Etiket arşivi: Malta

Çağdaş Sanata Varış 300|Çağdaş Mimarlık 4

Yahudi Müzesi, 2001, Berlin, Almanya. Burası, Yahudilerin Almanya’daki 2000 yıllık yaşamını betimlemeyi hedefleyen bir müze. Mimarı, Daniel Libeskind (1946-). Yapısökümcü bu proje, önceden Batı Berlin Şehir Müzesi olan 18. yüzyıl yapımı Barok bir binanın yanında gerçekleştirildi. Libeskind’in binasının dışı çinko kaplı. Bina, içine girilebilen bir heykel gibi. Taban kesiti şimşek şeklinde. Beş katlı, on bin metrekarelik alanı kaplayan binayı, Davut yıldızının bozulmuş şekli olarak okuyorlar. Binanın içi labirent gibi. İçinde Soykırım Kulesi var. 20 metre yüksekliğindeki kuleye ağır, demir bir kapıdan giriliyor. Burası karanlık ve soğuk bir yer. 49 beton yükseltinin üzerine ağaç dikilmiş. Burası E. T. A Hoffman Bahçesi. Müze bir başyapıt olarak kabul ediliyor.  Uçan kirişlerin, yamuk döşeme ve duvarların mimarlığı, yitirenlerin, kaybedenlerin mimarlığıdır, deniyor.  Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu, 2004.

Yahudi Müzesi, 2001, Berlin, Almanya.
Burası, Yahudilerin Almanya’daki 2000 yıllık yaşamını betimlemeyi hedefleyen bir müze. Mimarı, Daniel Libeskind (1946-).
Yapısökümcü bu proje, önceden Batı Berlin Şehir Müzesi olan 18. yüzyıl yapımı Barok bir binanın yanında gerçekleştirildi.
Libeskind’in binasının dışı çinko kaplı. Bina, içine girilebilen bir heykel gibi. Taban kesiti şimşek şeklinde. Beş katlı, on bin metrekarelik alanı kaplayan binayı, Davut yıldızının bozulmuş şekli olarak okuyorlar. Binanın içi labirent gibi. İçinde Soykırım Kulesi var. 20 metre yüksekliğindeki kuleye ağır, demir bir kapıdan giriliyor. Burası karanlık ve soğuk bir yer. 49 beton yükseltinin üzerine ağaç dikilmiş. Burası E. T. A Hoffman Bahçesi. Müze bir başyapıt olarak kabul ediliyor.
Uçan kirişlerin, yamuk döşeme ve duvarların mimarlığı, yitirenlerin, kaybedenlerin mimarlığıdır, deniyor.
Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu, 2004.

  • Ön cephesi camdan yapılan binalar normal olarak çok büyük miktarda enerji tüketirler, çünkü sera gibi ısıyı içlerinde topladıklarından ısınırlar ve serinlemek için havalandırma sistemlerini çalıştırırlar. Renzo Piano’nun (1937-) New York’taki NY Times binası için yaptığı tasarımda yerden çatıya kadar uzanan, seramik çubuklardan yapılmış bir ikinci cephe oluşturularak, doğrudan gelen ışığın emilimi önlenmiş. Bir gölgelendirme sistemi, güneşin konumundan ve geniş bir sensör ağından yararlanarak tenteleri otomatik olarak indiriyor veya kaldırıyor. Böylece aşırı ışığı engelliyor. Gölgelendirme sistemi ile ışıklandırma sistemi arasında kurulan bağlantı sayesinde gün ışığının yetersiz ışıkta da kullanılması sağlanmış oluyor. Elektrikle aydınlanma sadece destek gerektiğinde devreye giriyor. Sabahları daha soğuk olan hava binanın içine çekilerek gün boyu kullanılıyor.
  • Gökdelenlerde iç sıcaklık, dış sıcaklık, binanın yapısı, güneşin açısı, binanın ısı ve enerji üretim sistemlerinin dışarıya verdiği ısı çıktısı gibi çok sayıda değişken aynı anda izlenip, optimum düzey tutturulmaya çalışılıyor.
2009-2015 yılları arasında Malta’nın başkenti Valletta’da İtalyan çok ödüllü mimar Renzo Piano’nun gerçekleştirdiği proje dört bölümden oluşuyordu: şehrin giriş kapısı, şehir surlarının hemen dışı ve peyzajı, eski operanın yıkıntıları arasına açık hava tiyatrosu ve yeni parlamento binası.  Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

