Etiket arşivi: Mao Zedong

Şiddet 68| İç Savaş ve Devrim Şiddeti 4

Devrim, yasalara ve alışkanlıklara karşı yapılır.

Devrim, etki üretmek maksadıyla oluşturulan tepki olarak tanımlanır.

  • Protestanlık da bir devrimdir ve Otuz Yıl Savaşları’na yol açmıştır.
  • Devrim, bir sınıfın bir diğerini şiddet kullanarak alaşağı etmesi, devrim karşıtlarının izinin sürülüp ortadan kaldırılmasıdır. Dolayısıyla ihbar ve iftira mekanizmalarının çok çalıştığı zamanlar yaşanır.
  • Fransız Devrimi 1789 yılında olmuş ve bitmiş bir şey değildir. Kaos, aşırı şiddet ve Napoleon Bonaparte’ın yükselişi dikkate alındığında Fransız Devrimi çok radikaldir. Bourbon Restorasyonundan (1814/1815-1830) 15 yıl sonra Paris sokakları yeniden barikatlarla kaplanmış, daha sonrasında 1848, 1871, Halk Cephesi, Direniş ve ’68 Mayısı gibi her biri kendince Büyük Devrim’le sürmüştür.
  • Ne zaman ki kendi anayasaları ve ona eşlik eden seçimler Fransa’da Jakobenlerin iktidarına bir tehdit oluşturmaya başladı, anayasayı askıya almakta ve suçlu gördüklerine terör uygulamakta duraksamadılar.
  • 1917 Bolşevik Devrimi kanlı bir hadiseydi. Yalnızca komünist olmayan unsurları değil, iktidarları için tehdit oluşturabilecek diğer komünist unsurları da tasfiye edip öldürdüler. İç Savaş, ardından Stalin’in kamusallaştırma politikaları ve milyonlarca insanın hayatına mal olan tasfiyeleriyle, yaygın insan hakları ihlalleriyle trajik bir dönemdi.
  • Sosyalist rejimin tahkim edilmesi ve milli bilincin baskılanması adına Sovyetler Birliği toprakları içinde zorla kitlesel yer değiştirmeler yaşandı. 23 milyonu Rus olmak üzere, 54-65 milyon insan kendi ulusal merkezlerinin dışında yaşamak zorunda bırakılmıştı.
  • Proletarya diktatörlüğünde düşman olarak görülen elitler Sovyetler Birliği dağıldıktan sonra da (Avrupa Birliği gibi dış güçlerle işbirliği halinde oldukları ve vatanlarına yabancı olan fikirleri destekledikleri için) mubah sayılmadılar.
  • Sovyet çalışma kampları gibi Kızıl Çin’de de laogai denen siyasi suçluların gönderilerek çalışmayla yeniden eğitildikleri kamplar vardı.
  • Mao’nun deyişiyle, politika şiddet demektir. Devrim bir çay partisi değildir: en katıksız haliyle şiddettir. Mao bir kıvılcımın kolaylıkla yangına dönüşebileceğini de söylemişti.
  • 1949 sonrası Tayvan’a kaçmak zorunda kalan 1 milyon sivil ve 600 bin asker Çin devriminin mültecileriydi. Devrimin ilk 20 yılında yaklaşık 3,5 milyon insan ülkesini terk etmek zorunda kalmıştı.
  • Bir komünistin tüm sırları Parti’ye aittir. Parti, bir komünisti yapmayı vaat ettikleriyle değil, o güne dek yaptıklarıyla değerlendirir. Parti tüm üyelerini sürekli denetler. Yükselebilmek için Parti’ye bağlılığı kanıtlamak gerekir. Parti her şeye, düşüncelere, eserlere, özel hayata her şeye karışır. Her şey her yurttaşın dosyasına kaydedilir, sahibi hayatı boyunca o dosya hakkında bilgi edinemez.
  • Herkes adının başında yoldaş teriminin bulunmasını sağlamak zorundaydı. Aksi taktirde “kötü tohum” olarak damgalanır, çalışmayla yeniden eğitim kampına gönderilirdi.
  • Çin Kültür Devrimi’ne Kızıl Terör, Kızıl Muhafızlar’ın kızıl terör dönemi de denmiştir. Toprak sahipleri, zengin köylüler, karşıdevrimciler, zararlı kişiler ve sağcı hainler olarak damgalananların evleri aranırdı. Kültür Devrimi sırasında eleştiri hareketleri ve bazı fesat odakları için canavarlar deyimi kullanılırdı. Karşıdevrimcilerin başları tıraşlanarak aşağılanması yaygın bir uygulamaydı. Zaten her nevi aşağılama başlı başına şiddettir. Bu dönemde giysiler kişinin kapitalist, hatta yabancılarla ortaklık kurmuş kompradorlar olarak damgalanmasına sebep olabilirdi.
Mao heykeli, Changsha, Hunan Eyaleti, Çin Halk Cumhuriyeti. Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu, 2017.

