Etiket arşivi: Meryem

Şiddet 34 | Hıristiyanlık’ta Kadının Konumu 1

  • Hem Yaradılış hem de ilk günah açısından Yahudi ve Hıristiyan kültürü benzerlik gösterir ancak İsa’nın kişilik özelliklerinde kadın düşmanlığı yoktur ve ona inananlar arasında çok sayıda kadın olduğu; Musevi Peygamberlerden hiçbirinin etrafında bu kadar büyük bir kadın grubunun toplanmadığı; ilk dönemlerde Hıristiyanlığa giren kadın sayısının erkeklerden fazla olduğu söylenir. İsa’nın on iki yıldan beri kanaması olan bir kadının eteğini öptüğü Matta İncil’inde yer alır.
Aziz Pavlus, Masaccio, 1426-28. Fotoğraf: Pinterest

Aziz Pavlus, Masaccio, 1426-28.
Fotoğraf: Pinterest

  • Birinci yüzyılın ortalarında Aziz Pavlus, mektuplarında36 inançlı kişiden söz eder, bunların 16’sı kadındır; hepiniz İsa nezdinde birsiniz, aynısınız der. Kadının bedenine hükmetme hakkı erkeğinindir; aynı şekilde erkeğin bedenine hükmetme hakkı da kadınındır, diye yazar. Ama “Erkek, kadının başıdır. Erkek kadından değil, kadın erkektendir. Kadın, erkek onu istediği için vardır” diye de yazar ve kiliseye giderken kadının başını örtmesini ister. Havari Paulus’tan beri cinsellik, inananlar için utanılacak bir olguydu.
  • İstenmeyen bebeklerin çöplüğe atılma töresi, Hıristiyanlığın Roma’da yayılmasına ve kabul görmesine kadar sürdü. Yeni inançta bebekleri öldürmek ve düşük yapmak yasaklanmıştı; dul bir kadını yeniden evlenmeye zorlamak yoktu; evlilik yaşam boyu sürmeliydi; sadakatsiz taraf ister kadın ister erkek olsun aynı derecede günahkar sayılıyordu. Bakirelik yüksek bir değerdi; bu yüzden kadınlar erken yaşta evlenmeye zorlanmıyordu. Kadınlara da erkekleri reddetme hakkı tanınıyordu.
  • Hıristiyan inancında ruhsal kurtuluş, ancak cinsellikten uzak durarak kazanılabiliyordu. 3. yüzyıldan başlayarak kadının cinselliğinden nefret güçlendi. İnsan topluluklarından uzak kalarak kadınlara yönelik arzudan uzak durmanın aracı, mağaralar, çöller, sütunlar üzerinde ve manastırlarda yaşam sürmek oldu.
  • 393 yılında çıplak bedenle yapılan Olimpiyat Oyunlarına son verildi.
  • Erkekle kadın arasındaki fark, değiştirilmesi mümkün olmayacak kesinlikte Tanrı tarafından belirlenmiş olduğu için homoseksüel ilişkiler lanetlendi.
  • Aziz Augustinus (354-430), kadın düşmanlığına vurgu yapan felsefi temelleri oluşturdu. Platon’un saf ve sonsuza kadar değişmeyen biçim (İdealar) düşüncesini Augustinus Tanrı ile özdeşleştirdi.
  • 4. yüzyılda tutucu Hıristiyanlara göre, kadınla aynı yatağı paylaşmak ahlaksızlıktı.
Meryem'in Günahsız Gebeliği, Giambattista Tiepolo, 1767-1769. Meryem Ana'nın günahsız bir biçimde İsa peygambere gebe kalışını betimleyen tablodaki her ayrıntı İncil'deki bir ayrıntıyı betimliyor. Hz. Meryem, insana ilk günahı işleten yılanın üstüne basmakta. Fotoğraf: Çok Gezen Çocuk

Meryem’in Günahsız Gebeliği, Giambattista Tiepolo, 1767-1769.
Meryem Ana’nın günahsız bir biçimde İsa peygambere gebe kalışını betimleyen tablodaki her ayrıntı İncil’deki bir ayrıntıyı betimliyor. Hz. Meryem, insana ilk günahı işleten yılanın üstüne basmakta.
Fotoğraf: Çok Gezen Çocuk