2009-2015 yılları arasında Malta’nın başkenti Valletta’da İtalyan çok ödüllü mimar Renzo Piano’nun gerçekleştirdiği proje dört bölümden oluşuyordu: şehrin giriş kapısı, şehir surlarının hemen dışı ve peyzajı, eski operanın yıkıntıları arasına açık hava tiyatrosu ve yeni parlamento binası.
Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

Yeni Parlamento binasının zemin katı şehirdeki kültürel aktivitelerin yer alabileceği, çoklu ortam hizmeti verilebilen şekilde tasarlanmış. Bu aktivitelerin yapıya canlılık katacağı düşünülmüş. Burası geçici veya daimi sergiler için ideal bir mekan. Bu bölüm binanın dışından da görülebildiği için şehrin girişinde kültürel bir alan oluşturuyor. Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

Yeni Parlamento binasının zemin katı şehirdeki kültürel aktivitelerin yer alabileceği, çoklu ortam hizmeti verilebilen şekilde tasarlanmış. Bu aktivitelerin yapıya canlılık katacağı düşünülmüş. Burası geçici veya daimi sergiler için ideal bir mekan. Bu bölüm binanın dışından da görülebildiği için şehrin girişinde kültürel bir alan oluşturuyor.
Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

İki bloktan oluşan Parlamento’nun görünümünü hafifletmek ve mevcut yola uygunluk açısından bina oldukça ince sütunlar üzerinde yükseliyor. Bloklardan birinde parlamento, diğerinde ise parlamento üyelerinin ve başbakanın ofisleri bulunuyor. Cephe masif taş ile kaplı. Cephedeki taş çıkıntılar güneşin yönü göz önüne alınarak şekillendirilmiş. Güneş ışınlarını filtrelerken gün ışığını içeri alıyor. Bu parçaların her biri, makine ile yontulmuş. Şehrin tarihi yapısına ters düşmeyen ama en son teknolojiden de istifade eden bir yapı ortaya konmuş. Binanın taş olması sıcaktan korunma ve doğal havalandırma için tercih edilmiş. Ayrıca kullanılan taş, Malta kalkeri, tarihi binalarda da kullanılmış olduğu için yeni Parlamento binası çevre ile tamamen uyumlu olmuş. Taş ayrıca jeotermal ısı transferi için tercih edilmiş: 140 m derine, deniz seviyesinin 100 m altına inen 40 adet jeotermal kuyu yapılmış. Ayrıca, çatı güneş panelleri ile kaplanmış. Alınan bu önlemlerle bina kışın ısınma için gerekli enerjinin %80’ini, yazın soğutma için gerekli enerjinin %60’ını kendisi üretiyor. Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

İki bloktan oluşan Parlamento’nun görünümünü hafifletmek ve mevcut yola uygunluk açısından bina oldukça ince sütunlar üzerinde yükseliyor. Bloklardan birinde parlamento, diğerinde ise parlamento üyelerinin ve başbakanın ofisleri bulunuyor. Cephe masif taş ile kaplı. Cephedeki taş çıkıntılar güneşin yönü göz önüne alınarak şekillendirilmiş. Güneş ışınlarını filtrelerken gün ışığını içeri alıyor. Bu parçaların her biri, makine ile yontulmuş. Şehrin tarihi yapısına ters düşmeyen ama en son teknolojiden de istifade eden bir yapı ortaya konmuş.
Binanın taş olması sıcaktan korunma ve doğal havalandırma için tercih edilmiş. Ayrıca kullanılan taş, Malta kalkeri, tarihi binalarda da kullanılmış olduğu için yeni Parlamento binası çevre ile tamamen uyumlu olmuş. Taş ayrıca jeotermal ısı transferi için tercih edilmiş: 140 m derine, deniz seviyesinin 100 m altına inen 40 adet jeotermal kuyu yapılmış. Ayrıca, çatı güneş panelleri ile kaplanmış. Alınan bu önlemlerle bina kışın ısınma için gerekli enerjinin %80’ini, yazın soğutma için gerekli enerjinin %60’ını kendisi üretiyor.
Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

