Etiket arşivi: Mekke

Çağdaş Sanata Varış 228|Şeytan Ayetleri

  • Eski İsraillilerin ilk dinsel bağlantılarını terk etmeleri ve tektanrıcılığı kabul etmeleri 700 yıl almıştı. Hazreti Muhammed’in Araplara bu dönüşümü yaşatması ise 23 yıl sürmüştü. Bazı kaynaklar bunu, Kur’an’ın insanları etkisine alan, tamamıyla yeni bir edebi biçim yaratmasına bağlar ve Kur’an’ın, dinle sanat arasında var olan derin yakınlığın çarpıcı bir örneği olduğunu savunur.
  • Görevinin ilk üç yılında Hz. Muhammed’in mesajının tek tanrıcı yönü pek anlaşılamadı. Önde gelen Kureyşliler, eski kültlerin ve geleneksel ilahların mahkum edildiğini anladıklarında, Müslümanlar horlanan ve sorgulanan bir azınlık haline geldi; ilk Hıristiyanlar gibi ilk Müslümanlar da ateizm ile suçlandı; Peygamber’in hayatı tehlikeye girdi.
  • Batılı bilim insanları Kureyş’in bu kopma noktasına gelişini genellikle, sahte olan, Şeytan Ayetleri olayına bağlarlar.
  • Üç Arap ilahı Hicaz Arapları için özellikle önemliydi: el-Lat (tanrıça), Mekke’nin güney doğusunda Taif ve Nahla’da tapınakları olan el-Uzza (güçlü olan) ve Kızıldeniz kıyısında Kudayd’da tapınağı olan Manat (kaderi çizen). Bunlara genellikle Tanrı’nın Kızları anlamında benat’ullah (ilahi varlıklar ?) denirdi. Bu ilahlar dikili taşlarla temsil ediliyorlardı. Araplar bunları ilahiliğin odak noktası olarak kabul ediyorlardı.
  • Şeytan Ayetleri öyküsü ne Kur’an’da ne de herhangi eski sözlü veya yazılı kaynakta yer alır.
  • Ancak, 10. yüzyıl tarihçisi Ebu Cafer üt-Taberi’nin (?-923) eserinde sözü edilir. Taberi, Hz. Muhammed’in, tanrıçaların kültünü reddettikten sonra kendisiyle aşiretinin çoğunluğu arasında gelişen gerginlikten rahatsız olduğunu ve Şeytan’dan aldığı ilhamla, benat’ullah’a, melekler gibi şefaatçiler olarak saygı göstermeye izin veren bazı sahte ayetler sarf ettiğini anlatır. Taberi’ye göre daha sonra Cebrail, Peygamber’e bu ayetlerin Şeytan kaynaklı olduğunu ve Kur’an’dan çıkartılmaları gerektiğini bildirmiş, onların yerine Kur’an’ın 53. Sure’sinin 19-23. Ayetleri gelmiştir.
  • Bu ayetlerden sonra Kureyşliler ile uzlaşma imkanı kalmamıştır.
  • Kaynaklar, Hz. Muhammed’in putperestlik konusunda Kureyş ile uzlaşmayı kesinlikle reddettiğini ortaya koyuyor.
  • Allah’ın birliğini kavramak Kur’an ahlakının temelidir. Daha önemsiz varlıklara güvenmek şirk’tir ve İslam’da en büyük günahtır. Kur’an pagan ilahları küçük görür, onlar iktidarsızdır.

 

