Etiket arşivi: Maksim Gorki

Yusupov Sarayı ve Rasputin’in Öldürülüşü

2016, doğaüstü yeteneklere sahip olduğu ve Romanov ailesini etkilediği iddia edilen Rus mistik Grigori Y. Rasputin’in (1869-1916) öldürülüşünün 100. yılıdır.

Rasputin, 1914 yılında düzenlenen ilk suikasttan kurtulmuştu. İlk girişme yazar Maksim Gorki’nin de dahil olduğu söylenir.

Kırım asıllı Yusupov’lar dönemin ünlü sanat koleksiyoncuları arasındaydı.  Zengin ve yakışıklı Tatar Prens Feliks Yusupov (1887-1967) bir estetti. Biseksüel ve travesti olduğu da söylenirdi.

Prens Feliks Yusupov, Rus Çarı II. Nikola’nın tek yeğeni Prenses İrina Romanova (1895-1970) ile 1914 yılında evlendi. Kadın delisi olduğu söylenen Rasputin’in Prenses İrina’da da gözü olduğu söylenirdi. Fotoğraf: Imgrum

Prens Feliks Yusupov, Rus Çarı II. Nikola’nın tek yeğeni Prenses İrina Romanova (1895-1970) ile 1914 yılında evlendi. Kadın delisi olduğu söylenen Rasputin’in Prenses İrina’da da gözü olduğu söylenirdi.
Fotoğraf: Imgrum

Büyük Petro (1672-1725) St. Petersburg şehrini kurduğunda, Neva Nehrine dökülen Moika Çayı kıyısındaki toprakları asillere, ev yapmaları şartıyla dağıtmıştı. 18. yüzyılda Moika rıhtımına görkemli binalar yapıldı. Bu parsellerden birini 1830 yılında Yusupov ailesi satın aldı. Aile, Korkunç İvan döneminden beri saraya yakındı ve Rusya’nın en zengin ailelerinden biriydi.

Yusupov Sarayı, Prens Yusupov’un St. Petersburg’daki malikanesiydi. Rasputin burada ikinci suikasta uğradı. Saray, 1760’lar-1770’lerde mimar Jean-Baptiste Vallin de la Mothe, 1830’larda mimar Andrei Mikhailov tarafından yapılmıştır. Fotoğraf: Saint-Petersburg.com

Yusupov Sarayı, Prens Yusupov’un St. Petersburg’daki malikanesiydi. Rasputin burada ikinci suikasta uğradı.
Saray, 1760’lar-1770’lerde mimar Jean-Baptiste Vallin de la Mothe, 1830’larda mimar Andrei Mikhailov tarafından yapılmıştır.
Fotoğraf: Saint-Petersburg.com

Saray’da Rasputin’in Prens tarafından ağırlandığı mahzende bu canlandırma yer alıyor. 2000 yılında gittiğimizde sarayın hiçbir yerinde fotoğraf çekme izni yoktu. Fotoğraf: TripAdvisor

Saray’da Rasputin’in Prens tarafından ağırlandığı mahzende bu canlandırma yer alıyor. 2000 yılında gittiğimizde sarayın hiçbir yerinde fotoğraf çekme izni yoktu.
Fotoğraf: TripAdvisor

Suikastın ilginç hikayesi şöyle:

Rasputin’in en azılı düşmanlarından biri olan Prens Yusupov, onu malikanesine davet ediyor. Rasputin’in daveti kabul etmesindeki amacın, Prenses İrina’yı görmek olduğu düşünülüyor.

Yusupov Sarayı’nda Rasputin’e siyanürlü şarap ve kek ikram edilmiş ama, siyanürün Rasputin üzerinde öldürücü etkisi olmamış. Feliks Yusupov, üst kattaki arkadaşları ile Rasputin’in yanına geri geliyor. Bu kez ateş ediyorlar. Rasputin avluya kaçmayı başarıyor. Ateş etmeyi sürdürüyorlar. Yere düşen Rasputin’i çarşafa sarıp nehre atıyorlar.