 

Megalitler 3

The Burren, İrlanda. Dolmen, büyük bir kayalık alanda yer alıyor. Oliver Cromwell (1599-1658) bu kayalık alana yüz bin İrlandalıyı sürüp, açlıktan öldürmüş. Fotoğraf:gloccamorra.com

The Burren, İrlanda.
Dolmen, büyük bir kayalık alanda yer alıyor. Oliver Cromwell (1599-1658) bu kayalık alana yüz bin İrlandalıyı sürüp, açlıktan öldürmüş.
Fotoğraf:gloccamorra.com

  • Dik taşların yatay taşla masa tablası gibi örtülmesinden oluşan anıta ise dolmen denir. Bunlar çoklu gömme için kullanılan mezar odalarıdır. Yan yana sıralanarak üstü kapalı bir yol oluşturanları da vardır. Bu galerilerin bazılarının uzunluğu 25 metreyi bulur. Dolmenlerin toprak üstünde ve toprak altında olanları vardır. Bu mezar odalarının üstü toprakla örtülürse, ortaya çıkan tepeciklere tümülüs, kurgan  veya höyük adı verilir. Bazılarının içinde taş sandukalar bulunmuştur. Toprak üstünde olanların da bir zamanlar gömülü olabileceği düşünülmektedir. Yurdumuzda en çok dolmen Trakya Bölgesi’nde bulunur.
  • Kafkasya’da yaklaşık MÖ 1100-400 yılları arasına tarihlenen Kuban Kültürü’ne ait pek çok dolmen bulunmuştur. Batı Kafkasya dolmenleri levha, bütün, tekne ve yekpare taş yapılar olarak ayrılırlar ve bütün tiplerde ön kısımda bir delik vardır. Bu delikler özel tıkaçlarla tam olarak kapatılmıştır.
  • Ruhun çıkıp gitmesini sağlamak için bir ruh deliği olan dolmenler kapatma taşı ile ve toprakla örtülmemiştir. Bunların örneklerine Hindistan’da rastlanmaktadır.
  • Kars dolmenleri Kafkas, Adıyaman ve Gaziantep dolmenleri ise Levant dolmenleri ile benzerlik gösterir. Bulundukları yöreye göre isim alanlar olduğu gibi; en eski dolmenler, büyük dolmenler, çokgen dolmenler, asıl dolmenler, dörtgen dolmenler, genişletilmiş dolmenler, uzun dolmenler, yuvarlak dolmenler ve dehliz dolmenler şeklinde de sınıflandırılmıştır.
  • Güney batı İngiltere’de Budmin yakınlarındaki taş anıtın erkeklerin ve kadınların enerjilerini artırdığına, hayvanları da çektiğine inanılır. Bu anıt, Galliler arasında bir bereket ve üreme simgesi olarak görülürdü. Kısır kadınlar ve yeni evliler gece yarısı taşı ziyaret ederlerdi.
İngiltere’de, Cornwall’de Menantol’deki megalitik yapının da şifa verici nitelikleri bulunduğuna inanılır. İki sivri taş ile aralarındaki ortası delik kaya, belirli törenlerde kullanılmış. Kayanın ortasından geçmek, hem ana rahminden yeryüzüne çıkmayı, bir dünyadan bir başkasına geçmeyi simgeler. Bir gerçeklikten bir başkasına geçmek, eşikten geçmek, inançlarda önemli yer tutar. Kelt Tanrıçası Sheelanagig, öteki dünyaya bir geçiş, bir eşik sayıldığı için, birçok kutsal sayılan mekanın girişinde bu tanrıçanın kabartması bulunur. Fotoğraf: earth spirit essences

