Etiket arşivi: Martin-Gropius-Bau

Çağdaş Sanata Varış 262|Heykeller ve Nesneler 1 Anish Kapoor

  Çift, Anish Kapoor, 2006. Sakıp Sabancı Müzesi’nin bahçesinde sergilenen sanatçının bu granit eseri müzenin kalıcı koleksiyonuna katıldı. Hindu bir baba ve Yahudi bir anneden doğan sanatçının eserlerinde yeryüzü ve gökyüzü, ruh ve madde, aydınlık ve karanlık gibi ikilemlere rastlanıyor. Kullandığı sanatsal dil gayet sade ama eserlerin içinde barındırdığı enerji ve kültürel çeşitlilik dikkat çekiyor. Sakıp Sabancı Müzesi’ndeki sergisi (2014) heykel, mimari, mühendislik ve teknolojiyi bir araya getiren eserlerden oluşmuştu. Sergi, sanal sergi olarak internet ortamında da izlenebildi. 1954’te Bombay’da doğan ve 1970’lerden bu yana Londra’da yaşayan Anish Kapoor, Britanya’yı 1982 Paris Bienali ve 1990 Venedik Bienali’nde temsil etmiş, burada Premio Duemila’ya (en iyi genç sanatçı ödülü) layık görülmüştü. Sanatçı, 1991 yılında da Turner Ödülü’nü kazandı. Kapoor, 2009 yılında, Londra’daki Kraliyet Sanat Akademisi’ndeki tüm galeri mekânının açıldığı, ilk yaşayan sanatçı oldu. Hindistan’daki ilk kişisel sergisini ise 2010 yılında açtı. 2013 yazında, Kraliçe'nin doğum günü törenlerinde ödüllendirilip Sir unvanını aldı. Kapoor, “Taşın hafızası vardır. Bir eser ne zaman içsel hafızamıza hitap etmeye başlar, işte o zaman sanat eseri olur. Sanatın bazı unsurları bu anlamda hafızayı harekete geçirmede çok güçlüdür”, diyor. Kapoor, eserin fiziksel ve sosyal alan arasındaki ilişkiyi sağlamasını önemsiyor. Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu


Çift, Anish Kapoor, 2006.
Sakıp Sabancı Müzesi’nin bahçesinde sergilenen sanatçının bu granit eseri müzenin kalıcı koleksiyonuna katıldı.
Hindu bir baba ve Yahudi bir anneden doğan sanatçının eserlerinde yeryüzü ve gökyüzü, ruh ve madde, aydınlık ve karanlık gibi ikilemlere rastlanıyor. Kullandığı sanatsal dil gayet sade ama eserlerin içinde barındırdığı enerji ve kültürel çeşitlilik dikkat çekiyor. Sakıp Sabancı Müzesi’ndeki sergisi (2014) heykel, mimari, mühendislik ve teknolojiyi bir araya getiren eserlerden oluşmuştu. Sergi, sanal sergi olarak internet ortamında da izlenebildi.
1954’te Bombay’da doğan ve 1970’lerden bu yana Londra’da yaşayan Anish Kapoor, Britanya’yı 1982 Paris Bienali ve 1990 Venedik Bienali’nde temsil etmiş, burada Premio Duemila’ya (en iyi genç sanatçı ödülü) layık görülmüştü. Sanatçı, 1991 yılında da Turner Ödülü’nü kazandı. Kapoor, 2009 yılında, Londra’daki Kraliyet Sanat Akademisi’ndeki tüm galeri mekânının açıldığı, ilk yaşayan sanatçı oldu. Hindistan’daki ilk kişisel sergisini ise 2010 yılında açtı. 2013 yazında, Kraliçe’nin doğum günü törenlerinde ödüllendirilip Sir unvanını aldı.
Kapoor, “Taşın hafızası vardır. Bir eser ne zaman içsel hafızamıza hitap etmeye başlar, işte o zaman sanat eseri olur. Sanatın bazı unsurları bu anlamda hafızayı harekete geçirmede çok güçlüdür”, diyor. Kapoor, eserin fiziksel ve sosyal alan arasındaki ilişkiyi sağlamasını önemsiyor.
Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