Mao heykeli, Changsha, Hunan Eyaleti, Çin Halk Cumhuriyeti.
Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu, 2017.

  • Mao’nun devriminden sonra Çin’de gerçekleştirilen infazları fiziksel açıdan durumu müsait olan herkesin ibret almak için infaza katılması isteniyordu. O kadar çok infaz gerçekleştirilmişti ki insanlar artık bıkmıştı ama katılım zorunluydu. İnfazı izlemeye gelmeyenlerin işbirlikçi olarak cezalandırılacağı duyurulurdu.
  • Mao Zedong’un köylü devriminde Marksizm, yerel gelenekler ve anlayışlarla sentezlendi. Konfüçyüsçülük, komünist Çin’in ataerkil yapısında yeni bir biçime kavuştu. Mao Çini de birçok baskıcı alışkanlığı devraldı. 1960’ların ortasında başlayan Kültür Devrimi, ülkeyi ekonomik ve sosyal bakımlardan tam bir kaosa soktu. Sovyetler Birliği’nin çökmesinden sonra da ülke başka bir değişim geçirdi.
  • Devrim, dedi ağabeyim, yemeğe misafir çağırmak değildir, şiddetin ta kendisidir”, diye yazar Mo Yan, Yaşam ve Ölüm Yorgunu adlı eserinde.

 

Şiddet 63| Devlet Şiddeti 9

 

Ukrayna’ya bağlı olan Kırım’ın 2014 yılında Rusya tarafından işgal edilmesi ile başlayan Ukrayna-Rusya gerginlik ve çatışmalarını Kiev’de Bağımsızlık Meydanı’nda protesto edenlerin kurduğu kamptan görüntüler. Bu tip durumlar, saldırgan ülkeye çeşitli yaptırımlar uygulanarak çözülmeye çalışılıyormuş gibi yapılıyor. Fotoğraf: Nikita Kadan, Limits of Responsibility, 2014.

Ukrayna’ya bağlı olan Kırım’ın 2014 yılında Rusya tarafından işgal edilmesi ile başlayan Ukrayna-Rusya gerginlik ve çatışmalarını Kiev’de Bağımsızlık Meydanı’nda protesto edenlerin kurduğu kamptan görüntüler.
Bu tip durumlar, saldırgan ülkeye çeşitli yaptırımlar uygulanarak çözülmeye çalışılıyormuş gibi yapılıyor.
Fotoğraf: Nikita Kadan, Limits of Responsibility, 2014.

Bir Zamanlar (Once Upon a Time), Nasan Tur, 2011. Nasan Tur (1974-), altı metre yüksekliğindeki bu Yerleştirmesinde günümüzde var olmayan sekiz ülkenin bayrağını bir araya getirerek ulus devletlerin geçiciliğine ve kırılganlığına dikkat çekmeyi hedefliyor. Fotoğraf: Artfox

Bir Zamanlar (Once Upon a Time), Nasan Tur, 2011.
Nasan Tur (1974-), altı metre yüksekliğindeki bu Yerleştirmesinde günümüzde var olmayan sekiz ülkenin bayrağını bir araya getirerek ulus devletlerin geçiciliğine ve kırılganlığına dikkat çekmeyi hedefliyor.
Fotoğraf: Artfox

Guantanamo Bay, Banksy, 2006. 1903'den beri ABD'nin kira karşılığında kullandığı Kuba'ya ait bir alanda kurulmuş olan Guantanamo Kampı, 2002 yılından itibaren askeri hapishane olarak kullanılmaktadır. Burada, başta Afganistan olmak üzere çeşitli ülkelerde ele geçirilen, El-Kaide ve Taliban ile ilgisi olduğundan şüphelenilen kişiler tutulmaktadır. Kamptaki uygulamaları Avrupa Parlamentosu, Uluslararası Af Örgütü ve BM insan hakları skandalı olarak tanımlamıştır. Kuzey Kore’de de politik suçlu kampları var. Kampta gün boyu çalışmak, idamları izlemek zorunda bırakılmak gibi uygulamalar bir rutin haline gelmiş. Global Karaköy İstanbul, 2016. Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