  • Bakir bir doğurganlık çelişkili gibi görünebilir ama çok eskidir. Mısır tanrıçası Net, partenogenesis (döllenmesiz üreme, kendini dölleme) ile Ra’yı yaratmıştır. Hera ve Afrodit yılda bir kere kutsal pınarda yıkanarak bekaretlerini geri kazanırdı. Aynı ikilik, hem bakire avcı hem de doğumun simgesi olan Artemis’te de görülmektedir. Yüce Ana da anne olmak için erkeğe ihtiyaç duymayan bir bakiredir. Bakir doğurganlık, Hıristiyanlıkta da devam etmiştir.
  • 431 yılında Meryem, Tanrı’nın Annesi makamına yükseltildi. Yaklaşık 50 yıl önce de bir başka kilise konseyi, Meryem’in ebedi bakireliğini ilan etmişti. Efes’te yaşayanlar, o çağda bakire Tanrıça Diana’ya tapıyorlardı. Meryem, Adem ile Havva’nın işledikleri günahı işlememiş, temiz ve kusursuz kalmıştı. Cinsel arzu, Kilise tarafından kirli ilan edilmiş oldu.
  • Katolik Kilisesi’nin ikonografi örneklerinde Meryem, ayağı ile yılanın başını ezerken şehvetin başını ezmektedir.
  • Musevi ve Hıristiyan geleneğinde insan, Tanrı imgesi ile canlandırılır; Mısır’ın aksine hiçbir zaman hayvanlara tapılmamış Yunan dininde Tanrı insan imgesi ile canlandırılmıştır. Yunan tanrılarının hayranlık uyandıran insani güzellikleri söz konusudur. Oysa Musevilik, yaratıcılığı Tanrı’ya özgü kılarak, sanatı ve sanatçıyı baskı altında tutmuştur.

 

 

Bizans İmparatorluğu 132|Khora (Hora) Manastırı / İsa Kilisesi / Kariye Müzesi 3

  • İç narteks iki kubbe ve tonozlarla örtülüdür. Buradan parekklesiona geçilir.
  • Dış narteks tonoz kemerlerle örtülüdür. Dış narteksin dış cephesi, taş ve tuğla örgü tekniği ile çağının üslubunu yansıtır.
  • Tek nefli bir şapel olan parekklesion bir bodrum üzerine inşa edilmiştir. Bu bodrum, önce kripta (mahzenmezar), sonra sarnıç olarak, bodrumun duvarlarında yer alan nişler mezar olarak kullanılmıştır. Parekklesion bir kubbe ve tonozlarla örtülüdür.
  • Khora, aynı zamanda bir sürgün yeri de olmuştu. 705-711 arasında patriklik yapmış Kyros’un buraya sürüldüğü ve muhtemelen buraya gömüldüğü düşünülmektedir. Aynı şekilde Patrik Germanos (715-730), İkonaklast dönemde ikona yanlısı tutumundan dolayı buraya sürülmüş, buraya gömülmüştü. İmparator II. Leo’nun kızı Anna da buraya gömülmüştü.
Parekklesion, 29 metre uzunluğunda olup, doğu yönde bir apsisle sona erer.

Parekklesion, 29 metre uzunluğunda olup, doğu yönde bir apsisle sona erer.

  • Duvarları, kubbeleri, tonoz kemerlerini süsleyen betimlemeleri ile Bizans’ın son çağının en zengin mozaik koleksiyonu burada yer alır.
  • Her iki narteksin kuzeyindeki mozaikler büyük ölçüde, su sızıntından tahrip olmuştur.
  • Parekklesion fresklerinde Tevrat’tan konular betimlenmiştir.
  • Tasvirlerin arasına yerleştirilen madalyonla iki öykü birbirinden ayrılır.
Dış nartekste giriş kemerinin üzerindeki mozaik tabloda Meryem elleri açık dua pozisyonundadır. Göğsünde, kainatı temsil eden bir daire içinde Çocuk İsa tasviri yer almaktadır. Tabloda, “Tanrı’nın Anası. Hiçbir yere sığmayanın mekanı” yazısı vardır. Meryem’in iki yanında ise birer melek tasviri yer alır.

Dış nartekste giriş kemerinin üzerindeki mozaik tabloda Meryem elleri açık dua pozisyonundadır. Göğsünde, kainatı temsil eden bir daire içinde Çocuk İsa tasviri yer almaktadır. Tabloda, “Tanrı’nın Anası. Hiçbir yere sığmayanın mekanı” yazısı vardır. Meryem’in iki yanında ise birer melek tasviri yer alır.