İngiltere’de, Cornwall’de Menantol’deki megalitik yapının da şifa verici nitelikleri bulunduğuna inanılır. İki sivri taş ile aralarındaki ortası delik kaya, belirli törenlerde kullanılmış. Kayanın ortasından geçmek, hem ana rahminden yeryüzüne çıkmayı, bir dünyadan bir başkasına geçmeyi simgeler. Bir gerçeklikten bir başkasına geçmek, eşikten geçmek, inançlarda önemli yer tutar. Kelt Tanrıçası Sheelanagig, öteki dünyaya bir geçiş, bir eşik sayıldığı için, birçok kutsal sayılan mekanın girişinde bu tanrıçanın kabartması bulunur.
Fotoğraf: earth spirit essences

 

Yararlanılan Kaynaklar

  • Batıl İnançlar, Peter Lorie, Milliyet Kitapları, 1997.
  • Antik Dünyada Bilinmesi Gereken 500 Şey, Carolyn Howitt, İş Bankası Kültür Yayınları, 2009.
  • Anadolu Megalitleri, Bakiye Yükmen, Arkeoloji ve Sanat Yayınları, 2003.
  • http://www.nkfu.com/menhir-nedir
  • Eski Dünya’nın Yetmiş Büyük Gizemi, Brian M. Fagan, Oğlak Yayınları, 2002.
  • Malta, Book Distributors Limited Publishing, 2014.

 

Şiddet 15 | Kutsal Şiddet 2

  • Kilise’nin temsil ettiği Hıristiyanlık anlayışına isyan eden; Eski Ahit Tanrısı ile Yeni Ahit Tanrısının farklı ve ilkinin kötü olduğuna inanan; Kilise’nin görkemli zenginliğine de karşı olan ve din dışı görülen mezhep, bölgelere göre değişen adlar alırdı; Kathar, Bogomil, Patarini gibi. Katharlar’a karşı Papa III. Innocentius 1208 yılında bir Haçlı Seferi başlattı. 30 yıl içinde yüz binlerce kişi kılıçtan geçirildi. Özellikle kadınlar yoğun bir vahşete maruz kaldı. Bir çukura atılıp ölünceye kadar taşlanan kadınlar oldu. Bunlar aynı zamanda Trubadur denen, din dışı şarkılar söyleyen ozanlardı. Katar Katliamı ve veba salgını ile nüfus çok azaldı, Trubadur geleneği de son buldu.
St. John’s Co-Cathedral, Valetta, Malta. Katedralde bir şövalyeye ait mezar taşı. Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

St. John’s Co-Cathedral, Valetta, Malta.
Katedralde bir şövalyeye ait mezar taşı.
Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