Üç gün sonra ceset nehirden çıkartılıyor. Otopsi raporunda boğulma sonucu öldüğü yazılıyor. Bu da nehre atıldığında, onca çabaya rağmen, hala canlı olduğunu düşündürüyor.

Rasputin’in bedenindeki üç kurşunun Prens Yusupov, Dük Puriskeviç ile Yusupov’un Oxford Üniversitesi’nden sınıf arkadaşı ve İngiliz casus Oswald Rayner’e (1888-1961) ait olduğu iddia edilir.

Birinci Dünya Savaşı’na Rusya’nın katılmasına karşı olan Rasputin’in Çar II. Nikola’yı bu konuda etkilemesinden çekinen İngilizlerin bu nedenle suikasta ortak olduğu da iddialar arasında.

Prens Yusupov, suikasttan sonra St. Petersburg’dan sürüldü. İhtilalden sonra ise eşi ve kızı ile Fransa’ya kaçtı ve orada öldü.

Prens Yusupov, 1935 yılında yayımlanan Rasputin adlı bir kitap yazdı. Kitabı İngilizceye Oswald Rayner çevirdi.

 

Yararlanılan Kaynaklar

  • The Yusupov Palace, Many-Faceted St Petersburg.
  • Selçuk Altun, Kitap İçin 3980.
  • Selçuk Altun, Kitap İçin 3979.
  • Rasputin’in İzinde, Gila Benmayor, Hürriyet, 1 Ağustos 2016.

 

 

 

Çağdaş Sanata Varış 73 | Soyut Sanat 1

  • Soyut sanatın ortaya çıkışı 100 yıldan daha eskiye dayanır.
  • Soyut bir resim, bir şeyi, bir fikri, düşünceyi, felsefeyi veya estetik deneyimi temsil edebilir ve bildiğimiz bir şeye benzemesi gerekmez.
  •  Soyut, dünyaya ilişkin görsel deneyimimizi andırmayan eserlerdir. Daha esnek bir tanımda ise soyut resmin belirli formları belirli bir düzeyde benzerlik taşıyabilir. Doğa ve objeler soyutlanarak temsil edilebilir. Bu tür yorumlar soyut olarak kabul edilebilir, ama soyutlama olarak nitelendirmek daha doğru olur.
  • Mimetik olmayan biçimler geliştirilerek mimesisin sanat olarak algılanması sorgulanmıştır.
  • Sanat temsil eder, bir şeyi simgeler ama o şeye doğalcı veya mimetik düzeyde benzemesi gerekmez.
  • Soyut sanat konu sunmaz, bakan kişiyi yönlendirmez.
  • Figüratif değildir. Bir kişiyi, sahneyi veya gerçek bir nesneyi temsil etmez.
  • Soyut sanat, biçimler ve renklerin temsili olmayan, öznel kullanımı ile yapılan sanattır.
  • Soyut sanat yapan sanatçılar çevreden kopup, doğrudan doğruya kendi iç enerjileri ile diğer enerjiler arasında bağ kurmaya çalışırlar.
  • Soyut sanat şahsi değildir, evrenseldir.
  • Soyut sanat anlamak için değil, hissetmek içindir.
  • Sinestezik (herhangi bir duyunun uyarımının otomatik olarak başka bir duyu algısını da tetiklemesi) düşünenler harfleri ve sözcükleri görselleştirerek görür; bazıları müziği aynı şekilde görür. Bazı kişiler nesnelerin yapısı, düzenlenişi ve yan yana duruşlarının iyice farkındadır; buna karşılık kimileri esas olarak ışığı, dengeyi ve renklerin karşılıklı etkileşimini görür.
  • Sözcükler gerçek dünya referansları olmadan işlev göremezler ama müzik notaları, renkler ve soyut biçimler, eserin ötesindeki dünyada var olmayan şeyleri temsil edebilir. Bu durumda eser, yeni olanakların, yeni ruh hallerinin, düşüncenin ve duygunun yeni alanlarının bir bağlaşığı haline gelir. Soyut Sanat gibi müzik de birtakım şeylerin oldukları haliyle çağrışımlarını yapabildiği gibi, olmaları gereken ya da ideal bir dünyada olabilecek şeyleri de akla getirebilir. Soyut biçimler hiç gerçekleşmemiş olayları, henüz düşünülmemiş düşünceleri ve hissedilmemiş duyguları uyandırabilir. Onlar daha önce hiç bir araya gelmemiş birtakım şeyleri yeni bir şekilde buluşturabilirler. Organik şekillerin olmadığı bir dünyayı, sınırsız şekillerin ve renklerin dünyasını akla getirebilir.
  • Konstrüktivizm ve De Stijl soyutlamayı heykel ve mimariye de taşıyan akımlardır.
  • Soyut sanatı savunanlar, onun en büyük özgürlüğün sanatı olduğunu söylerler.
  • Oranların estetiğini çağrıştıracak bir geometrik uyum kavramı geliştirmiş tek modern sanat ekolü soyut sanattır.
  • Soyut sanat gerek doğaya, gerekse de gündelik hayata köle olmaya başkaldırarak bizlere saf biçimler sunar.
  • Oranların estetiğine Yeni Pitagorasçı bir dönüştür.
  • Soyut eserler genellikle sokaktaki insanların Güzellik anlayışına aykırı eserlerdir.
  • Soyut sanatın rolü, doğanın gizemlerini farklı bir yönden görme deneyimleme yollarını sunmaktır.
  • Fütürizm (1909-1939), Orfizm (1912), Neo Plastisizm/De Stijl (1912-1917), Süprematizm (1913-1920), Konstrüktivizm (1916), Geometrik Soyutlama adını alıyor. Bu dönemin ressam ve heykeltraşlarının geometrik ve çok bilimsel, matematiksel yaklaşımları oldu. İyi renk armonileri; hangi karenin hangi kareyle dengelenmesi gerektiği; ışığın renklerden yansıyışı, hangisiyle ters düştüğü, birbirlerini nasıl etkiledikleri gibi, karşıdakine hiçbir şey iletmeyen, kendisinden başka hiçbir şeyin simgesi olmayan, çok bilimsel, mantıklı soyutlamalar yapıldı.
  • Amerikan Formalizmi’nden önce Avrupa’da Geometrik Soyutlama vardı.
  • İslam sanatı, hat, kaligrafi dekoratif sanatlara girer. Soyut sanat ise güzel sanatlar kategorisine girer.
  • Çağdaş Sanata Varış dosyamızın 37. sayısına Kandinski ve Soyut Ekspresyonizm için bakabilirsiniz.
Soyuta doğru değişim sürecinde karşımıza ilk çıkan sanatçılardan biri Kandinski’dir (1866-1944). Yaptığı resimler soyut sanatın en önemli örneklerindendir. Slamxhype.com

