Etiket arşivi: Merce Cunningham

Çağdaş Sanata Varış 208| Sahnede Postmodernizm 1

  • İtalyan Luigi Nono’nun (1924-1990) 1984 de yazdığı Prometeo adlı operasının özelliği, içinde hiçbir sahne etkinliği olmayışıdır. Yapıtlarının çoğu korolu ve insan sesi ile elektronik seslerin karışımı ortamlardır.
  • İtalyan besteci Luciano Berio (1925-2003), müzik tiyatrosu olarak anılan; ses, metin ve jestlerin iç içe örüldüğü yapıtlarında konser salonu sahnesine, tiyatro nitelikleri taşımaktadır. Berio’nun bu tür eserlerinde solist, yalnız çalgısının ustası değil, dramatik yetkinliğe de sahip olmalıdır. Piyanistin kusursuz bir tekniğe ve üstün bir el çabukluğuna sahip olması, jestleriyle bir anlatım getirmesi ve ayaklarını da kullanması gerekir.
  • Amatör obuacı ve elektronik müzik bestecisi Emmanuel Ghent (1925-2003), 1960’larda bestelerinde bilgisayar kullanmaya başladı, insan sesini sentezledi. 1970’lerde bilgisayar teknolojisindeki gelişmelerle müzik ve ışıklandırmayı, daha sonra da müzik, dans ve ışıklandırmayı senkronize etti.
Arthur Mitchell. Fotoğraf: www.haikudeck.com

Arthur Mitchell.
Fotoğraf: www.haikudeck.com

  • 1955 yılında bir mucize oldu. George Balanchine (1904-1983) ve Lincoln Kirstein (1907-1996), New York City Ballet’ye ilk Afrikalı-Amerikalı dansçıyı kattılar: Arthur Mitchell (1934-). Balanchine’in koreografisini özellikle Mitchell için yaptığı Agon ve A Midsummer Night’s Dream ile başlayarak Mitchell 15 yıl boyunca kumpanyanın baş dansçısı oldu.
  • 1960’larda Afrikalı-Amerikalıların dans alanında ürettikleri eserler “etnik sanat” fikrinin ötesine geçecek şekilde değerlendirilmeye başlandı. Catherine Dunham, Pearl Primus gibi ilk nesil Afrikalı-Amerikalı dansçılar konularını daha çok kökenleri ile ilişkilendirdikleri Afrika, Karayipler gibi yörelerden almışlar iken Alvin Ailey (1931-1989), Rod Rogers (1937-2002), Eleo Pomare (1937-2008) gibi yeni neslin temsilcileri daha çeşitli konular üzerine çalışmıştır.
  • 1969 yılında, Dr. Martin Luther King Jr.’ın ölümünden kısa bir süre sonra, Arthur Mitchell ve Karel Shook (1920-1985), The Dance Theatre of Harlem’i kurarak, beyaz olmayanların geleneksel “beyaz” balelerini sergilemeleri için bir ortam yarattılar. Burası aynı zamanda profesyonel dansçılar için bir nüve oluşturdu: tüm disiplinlerden sanatçıların ziyaretine açık, provaların izlenebildiği, günümüzde de devam etmekte olan bölge halkına uygun fiyattan kaliteli eğlence imkanı tanıyan bir kültür kurumu oldu.
  • 1960’larda Brezilya’da Augusto Boal (1931-) tarafından kurulan Ezilenlerin Tiyatrosu, gösteri tiyatrosundan farklı, seyircilerin aktör olduğu (spect-actor) deneysel bir tiyatrodur. Boal bireylere, ezilenlere, seslerini duyurabilmeyi, herhangi bir durumla yüzleşmeyi ve onu analiz edebilmeyi öğretmek için bir düzenek geliştirmişti. Tiyatrosu önemli toplumsal ve güncel meselelere dayanır. Vatandaşlar önceden yazılmış bir senaryoyu canlandırmaktan ziyade doğaçlama yaparak dileklerini, ihtiyaç ve arzularını dile getirirler. Boal için tiyatro bir bilgi biçimi olduğu kadar toplumu dönüştürme aracıdır da. Onun bakış açısına göre, tiyatro bize öylece durup gelişini beklemek yerine geleceğimizi inşa etmekte yardımcı olabilir. (Boal’ın aynı adı taşıyan kitabı Boğaziçi Üniversitesi Yayınları’nda vardır.)
Alvin Ailey American Dance Theater. Fotoğraf: www.chicago-theater.com