Libya 5 Mustafa Kemal

  • Trablusgarp’ta 1711’de kurulan Karamanlı Hanedanı, üç bölgeyi kendi özerk yönetimi altında birleştirdi. 1835’te Osmanlılar yeniden doğrudan yönetim kurdular. Trablusgarp 1867’de vilayet konumuna getirildi.
  • 1837’de Berka’da Senusiye Tarikatı ortaya çıktı ve hızla yayıldı. Senusiye, mezheplerce oluşturulan tüm hukuk sistemlerini birleştiren, tasavvuf düşüncesinin ilkelerini vurgulayan dinsel ve siyasal bir hareketti. Zaviyeler, birer askeri üs işlevi de görürdü. Her Senusi, bir silah ve bir binek hayvanı edinmek zorundaydı. Zenginler, yoksulları silahlandırmakla yükümlüydü. Kurucusu Sidi Muhammed Bin Ali es-Senusi (1791-1859) idi. Osmanlılar Fransız sızmasına karşı tarikatı desteklerken siyasal nüfuzunu artırmasını da önlemeye çalıştı. Sidi Muhammed 1841’de Osmanlı yönetimi tarafından sürüldü; Afrika içlerindeki kabileleri Müslümanlaştırdı. Öldüğünde Senusiye ilan edilmeyi bekleyen bir devlet biçiminde örgütlenmiş; bugünkü Libya’nın büyük bölümüne, Mısır’ın batısı ile Sudan’ın kuzeybatısına ve Orta Afrika topraklarına yayılmıştı.
  • 1908’de II. Meşrutiyet’in ilanından sonra yönetimi yeniden düzenlemek için çaba gösterildi. II. Abdülhamid Trablusgarp’ı sürgün yeri olarak kullandı.
  • Daha önce Rusya ve Avusturya ile anlaşmış olan İtalya, bölgenin ekonomik olarak geri bırakıldığını ve bölgedeki İtalyanlara  kötü davranıldığını öne sürerek 1911’de Osmanlı Devleti’ne bir ültimatom vermiş ve İtalyanlar Libya’ya çıkmıştır. 1911-12’de yaşanan Trablusgarp Savaşı, Trablusgarp vilayeti ile Bingazi sancağının İtalya’ya bırakılması ile sonuçlanmıştır.
Binbaşı Mustafa Kemal, İttihat ve Terakki tarafından Trablus’a yollanıyor. (Bazı kaynaklar, gönüllü subayların Libya’ya gittiğini yazıyor.) Kendisini kaçırmayı planlayan Arapların karargahı olan cami avlusuna giriyor, din ve vatanseverlik nutku atıyor. Bu, hem tehdit, hem koruma içeren bir konuşma. Arap şeyhini kendi itimat mektuplarını yırtarak etkiliyor. Bingazi’de Şeyh Mansur Osmanlı’ya karşı çıkmakta. Mustafa Kemal, askerlere talim yaptırma numarasıyla şeyhin evini kuşatıyor. Şeyh beyaz bayrak ile teslim oluyor. Şeyhe yeni oluşumun niyetlerini anlatıyor, Halife’ye zarar verilmeyeceğine dair güvence veriyor. Mustafa Kemal Libya’da iken Enver Paşa da Trablusgarp’a gidiyor. 1911 yılında ikisi de Tobruk’ta. Mustafa Kemal, Şeyh Mebre’yi İtalyanlara karşı savaşmaya ikna ediyor. Araplar İtalyanları Türk tüfekleriyle esir alıyor. Araplara savaşmaları için Osmanlı tarafından günde 2 kuruş ödeme yapılıyor, onlar da savaş uzasın diye pek dövüşmüyorlar. İtalyan-Osmanlı anlaşması sağlanınca Mustafa Kemal İtalya, Avusturya, Macaristan, Romanya üzerinden memlekete dönüyor. Mustafa Kemal ve Enver Bey Derne’de. Fotoğraf:www.duzceyerelhaber.com

Binbaşı Mustafa Kemal, İttihat ve Terakki tarafından Trablus’a yollanıyor. (Bazı kaynaklar, gönüllü subayların Libya’ya gittiğini yazıyor.) Kendisini kaçırmayı planlayan Arapların karargahı olan cami avlusuna giriyor, din ve vatanseverlik nutku atıyor. Bu, hem tehdit, hem koruma içeren bir konuşma. Arap şeyhini kendi itimat mektuplarını yırtarak etkiliyor. Bingazi’de Şeyh Mansur Osmanlı’ya karşı çıkmakta. Mustafa Kemal, askerlere talim yaptırma numarasıyla şeyhin evini kuşatıyor. Şeyh beyaz bayrak ile teslim oluyor. Şeyhe yeni oluşumun niyetlerini anlatıyor, Halife’ye zarar verilmeyeceğine dair güvence veriyor. Mustafa Kemal Libya’da iken Enver Paşa da Trablusgarp’a gidiyor. 1911 yılında ikisi de Tobruk’ta. Mustafa Kemal, Şeyh Mebre’yi İtalyanlara karşı savaşmaya ikna ediyor. Araplar İtalyanları Türk tüfekleriyle esir alıyor. Araplara savaşmaları için Osmanlı tarafından günde 2 kuruş ödeme yapılıyor, onlar da savaş uzasın diye pek dövüşmüyorlar. İtalyan-Osmanlı anlaşması sağlanınca Mustafa Kemal İtalya, Avusturya, Macaristan, Romanya üzerinden memlekete dönüyor.
Mustafa Kemal ve Enver Bey Derne’de.
Fotoğraf:www.duzceyerelhaber.com