Guantanamo Bay, Banksy, 2006.
1903′den beri ABD’nin kira karşılığında kullandığı Kuba’ya ait bir alanda kurulmuş olan Guantanamo Kampı, 2002 yılından itibaren askeri hapishane olarak kullanılmaktadır. Burada, başta Afganistan olmak üzere çeşitli ülkelerde ele geçirilen, El-Kaide ve Taliban ile ilgisi olduğundan şüphelenilen kişiler tutulmaktadır. Kamptaki uygulamaları Avrupa Parlamentosu, Uluslararası Af Örgütü ve BM insan hakları skandalı olarak tanımlamıştır.
Kuzey Kore’de de politik suçlu kampları var. Kampta gün boyu çalışmak, idamları izlemek zorunda bırakılmak gibi uygulamalar bir rutin haline gelmiş.
Global Karaköy İstanbul, 2016.
Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

  • Nükleer silahlanma yarışında yıkıcı silah potansiyeli, arkaik toplumdaki Mana misali biriktirilir. Öldürme gücü biriktirerek ölümün savuşturulacağına dair arkaik inanç devam eder. Kapitalist ekonomideki sermaye de Manaya benzetilir: Ne kadar çok paraya sahip olunursa, o kadar güçlü, yaralanmaz, hatta ölmez hissedilir.
  • Silahlanma yarışı, bazı görüşlere göre, zafer değil, caydırıcılıktır ve silahsızlanma ciddi toplumsal, iktisadi tehlikeler içerir. Hobbes’a göre, kılıç olmadan sözleşmeler anlam taşımaz.
  • Mao Zedong, iktidar namlunun ucunda büyür, demiştir.
  • Hannah Arendt, günümüzde savaş ve siyaset ya da şiddet ve iktidar arasındaki ilişkilere dair tüm eski doğruların geçerliliğini yitirdiğini söyler.
  • Rus fizikçi Sakharov, termonükleer bir savaş, siyasetin başka araçlarla sürdürülmesi gibi görülemez; ancak evrensel intiharın bir yolu olarak görülebilir, der.
  • Düşmanın bütün topraklarını, mülklerini ve uyruklarını saldırı hedefi sayan toptan savaş kavramının yaratıcısı Prusyalı General Karl von Clausewitz (1780–1831), “Savaş, siyasetin başka araçlarla sürdürülmesidir,” der.
1945 yılında Japonya’nın Nagazaki kentine atılan atom bombasının ardından çekilmiş bu fotoğrafta bir Japon çocuk sırtında ölü kardeşini taşırken görülüyor. Papa Francesco, bu fotoğrafı “Savaşın Meyvesi” ibaresiyle Vatikan’ın nükleer silahlanmaya karşı olan tutumunu hatırlatmak için çoğaltınca bu acı kare gündeme geldi. Fotoğraf: Peru.com

1945 yılında Japonya’nın Nagazaki kentine atılan atom bombasının ardından çekilmiş bu fotoğrafta bir Japon çocuk sırtında ölü kardeşini taşırken görülüyor. Papa Francesco, bu fotoğrafı “Savaşın Meyvesi” ibaresiyle Vatikan’ın nükleer silahlanmaya karşı olan tutumunu hatırlatmak için çoğaltınca bu acı kare gündeme geldi.
Fotoğraf: Peru.com