Alvin Ailey American Dance Theater.
Fotoğraf: www.chicago-theater.com

  • Postmodern dans konusunda çalışmaları olan dans tarihçisi Sally Banes (1950-), Postmodern dansa giden yolu hazırlayan avangard modern sanatçılar arasında, Postmodern kuşağın önde gelen dansçıları olarak Merce Cunningham, James Waring ve Anna Halprin’i sayar.
  • 1952 yılında, Cage ve Cunningham’ın Black Mountain’daki multimedya etkinliği ve sonrasında yapılan Happeningler Postmodern dansın başlangıcı sayılabilir.
  • Happening bölümünde bahsettiğimiz Claes Oldenburg ile sonradan eşi olan Pat Muschinski’nin, New York, Greenwich Village’daki Judson Memorial Kilisesi’nde 1960 yılında sergiledikleri Snapshots from the City adlı Happening de başlangıç noktaları arasında yer alır.
  • Sally Banes, 1950’ler boyunca, hatta Cunningham’ın işlerinde bile, Modern dans estetiğinin hakim olduğunu söyler.

Modern dans estetiği:

Belli bir üslup ve materyalle kurulmuş,
Belli dizgelerle çalışan,
Belli bir ifadeci işlev taşır.

  •  Sally Banes, Postmodern dansın gelişimini 1960’lara, New York’taki Judson Kilisesi’ne yerleştirir ve kısa zamanda buradan sanat galerilerine, çatı katlarına, oradan başka kiliselere ve genelde sahnesi olmayan mekanlara yayıldığını söyler.
  • 1960’ların ilk yıllarındaki deneysel dans, demokratik çoğulculuk ruhuyla yaratılmış, Minimalizm’den multimedyaya uzanan bir çeşitlilik gösteriyordu.
  • Banes, Modern ifadeci gelenekten kopuşu ve Postmodern dansı başlatan hamlenin, 1962-1964 yılları arasında Cunningham Studio’da Robert Dunn’ın (1928-1996) verdiği koreografi derslerinde doğduğunu ve New York, Greenwich Village’daki Judson Memorial Church’te kurulan Judson Dans Tiyatrosu’nda geliştiğini söyler. Dunn, duyguların bedenler ve ritimler yoluyla ifade edilebileceğini düşünen Modern dansın önemli eğitmenlerine (Louis Horst, Doris Humphrey gibi) meydan okur. Dunn’ın hedefi dansı, müzik, resim, heykel, Happening, edebiyat gibi diğer sanat dalları ile buluşturmaktı. Bu eklektizm, geniş bir yelpazede çeşitlilik gösteren denemelere yol açtı. Reddedilen ifadeci estetikti.

Dans alanındaki deneysellik:

Happening dünyasında olup bitenler,
Sanat formlarını karıştırarak yapılan sanatsal denemeler,
Gerçek dünyadan materyallerle ve rastlantı unsuruyla yapılan çalışmalar,
Konvansiyon dışı mekanlar,
Değişken zaman faktörlerini kapsamıştır.

  • Michael Kirby, Postmodern dansın hareketi müzik olarak düşünmekten vazgeçtiğini; anlam, karakterizasyon, duygu durumu gibi unsurlarla ilgilenmediğini; ışık ve kostümü ise sadece işlevsel olarak kullandığını yazmıştır.
  • Postmodern dönemde üretilen pek çok dans çalışmasında, özellikle Twyla Tharp ve Laura Dean’in işlerinde Postmodern mimarinin asal özellikleri görülür: Saflık ve birlik öğretilerinden uzak duran; öğrenilmiş ve eklektik bir tarihselcilik; Modernist avangartlarla orta sınıfa ait ana akım arasındaki asırlık uçurumu kapatma gayreti…

 

 