Soyuta doğru değişim sürecinde karşımıza ilk çıkan sanatçılardan biri Kandinski’dir (1866-1944). Yaptığı resimler soyut sanatın en önemli örneklerindendir.
Slamxhype.com

  • 1930’larda Konstrüktivistlerden  Süprematistlere kadar tüm çağdaş akımların temsilcilerinin bir kısmı Nazi Almanya’sından kaçıp Paris’e geldiler, çalışmalarını burada sürdürdüler, Soyut Yaratım (Abstraction-Création) adlı bir de dergi çıkardılar. Soyut sanatı destekleyen sergiler açtılar. Sürrealizm’in etkisine karşı idiler. Doesburg, Auguste Herbin, Jean Hélion, Georges Vantongerloo grubun kurucusu oldular. Grup adına bir manifesto açıklanmadı. Kupka, Mondrian, Arp, Gabo, Schwitters ve Kandinski de grubun üyesiydi. 1932-1936 arasında beş tane yıllık yayınlandı, 1968’de bu yıllıklar tekrar basıldı.
  • 1930’larda SSCB’de ise Sosyalist Gerçekçilik, Devrim’e hizmet etmeye çalışıyordu. Sanat toplum içindir  anlayışı geçerliydi. Resim ve edebiyatta devrim, devrimci kahramanlar, işçi sınıfı, sanayi ana konuları oluşturuyordu. Maksim Gorki’nin romanları bu akımın güzel örnekleridir.
Abstraction-Création grubunun kurucularından Fransız ressam Auguste Herbin’in (1882-1960), 1931 tarihli bir tablosu. Fotoğraf: midcenturia.com