  • Haçlı Seferleri 1095 ve 1272 yılları arasında yapılan, Avrupalı Katolik Hıristiyanların Papanın talebi ve çeşitli vaatleri üzerine Müslümanların elindeki kutsal topraklar üzerinde askeri ve siyasi kontrol kurmak, oradaki zenginliği ele geçirmek için düzenlemiş oldukları seferlerdir. İslam dünyası ile Batı arasındaki husumetin başlangıç noktası Kudüs’ün yağmalanmasıdır denebilir. Doğu, Haçlı Seferlerinden beri Batı’yı doğal düşman; Batı ise Doğu’yu Öteki olarak görmüştür. Bu seferler Doğu ile Batı arasındaki kırılma noktası olmuştur. Doğu algısında İsrail, Yeni Haçlı Devleti’dir.
  • Bu süre zarfında pek çok şövalye tarikatı doğmuştur. Şövalyeler bir karar aldıklarında, bunun kral tarafından bile değiştirilemediği, iptal edilemediği durumlar yaşanmıştır. Daha sonra bu tarikatlardan kurtulmak da ancak şiddet kullanarak olabilmiştir.
  • Bir dinin mensupları, diğer bir dinin yayılmasını durdurmak için harekete geçtiğinde, sonuç bunun tamamen tersi olmuştur.
  • Din savaşları iki ayrı din arasında olabildiği gibi, aynı dinin farklı grupları arasında da gerçekleşmiştir. Her dinin kendi içinde heretik saydığı en az bir grup vardır.
  • Fransa’da 1562′de başlayan Din Savaşları 1598′e değin aralıklarla sürdü. Bu dönemdeki en önemli olay, 1572′de Paris’te başlayan ve bütün Fransa’ya yayılan Aziz Bartolomeus Yortusu Kıyımıydı. Fransa tarihinin en karanlık sayfalarından birisi olan Kıyımda, Paris’teki hemen bütün Huguenot, Fransız Protestanları önderleri yok edildi, bütün ülkede binlerce Protestan katledildi. Bundan sonra Din Savaşları yeniden alevlendi. 1574′te IX. Charles‘ın yerine tahta çıkan III. Henry döneminde kısa aralıklarla sürdü. III. Henry’nin 1589′da öldürülmesinden sonra tahta çıkan IV. Henry Protestan’dı, ama o da ancak Temmuz 1593′te Katolik olmayı kabul ederek ülkede barışı sağlayabildi. 1598′de Henry’nin yayımladığı Nantes Fermanı‘yla Huguenot’ya dinsel ve siyasal özgürlük tanındı. 1685′te XIV. Louis Nantes Fermanı’nı yürürlükten kaldırdı. Bunu izleyen birkaç yıl içinde 250 bini aşkın Fransız Protestan’ı İngiltere, Prusya, Felemenk ve Amerika’ya göç etti.
  • Avrupa’da Reform yanlıları ile Katolikler arasında yaşanan din savaşları 1648 yılında yapılan Westfalia Antlaşması’na kadar, neredeyse yüz yıl sürdü.
  • R. Smith, İskoç sosyal antropolog Sir James Frazer (1854-1941) ve Avusturyalı nörolog Sigmund Freud (1856-1943) dini, toplumu ve kültürü, primitif şiddetin farklı formları olarak görmüşlerdir.
  • Sadhu, Hinduizm inancında ermiş kişidir. Ona yakın olmak, tanrıya yakın olmak demektir. Savaşçı Sadhu’lar olan Naga’ların ortaya çıkışı Müslümanların Hindistan’a gelişi ile olmuştur. Kendi aralarında İslam propagandası ile savaşmak üzere ordular kurmuşlar, önce Mughal daha sonra Britanya İmparatorluklarına karşı savaşmışlardır. Başbakan Indira Gandhi (1966-1977 ve 1980-1984) büyük şehirlerden kutsal inekleri kaldırmak isteyince silahlanıp Parlamentoya yürümüşler ve tasarıya engel olmuşlardı. Hinduizm’in savaşçıları olan Naga’lar günümüzde de savaş oyunları ile eğitiliyorlar.
  • Babası Ku Klux Klan üyesi olan Vaiz Jim Jones (1931-1978) ABD’de People’s Temple (Halkın Tapınağı) adlı tarikatın kurucusuydu. 1978 yılında Guyana‘da Jonestown kasabasında 911 müridini aynı anda intihar etmeye ikna etmiş ve kendisi de müritleriyle birlikte ölmüştür.