Çağdaş Sanata Varış 194| Performans Sanatı’nın Öncülleri 2

  • 1915 yılında, Fütüristik Sentetik Tiyatro, çeşitli durumları, duyuşları, fikirleri, olguları ve simgeleri birkaç sözcüğe ya da harekete sığdırarak ifade etmeyi önermiştir. Fütüristik Sentetik Tiyatro, genelde tek bir fikri işleyen performanslar olmuştur.
  • Fütürizm’in öncüsü Filippo Tommaso Marinetti’nin (1876-1944) 1915 tarihli Ayaklar adlı performansı, 1960’lardan itibaren görülen performanslara çok yakındır.
  • 1910’larda Rusya’da bir grup Fütürist sanatçı da alternatif tiyatro, dans, kitle gösterileri düzenlemiştir.
  • 1916’da Zürih’te Cabaret Voltaire’de gerçekleştirilen kabare tipi Dada gösterileri de Performans Sanatı’nın öncülleri arasındadır. Berlin’deki Dadacılardan George Grosz (1893-1959), Ölüm kılığına girerek sokaklarda yürümüştür.
  • 1920’lerde Weimar’da kurulan ilk performans atölyesi Bauhaus Sahnesi, resim, heykel, dans, tiyatro gibi farklı disiplinleri buluşturan deneysel bir atölye olmuş; disiplinler arası bir sanatsal anlayışın temellerinin atılmasında önemli rol oynamıştır.
  • Ailesi İzmir’den göç etmiş Rumlardan olan Fransız oyun yazarı, oyuncu, yönetmen ve şair Antonin Artaud’nun (1896-1948) 1948 yılında, tiyatrodaki vurguyu oyunun kendisinden, oyuncunun performansının üzerine çekmesi ve izleyiciyi de dramın bir parçası olarak görmesi, Performans Sanatı’na ilişkin bir öngörüyü içermiştir.
  • Soyut Dışavurumcu hareketin en bilinen temsilcisi ABD’li ressam Jackson Pollock’un (1912-1956) ABD’de 1940’ların sonu ve 1950’lerin başında damlatma ve sıçratma (drip and splash) ya da hareketli boyama (action painting) olarak adlandırılan devrim yaratan performatif tarzından da söz etmemiz gerekir.
  • 1954-1972 yılları arasında Japonya’da Gutai grubu performansa dayalı Soyut Dışavurumcu resimler gerçekleştirmiştir. Grup aksiyon resmine ilgi duyan, aksiyon resmi ile performans arası gösteriler düzenleyen bir gruptur. Jackson Pollock ve Georges Mathieu’nün sanatına saygı duyarlar. Gutai grubunun amacı Soyut Sanat’ın sınırlarını aşmak olmuştur. Malzemeye hayat vermek olarak tanımladıkları deneysel çalışmalar yapmışlardır.
İkinci Dünya Savaşı sonrası, savaşa reaksiyona odaklanan Gutai grubu, yıkımın estetiğini bir sanat formu olarak belirlemiştir. Psikolojik rahatlama amacı da taşıyan boya kutularını tuvale fırlatmak, kağıt Japon paravanlarında delikler açmak, yırtmak değişim/dönüşüm arzusunu da yansıtmaktaydı. 1962 yılına tarihlenen grubun ikinci döneminde ise daha çok Japonya’da nüfus artışı ve teknolojik gelişme ile oluşan kültürel oluşuma cevap niteliği taşıdı. Geleneksel sergi mekanlarına muhalefet, dış mekanlarda açılan, katılımcı, deneysel sergiler ile gösterildi. Gutai, dağıldıktan sonra da sergileri devam etti. 2009 yılındaki Venedik Bienali’ni ve 2013 yılında Solomon R. Guggenheim Müzesi’ni 25 Gutai sanatçısının 145 eserini misafir eden kurumlara örnek verebiliriz. Fotoğraf: 2009 yılında Venedik Bienali’nde Gutai köşesi. "Gutai Venice 1" by Serwertje - Own work. Licensed.