  • Günümüzde savaş, çok uluslu kapitalizmin doğası nedeniyle savaşan cephelerle sınırlı kalamaz. İran-Irak Savaşı (1980-1988) sırasında Irak’ın Batılı sanayiciler tarafından silahlandırılması devletlerin denetimi dışında olmuştur. Artık savaşta herkesin cephe gerisi düşmanları vardır.
  • Yeni iletişim teknolojileri durdurulması olanaksız bilgi akışına olanak sağlamaktadır. Bir diktatörün bile vazgeçemeyeceği bir iletişim söz konusudur. Bu bilgi akışı, geleneksel savaşlarda gizli servislerin gördüğü işlevi görür. Düşmanın şaşırtılamadığı bir savaş ise olanaklı değildir. Bilgi akışı sürekli olarak sözü düşmana verir; tarafların moralini bozarak hükümetlerine olan güvenlerini sarsar. Bilgi akışı ayrıca yurttaşları düşmanların ölümüne duyarlı hale getirir. Ölüm artık görsel bir nitelik kazanmıştır. Tüm bunlar, Foucault’nun sözünü ettiği yayılmış, parçalanmış iktidar kavramı ile ilgilidir. Savaş artık iki ülkeyi karşı karşıya getirmemekte, sonsuz iktidarları karşı karşıya getirmektedir. Yeni savaş silah tüccarlarını zenginleştirmekte ama tüm dünyada tüm ikincil üretim sanayilerini sekteye uğratmaktadır. Çok sayıda gücün devreye girmesi nedeniyle savaş öngörülemez hale gelir ve genellikle tüm taraflar için yitirilmiş olur. Savaş, nasıl bir gelişme gösterirse göstersin, gelecek on yıllar boyunca dramatik bir siyasal ekonomik ve psikolojik istikrarsızlık içinde uzayıp gidecektir. Bu nedenlere dayanarak Umberto Eco, savaşın artık olanaksız olduğunu ileri sürmüştür.
Bayrak, Teresa Margolles, 2009. Meksikalı sanatçı Teresa Margolles (1963-) eserini kumaş, Meksika’nın kuzey sınırından aldığı toprak ve kan kullanarak yapmış. Eseri ile uyuşturucu trafiğinden ötürü meydana gelen binlerce ölümü ve devletin bu trafiği önlemekteki başarısızlığı/isteksizliği/beceriksizliği temsil etmek istemiş. Eserin bir başka versiyonu 2009 Venedik Bienali’nde de sergilenmiş. Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu, Tate Modern, 2017.

Bayrak, Teresa Margolles, 2009.
Meksikalı sanatçı Teresa Margolles (1963-) eserini kumaş, Meksika’nın kuzey sınırından aldığı toprak ve kan kullanarak yapmış. Eseri ile uyuşturucu trafiğinden ötürü meydana gelen binlerce ölümü ve devletin bu trafiği önlemekteki başarısızlığı/isteksizliği/beceriksizliği temsil etmek istemiş. Eserin bir başka versiyonu 2009 Venedik Bienali’nde de sergilenmiş.
Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu, Tate Modern, 2017.

  • Marihuana kullanımını savunanlar, vergilendirilemeyen bir zevkin, devlet tarafından ahlak bozukluğu olarak sunulduğunu öne sürerler.
  • Sivil toplumun gücü, medyanın tarafsızlığı ve açıklığı, kapsayıcı kurumların varlığı devlet şiddetinin önünde en büyük engeldir.
  • Atinalı sanatçı Pavlos Nikolakopoulos, 2001 yılında zorunlu askerlik hizmetini reddetmesi sonucu otomatik olarak uygulanan bir devlet prosedürüyle akıl hastanesi gönderildi ve orada 17 gün tutuldu. Vicdani ret, birçok ülkede yaptırımla karşılaşıyor.
  • Myanmar’ı sadece Budistlerden oluşan bir devlet haline getirmek için Myanmar ordusu yıllardan beri Arakan Müslümanları’na yönelik etnik temizlik yürütmektedir. Saldırı, terör ve açlığa mahkum etme yöntemiyle Müslümanlar, Müslüman Bangladeş’e kitlesel göçe zorlanmaktadır. Myanmar ordusu hem ülkeden kaçan yüz binlerce Arakanlıyı katletmek hem de Bangladeş’e sığınanların geri dönüşünü engellemek için Bangladeş sınırına da mayın döşüyor. Arakan’da yaşayan, Rohingyalı olarak adlandırılan bu Müslüman gruplar yıllardan beri devlet terörü ile karşı karşıya.

 

 

Yavaş Hareketi 1

Yararlanılan Kaynaklar

  • Yavaş Şehirlerin Hızlı Başkanları Neden Kaybetti?, İsmail Metin, EKOIQ Ağustos 2014.
  • SYKonsept, Sayı 57, Kasım-Aralık 2014.
  • Slow Food Devrimi, Carlo Petrini ve Gigi Padovani, Sinek Sekiz Yayınları, 2012.
  • Slow Food International/www.slowfood.com
  • Slow Food Eylemi, Carlo Petrini ile Söyleşi, Tangör Tan, Yemek ve Kültür, Sayı 6, 2006.

