen ve düzensizlik cinsiyet temelli bir anlatıma dayanır. Enuma Eliş Destanı’nda eril Apsu tatlı suları ve düzeni temsil ederken, dişi Tiamat acı suları ve düzensizliği/kaosu temsil eder.
14. İstanbul Bienali’nde Merve Kılıçer’in (1987-) hazırladığı Tiamat Kitabı, bir metre uzunluğunda çinko bir plaka üzerine, asit ve kuru kazı teknikleri ile hazırlanmıştır. Yeryüzü’nün Tiamat’ın parçalara ayrılmış bedeninden doğduğunu anlatan bu mit, yıkım ve yeniden yaratılış kavramlarına odaklanan fantastik ve renkli imgeler sunar.
Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

 

  • Mezopotamya’da Sümer, Akad, Asur ve Babil devletlerinde ve Ön Asya’da Eskiçağ aile hukuku çerçevesinde kadının konumu evlenme, boşanma ve miras konularında benzer kurallar ile belirlenmiştir. Benzerliğin sebebi ataerkillik kavramının tüm zamanların ve toplumların değişmez doktrini olmasıdır. Ataerkil düzende kadınların konumları önce babaları ya da erkek kardeşleri sonra da kocaları tarafından belirlenir.
  • Eski Yakındoğu toplumlarına benzer olarak antik İsrail ailelerinde endogami (aynı sosyal grup içinden evlenme), baba soylu, ataerkil, baba evi merkezli, sülaleci, çok eşli olma gibi benzer özellikler görülmektedir.
  • İsrail’de Krallık öncesindeki dönemi kapsayan atalar dönemi kadının konumu ile krallığın kurulmasından sonraki dönemde kadının konumu arasında fark vardır.
  • Tarihi devirler içerisinde yaygın bir iktidar biçimi olan ataerkillik Eski Ahit’in de vurguladığı bir iktidar yöntemidir. Antik İsrail’de kadın söz konusu olduğunda Eski Ahit içerisinde farklı görüşlere ait izler vardır. Bu farkların, Eski Ahit içinde yer alan metinlerin farklı zamanlarda, farklı yazmanlarca derlenmesinden ötürü olayların farklı yorumlanmasına yol açtığı düşünülüyor.
  • Çıkış Kitabı’na göre kadının yaratılış amacı erkeğe yardımcı olmaktır. Yahvist metne göre Tanrı topraktan erkeği yaratırken, Talmud’a göre insanı kendi suretinde erkek ve dişi olarak yaratmıştır. İlk günah sonrası kadına erkek tarafından ad verilmesi ile erkek ile kadın arasındaki eşitlik tamamen yok olmuştur. Bundan sonra kadın ailede erkeğin en büyük yardımcısıdır. Musevi metinlerinde Tanrı ilk olarak Adem’i yaratmış, Havva’yı çok sonra, Adem’e yardımcı olarak, onun kaburga kemiğinden yaratmıştır.
  • Eski Ahit’te kadının pek çok imajı vardır: eş, anne, kız çocuk ve ata (Sara, Rebeka, Hana, Rut); peygamber (Debora, Hulda); kurtarıcı (Ester, Rahav, Abigail); ana kraliçe (İzabel, Atalya); kahraman (Yael); komplocu (Naomi) gibi.
  • Antik İsrail’de otorite, kendisinden sonraki varisi belirleyen babadır. Eski Ahit’e göre dünya, herkesin ve her şeyin yerinin kesin kurallara göre belirlendiği hiyerarşik bir düzendedir. Devletin bir kralı, köyün yaşlıları, kabilelerin şefleri ve her hanenin de erkek bir lideri vardır. Herkesin liderin emirlerine uyması gerekir. Eski İsrailli kendini baba evinin ferdi olarak tanımlar.
  • Sürüler ailelerin mülkü iken, otlaklar topluma aitti. Kadın önce babasının, evlendikten sonra da kocasının mülkü sayılırdı.