İkinci Dünya Savaşı sonrası, savaşa reaksiyona odaklanan Gutai grubu, yıkımın estetiğini bir sanat formu olarak belirlemiştir. Psikolojik rahatlama amacı da taşıyan boya kutularını tuvale fırlatmak, kağıt Japon paravanlarında delikler açmak, yırtmak değişim/dönüşüm arzusunu da yansıtmaktaydı. 1962 yılına tarihlenen grubun ikinci döneminde ise daha çok Japonya’da nüfus artışı ve teknolojik gelişme ile oluşan kültürel oluşuma cevap niteliği taşıdı. Geleneksel sergi mekanlarına muhalefet, dış mekanlarda açılan, katılımcı, deneysel sergiler ile gösterildi. Gutai, dağıldıktan sonra da sergileri devam etti. 2009 yılındaki Venedik Bienali’ni ve 2013 yılında Solomon R. Guggenheim Müzesi’ni 25 Gutai sanatçısının 145 eserini misafir eden kurumlara örnek verebiliriz.
Fotoğraf: 2009 yılında Venedik Bienali’nde Gutai köşesi. “Gutai Venice 1″ by Serwertje – Own work. Licensed.

  • 1950’lerde Fransız ressam Georges Mathieu’nün (1921-2012) Uzakdoğu kıyafetleri ile izleyici önünde resim yaptığı etkinliklerden de söz etmek gerekir.
  • 1950’lerde performanstan ziyade Happening (oluşum) olarak adlandırılan ve tiyatro dışında sahnelenen bu tür yaklaşımların ilk örnekleri, ABD’li besteci, yazar ve eğitimci John Cage (1912-1992) tarafından gerçekleştirilmiştir. Etkinliğe katılanlar da daha önce sözünü ettiğimiz sanatçılardır: Merce Cunningham, David Tudor, Charles Olsen, Robert Rauschenberg, Mary Caroline Richards ve bir köpek. Cage, rastlantı ve doğaçlamaya yer vererek müzisyenlerin bir notasyonu aynen uygulamasını önlemiş, onların daha performatif olmasını sağlamıştır. Cage’in 4’33’’ adlı performansını da dosyamızın Neo Dada 2 adlı bölümünde anlatmıştık.
  • Cage’in öğrencisi Allan Kaprow (1927-2006), bu tür performanslara Happening adını vermiş; 1959’dan itibaren çeşitli Happeningler gerçekleştirmiş; Happening ve Environment (Çevre Sanatı) gibi yeni sanat türlerinin gelişmesinde rol oynamış; resim, müzik, tiyatro, çevre düzenlemesi gibi farklı türleri barındıran bir sanatsal anlayışın öncülüğünü yapmıştır. Kaprow, Enstalasyon sanatının gelişiminde de etkili olmuş bir kişidir. Sanatın seyirlik bir olgu olmaktan çok bir deneyim olması fikrinden hareket etmiştir.
  • Aynı dönemde ABD’li sanatçı Jim Dine (1935-) da pek çok Happening gerçekleştirmiştir.
  • Fütüristler, Dadacılar, Gerçeküstücüler performans kapsamında düşünülebilecek çeşitli etkinliklerde bulunmuşlardır. Rastlantı ögesi, performans geleneğine Dadacı ve Gerçeküstücü denemelerle, Happeningler ile, John Cage’in yapıtları ile girmiştir. Rastlantı ögesi geleneksel tiyatrodan uzaklaşma imkanı getirmiştir.
  • Yves Klein’ın (1928-1962) 1958’deki Boşluk sergisinin yanı sıra ilkini 1960’ta gerçekleştirdiği bir dizi performans, erken örnekler arasındadır.
  • 1950-1970 arasındaki süreçte Fluxus, performans kökenli bir oluşum olarak dikkat çeker.
  • Performansın,  bastırılmış dürtülere, duygu ve düşüncelere yönelik bir başkaldırı simgesi; bir eylem alanı ve aracı olarak kullanılması, kişisel ya da toplumsal düzeyde politik bir ifade biçimine dönüşmesi, bedene yönelik performansları, 1960’ların gençlik hareketlerinin, savaş karşıtı protestoların, ırk ve cinsiyet ayrımcılığına karşı ayaklanmaların bir yansıması olmuştur.
  • Viyana Eylemcileri, 1960’larda bedene yönelik sadomazoşistik tavırlarıyla gündeme gelmiştir. Grubun, genellikle çıplak gerçekleştirdiği, müstehcen, kan ve dışkının kullanıldığı pek çok performansı polisin müdahalesi ile sona ermiştir. Ana fikir, sanatçıların ve izleyicilerin bu tip performanslar aracılığıyla, bastırdıkları şiddet ve şehvet duygularından arınması, sağaltım imiş.
  • 1970’lerde yazınsal bir metnin temsilini değil, mimesis üzerine değil, daha ziyade fiziksel etkinlik ve bedensel ifadeyi ön plana çıkararak, yeni eleştirel araçlar geliştiriliyordu.