 

YAVAŞ HAREKETİ  1

  • Herşey zamanla değişmek zorunda. Önceleri yalın darbe vardı, sonra postmodern darbe çıktı. Önceleri devrim vardı, kitleleri topla tüfekle ayağa kaldıran, sonra devrimler de değişti.
  • Olgunlaşma süreci devrim gibi evrimsel olan, bazı şeyleri değiştirmek isteyen ama klasik devrimin aksine, topla tüfekle yapılmayan, değişimi bir şeyi ortadan kaldırmak için değil, yok olan şeyleri yeniden kazanmak için yapılan, kitleler tarafından değil, entelektüel, küçük bir grup tarafından yapılan yavaş devrimler ortaya çıktı.
  • Yeni tür devrimlerde zaman içinde artan özgürlük talebinin, yalnız insanlar için değil, tüm canlılar için talep edilmesinin de büyük rolü oldu.
  • İlk tohumları 1982 yılında, İtalya’da, 1949 Bra doğumlu Carlo Petrini öncülüğünde atılan; kurulan dernekler, yazılan makaleler, yapılan kongreler, tarım mitingleri, kermesler, fuarlar, kurulan çiftçi pazarları, açılan Lezzet Salonları, tesis edilen ödüller, tadım seansları, lezzet laboratuvarları, düzenlenen akşam yemekleri, kurulan bağımsız radyolar ve web siteleri, çıkartılan dergiler, gazeteler ve Sloweb adında bütün dünyadan haberlerin yer aldığı sanal bir gazete, kurulan yayınevleri, televizyon programları ile önce ulusal, sonra uluslararası bir nitelik kazanan Yavaş Hareketi’nin öncüsü Slow Food hareketinden ve yol açtığı değişikliklerden, yarattığı farkındalıklardan bahsedeceğiz.
  • Yavaşlık, Fast Life’a zıt ritimlere dayalı bir yaşam tarzı; entelektüel, etik ve hedonistik bir varoluşçuluk anlayışına sahiptir.
  • O yıllarda İtalya’da hakim görüş olan sol düşünceden ötürü verilmiş bir örnek ile Mao Zedong’un dediği gibi, “devrim her ne kadar bir gala yemeği olmasa da”, solcuların da sofraya oturup keyif alma hakkını kullanmalarının artık mümkün olduğu vurgulandı.
  • Partisiz Carlo Petrini, çoğu zaman sadece tıkınıldığını, yemek yapma sanatının hak ettiği öneme tekrar kavuşabilmesi adına, bu eğilimi tersine çevirmek gerektiğini öne sürdü.
  • Slow Food’un kurucusu, ekolojinin gıda ile olan bağlantısının önemli olduğunu ilk fark eden, olağanüstü bir organizasyon yeteneğine sahip olan Carlo Petrini, ilk gerçek ekogastronom oldu.
  • Petrini ile aynı görüşte olan ideologlar, yemek sırasında biyolojik insan ile sosyal insanın birbirine çok yaklaştığına dikkat çekmişlerdir.
  • Petrini’nin hedefi, bilgi ve zevki bağdaştırabilen yeni bir tat felsefesinin yaygınlaştırılmasıydı.
  • Yemek yemenin değeri ve zevk alma hakkı ön plana çıkarılmış; tarım ve gıda mirasının korunması için maddi kültürün bilinirliğinin artırılmasına çalışılmış; tarihi, enogastronomik (enolog, şarapçılık uzmanı) bilgelik ve zevk mekanlarının korunması da hedeflenmiştir.
  • Fransız sosyolog Paul Ariés hamburgeri, kozmopolit bir kimliği olan, kültürü ve yaşı olmayan ilk yiyecek olarak tanımlamış; hamburgerin var olan bütün mutfak kültürlerinin inkar edilmesine dayandığını McDonald’s Çocukları adlı kitabında yazmıştır.
İlk mekanını 1955 yılında Illinois’da hizmete açan; hedefi, tüm bir öğünü bir dakikadan kısa bir sürede servis edebilmek olan; 119 ülkede, 34.000 restoran ile hizmet vermeye devam eden; her gün ortalama 69 milyon insana servis yapan; 2013 yılı verilerine göre dünyada 1.8 milyon kişi, Türkiye’de 4000 kişiye istihdam sağlayan; ABD’de nüfusun %98’inin yılda en az bir kez burada karnını doyurduğu, dünyanın en büyük fast food şirketi McDonald’s’ın mevcut olduğu yerlerin kırmızı ile gösterildiği harita. Fotoğraf: AFL67@yahoogroups.com