Abstraction-Création grubunun kurucularından Fransız ressam Auguste Herbin’in (1882-1960), 1931 tarihli bir tablosu.
Fotoğraf: midcenturia.com

Maksim Gorki ve Moskova’daki Evi

Maksim Gorki’nin Çocukluğum adlı eserinin Can Yayınları’ndan çıkması ile 2000 yılında Moskova’da gezdiğim Gorki müze-evini hatırladım. Toplumcu gerçekçi bir yazara hiç uymadığını düşündüğüm, ama çok güzel bir Art Nouveau örneği olan malikaneyi çok beğenmiştim.

Bina, Modern mimari akımın Rusya’daki en önemli öncülerinden olan Feodor Şektel tarafından 1900 yılında tasarlanmış. Ekim Devrimi’nden sonra ailesiyle birlikte Rusya’yı terk eden sanat hamisi ve banker Stepan Riyabuşinski’ye ait olan malikane, bir süre devlet yayınevi olarak, daha sonra yabancı ülkelerle kültürel temaslar için kullanılmış, 1931 yılında Stalin tarafından Maksim Gorki’ye hediye edilmiştir. Riyabuşinski ise birkaç yıl sonra Fransa’da ölmüştür. Gorki bu evde 1936 yılında ölünceye dek 5 yıl, bir nevi hapis hayatı yaşamış.

Acı anlamına gelen Gorki müstear adını kullanan, küçük yaşta yetim kalan, tahsilini tamamlayamayan, uzun süre başıboş, yoksul bir hayat süren, küçük yaşlarda başladığı emekçiliğin zorlukları içinden gelen, Marksizm’i benimseyerek Rus Sosyal Demokrat İşçi Partisi’ni destekleyen, Bolşeviklerin safına geçmekle birlikte partiye hiçbir zaman resmen üye olmayan, sağlık sorunları nedeniyle bir süre İtalya’da yaşadıktan sonra Sovyetler Birliği’ne dönerek Stalin’in yanında yer alan, Sovyet Yazarlar Birliği’nin ilk başkanı, Sovyetler Birliği’nin resmi devlet edebiyatı toplumcu gerçekçiliğin ortaya çıkışına katkıda bulunan, Stalin’in baskısının artması ve uygulamaları ile hayal kırıklığı yaşayan, yazma esinini kaybeden veya yazmaktan kaçınan, 1936’da tedavisi sırasında gizemli bir şekilde ölen, büyük ihtimalle Stalin tarafından zehirlenen, ama tabutu Josef Stalin tarafından taşınan Maksim Gorki, Rus edebiyatının en etkileyici yazarlarından biri olmuştur. Rejim karşısında tehlikeli konumda olan yazarları, örneğin Babel’i, koruması altına almaya çalışmış, ölümünden sonra Babel ancak birkaç yıl daha kendini kurtarabilmiş, sonra nasıl olduğu bilinmeyen bir şekilde öldürülmüştü.

Malikane, mozaik frizleri, sırlı tuğla örgüsü ve vitray kullanımıyla oldukça süslü ve gelenek dışıdır. Evin iç mekanı, zarif bir sıva işçiliğiyle işlenmiş tavanları, vitrayları ve oyma kapı çatkılarıyla benzersiz bir göz alıcılığına sahiptir.

Malikane, mozaik frizleri, sırlı tuğla örgüsü ve vitray kullanımıyla oldukça süslü ve gelenek dışıdır. Evin iç mekanı, zarif bir sıva işçiliğiyle işlenmiş tavanları, vitrayları ve oyma kapı çatkılarıyla benzersiz bir göz alıcılığına sahiptir.