 

Çağdaş Sanata Varış 105|Happening

1950’ler

Yeni dönemin tutkusu, sanatçının tam ve sonsuz  özgürlüğe sahip olması.
Mondrian’ın aksine bir tutumla, resmin/eserin planlanmaması, sanatsal eylemlerin rastlantısal bir şekilde oluşması için fırsat yaratılması hali öne çıkmıştır.
İletişim de yeni dönemin en önemli konularından olmuştur.
Bu temel prensipler 1950’lerden itibaren tüm sanat akımlarına yön vermiştir.

Happening,

  • ABD kökenli,
  • Sanat ve yaşam arasında iletişim kurmak isteyen,
  • Bunu, seyirci ile doğrudan ilişki kurarak yapmayı hedefleyen,
  • Amacına tıpkı yaşamda olduğu gibi rastlantısal, programsız, tasarlanmamış eylemlerle erişmeyi amaçlayan,
  • Gösterilerin resim, dans, müzik, şiir, filmler, diapozitifler ve plaklarla yapılan,
  • Görsel sanatlarla sahne sanatları arasında bir girişim; sergi ile teatral sunum karışımı bir çalışma türü olan,
  • Belli bir öykü anlatmayan,
  • Konu, oyuncu, senaryo ile provadan kaçınan,
  • Doğaçlama, bağımsız, taşınamaz, yeniden üretilemez ve asla ikinci kez tekrarlanmamış eylemlerle,
  • Sanatçının özgürlüğünü güçlü bir biçimde doğrulayan,
  • Sanatın ve sanatçının Pazar tarafından kullanılmasını reddeden,
  • Gösterilerin garaj, sokak, apartman dairesi gibi herhangi bir mekanda ve arkadaşlar arasında gerçekleştirildiği sanat olayına Happening denmiştir.
Claes Oldenburg ile sonradan eşi olan Pat Muschinski’nin, New York, Greenwich Village’daki Judson Memorial Kilisesi’nde sergiledikleri Snapshots from the City adlı Happening’i, 1960. Fotoğraf:Martha Holmes—Time Life Pictures/Getty Images Alıntı:www.britannica.com

Claes Oldenburg ile sonradan eşi olan Pat Muschinski’nin, New York, Greenwich Village’daki Judson Memorial Kilisesi’nde sergiledikleri Snapshots from the City adlı Happening’i, 1960.
Fotoğraf:Martha Holmes—Time Life Pictures/Getty Images
Alıntı:www.britannica.com

  • Happening, ilk belirtileri Fütürizm ve Dada akımlarında ve Marcel Duchamp’ın yaklaşımında olan; Action Painting’e dayanan, ortaya çıkış hazırlıkları Merce Cunningham, John Cage ve Robert Rauschenberg tarafından yapılan, Neo Dada bölümünde kendisine yer verdiğimiz, Performans Sanatı kavramının oluşumunda öncü Allan Kaprow’un (1927-2006) gelişmesine ve teorisine katkıda bulunduğu bir oluşumdur.
  • Neo Dadacı sanatçıların çoğu gibi Kaprow da eserlerinde sanat ile hayatı bağdaştırmanın yeni yollarını aramış, Action Painting yapan sanatçıların sanatı tuvalin dışına çıkarma, hayata yayma hedeflerini benimsemişti.
  • Kalıcı olmayan bir sanat talep ettiği 1958 yılında yazdığı makalesinde Kaprow Happening  (Etkinlik/Oluşum) terimini ilk defa kullandı.
  • Allan Kaprow’un yaptığı  1959’da New York Reuben Galerisi’nde Altı Bölümde 18 Happening adlı gösteri Happening’in doğuşu olmuştur. Kaprow Happening’i “burada olan, hazırlıksız olarak ortaya çıkan” şeklinde tanımlamıştır.
  • Claes Oldenburg, Red Grooms, Jim Dine ve daha pek çok sanatçı Happening’ler yapmışlardır.
  • Happening’ler aracılığıyla yaşam, sanat, sanatçı ve seyirci ayrımı bulanık hale gelir.
  • Happening sanatçının beden hareketleriyle, kaydedilen seslerle, yazılı ve sözlü metinlerle ve hatta kokularla denemeler yapmasını mümkün kılar.
  • John Cage’in düşüncelerini yeniden ele alarak ve Happening’in tek bir olay olmasına karşı çıkan Happening sanatçıları Fluxus adı altında birleşmeleriyle Happening hızlı biçimde yayılmıştır.
  • 1960’lı yılların sonunda Happening’den esinlenen iki eğilim ortaya çıkmıştır. Bunlardan biri, sanatçının kendi vücudunu sanat malzemesi olarak kullandığı Vücut Sanatı, diğeri ise bünyesinde küçük anlatım parçalarına da yer veren Action Performance’dır.
  • Happening’ler daha sonra Performans Sanatı olarak adlandırılmıştır. Performans’ın Happening’den farkı, Performans’ın tasarlanmış olmasıdır.