 

Nar 1

Fotoğraf: www.ugallery.com

Fotoğraf: www.ugallery.com

  • Narın vatanı Hazar Denizi’nden Kafkaslar’a ve Anadolu’nun kuzey doğusuna uzanan topraklardır.
  • Nar ağacı en erken MÖ 4000-3000lerde görülür. Bunu, Mezopotamya’da bulunan vazolarda, seramik objelerdeki betimlemelerde görüyor, şiirler ve diğer metinler sayesinde biliyoruz.
  • Nar, Asur Devleti zamanında Mezopotamya’daki servi, sedir, çam, hurma, asma gibi kutsal ağaçlar arasındaydı. Nar, burada MÖ 2000’lerden itibaren ölüm ve hayatı, bereketi ve bolluğu, aşkı ve kutsal evliliği sembolleştiren stilize Asur ağacının bir parçasıdır. Asur’da nar, ölüme, hüzne ve göz yaşına, hayata, aşka ve sevince, tanelerinin renginden ötürü kana ve hayat enerjisine çağrışım yapmış, dini ve mistik şiirlerde, efsanelerde ve görsel sanatlarda yer almıştır.
  • MÖ 2000’lerden itibaren nar, Fenike’de, İsrail ve Filistin’de de dini ve mistik düşüncelerin sembolü olmuştur.
  • Tevrat’ta Tanrı, Hz. Musa’ya (ö. MÖ 1353) rahiplerin kırmızı, mavi ve mor renkli nar çiçekleriyle ve altın çanlarla işlenmiş elbiseler giymesini emretmiştir. Bu şekilde hazırlanmış ilk kıyafeti Hz. Musa’nın kardeşi Hz. Harun giymiştir. Buğday, arpa, üzüm, incir, zeytin ve bal gibi nar da İsrail’e ait özel ürünler arasındadır. Hz. Süleyman Tapınağı’nın önüne dikilen iki tunç sütunun başlığındaki kaselerin içinde 200 tane tunçtan yapılmış nar bulunduğu; sütun başlıklarının her birinin ağla kaplı olduğu, ağın üzerinin 7 sıra örgülü zincirle ve iki sıra nar motifiyle bezeli olduğu yazılıdır. Bu sütunların, eski çağdaki kutsal hayat ağacının bir versiyonu olduğu; narların hayatı ve bereketi, ölümden sonra dirilişi simgelediği düşünülüyor. Yahudi topluluğunun narla Mısır’da tanıştığını, Mısır’dan çıktıktan sonra gittikleri yerden şikayetçi olma nedenleri arasında orada nar ağacı olmamasının da bulunduğunu kutsal kitaptan öğreniyoruz.
  • İsrail’de ve Suriye’de önemli kişilerin mezarlarına nar ve nar şeklinde objelerin gömüldüğünü Eriha’daki MÖ 1600 yılına ait bir mezardan ve MÖ 13. yüzyıla ait Tel Nami’deki, Hama’daki, Tel Lachish’teki mezarlarda bulunan camdan, fildişinden, tahtadan yapılma nar şeklindeki objelerden biliyoruz. Bu buluntular, Suriye’de ve İsrail’de narın hayat ağacı ile bağlantılı olarak düşünüldüğünü, ölüm ve ölümden sonra dirilişi simgelediğini düşündürüyor.

 

 

Takvimlerimiz

  • Milattan önce, Aşağı ve Yukarı Mezopotamya uygarlıklarınca oluşturulan ilkel takvim, tümüyle doğa olaylarının gözlenmesine dayanır. Toprak, ekin, rüzgar, hayvanların göçleri, yavrulamaları ve takım yıldızların çıplak gözle izlenmesine göre düzenlenmiş, 12 ay ve dört mevsim esasına dayalı takvimdir.
60 yıllık devreleri ile Göktürkler, Uygur Türkleri, Tuna Bulgarları, İdil Bulgarları da bu takvimi kullanmış, Çin'in hemen kuzeyinde bulundukları için büyük ihtimalle Hun Türkleri de kullanmıştır. Göktürk Yazıtları, Uygur kitap ve hukuk belgeleri, Tuna Bulgarları'nın yazıtları, Bulgar Hakanları Listesi ve Manas Destanı'ndaki bazı olaylar da bu takvim ile tarihlendirilmiştir. Bu takvimde her hayvan bir yılı gösterir. Takvimdeki hayvanlar fare, öküz, pars, tavşan, ejderha, yılan, at, koyun, maymun, tavuk, köpek ve domuzdur. Fransız sinolog Edouard Chavannes’ın 12 Hayvanlı Türk Takvimi adlı araştırmasında, Asya'da kullanılan 12 hayvanlı takvimin Türklere ait bir takvim sistemi olduğunu ve Çinlilerin bu takvimi Türklerden aldığını düşünerek takvime 12 Hayvanlı Türk Takvimi adı vermiştir. Yakutlar (Sakalar) ise 12 hayvanlı yıl takvimini kullanmakla birlikte, hayvanların yerine tanrıların adlarını kullanmışlardır. Fotoğraf:tr.wikipedia.org