İlk mekanını 1955 yılında Illinois’da hizmete açan; hedefi, tüm bir öğünü bir dakikadan kısa bir sürede servis edebilmek olan; 119 ülkede, 34.000 restoran ile hizmet vermeye devam eden; her gün ortalama 69 milyon insana servis yapan; 2013 yılı verilerine göre dünyada 1.8 milyon kişi, Türkiye’de 4000 kişiye istihdam sağlayan; ABD’de nüfusun %98’inin yılda en az bir kez burada karnını doyurduğu, dünyanın en büyük fast food şirketi McDonald’s’ın mevcut olduğu yerlerin kırmızı ile gösterildiği harita.
Fotoğraf: AFL67@yahoogroups.com

  • Fast Food ile, beslenme alışkanlıklarına daha önce varolmayan, kökenlerini sanayiden alan, yeni bir kavram, standart, girdi: Daha önce varolmayan ve küresel boyutta geçerli olan tek bir damak tadı.
  • Fast Life yaşamın her boyutundaki ana özellik olarak empoze edilmeye başlanmış; insanın yeniden yapılandırılmasında kullanılmış; Fast Life, Fast Food ile beslenmeye başlamıştır.
  • Fast Food hızlı, ucuz ve kolay gibi kavramları öğretir. Bu da hayatta yapılan her şeyin hızlı, ucuz ve kolay olması gerektiğini düşündürür. Fast Food, kültürü değiştirir.
  • Slow Life ile beraber özümsenmesi gereken Slow Food kavramı pekiştirilmeye çalışıldı.
  • Yüzyılın başında ve daha sonraları, hızın hükmeden ideoloji olarak kabul edilmesine; hedefi sadece yiyecek ve içecekler olmayan, hayatın ve bireylerin yavaşlığına yeniden değer kazandırmak isteyen ilk Slow Food Manifestosu 1987’de yayımlandı.
  • “İnsanoğlu hızın etkilerinden kurtulmalıdır.”
  • Bu manifesto, fast virüsüne ve yan etkilerine karşı önlem almak isteyen; dinamik yaşam yerine rahat yaşamı öneren; bütün fast food’ların yerini Slow Food’ların almasını hedefleyen; yemek masasını damak zevkine iade etmeyi hayal eden bir manifesto idi. Hayatın yeniden yaşanabilir hale gelmesi için insanın geri kazanılmasını hedefleyen bir başkaldırı örgütlenmekte; hızlı tempoda yaşayanların genelde üzgün olduğunu öne süren, Slow Food’un neşeli olduğunu iddia eden; kendilerini salyangoz ile özdeşleştiren bir hareket başladı.
  • Fast food’un standartlığının karşısına yerel mutfakların zenginliğini koymak gerekir; kalkınmanın kaynağı olacak gerçek kültür lezzetin fakirleştirilmesiyle ortaya çıkamaz. Kültür, bütün dünyanın bilgisini, tarihini ve projelerini birbiriyle paylaşmasıyla ortaya çıkar. Dolayısıyla Slow Food daha iyi bir geleceği garanti altına alır.
  • Fast Food’un ucuz olduğu aslında bir yanılsamadır. Yapılan hesaba sosyal ve çevresel maliyetler olan yemlerde kullanılan kimyasallar sebebiyle antibiyotiklere direnç gösteren patojenler, yoğun endüstriyel tarım yapılan bölgelerdeki su kaynaklarındaki kirlilik dahil edilmiyor.
  • Böcek ilaçları veya kimyasallardan zehirlenmemek, bozulmayan ve şiddet görmeyen bir doğada yaşayabilmek için çok yüksek sosyal maliyeti olan sert kalite örneklerinden (golf sahası, İran havyarı, gereksiz dört çeker araçlar, kirletici ve gürültülü tekneler), yumuşak kalite örneklerine (yağmalanacak bir doğa gerektirmeyen tatiller, yaşanabilen tarihi şehir merkezleri, otomobillerin zehirlemediği kafeler) geçilmeliydi.
  • Yavaş yaşamak ve yeni bir yemek kültürü oluşturmak için mücadele eden bu uluslararası hareketin merkezi Bra şehri oldu.
  • Slow Hareketi farkındalık yaratarak, kalkınma ile büyümenin, yaşam kalitesi ile maddi birikimin karıştırılmasını önlemeye çalışır.
  • Fast Food tüm dünyada İngilizce ile yerleşmiş bir terim olduğu için, karşıtı için de, karşıtlığı vurgulamak adına, aynı dil tercih edilmiş.