 

Çağdaş Sanata Varış 93|Neo Dada 4| Merce Cunningham, Funk Art, Beat Akımı

  • Dansçı ve koreograf Merce Cunningham (1919-2009) elli yıllık avangard sanat hayatı boyunca çok çeşitli sanatçılarla, bestecilerle, dansçılarla, müzisyenlerle çalıştı. O da, dansın, tiyatronun, sanatın ve müziğin sınırlarını sorguladı. 1953 yılında kurduğu kendi adını taşıyan dans tiyatrosunun bestecisi, şefi, müzik yönetmeni John Cage idi. Birlikte yaptıkları çalışmalarda izleyici ile performansın sınırlarını zorladılar. Cunningham, seyircinin arasında dans ederek, onları performansın içine dahil etti. Cage gibi Cunningham’ın da eserlerinde şans faktörü önemli rol oynadı. Karışıklığın koreografiyi yaratmasına izin verdi. Rauschenberg kumpanyanın ilk sanat direktörü idi. Daha sonra Johns bu görevi üstlendi. Johns uzun süre devam ettiği bu görevinde Andy Warhol’un, Frank Stella’nın ve Bruce Nauman’ın eserlerini dans tiyatrosunun yapımlarına dahil etti. Cunningham, yaratıcı koreografileri, iş birlikleri, uyguladığı metodları ile modern dansta ve performans sanatlarında devrim yarattı.
  • Cunningham’ın modern dansta yarattığı etki, onunla çalışanların, dansçılarının kendi başarılı performanslarını sergilemeleri ve kendi dans tiyatrolarını kurmaları ile devam etti.
  • Merce Cunningham: “You have to love dancing to stick to it. It gives you nothing back, no manuscripts to store away, no paintings to show on walls and maybe hang in museums, no poems to be printed and sold, nothing but that single fleeting moment when you feel alive.”
Edward Kienholz (1927-1994), The State Hospital, 1964-66. Pek çok buluntu eşya ile yapılmış bu eserde, hastane yatağı, fiberglas, neon  ışıklandırma ile akıl hastanelerinde hastalara uygulanan tedavi usullerinin zalimliği vurgulanıyor. Fotoğraf:www.studyblue.com

Edward Kienholz (1927-1994), The State Hospital, 1964-66.
Pek çok buluntu eşya ile yapılmış bu eserde, hastane yatağı, fiberglas, neon ışıklandırma ile akıl hastanelerinde hastalara uygulanan tedavi usullerinin zalimliği vurgulanıyor.
Fotoğraf:www.studyblue.com