  • Osmanlı, 1912’de barış istemek zorunda kaldı ve Libya’daki egemenliği sona erdi. İtalyan egemenliği 1943’teki İngiliz müdahalesine kadar sürdü.
  • Osmanlıların yenilmesinden sonra halk, özellikle Berberi ve Fizan halkları mücadeleyi sürdürdüler ama İtalyan direnişini durduramadılar.
  • Senusiler, Mısır’da, Orta Afrika’da ve Libya’da işgalcilere karşı İkinci Dünya Savaşı’na değin savaştılar. Senusiye, İkinci Dünya Savaşı boyunca Berka halkının siyasal sözcülüğünü yaptı. Afrika’da sömürgeci İngiliz, Fransız ve İtalyan güçlerine karşı direnen dinsel hareketin önderi Ahmed eş-Şerif es-Senusi (1873-1933) idi ve tarikatın kurucusunun torunuydu. Birinci Dünya Savaşı’nın sonunda V. Mehmet’in (Reşat) çağrısı üzerine İstanbul’a gitti. Sivas’ta düzenlenen bir İslam kongresine başkanlık etti. Sultan Vahdettin’e kılıç kuşatan kişi oldu. Senusiler, Birinci Dünya Savaşı’nda Osmanlı devleti yanında Süveyş Kanalı cephesinde destek vermişler, Şerif Hüseyin’in Hilafet’e isyanını ihanet olarak görmüşlerdir. Ahmet eş-Şerif’in Osmanlı sarayı ile arasının bozulduğu, iki yıl Bursa’da ikamete zorlandığı, ama bu durumun “padişahın onur konuğu” olarak takdim edildiği söylenir. Kurtuluş Savaşı devam ederken Konya ve Diyarbakır’a giderek Mustafa Kemal ve arkadaşlarına destek verdiği biliniyor. Ahmet eş-Şerif’in ilk TBMM tarafından Irak tahtına aday gösterildiği; hilafetin kaldırılması ve cumhuriyetin ilanından sonra gerçekleştirilen inkılaplardan ve batılılaşma hareketinden hayal kırıklığına uğradığı söylenir. Sultan II. Abdülhamid’in Şam’da yaşayan büyük oğlu Emir Selim Efendi’ye yazdığı mektup nedeniyle Türkiye’den ayrılması istenir. Önce Şam’a, Fransızların Suriye’yi terk etmesini istemesi üzerine Filistin’e, oradan Mekke’ye, İbn Suud’un kendisini siyasi bir tehlike olarak görmesi üzerine Yemen ile Suud Krallığı arasındaki tampon devlet Asir’e gider, dokuz yıl sonra orada ölür.

 