 

 

Megalitler 1

  • İri ve genelde düzensiz taşlardan yapıldıkları için megalit (büyük taş) denen anıtlar, tarih öncesi dönemden günümüze ulaşan en çarpıcı kalıntılardır.
  • Megalitler MÖ yaklaşık 5000 yılından sonra ortaya çıkmıştır.
  • Uzmanlardan bir kısmı megalitleri deniz yolu ile göç eden bir halka mal eder ve ilk çıktıkları yerin Akdeniz çevresi olabileceğini öne sürerken, kaynak olarak Doğu Avrupa’yı ve Kafkasya’yı gösterenler de vardır.
  • Bu anıtların kökenine ilişkin araştırmaların göç teorilerinin açıklanmasına yardımcı olabileceği düşünülmektedir.
  • Megalitlerin işlevsel boyutu ile ilgilenenler kalıcı olmayı amaçlayan sembolik, anıtsal ve dini hedefli yapılar olduklarını düşünmüşlerdir. Bunların eski medeniyetlerin kurban altarları veya güneşin ya da göksel başka bir büyük cismin hareketleriyle ilişkili olabileceği, astronomik sistemlerle ilgili işaretler oldukları da düşünülmüştür.
  • Megalitlerin ataların yerine geçtiği, ata kültü yapıları olduğu da bir başka görüştür.
  • Megalitler yurdumuzda, Avrupa’da, Afrika’da, Asya ve Amerika’da olmak üzere yeryüzünün büyük bir kesiminde bulunurlar.
  • Bir görüşe göre megalitler, bazen insanların şematik sanatla ifade ettikleri gravürler, heykeller ve boyamaların olduğu, insanın sanatsal yetilerini de yansıtan anıtlardır. Portekiz ve İspanya’da 60’tan fazla sitteki boyalı figürler; Malta Tapınakları ve Fransa’daki megalitler üzerindeki spiral motifler, dikey çizgiler, küçük noktalar, siyah fon üzerine kırmızı motifler bu görüşe tanıklık etmektedir. Megalitik sanat içinde gayet süslü geometrik desenlere de rastlanmıştır.
Malta’daki ilk megalitik tapınaklar MÖ 3600’lü yıllara tarihleniyor. Adanın güney batısında yer alan Hagar Qim Prehistorik Tapınağı ise yaklaşık MÖ 3300 yıllarına ait. Dış duvar boyunca yer alan en yüksek megalit 5.2 m yüksekliğinde. Bir ana ve iki yan yapıdan oluşan tapınaktan pek çok taş ve kil heykeller çıkartılmış. Sağdaki bölümün arkasında ufak elips biçiminde bir delik bulunur. Bu deliğe Kahin Deliği adı verilmiş. Yaz gündönümünde yani 21 Haziranda güneş ışıkları bu delikten geçerek alçak taş levhalardan birini aydınlatıyor. Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

Malta’daki ilk megalitik tapınaklar MÖ 3600’lü yıllara tarihleniyor. Adanın güney batısında yer alan Hagar Qim Prehistorik Tapınağı ise yaklaşık MÖ 3300 yıllarına ait. Dış duvar boyunca yer alan en yüksek megalit 5.2 m yüksekliğinde. Bir ana ve iki yan yapıdan oluşan tapınaktan pek çok taş ve kil heykeller çıkartılmış. Sağdaki bölümün arkasında ufak elips biçiminde bir delik bulunur. Bu deliğe Kahin Deliği adı verilmiş. Yaz gündönümünde yani 21 Haziranda güneş ışıkları bu delikten geçerek alçak taş levhalardan birini aydınlatıyor.
Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

Aynı tapınakta dış duvar boyunca yer alan megalitlerden 3 m yükseklikte ve 6.40 m uzunlukta olanının 20 ton ağırlığında olduğu tahmin edilmektedir. Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

Aynı tapınakta dış duvar boyunca yer alan megalitlerden 3 m yükseklikte ve 6.40 m uzunlukta olanının 20 ton ağırlığında olduğu tahmin edilmektedir.
Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

 