  • ABD’nin Batı yakasında, California Los Angeles’ta  ise Beat/Funk Art vardı. Edward Kienholz, Jay DeFeo, Wally Hendrick ve Bruce Conner, 1960’larda asamblajlar yaparak heykel, resim ve kitle kültürü arasındaki farkları ortadan kaldırmayı amaçladılar. Kendileriyle aynı görüşlere sahip Doğu yakasındaki sanatçılardan farklı olarak onların eserleri politik mesaj da veriyordu. Oysa New Yorklu sanatçılar sanat eserinin anlamını, sanatçının dikte etmesine karşıydılar. Los Angeles’taki belirli galeriler, mesela Kienholz’un kuruculardan biri olduğu Ferus Gallery, New York’taki galerilerin sergilemeyi riskli buldukları eserleri de sergiliyorlardı: Andy Warhol’un 1962 tarihli Campbell’s Soup Cans adlı eseri bunlardan biriydi. California’da yeni yeşermekte olan sanat dünyası, New York’taki çok rekabetçi ve formalizmin tahakkümü altındaki ortamdan farklı olarak, sanatçılara daha büyük özgürlük tanıyordu. Bu özgürlük sosyal, kültürel ve politik mesajların verilebilmesine; alışılmadık malzemelerin kullanılmasına; güzel sanatların yeniden tanımlanmasına olanak tanıyordu.
  • Beat akımı, 1950’lerde ortaya çıkan asi ve bohem bir hareketti. 1950’ler ABD’si sosyal uyumla özdeşleşmişti. 50’lerin ortalarına doğru sanat camiasının üyeleri bu uyuma isyan etmeye başladılar. İki büyük kent merkezinin, San Francisco’nun North Beach ve New York şehrinin Greenwich Village bölgeleri, café ve kitapçılarında doğan sanat akımı Beat hareketi olarak adlandırıldı. Amerikan edebiyatını sarsan kuralsız, serbest akışa dayanan, hızlı bilinç akışı temelli diyaloglar ve yoğun tasvirlerle dünyanın geçiciliğinin betimlendiği; Budizm, içki, kadınlar ve toplumun sınırlarına karşı hissettikleri hoşnutsuzluğa odaklanan eserler verildi. Jack Kerouac’ın (1922-1969) 1957’de basılan Yolda adlı romanı Beat kuşağını tanımlayan eser oldu. Romancı William S. Burroughs (1914-1997), şair Allan Ginsberg (1926-1997) de hareketin merkezinde yer aldı. Kerouac, Yolda’nın ilk taslağını 36 metre uzunluğunda bir sarmal kağıda küçük aralıklarla ve paragraf boşluğu bırakmadan yazmıştı. Kerouac, Beat kelimesini kendi kuşağının sosyal normlar karşısında hissettiği bıkkınlığı belirtmek için kullanmıştır. Terim sonraları, hem müzikal vuruşlarla (beat) hem de grubun ruhani (beatific-kutsayıcı) inançlarıyla ilişkilendirilmiştir.
  • Neo Dadacılık, Fluxus, Pop Art ve Nouveau Réalisme’in (Yeni Gerçekçilik) temelini atmıştır.
  • Neo Dada’nın etkileri 1960’lar boyunca devem etti, hatta bazı uluslararası akımlardaki etkisi daha da uzun sürdü. Arte Povera ve Nouveau Réalisme bunlara örnektir.

 