Sağlam bir olay örgüsü kuramaması, yaşamın anlamı üzerine uzun tartışmalara yer vermesi bazı eleştirmenler tarafından bir ölçüde başarısız olduğunun göstergesi sayılmıştır. Çehov ile mektuplaşmaları (Yazışmalar, Yankı Yayınları, 1966), Tolstoy’un Gorki’ye olan ilgisine ve ondan etkilenmesine, Çehov’un Gorki’nin yazınınına yönelttiği eleştiriler ve tavsiyelere yer vermektedir. Çehov açıkça Gorki’nin tabiat, aşk ve kadın tasvirlerindeki aşırılığı,  sık sık kullandığı bazı kelimelerin kulağa çirkin geldiğini, sürekli olarak tabiata insankişiliği vermesinin tasviri monoton, tatsız, hatta bazen anlaşılmaz hale getirdiğini uzun uzun yazıyor. Çehov, Gorki’ye taşradan ayrılmasını, edebiyat çevresine yakın olmak için Moskova’ya veya Petersburg’a yerleşmesini öneriyor. Gorki, “Siz istediğiniz kadar büyük şehri methedin, benim için iyi hiçbir tarafı yok. Gökyüzünün gözü yaşlı, halk kendini beğenmiş, edebiyatçılar hem gözü yaşlı, hem kendini beğenmiş….. Bütün kadınlar da ya doktordur, ya öğrenci. Yani ne olursa olsun aydındır. Bir sivrisinek Petersburg’lu bir kadını soksa, zavallı hayvan can sıkıntısından ölüverir. İşte bütün bunlar beni korkutuyor” diye yazar. Böyle yazmasına rağmen Moskova’da uzun süre yaşar.

Yazdığı gerçekçi hikayelerde Devrim öncesi yıllarda Rus toplumunun içinde bulunduğu yoksulluk ve acımasızlık ortamı büyük bir güçle yansıtılmıştır. Hikayelerde efsane, masal ve folklor ögeleri edebiyat düzeyine yükseltilmiş, bireysel başkaldırı, halkın yaşam ve özgürlük tutkusunun simgesi olmuştur.

Binadaki en dikkate değer parça, bir denizanası figürü oluşturacak şekilde biçimlendirilmiş bronz bir lamba ile son bulan perdahlı Estonya kireçtaşından merdivendir. Merdiven başında da Gorki’nin büstü yer almaktadır.

İçinden geldiği için çok iyi tanıdığı kesimin, evsiz barksız yoksulların yaşamından bir kesit sunduğu Ayaktakımı Arasında adlı oyunu ilk kez 1902’de Moskova Sanat Tiyatrosu’nda oynanmış, oyunu Stanislavski yönetmiş ve başrolü üstlenmişti. 1936’da senaryosunu Zamyatin’in yazdığı, Jean Gabin’in başrolü üstlendiği filmi Jean Renoir çekmişti. 1946’da Hintli yönetmen Çetan Anand’ın uyarlaması ilk Cannes Film Festivali’nde Altın Palmiye almış; 1957’de Kurosava oyunu Edo dönemi Japonya’sına uyarlayarak beyazperdeye aktarmıştır.

Çar yönetimiyle uyuşmazlığa düştüğü için hapsedildi; hapisten çıkınca Rus devrimci hareketine adadığı tek uzun yapıtı, 1905 Devrimi’nin kanlı bir biçimde bastırılmasının ardından 1906’da yayımlanan Ana adlı romanı, 1926’da Pudovkin tarafından sessiz film yapılmış, Brecht sahneye uyarlamıştır.

1925’te yayımladığı Artamonovlar’da köleliğin kaldırılmasından sonra giderek hızlanmaya başlayan kapitalist gelişmeyi ve bu gelişmenin insanlar üzerinde yaptığı etkileri anlatır. Burjuvalaşan insanların yanısıra emekçi sınıfın gelişmesi ve devrimci düşüncenin oluşması hikaye edilirken, Devrim öncesi Rusya’nın çelişkileri ortaya konmaktadır. Kapitalizmin o günlerdeki yükselişinin ailelere, kuşaklar boyu yansımaları Avrupalı yazarların gözde konusu olmuştur.

Gorki kendi hayatını anlatan kitaplar da yazdı: Çocukluğum (1913-14), Ekmeğimi Kazanırken (1915-16), Benim Üniversitelerim (1923). 1936 yılında dünyaca ünlü bir yazar olarak Moskova’da ölen Maksim Gorki’nin adı, doğduğu kente verildi.