Şiddet 14 | Kutsal Şiddet 1

  • Putperest kadın matematikçi ve felsefeci İskenderiyeli Hypatia 4. yüzyılın sonlarında, o zamanki Hıristiyan inancına göre, bu kadar akıllı, bilgili ve başarılı bir kadın ancak bir büyücü olabileceğinden ve şeytanla işbirliği yaptığından ötürü, istiridye kabuklarıyla canlı canlı derisi yüzülerek öldürülmüş, daha sonra bedeninin parçaları yakılmıştı.
  • Ankara‘nın Altındağ ilçesinin Ulus semti, 28 yüzyıl boyunca çok ve tek tanrılı dinlerin kutsal mekanı olmuştur. Frigler döneminde Ay Tanrısı Men ve Kibele Tapınakları; Roma döneminde Augustus Tapınağı olmuş; Hıristiyanlara kilise olarak hizmet vermiş, 15. yüzyılda da cami olmuştur. Günümüzde Hacı Bayram Veli Camii’dir. Yeni gelen inancın, eski inancın ibadethanesini yok etmesi veya dönüştürmesi sık rastlanan bir durumdur. Bizans İmparatoru I. Theodosius (379-395), putperest inançları yasaklayınca, tapınaklar ve sinagoglar yağmalanıp, yakılıp yıkılmıştı. Yahudilere karşı girişilen ilk katliamlardan biri MS 38 yılında İskenderiye’de yapılmıştı ve devamı da geldi.
  • İsa’nın katili olarak damgalanan Yahudiler, yakalarına sarı bir rozet ve belirgin bir külah ile dolaşmak zorunda bırakıldılar. Avrupa’dan defalarca kovuldular. Oysa Roma İmparatorluğu yönetimi altında yaşayan Yahudiler, özellikle MS 66-132 yılları arasında, isyanlar çıkartmışlar, Romalılar ancak büyük kayıplar vererek bu isyanları bastırabilmişlerdi. Ama yine de Roma devletinde antisemitist yasalar yoktu; oysa Hıristiyanlığın belirgin bir karakteri haline gelmişti.
Katolik kiliseleri azizlerin hunharca öldürülüş sahneleriyle doludur. Hemen tüm ünlü sanatçılar pek çok kez bu konuyu betimleyen eserler vermişlerdir. Yukarıdaki, Vaftizci Yahya’nın başının kesilmesi sahnesi Caravaggio’nun 1608 yılında yaptığı eseridir ve Malta’da St. John’s Co-Cathedral’de yer almaktadır.

Katolik kiliseleri azizlerin hunharca öldürülüş sahneleriyle doludur. Hemen tüm ünlü sanatçılar pek çok kez bu konuyu betimleyen eserler vermişlerdir. Yukarıdaki, Vaftizci Yahya’nın başının kesilmesi sahnesi Caravaggio’nun 1608 yılında yaptığı eseridir ve Malta’da St. John’s Co-Cathedral’de yer almaktadır.

  • Hazreti Muhammed 624-631 yılları arasında İslamiyet’in kabulü için çeşitli savaşlara katılmıştır. Mekkelilerle Bedir, Uhud ve Hendek; Yahudilerle Hayber; Bizanslılarla Mut Savaşları yapılmıştır. 630 yılında Mekke Müslümanlar tarafından fethedildi. 631 yılında Arap kabileleri ile Huneyn Savaşı yapıldı. Peygamber’in vefatından sonra seçilen dört halifeden sadece Hz. Ebubekir eceliyle öldü. Hz. Ömer, Hz. Osman ve Hz. Ali’nin şehit edilmesi, İmam Hasan’ın zehirlenmesi, Kerbela’da biri dışında çocuk ve yetişkin erkeklerin tümünün öldürülmesi, ondan sonra gelen imamların çoğunun ve onların çocuklarının da öldürülmesi; iktidarın Emeviler’den Abbasiler’e geçmesi; daha sonraki halifelerin seçimi hep savaşlarla olmuştur.
Hazreti Muhammed’in amcasının oğlu, damadı ve torunlarının babası Hz. Ali, Hazreti Muhammed ile tüm savaşlara katılmış ve kendisine İslam’ın Kılıcı namı yakıştırılmıştır.  Hz. Ali kendisini halife olarak tanımayanlara karşı Cemel’de, Muaviye ile Sıffin’de savaştı. Sıffin Savaşı’nda 65 bin erin öldüğü söylenir. Hz. Ali daha sonra Hariciler ile savaştı ve galip geldi. Bir suikast neticesinde öldü. İran’ın Mahan kentinde, 15. yüzyılda yaşamış Sufi derviş Şah Nimetullah Vali’nin türbesindeki dua odasında Kur’an’dan ayetlerin arasına Hz. Ali’nin kılıcı Zülfikar da nakşedilmiştir. Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