Çağdaş Sanata Varış 91|Neo Dada 2| John Cage, Robert Rauschenberg

NEO DADA 2

JOHN CAGE, ROBERT RAUSCHENBERG

John Cage, Variations III, No 14, baskı, 1992. Fotoğraf:en.wikipedia.org

John Cage, Variations III, No 14, baskı, 1992.
Fotoğraf:en.wikipedia.org

  • Müzikte radikal inovasyonları ile tanınan Arnold Schoenberg’in talebesi, ABD’li müzik teorisyeni, yazar, eğitmen, Savaş sonrası Avangard sanatçısı John Cage (1912-1992), müzik enstrümanlarının standart dışı kullanımını  gündeme getirmiş, piyanonun tellerinin ve çekiçlerinin aralarına ve üzerlerine objeler koyarak piyanonun sesini değiştirmiş, bu yolla besteler yapmıştı. Bunların en ünlüsü 1946-48 yılları arasında bestelediği Sonatlar ve İnterlüdler’dir.
  • John Cage, incelediği Hint felsefesi ve Zen Budizm’in etkisi ile sanatta şansın rolü, şansın yönlendirdiği müzik fikri, 1951’den başlayarak bestelerini şekillendirmişti. Antik Çin’in klasik kitabı I Ching’in değişen olaylar üzerine olan öğretisi, Cage’in bestelerini yaparken kullandığı bir araç oldu.
  • 1952’de sahnelediği eseri 4’33’’ ile Neo Dada’yı başlattığı düşünülür. Eser, bir müzisyenin, herhangi bir enstrüman ile 4 dakika 33 saniye hiçbirşey yapmadan sahnede sessizce oturmasından ibaretti. Duchamp’ın fikirleriyle paralellik gösteren beste ile müzisyenlerin yaptığı değil, izleyicilerin ve çevresel seslerin dinlendiği bu eser, kompozisyona, performansa ve müziğin kendisinin statükosuna bir saldırıdır.
  • Elektroakustik müzikte, deneysel müzikte öncü olan Cage, müziği, kaostan bir düzen yaratma, yaratılışta bir gelişme gibi geleneksel tanımlardan farklı olarak “amacı olmayan bir oyun,” “hayatın bir doğrulaması,” “yaşadığımız hayata bir uyanış” şeklinde yorumlardı.
  • Şansın rolü, bireysellik, seyirci ile etkileşim ilkeleri, Merce Cunningham’ı, dolayısıyla modern dansın gelişimini etkilemişti.
  • John Cage, New York’a taşındığında Robert Rauschenberg’in ve Jasper Johns’un komşusu olmuştu.
  • John Cage: “Which is more musical: a truck passing by a factory or a truck passing by a music school?”
“Ben bir tablonun ömrünün zaten çok kısa olduğunu düşünüyorum.” Fotoğraf:www.rugusavay.com

“Ben bir tablonun ömrünün zaten çok kısa olduğunu düşünüyorum.”
Fotoğraf:www.rugusavay.com

Robert Rauschenberg, Claes Oldenburg ile küçük bir Performans gerçekleştiriyor..

Robert Rauschenberg, Claes Oldenburg ile küçük bir Performans gerçekleştiriyor.

Robert Rauschenberg, Kanyon, 1959. Fotoğraf:en.wikipedia.org

Robert Rauschenberg, Kanyon, 1959.
Fotoğraf:en.wikipedia.org

  •   John Cage’in okulunda verdiği ders ABD’li sanatçı Robert Rauschenberg (1925-2008) için belirleyici olmuştur. Eğitimini tamamladıktan, yurtdışı gezileri yaptıktan sonra 1952’de New York’a yerleşmiştir.
  • Rauschenberg’in Soyut Dışavurumculuk’a devrimci müdahaleleri olmuştur.
  • Uzun sanat yaşamı süresince nesneleri değişime uğratmayan bir çok yeni teknik denemiş; gündelik nesnelerle sanatsal nesnelerin ayrımını sorgulayacak eserler vermiştir.
  • Karışık teknik birinci tercihi olmuş, resim-kolaj-asamblajı bir arada bulunduran eserlerinin (Combine) yanı sıra performansları ile de tanınan bir sanatçı olmuştur. Bunların hepsi Dadacılık prensipleri ile uyumlu uygulamalardır.
  •  Rauschenberg’in öncüleri Marcel Duchamp, Kurt Schwitters, Joseph Cornell gibi sanatçılar da çeşitli asamblaj  formları yapmışlardı. Rauschenberg’in combine’leri izleyiciyi, sanatçının amacı konusunda yorumlar yapmaya yöneltme amacı taşıyordu.
  • Buluntu objeler, boya, baskı, heykel bir arada kullanılmış, sanat türleri arasındaki geleneksel ayrım ortadan kaldırılmış; gündelik yaşama ait ıvır zıvır kullanımı ile güzel sanatlar ile kitle kültürü arasına çekilen çizgiyi zorlayarak Post Modernist bir yaklaşım sergilemiştir.
  • Rauschenberg, Merce Cunningham Dans Tiyatrosu için dekor ve kostüm tasarımları da yapmıştır.
  • Serigrafi de kullandığı tekniklerden olmuştur. (Blogumuzda Gravür konusunu işlemiştik.)
  • Dante’nin Cehennem’ini betimleyen bir dizi çizimi vardır.
  • 1964 yılındaki Venedik Bienali’nde birincilik ödülüne layık bulunmuştur.
  • Robert Rauschenberg:  “My work exists in the space between art and life.”