 

Yazarın şapkası, palto ve bastonuyla birlikte çarpıcı Doğu oymaları koleksiyonu, büstü, mektupları ve bazı kitaplarının ilk baskıları da bu evde bulunmaktadır.

Yazarın şapkası, palto ve bastonuyla birlikte çarpıcı Doğu oymaları koleksiyonu, büstü, mektupları ve bazı kitaplarının ilk baskıları da bu evde bulunmaktadır.

Gorki’nin yatağının başucunda babasından bir yıl önce ölen oğlunun fotoğrafı duruyordu. Oğlunun da zehirlenerek öldürüldüğüne dair söylentiler olmuş.

Gorki’nin yatağının başucunda babasından bir yıl önce ölen oğlunun fotoğrafı duruyordu. Oğlunun da zehirlenerek öldürüldüğüne dair söylentiler olmuş.

 

Yararlanılan Kaynaklar

  • Hayat Üniversitesinin Yazarı, Celal Üster, Cumhuriyet Kitap, Sayı 1235, 17 Ekim 2013.
  • Moskova Life 2013
  • Maksim Gorki ve Yaşanmış Hikayeler, Ataol Behramoğlu, Can Yayınları, 1981.
  • Kitap İçin 3, Selçuk Altun, Sel Yayıncılık, 2013.
  • Artamonovlar, Maksim Gorki, Oda Yayınları, 1988.
  • Yazar Dostlukları, Fethi Naci, Cumhuriyet Kitap, Sayı 591.
  • Ecinniler, Elif Batuman, Doğan Kitap, 2011.

 

 

Boris Pasternak

Bu yıl Nisan ve Temmuz aylarında iki Pasternak kitabı yayımlandı. Ben de 1998 yılından beri ara verdiğim Pasternak okumama bunlarla devam etmek istedim. Pasternak ile tanışmam MGM sayesinde olmuştu. Doktor Jivago’nun önce filmini görmüş, romanı çok sonra okumuştum.

Bu yıl YKY İnsanlar ve Haller adlı özyaşamöyküsünü, Can Yayınları ise Erken Trenlerde adlı seçme şiirlerini yayımladı.

Boris Pasternak’ın babası Post Empresyonist ressam Leonid Osipoviç Pasternak (1862-1945)’ın bir tablosu.

Boris Pasternak’ın babası Post Empresyonist ressam Leonid Osipoviç Pasternak (1862-1945)’ın bir tablosu.

İnsanlar ve Haller’de Boris Pasternak, “şahsi ve özel olan şeylerden uzak durup önemli ve genel olan şeylerle sınırlı kalmayı seçtiğini” söylüyor. Ama, küçükten beri mistisizme ve batıl inanca eğilimli olduğunu, taşralılığa heves duyduğunu, altı, yedi, sekiz kez intiharın kıyısına geldiğini de okurla paylaşıyor.

1890-1960 yılları arasında yaşayan Boris Pasternak sırasıyla 1905 devrimini, Birinci Dünya Savaşı’nı, 1917 devrimini, İkinci Dünya Savaşını yaşamış bir kişiydi. Ancak çocukken attan düşerek ayağını kırması ve ayağın yanlış kaynaması onu bütün celplerde askerlik hizmetinden kurtarmıştır.

Babası ünlü bir ressam, annesi piyanist. Okul öncesi eğitimi ile annesi ve eve gelen özel öğretmen ilgileniyor.

Maksim Gorki, Rainer Maria Rilke, Andrey Belıy, Lev Tolstoy, Aleksandr Skriabin, Vladimir Mayakovskİ, Sergey Tretyakov, Anna Ahmatova, Sergey Yesenin, İlya Ehrenburg çeşitli vesilelerle hayatına giren kişilerden bazıları.

Babası ile Skriabin’in dostluğu, onu besteciye hayran bırakıyor, onun gibi besteci olma hayali ile müziğe  gönül veriyor. Ancak piyanoyu zar zor çalabildiğini, notaları bulmakta güçlük çektiğini, müzik kulağı olmadığını, çalınan notanın perdesini tahmin edemediğini görünce altı yıllık müzik çalışmasını bırakıyor. Yaylıların tınılarının kendisini rahatsız ettiğinden bahsediyor.