 

Dış nartekste yer alan Capernaum’lu bir felçlinin İsa tarafından iyileştirilmesini tasvir eden mozaik tablo.

Dış nartekste yer alan Capernaum’lu bir felçlinin İsa tarafından iyileştirilmesini tasvir eden mozaik tablo.

 

Bizans İmparatorluğu 82 | Bizans’ta Ölüm 2

Kariye Müzesi’nde naos batı duvarında, ana kapının üzerinde yer alan Meryem’in Ölümü (Koimesis) sahnesinde kumaşlarla kaplanmış lahdin üzerine uzanmış Meryem, etrafında ise havariler, kilise ileri gelenleri ve Kudüslü kadınlardan oluşan kalabalık yer almaktadır. İsa, çift mandorla (Avrupa resim sanatında kutsal kişilerin vücudunu saran ve badem biçimli bir ışık halesi olarak betimlenen örge) içerisinde, elleri saygı ifadesi olarak örtülü, kucağında Meryem’in ruhunu temsil eden bebeği tutmaktadır. Mandorla içerisindeki İsa’nın etrafında melekler, dışında ise altı kanatlı melek serafim görülmektedir. Arka planda mimari yapı yanında, muhtemelen İsa’nın kucağındaki Meryem’in ruhunu alarak cennete götürmek için bekleyen iki melek görülmektedir. Meryem’in baş ucunda Petrus elindeki buhurdanı sallarken ayak ucunda ise Pavlos Meryem’e doğru eğilmiş durumdadır. Fotoğraf: kariye.muze.gov.tr

Kariye Müzesi’nde naos batı duvarında, ana kapının üzerinde yer alan Meryem’in Ölümü (Koimesis) sahnesinde kumaşlarla kaplanmış lahdin üzerine uzanmış Meryem, etrafında ise havariler, kilise ileri gelenleri ve Kudüslü kadınlardan oluşan kalabalık yer almaktadır. İsa, çift mandorla (Avrupa resim sanatında kutsal kişilerin vücudunu saran ve badem biçimli bir ışık halesi olarak betimlenen örge) içerisinde, elleri saygı ifadesi olarak örtülü, kucağında Meryem’in ruhunu temsil eden bebeği tutmaktadır. Mandorla içerisindeki İsa’nın etrafında melekler, dışında ise altı kanatlı melek serafim görülmektedir. Arka planda mimari yapı yanında, muhtemelen İsa’nın kucağındaki Meryem’in ruhunu alarak cennete götürmek için bekleyen iki melek görülmektedir.
Meryem’in baş ucunda Petrus elindeki buhurdanı sallarken ayak ucunda ise Pavlos Meryem’e doğru eğilmiş durumdadır.
Fotoğraf: kariye.muze.gov.tr

  • Ölü, ilk geceyi evinde geçirir, ertesi sabah cenaze alayı ile kiliseye götürülürdü.
  • Cenaze alayları Roma kültüründeki cenaze törenlerinden alınmıştı; meşalelerin yerini mumlar, mızıkacıların yerini ilahi okuyanlar almıştı.
  • Sonraları cenaze alayının önünde bir Meryem ikonası ve mumlar taşınmaya başlamıştır.
  • Kilise töreni, sıradan insanlar için nartekslerde, ruhban ya da imparatorluk hanedanından kişiler için naoslarda yapılırdı.
  • Tabut, yüzü doğu yönüne bakacak biçimde (çünkü İsa tüm ölüleri diriltmek üzere doğudan gelecekti) bir kaide üzerine yerleştirilir ve dört yanına bir haç oluşturacak şekilde birer mum konurdu. Mum, diriliş ve gelecekteki sonsuz yaşamı temsil etmektedir.

 