Anish Kapoor, 2015 yılında Moskova Yahudi Müzesi’nde dört eserini sergiledi. Fotoğrafta bunlardan üçü görülüyor: 2003 yılına ait eseri, ünlü kinetik balmumu heykeli Benim Kırmızı Anavatanım; konveks ve konkav paslanmaz çelik eseri S Biçimli Dalga (2006) ve yansımadan görülen sarı, fiberglas duvar heykeli Sığınak (2007). Anish Kapoor,  taş, çelik, cam, PVC, balmumu, yağlıboya, ileri teknoloji ürünleri kullandığı obje, heykel ve yerleştirmelerinde resim ile heykelin sınırlarını bulanıklaştırıyor. Sanatçının kullandığı renkler ise Hindistan kültürünün bir parçası olan renk pigmentleridir. Kapoor, “İzleyiciyi zaman ve mekanla etkileşime geçiren ve objeyi objeliğinden uzaklaştıran heykelle ilgileniyorum”, diyor. Fotoğraf: http://enfr.blouinartinfo.com

Anish Kapoor, 2015 yılında Moskova Yahudi Müzesi’nde dört eserini sergiledi. Fotoğrafta bunlardan üçü görülüyor: 2003 yılına ait eseri, ünlü kinetik balmumu heykeli Benim Kırmızı Anavatanım; konveks ve konkav paslanmaz çelik eseri S Biçimli Dalga (2006) ve yansımadan görülen sarı, fiberglas duvar heykeli Sığınak (2007).
Anish Kapoor, taş, çelik, cam, PVC, balmumu, yağlıboya, ileri teknoloji ürünleri kullandığı obje, heykel ve yerleştirmelerinde resim ile heykelin sınırlarını bulanıklaştırıyor. Sanatçının kullandığı renkler ise Hindistan kültürünün bir parçası olan renk pigmentleridir.
Kapoor, “İzleyiciyi zaman ve mekanla etkileşime geçiren ve objeyi objeliğinden uzaklaştıran heykelle ilgileniyorum”, diyor.
Fotoğraf: http://enfr.blouinartinfo.com

Kapoor’un, Berlin’de Martin Gropius Bau’da 2013 yılında açtığı sergide yer alan, çoğunlukla anıtsal boyutlarda heykeller üreten sanatçının anıtsal İlk Beden adlı eseri. Fotoğraf: www.art-in-tv.de

Kapoor’un, Berlin’de Martin Gropius Bau’da 2013 yılında açtığı sergide yer alan, çoğunlukla anıtsal boyutlarda heykeller üreten sanatçının anıtsal İlk Beden adlı eseri.
Fotoğraf: www.art-in-tv.de

Anish Kapoor’un Versailles Sarayı bahçesinde 2015 yılında sergilediği Dirty Corner adlı eseri üç kez saldırıya uğradı. Esere Fransız medyasında Kraliçenin Vajinası adı takılmıştı. Eserin sarayın bahçesine yerleştirilmesinin ardından üzerine sarı boya döküldü. Boya kısmen temizlenebilmişti. Bir ay sonra iki kez üzerine, bazıları anti-semitik olmak üzere yazılar yazıldı. Sanatçı, toplumdaki tahammülsüzlüğün altını çizmek için eserin üzerine yazılan yazıları muhafaza etmek istedi. Ancak mahkeme grafitinin kaldırılmasına ve esere bir alarm sistemi yerleştirilmesine karar verdi. Mahkeme kararından sonra Anish Kapoor, Instagram’da grafitinin üstünün kapatılmış halinin fotoğraflarını paylaştı ve “Fransa’da ırkçılar mahkeme kararı ile ırkçı ifadelerinin üzerini kapattırdı, ırkçıların kazanmasına izin vermeyelim” paylaşımında bulundu. Daha sonra yazıların üzeri altın yaldız ile kapatıldı. Fotoğraf: jezebel.com