Hazreti Muhammed’in amcasının oğlu, damadı ve torunlarının babası Hz. Ali, Hazreti Muhammed ile tüm savaşlara katılmış ve kendisine İslam’ın Kılıcı namı yakıştırılmıştır.
Hz. Ali kendisini halife olarak tanımayanlara karşı Cemel’de, Muaviye ile Sıffin’de savaştı. Sıffin Savaşı’nda 65 bin erin öldüğü söylenir. Hz. Ali daha sonra Hariciler ile savaştı ve galip geldi. Bir suikast neticesinde öldü.
İran’ın Mahan kentinde, 15. yüzyılda yaşamış Sufi derviş Şah Nimetullah Vali’nin türbesindeki dua odasında Kur’an’dan ayetlerin arasına Hz. Ali’nin kılıcı Zülfikar da nakşedilmiştir.
Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

İran, Kaşan’da Şehzade İbrahim’in türbesinde Hz. Hüseyin’in Kerbela’daki ölümü betimlenmiştir. Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

İran, Kaşan’da Şehzade İbrahim’in türbesinde Hz. Hüseyin’in Kerbela’daki ölümü betimlenmiştir.
Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

Hazreti Muhammed’in torunu Hz. Hüseyin'in ve beraberindeki 72 kişinin Muaviye’nin oğlu Yezid’in ordularınca Kerbela’da şehit edilmesi olayı her yıl 10 Muharrem’de canlandırılır. Şehitlerin anıldığı, yas tutulan bu olayın adı Ta’ziye’dir. Ta’ziye, İslam’daki tek dram türüdür. Ta’ziye’de kullanılan siyah giysiler yası, beyazlar kefeni, kırmızı şehitlerin kanını, kuma saplanmış kılıç katliamın aracını, arka planda görülen kanatlı, beyaz giysili çocuklar Kerbela’da katledilen masum çocukları simgeler. Şii inancına göre, katliamdan sonra alan çiçek tarlasına dönüşmüştür. Bu sebeple, Ta’ziye’de mutlaka çiçeklere yer verilir. Caferiler geleneksel olarak, Kerbela’nın acısını sırtlarını zincirlerle döverek hissetmek isterler. Fotoğraf: Ercan Arslan

Hazreti Muhammed’in torunu Hz. Hüseyin‘in ve beraberindeki 72 kişinin Muaviye’nin oğlu Yezid’in ordularınca Kerbela’da şehit edilmesi olayı her yıl 10 Muharrem’de canlandırılır. Şehitlerin anıldığı, yas tutulan bu olayın adı Ta’ziye’dir. Ta’ziye, İslam’daki tek dram türüdür. Ta’ziye’de kullanılan siyah giysiler yası, beyazlar kefeni, kırmızı şehitlerin kanını, kuma saplanmış kılıç katliamın aracını, arka planda görülen kanatlı, beyaz giysili çocuklar Kerbela’da katledilen masum çocukları simgeler. Şii inancına göre, katliamdan sonra alan çiçek tarlasına dönüşmüştür. Bu sebeple, Ta’ziye’de mutlaka çiçeklere yer verilir. Caferiler geleneksel olarak, Kerbela’nın acısını sırtlarını zincirlerle döverek hissetmek isterler.
Fotoğraf: Ercan Arslan