Kariye Müzesi paraklesionu, Deesis sahnesi. Bizanslılar tanrılarına doğrudan ulaşmak yerine, tanrıya daha yakın buldukları ve tanrıya daha kolay ulaşabileceklerine inandıkları  kutsal kişilerin  aracılığı ile ulaşmayı tercih etmişlerdir. Tanrı ile insan arasında aracı olarak görülen bu kutsal kişiler, rahip, piskopos olabileceği gibi özellikle Hıristiyanlığın ilk yüzyıllarında din uğruna ölen azizler (martir), Eski Ahit peygamberleri, baş melekler, melekler ve Tanrı Anası Meryem (Theotokos) olabilmektedir. Öncelikle Tanrı Anası Meryem, Tanrı’ya en yakın insan olarak düşünülmektedir. Meryem’in şapeller, taşınabilir ikonalar, elyazması minyatürlerde ve özel yapıtlarda yer alması, duaları kabul edilen aracı olarak görüldüğündendir. Kariye paraklesionu en üstün arabulucu olan Meryem’e ithaf edilmiştir. Bizanslılar için Meryem’den sonra gelen ikinci önemli arabulucu İsa’nın gelişini bildiren ve onu vaftiz eden Vaftizci Yahya’dır. İsa üzerinde büyük etkiye sahip olduğu düşünülen bu iki kutsal kişi Bizans sanatında Deesis olarak bilinen sahnede yan yana gelirler ve mahşer gününde tüm ölümlüler adına İsa’dan şefaat dilerler.  Son yargı sahnesinde, imparator giysileri içinde, Meryem ve Yahya’nın arkasında duran iki figür, baş melekler Mikhael ve Gabriel’dir. Onlar da Deesis sahnesine katılarak insanlık adına İsa’dan af dilemektedirler. Deesis sözcüğü on dokuzuncu yüzyıldan itibaren kullanılmaya başlanmıştır. En kutsal kişilerin mahşer gününde insanlar adına Tanrı’dan af dilemelerini gösteren Deesis sahneleri çok önemlidir. Fotoğraf: kariye.muze.gov.tr

Kariye Müzesi paraklesionu, Deesis sahnesi.
Bizanslılar tanrılarına doğrudan ulaşmak yerine, tanrıya daha yakın buldukları ve tanrıya daha kolay ulaşabileceklerine inandıkları kutsal kişilerin aracılığı ile ulaşmayı tercih etmişlerdir. Tanrı ile insan arasında aracı olarak görülen bu kutsal kişiler, rahip, piskopos olabileceği gibi özellikle Hıristiyanlığın ilk yüzyıllarında din uğruna ölen azizler (martir), Eski Ahit peygamberleri, baş melekler, melekler ve Tanrı Anası Meryem (Theotokos) olabilmektedir. Öncelikle Tanrı Anası Meryem, Tanrı’ya en yakın insan olarak düşünülmektedir. Meryem’in şapeller, taşınabilir ikonalar, elyazması minyatürlerde ve özel yapıtlarda yer alması, duaları kabul edilen aracı olarak görüldüğündendir. Kariye paraklesionu en üstün arabulucu olan Meryem’e ithaf edilmiştir. Bizanslılar için Meryem’den sonra gelen ikinci önemli arabulucu İsa’nın gelişini bildiren ve onu vaftiz eden Vaftizci Yahya’dır. İsa üzerinde büyük etkiye sahip olduğu düşünülen bu iki kutsal kişi Bizans sanatında Deesis olarak bilinen sahnede yan yana gelirler ve mahşer gününde tüm ölümlüler adına İsa’dan şefaat dilerler. Son yargı sahnesinde, imparator giysileri içinde, Meryem ve Yahya’nın arkasında duran iki figür, baş melekler Mikhael ve Gabriel’dir. Onlar da Deesis sahnesine katılarak insanlık adına İsa’dan af dilemektedirler.
Deesis sözcüğü on dokuzuncu yüzyıldan itibaren kullanılmaya başlanmıştır. En kutsal kişilerin mahşer gününde insanlar adına Tanrı’dan af dilemelerini gösteren Deesis sahneleri çok önemlidir.
Fotoğraf: kariye.muze.gov.tr