Anish Kapoor’un Versailles Sarayı bahçesinde 2015 yılında sergilediği Dirty Corner adlı eseri üç kez saldırıya uğradı.
Esere Fransız medyasında Kraliçenin Vajinası adı takılmıştı. Eserin sarayın bahçesine yerleştirilmesinin ardından üzerine sarı boya döküldü. Boya kısmen temizlenebilmişti. Bir ay sonra iki kez üzerine, bazıları anti-semitik olmak üzere yazılar yazıldı.
Sanatçı, toplumdaki tahammülsüzlüğün altını çizmek için eserin üzerine yazılan yazıları muhafaza etmek istedi. Ancak mahkeme grafitinin kaldırılmasına ve esere bir alarm sistemi yerleştirilmesine karar verdi.
Mahkeme kararından sonra Anish Kapoor, Instagram’da grafitinin üstünün kapatılmış halinin fotoğraflarını paylaştı ve “Fransa’da ırkçılar mahkeme kararı ile ırkçı ifadelerinin üzerini kapattırdı, ırkçıların kazanmasına izin vermeyelim” paylaşımında bulundu. Daha sonra yazıların üzeri altın yaldız ile kapatıldı.
Fotoğraf: jezebel.com

Bulut Kapısı, Anish Kapoor, 2006. 2004 yılında açılan Chicago kentinin Millennium Park’ına yerleştirilen, yapımı 2006 yılında biten heykel, 168 paslanmaz çelik levhadan oluşuyor ve yapımı 23 milyon dolara mal olmuş. Civadan esinle tasarlanmış olan heykelin halk arasındaki adı Fasulye (The Bean). İzleyenlerin heykele her baktığında kendi yansımasını görmesi, kendisiyle heykel arasında bir bağ kurmasını sağlıyor. Her yansıma bir varoluş kanıtı gibidir. Yumuşak kıvrımlı dinamik yapısı ile de hiçbir yansımayı üzerinde sabit tutmamakta ve sürekli hareket ettirmektedir. Bir çekim alanı oluşturan heykel, gökyüzünü, bulutları ve güneşi izleyiciler ile buluşturmaktadır. 2015 yılında Çin’in Xinjiang bölgesinde  Karamay’da bir Çinli sanatçı Bulut Kapısı’nın neredeyse aynısını yaptı ve Kapoor dava açtı. Çinli muhalif sanatçı ve aktivist Ai Weiwei ile Anish Kapoor, 2015’te Avrupa’da yaşanan sığınmacı krizi ile ilgili sığınmacıların durumlarına ve yaşamsal haklarına dikkat çekmek için omuzlarında sığınmacıları temsilen battaniyeler taşıyarak ve mültecilerin kat ettikleri mesafeyi sembolik biçimde dile getirmek üzere Londra’da birlikte yürüyüş yaptılar. Kapoor, 2016 yılında heykelin tüm yüzeyini ışığı emen, yüksek teknoloji ürünü Vantablack denen, siyahın en siyahı olarak tanımlanan malzeme ile kapladı. Sanatçı açık havada yer alan tüm heykellerini bu madde ile kaplayacağını, çünkü dünyanın, heykellerin yapım tarihine göre daha kara bir yer olduğunu söylüyor. Fotoğraf: www.statuestorieschicago.com