60 yıllık devreleri ile Göktürkler, Uygur Türkleri, Tuna Bulgarları, İdil Bulgarları da bu takvimi kullanmış, Çin’in hemen kuzeyinde bulundukları için büyük ihtimalle Hun Türkleri de kullanmıştır.
Göktürk Yazıtları, Uygur kitap ve hukuk belgeleri, Tuna Bulgarları’nın yazıtları, Bulgar Hakanları Listesi ve Manas Destanı’ndaki bazı olaylar da bu takvim ile tarihlendirilmiştir.
Bu takvimde her hayvan bir yılı gösterir. Takvimdeki hayvanlar fare, öküz, pars, tavşan, ejderha, yılan, at, koyun, maymun, tavuk, köpek ve domuzdur.
Fransız sinolog Edouard Chavannes’ın 12 Hayvanlı Türk Takvimi adlı araştırmasında, Asya’da kullanılan 12 hayvanlı takvimin Türklere ait bir takvim sistemi olduğunu ve Çinlilerin bu takvimi Türklerden aldığını düşünerek takvime 12 Hayvanlı Türk Takvimi adı vermiştir. Yakutlar (Sakalar) ise 12 hayvanlı yıl takvimini kullanmakla birlikte, hayvanların yerine tanrıların adlarını kullanmışlardır.
Fotoğraf:tr.wikipedia.org

  • 11. yüzyılda, ünlü şair, matematikçi ve astronom Ömer Hayyam tarafından oluşturulan takvim. Hayyam, Ay sistemine dayandırarak ilkel takvimi yeniden düzenlemiştir. Ay’ın Dünya etrafındaki devrine göre, yıl 354 gün olarak kabul edilmiş; Hicri, Kameri denilen takvimin temeli atılmıştır.
  • Hicri takvim, Ay sistemine dayalı bir başka takvimdir. Başlangıç tarihi olarak Hz. Muhammed’in Mekke’den Medine’ye göçü, 622 yılı, kabul edilir. Hicret’in 17. yılından sonra kullanılmaya başlanmıştır. Cumhuriyet’in ilanından sonra da, 1926 yılına kadar kullanılmıştır. Diğer İslam ülkelerinde hala kullanılmaktadır. Yıl 354 gündür.
  • Rumi takvim, başlangıcı 1 Mart olarak kabul eden, yılı 365 gün olarak belirleyen, MÖ 46 yılında Roma İmparatoru Jül Sezar adına düzenlenen takvimdir. Osmanlı İmparatorluğu’nda 1678 yılından sonra mali işlerde kullanılmıştır. Hicri takvim ile Miladi takvim arasında geçişin gerçekleştirildiği takvimdir.
  • Miladi takvim, Gregoryen takvim, yıl 365 gün, 12 ay ve dört mevsim olarak düzenlenmiştir. İlk kez 12. yüzyılda, Papa XII. Gregorius’un öncülüğünde gerçekleştirilmiştir. Dünya’nın Güneş etrafındaki devrini esas alır. Başlangıç olarak da, Hz. İsa’nın doğumunu kabul eder. 1926 yılında, TBMM kararıyla bizde de kabul edildi.