  • Baş, bir yastıkla yükseltilirdi. Alına, üzerinde Deesis (mahşer gününde Meryem ve Vaftizci Yahya’nın, tüm insanları bağışlaması için İsa’ya yakarışı) betimi bulunan bir bez şerit yerleştirilirdi.
  • Bütün yakınları sırayla tabutun önünden geçer ve ölüye veda öpücüğü verirlerdi. Bu sırada ilahiler okunurdu.
  • Tabut, cenaze alayı eşliğinde mezarlığa kadar taşınır, mezar başında bir kişi konuşma yapardı. Bu konuşma adeti pagan kökenliydi.
  • Ölü mezara indirilip gömülürken ilahiler okunarak şeytanın uzaklaşması ve böylece ruhun kötülüklerden korunması sağlanırdı.
  • Bizanslılar için baba toprağına gömülmek önemliydi. Zorunlu nedenlerle başka yere gömülmüş olan kişiyi akrabaları sonradan baba toprağına taşırdı.
  • Ölünün ardından yas tutulması bir Roma geleneği idi. Bizans’ta ölünün ardından yas tutulması yasalarla 9 gün olarak belirlenmişti. Dul kadın bir yıl yas tutabilirdi.
  • Anma törenlerinin amacı, ölünün bağışlanması için onun adına Tanrı’ya yakarmaktı. Ölünün ardından 3., 9. ve 40. günlerde kilisede bir anma töreni yapılırdı. Ruhun bedenden aşamalı olarak ayrıldığı inancına dayalı bu pagan kökenli anma törenleri, günümüze kadar da Ortodokslar ve Müslümanlar tarafından sürdürülmüştür. İsa ölümünün üçüncü gününde dirilmiş, kırkıncı gününde göğe yükselmiştir.
  • Antik Roma’da ve Yahudilikte mezar başında cenaze ziyafetleri verilirdi.
  • Ölüm yıldönümlerinde kiliseye ve sonra da mezara giderek dua ederler, koliva denilen, içinde kavrulmuş buğday, nar taneleri, kuru üzüm ve bal bulunan tatlıyı mezar başında dağıtırlardı. Koliva ayrıca bir tabağa konur, üzerine bir mum dikilerek tabak mezarın başına konurdu. Koliva, ölünün bir gün dirileceğini anımsatır: Buğdayın filizlenip yeniden meyve vermesi için önce toprağa gömülmesi gerekir. Bal, gelecekteki sonsuz yaşamın tatlılığıdır. Tabağa dikilen mum, gelecekteki sonsuz yaşamın ışığıdır.
  • Bazen mezar başında ya da kilisede yemek yenir, fakirlere yemek dağıtılırdı.
  • Antik Yunan ve Roma dünyasında görülen, içilen içkinin bir kısmının tanrılara sunu olarak yere dökülmesi geleneği de, Bizanslılarda anma günlerinde mezara şarap dökülmesi biçiminde sürdürülmüştür.
  • Mezar başında mum yakılması da pagan bir gelenektir.

 

Bizans İmparatorluğu 28 | Bizans’ta Memuriyet, Vergiler, Para

  • Yüksek mevkiler kısırlaştırma yoluyla elde tutulurdu. Kısır bir kişi imparator olamazdı ve veraset yoluyla haklarını devredemezdi. Erkekler için bu yol acı ama garantili bir yükselme tekniği olurdu. Bunun neticesinde kısırlaştırma kötü görülen bir usul değildi. Asil erkeklerin çoğu oğullarını yükselme şanslarını artırabilmek için kısırlaştırırlardı. Aynı şeyi İmparator I. Romanos da oğullarına yapmıştı. Şehrin yöneticileri genellikle kısırdılar ve aynı zamanda ordu ve bahriyede de yöneticiydiler. Meşhur bir doktor olmak isteyen için de kısırlık bir avantajdı. Sadece  kısır doktorlar kadınları tedavi edebilirlerdi. Memuriyette de en üst görevler kısırlar için ayrılırdı.
  • İmparatorluk içinde hadım etme işleminin yapılması yasaktı, işlem imparatorluk dışında yapılırdı.
  • Yanında bir hadım bulundurmanın nazara karşı iyi olduğuna inanılırdı. Bu yüzden imparatorlar nazara karşı yanlarında hep bir hadım bulundururdu.
  • Yüksek dereceli memurlar imparator tarafından aday gösterilirler, terfi ettirilirler ve kovulurlardı.
  • Bizans’ta memur olmak için hukuk eğitimi almak gerekirdi.
  • VII. Konstantin zamanında (913-959), çağın bütün bilim dalları okutulur; kamu görevlileri üniversiteyi bitirenlerden seçilirdi.
  • Memuriyete girmek kemeri almak, ayrılmak ise kemeri bırakmak olarak adlandırılırdı.
  • Bölgelerden sorumlu olan generaller de imparator tarafından atanırlar ve ona karşı sorumlu olurlardı. Gücün suistimalini önlemek için bu askeri valilerin yanında bir de sivil atanır, askeri valinin yardımcısı olarak görev yapar, bu kişi de imparator ile doğrudan temasta olurdu.
  • Devlet tüm ithalat ve ihracattan % 10 pay alırdı. Ayrıca tüketici mallarına, mirasa, toprağa uygulanan vergiler de vardı.
  • Bizans İmparatorluğu’nda, hemen her hükümdar, uyruklarının hazineye olan borçlarını tahta çıktığında bağışlardı. Bu yapılırken iki amaç güdülürdü: sermayesi tükenmiş ve borçlarını ödeyecek olanaklardan yoksun olanlar sürekli baskı altında tutulmamış olur; hem de borçlu olmayan ve vergisine bağlı kişiler aleyhinde bahaneler ileri sürülüp tahsildarları jurnallerle donatmaktan kaçınılırdı.
  • Devletin kendi mülkü de olurdu. En iyi ipek imparatorluk fabrikasından gelirdi, bazı özel boyalar saray için ayrılırdı.
  • Konstantinopolis’te sarayların ya da büyük konut komplekslerinin tamamen ya da kısmen dinsel bir işlev verilerek bir tür vakfa dönüştürülmesi de izlenen bir yöntemdi. Bazı durumlarda imparator tarafından el konulan mülk bir kiliseye ya da manastıra dönüştürülebiliyordu. Yapıyı kiliseye dönüştüren imparator, hem yapının tekrar sahibine dönmesinin yolunu kapatmış, hem de kolayca bir kilise banisi olarak halkın ve Tanrı’nın gözüne girmiş oluyordu.
Birinci (Büyük) Konstantinus’un 3.39 gramlık gümüş parası. İstanbul Arkeoloji Müzesi.