Bulut Kapısı, Anish Kapoor, 2006.
2004 yılında açılan Chicago kentinin Millennium Park’ına yerleştirilen, yapımı 2006 yılında biten heykel, 168 paslanmaz çelik levhadan oluşuyor ve yapımı 23 milyon dolara mal olmuş. Civadan esinle tasarlanmış olan heykelin halk arasındaki adı Fasulye (The Bean). İzleyenlerin heykele her baktığında kendi yansımasını görmesi, kendisiyle heykel arasında bir bağ kurmasını sağlıyor. Her yansıma bir varoluş kanıtı gibidir. Yumuşak kıvrımlı dinamik yapısı ile de hiçbir yansımayı üzerinde sabit tutmamakta ve sürekli hareket ettirmektedir. Bir çekim alanı oluşturan heykel, gökyüzünü, bulutları ve güneşi izleyiciler ile buluşturmaktadır.
2015 yılında Çin’in Xinjiang bölgesinde Karamay’da bir Çinli sanatçı Bulut Kapısı’nın neredeyse aynısını yaptı ve Kapoor dava açtı.
Çinli muhalif sanatçı ve aktivist Ai Weiwei ile Anish Kapoor, 2015’te Avrupa’da yaşanan sığınmacı krizi ile ilgili sığınmacıların durumlarına ve yaşamsal haklarına dikkat çekmek için omuzlarında sığınmacıları temsilen battaniyeler taşıyarak ve mültecilerin kat ettikleri mesafeyi sembolik biçimde dile getirmek üzere Londra’da birlikte yürüyüş yaptılar.
Kapoor, 2016 yılında heykelin tüm yüzeyini ışığı emen, yüksek teknoloji ürünü Vantablack denen, siyahın en siyahı olarak tanımlanan malzeme ile kapladı. Sanatçı açık havada yer alan tüm heykellerini bu madde ile kaplayacağını, çünkü dünyanın, heykellerin yapım tarihine göre daha kara bir yer olduğunu söylüyor.
Fotoğraf: www.statuestorieschicago.com

 

 

Çağdaş Sanata Varış 256|Çağdaş Sanat 4

  • Her ikisi de yeni düşüncelerin ürünü olan sanat ve teknoloji birbirine koşut ilerliyor.
  • İnternet, TV ve basın gibi kitle iletişim araçları, yalnızca satın alma pratiğimizi değil, dünyaya ilişkin algımızı da değiştirmiştir, deniyor.
  • İnternet vatandaşlarının ortaya çıkması, hiyerarşiyi ortadan iyice kaldırmıştır.
  • Ekran tabanlı ortamlar Çağdaş Sanat’ın önemli bir parçasıdır.
  • Çağdaş sanatçıların hepsi yapıtlarını üretirken en yeni teknolojiyi kullanmıyorsa da çoğu, teknolojinin yönetsel bir araç olduğunu kabul eder.
  • Artık yapay zekanın sanatı diye de bir şey var: Uluslararası Cannes Lions Yaratıcılık Festivali 2016’nın Yaratıcı Veri Kullanımı kategorisinde büyük ödül, bilgisayar aracılığıyla tümüyle yeniden yaratılan bir Rembrant tablosuna verildi. Eser, bilgisayarlar aracılığıyla analiz edilerek, boya katmanları, kalınlıkları, tonları, açıları gibi tüm ayrıntıların hesaplanmasıyla ortaya çıkmış.
2004 yılında Martin- Gropius-Bau’da, Fabrizio Plessi’nin sergisini gezmiştim. Plessi, sanat hayatı boyunca elektronik teknolojilerle sanal imge geliştirme işi ile uğraşmış. Böylece güncel sanatta geleceğe dönük yollar açmış. Plessi bugün güncel sanatın onsuz olmasının düşünülemeyeceği bir sanatsal uygulamanın öncülerinden sayılmakta. Plessi bütün kıtalarda önemli müzelerde sergiler tasarımlamış. Almanya- Berlin Fotoğraf: Gunter Lepkowski

2004 yılında Martin- Gropius-Bau’da, Fabrizio Plessi’nin sergisini gezmiştim. Plessi, sanat hayatı boyunca elektronik teknolojilerle sanal imge geliştirme işi ile uğraşmış. Böylece güncel sanatta geleceğe dönük yollar açmış. Plessi bugün güncel sanatın onsuz olmasının düşünülemeyeceği bir sanatsal uygulamanın öncülerinden sayılmakta. Plessi bütün kıtalarda önemli müzelerde sergiler tasarımlamış.
Almanya- Berlin
Fotoğraf: Gunter Lepkowski