Babası ile Skriabin’in yaşam, sanat, iyilik, kötülük, Tolstoy, Nietzschecilik hakkında yaptıkları tartışmalara tanık oluyor.

Babasının Tolstoy’un Diriliş romanı için illüstrasyonlar yaptığını, Yasnaya Polyana’ya gidip geldiğini yazıyor. Tolstoy Astapov istasyonunda öldüğü zaman tegrafla babasını oraya, Tolstoy’un resmini yapmak üzere çağırdıklarında Boris Pasternak da babası ile gidiyor. İfadeden, babasının Tolstoy’un eşi ile de yakın olduğunu anlıyoruz.

 

Leonid Osipoviç Pasternak, Lambanın Altında Tolstoy ve ailesi, 1902, Rus Müzesi, St. Petersburg.

Leonid Osipoviç Pasternak, Lambanın Altında Tolstoy ve ailesi, 1902, Rus Müzesi, St. Petersburg.

 

Boris Pasternak, Rilke’nin şiirlerine çok hayran. “Çevirmenler, söylenen şeyin havasını değil, anlamı yeniden üretmeye alışıktır, fakat Rilke’de bütün her şey o havada saklıdır”diyor ve şiirlerini Rusçaya çeviriyor. Gürcü şiirinin de ilk çevirmenlerinden biri oluyor. Rilke’nin şiirlerinden yaptığı çevirilerden örnekler de var İnsanlar ve Haller’de. Martin Amis, Görüş Evi’nde “Pasternak yazar olarak susturulunca çeviriye yönelmişti” diye yazmış. Yine Martin Amis, aynı eserinde, “on dokuzuncu yüzyıl Rus aristokratlarının belki bir düzine Rusça kelime bildiği” ile alay ediyor ama burada durum öyle değil tabii.

Belıy, Tretyakov, Yesenin ve Ehrenburg’dan çok olumlu söz etmesine rağmen, birbirine düşman iki ayrı fütürist grup içinde yer aldığı Mayakovski’ye dair görüşleri olumsuz. Türk okurun Nazım Hikmet ile bağlantılı olarak yakından tanıdığı Mayakovski ile ilgili çok bilgi var İnsanlar ve Haller’de. Bu kitap, sadece Boris Pasternak ile ilgilenenleri  değil, dönemin kaosu, gelişmeleri ve bir çok ünlü hakkında verdiği bilgilerle herkesi ilgilendirebilecek özellikte.

Boris Pasternak,  1907 yılından sonra Moskova’nın St. Petersburg ile kültür alanında yarışmaya başladığı bir ortamda bulunuyor. Ailesiyle birlikte Berlin’de yaşıyor. Moskova’da üniversitede felsefe okuyor. Üstün başarılı öğrencilerin yollandığı Marburg Üniversitesi’nde bir dönem okuyor. Bu üniversiteye gidişini “başarılı olduğum için” demeden çok zarif bir şekilde yazıyor. Bu sırada Almanya’dan İtalya’ya geçiyor, Venedik ve Floransa’yı geziyor. İki kez evleniyor, iki oğlu oluyor.

1935 yazında Paris’e antifaşist kongreye gönderiliyor. Stalin’e yazdığı mektup ile Ahmatova’nın kocasının ve oğlunun kurtulmasını sağlıyor. Ama 1945-1955 yılları arasında yazdığı Doktor Jivago adlı romanı SSCB’de sansüre takılıyor, hatta Sovyet hükümeti kitabın İtalya’da basılmasını önlemeye çalışıyor fakat İtalya’daki yayınevi kitabı yayımlıyor. Eser çok kısa zamanda dünya dillerine çevriliyor.  1958’de Nobel Edebiyat Ödülü Boris Pasternak’a veriliyor ama ödülü reddetmek zorunda kalıyor, sürgüne gönderiliyor.  Ama cenazesine binlerce kişi katılıyor.

1960 yılında akciğer kanserinden, Moskova yakınlarındaki Peredelkino’da öldüğü daça bugün müze.