Birinci (Büyük) Konstantinus’un 3.39 gramlık gümüş parası. İstanbul Arkeoloji Müzesi.

  • Roma İmparatorluğu’nda 310 yılından sonra kesilen sikkelere eski Roma tanrılarının yerine sadece bir tanrı, Helios Zapt Edilemez Güneş Tanrısı resmedilmiştir. Büyük Konstantin kendisini Hıristiyan Kilisesi’nin koruyucusu saymasına, Roma’da Capitolium’daki geleneksel Jupiter’e kurban verme törenine katılmayı reddetmesine rağmen, 324 yılına kadar Helios sikkelerdeki yerini korumuştur.
  • 491 yılında Bizans İmparatoru olarak tahta çıkan I. Anastasius’un 498’de yaptığı sikke reformuyla, altın nomisma, gümüş denarius ve bakır follis oranları belirlendi. Bu oranlar 11. yüzyıla kadar değişmedi. Anastasius’un başta olduğu yıllar imparatorluk hazinesinin en dolu olduğu dönemdi. Bu sikkelerin arka yüzlerinde kıymet işaretleri ve 539 yılından sonra da darp yılı yazılmaya başlanmıştır. 6. yüzyılda kıymet ve darphane atölye işaretleri Grekçe, diğer yazılar Latince olup, darphane ismi CON (Constantinopolis) olarak kıymet işaretinin altında yer alır. 8. yüzyıldan sonra kıymet işareti, darp yılı ve darphane adı yazılmaz. Daha önceleri nerede olduğu tespit edilemeyen darphane binası, bu devirde Beyazıt’ta Tavşantaşı semtindeydi.
  • Bizans sikkeleri üzerinde, başlangıçta Latince olan yazı, 8. yüzyıldan sonra Latince-Grekçe karışımı ve daha sonra Grekçe olarak devam etmiştir.
  • 610-641 tarihleri arasında imparator olan Heraklius, kaynakların yetersiz olmasının zorlamasıyla kiliselerin servetlerine el koymuş, hatta Aya Sofya’nın altın ve gümüş şamdanlarını da alarak altın sikke ve gümüş para bastırmıştı.
Birinci Anastasius (491-518) zamanında basılan bronz para. İstanbul Arkeoloji Müzesi.

Birinci Anastasius (491-518) zamanında basılan bronz para. İstanbul Arkeoloji Müzesi.

  • Latin İstilası döneminde (1204-1261) darphane, Venediklilerin hükümete geçirdiği batılı şövalyeler adına, bronzdan, çukur sikkeler darp ederek faaliyetini sürdürdü.
  • 1261 yılında Nikaia İmparatoru VIII. Mikhael’in Konstantinopolis’i Latinlerden kurtarmasıyla Bizans İmparatorları adına, sikke darbına devam edildi. 11. yüzyıldan sonra çanak şekline dönüşen sikkelerin ön yüzünde imparatorların veya dini kişilerin cepheden resimleri, arka yüzünde Hıristiyanlıkla ilgili tasvirler (İsa, Meryem, Haç, Azizler vs. ) sıkça kullanılmıştır.