Takvimlerimiz

  • Milattan önce, Aşağı ve Yukarı Mezopotamya uygarlıklarınca oluşturulan ilkel takvim, tümüyle doğa olaylarının gözlenmesine dayanır. Toprak, ekin, rüzgar, hayvanların göçleri, yavrulamaları ve takım yıldızların çıplak gözle izlenmesine göre düzenlenmiş, 12 ay ve dört mevsim esasına dayalı takvimdir.
60 yıllık devreleri ile Göktürkler, Uygur Türkleri, Tuna Bulgarları, İdil Bulgarları da bu takvimi kullanmış, Çin'in hemen kuzeyinde bulundukları için büyük ihtimalle Hun Türkleri de kullanmıştır. Göktürk Yazıtları, Uygur kitap ve hukuk belgeleri, Tuna Bulgarları'nın yazıtları, Bulgar Hakanları Listesi ve Manas Destanı'ndaki bazı olaylar da bu takvim ile tarihlendirilmiştir. Bu takvimde her hayvan bir yılı gösterir. Takvimdeki hayvanlar fare, öküz, pars, tavşan, ejderha, yılan, at, koyun, maymun, tavuk, köpek ve domuzdur. Fransız sinolog Edouard Chavannes’ın 12 Hayvanlı Türk Takvimi adlı araştırmasında, Asya'da kullanılan 12 hayvanlı takvimin Türklere ait bir takvim sistemi olduğunu ve Çinlilerin bu takvimi Türklerden aldığını düşünerek takvime 12 Hayvanlı Türk Takvimi adı vermiştir. Yakutlar (Sakalar) ise 12 hayvanlı yıl takvimini kullanmakla birlikte, hayvanların yerine tanrıların adlarını kullanmışlardır. Fotoğraf:tr.wikipedia.org

60 yıllık devreleri ile Göktürkler, Uygur Türkleri, Tuna Bulgarları, İdil Bulgarları da bu takvimi kullanmış, Çin’in hemen kuzeyinde bulundukları için büyük ihtimalle Hun Türkleri de kullanmıştır.
Göktürk Yazıtları, Uygur kitap ve hukuk belgeleri, Tuna Bulgarları’nın yazıtları, Bulgar Hakanları Listesi ve Manas Destanı’ndaki bazı olaylar da bu takvim ile tarihlendirilmiştir.
Bu takvimde her hayvan bir yılı gösterir. Takvimdeki hayvanlar fare, öküz, pars, tavşan, ejderha, yılan, at, koyun, maymun, tavuk, köpek ve domuzdur.
Fransız sinolog Edouard Chavannes’ın 12 Hayvanlı Türk Takvimi adlı araştırmasında, Asya’da kullanılan 12 hayvanlı takvimin Türklere ait bir takvim sistemi olduğunu ve Çinlilerin bu takvimi Türklerden aldığını düşünerek takvime 12 Hayvanlı Türk Takvimi adı vermiştir. Yakutlar (Sakalar) ise 12 hayvanlı yıl takvimini kullanmakla birlikte, hayvanların yerine tanrıların adlarını kullanmışlardır.
Fotoğraf:tr.wikipedia.org

  • 11. yüzyılda, ünlü şair, matematikçi ve astronom Ömer Hayyam tarafından oluşturulan takvim. Hayyam, Ay sistemine dayandırarak ilkel takvimi yeniden düzenlemiştir. Ay’ın Dünya etrafındaki devrine göre, yıl 354 gün olarak kabul edilmiş; Hicri, Kameri denilen takvimin temeli atılmıştır.
  • Hicri takvim, Ay sistemine dayalı bir başka takvimdir. Başlangıç tarihi olarak Hz. Muhammed’in Mekke’den Medine’ye göçü, 622 yılı, kabul edilir. Hicret’in 17. yılından sonra kullanılmaya başlanmıştır. Cumhuriyet’in ilanından sonra da, 1926 yılına kadar kullanılmıştır. Diğer İslam ülkelerinde hala kullanılmaktadır. Yıl 354 gündür.
  • Rumi takvim, başlangıcı 1 Mart olarak kabul eden, yılı 365 gün olarak belirleyen, MÖ 46 yılında Roma İmparatoru Jül Sezar adına düzenlenen takvimdir. Osmanlı İmparatorluğu’nda 1678 yılından sonra mali işlerde kullanılmıştır. Hicri takvim ile Miladi takvim arasında geçişin gerçekleştirildiği takvimdir.
  • Miladi takvim, Gregoryen takvim, yıl 365 gün, 12 ay ve dört mevsim olarak düzenlenmiştir. İlk kez 12. yüzyılda, Papa XII. Gregorius’un öncülüğünde gerçekleştirilmiştir. Dünya’nın Güneş etrafındaki devrini esas alır. Başlangıç olarak da, Hz. İsa’nın doğumunu kabul eder. 1926 yılında, TBMM kararıyla bizde de kabul edildi.