  • Kapitalizmi şu veya bu şekilde eleştirmeyen, şu veya bu şekilde kapitalizme ve yerleşik kurumlara muhalif olmayan güçlü bir güncel sanat örneği bulmak çok zordur. Ancak, Çağdaş Sanat galeri-müzayede-fuar-bienal –koleksiyoner ekseninde gelişmektedir ve bu, kapitalizmin biçimlendirdiği bir yapıdır. Çağdaş sanatçı küratörlerden, eleştirmenlerden, akademisyenlerden, koleksiyonerlerden, sanatseverlerden ve diğer sanatçılardan oluşan bir ağın parçasıdır.
  • Çağdaş Dönem’de sanatsal alanlardaki iş olanakları çarpıcı biçimde artmıştır.
  • Hayırseverlerlikten çok ticari bir ortaklık niteliği taşısa da şirketlerin sanat alanındaki girişimleri 1990’lardan sonra giderek artmıştır. Sanata yatırdığı paranın karşılığını alabilen şirketler sanata daha fazla harcama yapmaya devam edecekler, diye düşünülüyor.
  • Çağdaş Sanat Piyasası 2014-2015 Raporu’na göre, dünyadaki en pahalı 500 sanatçı arasında Çinli sanatçılar çoğunlukta.
  • Zaman zaman sanatçılar ile yapıtlarının abartılarak tanıtıldıkları, bir sanatsal arz fazlası olduğu yönünde yakınmalar da oluyor.

 

Çağdaş Sanata Varış 176| Zero

  • Zero, İkinci Dünya Savaşı sonrası Almanya’da ortaya çıkan ve sanatı Modernist resmin ve heykelin sarmalından, bu durağanlıktan kurtaran bir akım.
  • Savaşta yenilmiş olan Almanya’nın, sanat alanında başka ülkeleri etkilemeye başlaması 1960’ların sonunda Zero ve Fluxus akımları ile oldu.
  • Zerocular maddeyi, ışığı, hareketi, nesneyi, rengi baştan değerlendiriyorlar. Malzemeyi deliyorlar, yakıyorlar, parçalıyorlar; defileler, partiler düzenliyorlar, bir arada uyuyorlar, üretiyorlar.
  •  İkinci Dünya Savaşı sonrası dünyanın yaşadığı maddi ve manevi yıkıma karşı geleneksel sanat anlayışını sıfırlayarak aydınlık, ışık ve şeffaflık dolu yepyeni bir dünya vaadi ile yola çıkıyorlar. İletişim kurma ve daha iyi bir dünya yaratma ihtiyacı içindeler.
  • Zero, yani başlangıç noktasındalar. Akımın adını koyarken roketlerin geri sayımından etkilenmişler.
  • Zero/Sıfır:  Adlarını “Sıfır sessizliktir, başlangıçtır, yuvarlaktır, devingenliktir, Ay’dır, Güneş’tir, beyazdır. Çöl ve gök kubbe sıfırdır” diye tarif etmişler.
  • Bu Sıfır yaklaşımını, boş levha (tabular asa) gibi beyaz yapıtlara; ay ışığını çağrıştıran ferah ve aydınlık, ışıklı çalışmaları; dinamik, devinimli, titreşimli eserlere dönüştürmüşler.
  • Zaman, boşluk, renk, hareket akımın ana temaları. Zero, özellikle ışık ve mekana odaklanan yapıtları kapsadı.
Kara Işık Bale Tamburu, Otto Piene, 1967. Ahşap, metal, cam, motor, elektrik ışığı. Sabancı Müzesi, 2015. Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

Kara Işık Bale Tamburu, Otto Piene, 1967.
Ahşap, metal, cam, motor, elektrik ışığı.
Sabancı Müzesi, 2015.
Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

  • Zero, bir avangard tavırlar çokluğudur.
  • Ressamca olandan kendilerini kurtarmak adına gündelik olandan, yaşamdan yana saf tuttular, Duchamp’tan yadigar hazır yapım seri üretim nesnelerine başvurdular.
  • Sergi mekanlarını bildik koordinatlarından uzaklaştırmak, izleyiciyi de işin içine katmak, kalıcı olmayacak, şaşırtıcı yapıtlar üretmek, deneyimin kendisini sanat konusu, nesnesi yapmaya yönelik bir yaklaşıma sahiptiler.
Dokuz Sütun Üzerindeki Gökyüzü, Heinz Mack, 2012-2014. Karma malzemeden yapı üzerinde 850.000 mozaik taşı, 24 karat altın varak, çelik platform. Sabancı Müzesi, 2015. Fotoğraflar: Füsun Kavrakoğlu