 

Özbekistan Gezisi 10 Ülke Olarak Özbekistan 1 Seyhun, Ceyhun Nehri ve Aral Gölü

  • Özbekistan, nüfusu, coğrafi konumu, doğal kaynakları ve ekonomisi ile bölgenin güçlü devleti konumundadır.
  • Özbekistan Cumhuriyeti Orta Asya’nın tam ortasında; SSCB zamanında bölgedeki cumhuriyetlerin tam merkezinde yer alan, bugün her biri bağımsız cumhuriyet olmuş bu devletlerin hepsi ile komşu olan tek devlettir.
  • Komşu ülkeler Kazakistan, Kırgızistan, Tacikistan, Türkmenistan ve Afganistan’ın aksine Özbekistan nüfusu ağırlıklı olarak belli bir etnik yapıya dayanır. 25 milyonu geçen nüfusunun %80’inden fazlası Özbek’tir.
  • Topraklarının yaklaşık %80’i Amu Derya (Ceyhun) ile Siri Derya (Seyhun) arasında bulunur. Siri Derya, tarihin her döneminde kuzeyde göçebelerin yaşadığı steplerin sınırını oluşturmuştur. Amu Derya ise tarihin her döneminde Türk ve Fars dünyalarının sınırını oluşturmuştur. Siri Derya Tienşan Dağları’ndan (Tanrı Dağları), Kırgızistan’dan; Orta Asya’nın en büyük nehri Amu Derya Hindikuş Dağları’ndan, Afganistan’ın merkezi ile Pakistan’ın kuzeyinden, Tacikistan’dan doğar. Her ikisi de Aral Gölü’ne dökülür. Bir rivayete göre, Amu Derya bir zamanlar Hazar Denizi’ne dökülüyormuş.
  • Ülkenin konumu bir anlamda Mezopotamya ile kıyaslanabilir ve bu özelliği ona tarihte kültürel ve ticari anlamda çok büyük bir zenginlik sağlamıştır.
  • Özbekistan’ın topraklarının üçte ikisi steplerden ve çöllerden oluşur. Doğusunda 4500 metreye ulaşan zirvelere sahiptir.
  • Özbekistan altın üretiminde dünyada yedinci sıradadır. Özbekistan petrol, doğal gaz, uranyum, gümüş, bakır, çinko ve kömür rezervlerine sahiptir.
Bir zamanlar Aral Gölü vardı. Fotoğraf:www.ntv.com