Dokuz Sütun Üzerindeki Gökyüzü, Heinz Mack, 2012-2014.
Karma malzemeden yapı üzerinde 850.000 mozaik taşı, 24 karat altın varak, çelik platform.
Sabancı Müzesi, 2015.
Fotoğraflar: Füsun Kavrakoğlu

  • 1957-1966 arasında yükselen ve daha sonraki akımları etkileyen Zero’nun ve benzeri teknolojik işlemli ve malzemeli yapıt üretiminin başlıca oluşum nedeni,  Informel ve Taşizm gibi, savaşın acılarını sağaltmayı amaçlayan duygusal ve içe dönük soyutlamaların siyasal, ekonomik, bilimsel ve teknolojik gelişmelere artık yanıt veremeyeceğini düşünmeleridir.
  • Teknoloji, İzlenimcilik akımından başlayarak, fotoğrafın yaygınlaşması, yeni boyaların üretilmesi vb sanat üretimine her aşamada etki etmiştir.
  • Akımın kurucuları Heinz Mack (1931-) ve Otto Piene (1928-2014). Günther Uecker (1930-) ise 1961 yılında aralarına katılıyor. Akımın diğer önemli isimleri Yves Klein (1928-1962), Piero Manzoni (1933-1963), Lucio Fontana (1899-1968), Armando (1929-), Daniel Spoerri (1930-), Jean Tinguely (1925-1991), Hans Haacke (1936-) .
  • Zerocular, Beuys’un aksine, kendilerini yaşarken mitleştirmeye çalışmadılar.
Sandalye, Komodin, Yan Sehpa, New Yorklu Dansçı, Günther Uecker, 1963-1967. Sanatçının 1972 yılında yaptığı açıklama: “Artık elimde gerçek mekanın içine giren - tuval ile görünür hale gelen yanılsama mekanının değil - bir malzeme vardı. İçinde yaşadığımız mekanın içine giren, o mekanda bulunan gerçekliğin ışık ve gölgeler aracılığıyla kendini ifadesini sağlayan işte bu malzemeyi, çiviyi, ben daha da geliştirmeye çalıştım.” Sabancı Müzesi, 2015. Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

Sandalye, Komodin, Yan Sehpa, New Yorklu Dansçı, Günther Uecker, 1963-1967.
Sanatçının 1972 yılında yaptığı açıklama: “Artık elimde gerçek mekanın içine giren – tuval ile görünür hale gelen yanılsama mekanının değil – bir malzeme vardı. İçinde yaşadığımız mekanın içine giren, o mekanda bulunan gerçekliğin ışık ve gölgeler aracılığıyla kendini ifadesini sağlayan işte bu malzemeyi, çiviyi, ben daha da geliştirmeye çalıştım.”
Sabancı Müzesi, 2015.
Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

  • Sanatı kökten değiştirmeye çalışan benzer eğilimler Hollanda’da NUL (Armando, Herman de Vries), Fransa’da Yeni Gerçekçilik (Arman, Yves Klein, Daniel Spoerri), İtalya’da Azimuth (Piero Manzoni, Enrico Castellani), Japonya’da Gutai Grubu olarak ortaya çıktı.
  • Zero akımı bitmiş değil. Ne amaçları bakımından ne de sergileri itibariyle. 2014 yılında New York’ta Guggenheim Müzesi’nde, sonra Berlin Martin-Gropius-Bau galerilerinde, 2015 yılında Amsterdam Stedelijk Müzesi’nde ve tabii Sabancı Müzesi’nde sergileri yapılmaya devam ediyor.
  • Zero’nun siyasal, kültürel bir manifestosu yoktu ancak topluma öngörü, umut ve yaratıcılık öneriyordu; esnekti, yeniliklere ve değişimlere açıktı, disiplinler arası etkileşim ve farklı akımlarla işbirliğine girme olanağı veriyordu. Bu tür sanat içeriği ve estetiği günümüzde de sürüyor.
  • Zero akımına ait eserlerin parasal değerleri de müzayede evlerinde katlanarak artmakta.