Bir zamanlar Aral Gölü vardı.
Fotoğraf:www.ntv.com

  • Orta Asya’nın en kaliteli toprakları, güneydeki dağların eteklerinde yer alan vahalarda ve büyük nehirlerin alüvyon ovalarında bulunmaktadır. Verimli vahalar, fazla sularını Seyhun Nehri’nin aldığı Fergana Vadisi ve Taşkent vahaları dahil, Ceyhun Nehri  ile Semerkand ve Buhara vahaları arasında akan Zerefşan boyunca sıralanmış, daha çok, löslü dağ kenarı ovalarındadır. Rüzgarlar etkili olduğu alanlarda, yerden havalandırdıkları kum ve toz boyutunda­ki malzemeyi hızlarının azaldığı yerlerde biriktirirler. Kum boyutundaki malzemelerin biriktiği alanlarda kumullar, toz boyutundaki malzemenin biriktiği alanlarda ise lös adı verilen topraklar oluşur. Lösler mineral bakımından zengin oldukları için en verimli toprak gruplarındandır.
  • Ceyhun Nehri Deltası’nın alüvyonlu toprakları, insanların en eski çağlardan beri, Harezm vahasının deltasında yaşamlarını desteklemiştir. Orta Asya ırmakları yılda iki kez büyük bir debiyle akar: Önce yağmurların en çok yağdığı ve alçak yamaçlardaki karların eridiği ilkbaharda, sonra da, dağ buzullarının çözüldüğü yaz ortasında. Vahaların çevresindeyse, çalı ve yarı-çalıların yoğun olduğu bitki örtülü çöller bulunmaktadır.
  • Özbekistan topraklarının %10’undan fazlası sulu tarıma elverişlidir. SSCB döneminde Sovyetler’in tüm pamuk gereksinimi buradan sağlanmıştır. 1980 yılında pamuk üretimi 9.000.000 tona ulaşmıştır. Bu hedefe ulaşmak için akarsuların olağanüstü ölçülerde tarım alanlarına yönlendirilmesi Aral Gölü’nün giderek kurumasına, gölün yayıldığı alanın yarı yarıya küçülmesine, yani tam bir çevre felaketine yol açmıştır. Batı Türkistan’da Özbekistan ile Kazakistan arasındaki gölün büyük kısmı Özbekistan’a aittir. Aral, Özbekistan’ın Karakalpakistan bölgesindedir. Gölün etrafı Karakum, Kızılkum ve Üstyurt çölleri ile çevrili olduğundan göl kıyısında şehir yoktur. Nehirler uzun yıllardır tüm güçlerini pamuğa harcıyorlar. Öyle ki, kurak bozkırlar ve çöller bile pamuk tarlasına çevrilmiş. 1200 kilometre karelik Karakum Kanalı, bu iş için hayata geçirilmiş dev bir proje. Kanal şimdi Türkmenistan’a ait. Bazı yerlerde Dicle’nin iki katı genişliğe ulaşan bu kanal, Amu Derya’nın suyunu Karakum Çölü’ne taşıyor ve bu sayede çölde pamuk yetiştiriliyor. Nehirlerin suyu pamuk tarlalarına akıtıldığı için Aral’a su ulaşamıyor. Aral’ın üzerindeki pek çok ada ve adacıktan biri olan Rönesans Adası, Soğuk Savaş döneminde ölümcül biyolojik silahların geliştirildiği bir laboratuvar olarak kullanıldı. Aral, orijinal halinde iken Marmara Denizi’nin yaklaşık üç katı büyüklüğünde bir iç denizdi; Asya’nın ikinci, dünyanın dördüncü (Hazar Denizi, Kuzey Amerika’daki Superior ve Afrika’daki Victoria’dan sonra) büyük gölü idi. Son yıllarda eski yüzölçümünün %10’una kadar gerilemiştir. Çevre sorunlarının baş göstermesine karşın, Özbekistan ekonomisi pamuk üretimine bağımlı olduğu için durum çok karmaşıktır. Çözüm olarak sulanabilen toprakların bir bölümü daha az sulama gerektiren tahıl üretimine ayrılmıştır ama, pamuk üretimi hala çok önemlidir. 1996 yılında 4.000.000 ton olan pamuk rekoltesi ile Özbekistan dünya dördüncüsüdür.
  • Kırgızistan ve Tacikistan’daki dağlardan doğan Seyhun ve Ceyhun ırmakları dışında, ülkedeki 600’ü aşkın akarsuyun hepsi Aral Gölü’nün havzası içinde kalır. Tarım ve sanayi amaçlı aşırı kullanım nedeniyle iki ırmağın su düzeyinde ortaya çıkan düşüş, Aral Gölü’nün küçülmesine ve geniş çaplı çevre sorunlarına yol açmıştır.
  • Aral Gölü, Hazar Denizi’nden daha yüksek rakımdadır. Jeolojik Diluvyal devirde, Aral Gölü’nün güney tarafından Hazar Denizi ile bağlantısı olduğu düşünülüyor. Aral’ı Hazar Denizi ile birleştirme projesi üzerinde çalışılmaktadır. Obi Irmağı’nın suları Aral’a akıtılarak, Aral Gölü ile Hazar Denizi bir kanalla birleştirilmek istenmektedir.
  • Ergun Çağatay’ınprojesi doğrultusunda, Nihat Gökyiğit ve TEMA Vakfı sponsorluğu ile çekilen Aral belgesel filminden kısaltılarak hazırlanan 30 dakikalık bir film Antalya Altın Portakal Film Festivali’nde Kısa Belgesel Film dalında 98 yerli ve yabancı katılımcı arasında birincilik ödülü olan Altın Portakal kazanmıştır.
Fotoğraf:haberciburada.com

Fotoğraf:haberciburada.com

  • Meşhur bozkır bitkisi saksaul, belli başlı yakacak kaynaklarından biri olmuştur.