Etiket arşivi: Makedonya Hanedanı

Bizans İmparatorluğu 133|Bizans’ta Kültür 1

  • Kültürel açıdan ilk Bizans dönemi  geç Antikçağ ve Justinyen klasisizmidir. Bu dönemde muhteşem dini şiir ortaya çıkmıştır (özellikle 527-641).
  • Bizans İmparatorluğu’ndaki ilk büyük kültürel kırılma İkonaklazm dönemidir (726-842).
  • İkonaklazm’ı 9.-11. yüzyıllar arasındaki Makedonya Hanedanı Rönesansı izler (920-1057).
  • Komnenos Hanedanı zamanında, entelektüel canlılık zayıflar ama Batı ile ve özellikle Venedik’le ilişkiler yoğunlaşır.
  • Latin İmparatorluğu’nun (1204-1261) çöküşüyle de son yükseliş olan Paleologos Hanedanı Rönesansı (1261-1453) gerçekleşir.
Bizans ansiklopedisi Suda 995 yılına aittir. Suda, Suidas adlı bir yazar tarafından yazılmış Antik Akdeniz dünyası ile ilgili bilgi veren dev bir ansiklopedidir. 30.000 tanım içeren ansiklopedik bir sözlüktür. Tanımlar kelimelerin kullanımını, kökenini ve tarihsel gelişimini filolojik olarak açıklar. Kimi kısımları günümüze ulaşmıştır. Fotoğraf: Ortaçağ, Umberto Eco, Alfa/Tarih, 2014.

Bizans ansiklopedisi Suda 995 yılına aittir. Suda, Suidas adlı bir yazar tarafından yazılmış Antik Akdeniz dünyası ile ilgili bilgi veren dev bir ansiklopedidir. 30.000 tanım içeren ansiklopedik bir sözlüktür. Tanımlar kelimelerin kullanımını, kökenini ve tarihsel gelişimini filolojik olarak açıklar. Kimi kısımları günümüze ulaşmıştır.
Fotoğraf: Ortaçağ, Umberto Eco, Alfa/Tarih, 2014.

  • 5.-6. yüzyıllarda Hıristiyanlık Helenizm ile arasındaki ideolojik karşıtlığı zorlukla da olsa aşar ve antik kültürün ifade şekillerini, edebi türlerini ve yapılarını benimser. Antik ve pagan kültür sık sık kınanırsa da, Antikçağ geleneği ile Hıristiyan geleneğinin bir araya geldiği bir kültür ortaya çıkar. Bu dönemde Antikçağ bilgi dağarcığı Hıristiyanlık ışığında yeniden tanımlanır.
  • Justinyen’in imparatorluğu iki dillidir. Erken Ortaçağ’da İtalya’da, Roma dünyasının ana özelliklerinden biri olan Yunan-Latin dil ve kültür birliğinin yok oluşuna tanık olunur; Ravenna’ya rağmen Yunanca kaybolmaya başlar ve bir tek Roma’da, 7. ve 8. yüzyıllarda İkonoklazm’dan dolayı Bizans’tan ayrılan Yunan ve Doğulu keşişlerin varlığı sayesinde Helenistik bir kültür ortamı oluşur. Birçok papa Yunan veya İtalyan-Yunan asıllıdır.
  • Yunancada söz anlamına gelen üç kelime vardır:
    Logos: bilimin sözü,
    Egos: ozanın sözü (epope, epik)
    Mitos: efsane, hikaye.
  • 9. yüzyılın ikinci yarısında ve 10. yüzyılda Roma’daki Yunan-Latin kültürel yapı zayıflarken Güney İtalya’da ve özellikle Sicilya’da Yunan kültürünün varlığı daha güçlü hale gelir ve bu bölgeler çok verimli bir edebi üretime sahne olur. Arap fethinden sonra bu kültür Calabria bölgesine geçer.
  • 7.-11. yüzyıllar arasında Batı’nın geri kalan kısmında Yunanca bilinmeye ve eski Yunan ilmine genel anlamda saygı beslenmeye devam edilir. Ancak kiliseler arasında 1054’te oluşan kopuşla Yunanlara karşı genel bir güvensizlik duygusu hakim olur.
  • Bizanslılar arasında Latince sadece pratik nedenlerle öğrenilirdi ve sadece Patristik edebiyat tercüme edilirdi.
  • Bizans kültürü, özellikle 10. yüzyılda ilmi derlemeler ve ansiklopedi yazarlığında görüldüğü üzere, muhafaza etme, inceleme ve düzenleme tutumu sergiler.
Madrid Skilicis'te İmparator I. Yannis Çimiskes (969 – 976) ile Kiev Büyük Knezi I. Svyatoslav  (942 -972) arasındaki  toplantı. Madrid Skilicis,  İoannis Skilicis'in yazdığı, 811-1057 yılları arası tarihi konu eden Tarihin Özeti adlı elyazmasıdır. Madrid Skilicis, 12. yüzyılda Sicilya'da üretilmiştir ve şu anda Madrid Ulusal Kütüphane’de muhafaza edilmektedir. Bu eser Skyllitzes Matritensis olarak da bilinir. Eser, bu yazarın günümüze ulaşan resimli tek el yazmasıdır ve 574 minyatür içerir. Fotoğraf:tr.wikipedia.org

Madrid Skilicis‘te İmparator I. Yannis Çimiskes (969 – 976) ile Kiev Büyük Knezi I. Svyatoslav (942 -972) arasındaki toplantı.
Madrid Skilicis, İoannis Skilicis’in yazdığı, 811-1057 yılları arası tarihi konu eden Tarihin Özeti adlı elyazmasıdır. Madrid Skilicis, 12. yüzyılda Sicilya’da üretilmiştir ve şu anda Madrid Ulusal Kütüphane’de muhafaza edilmektedir. Bu eser Skyllitzes Matritensis olarak da bilinir. Eser, bu yazarın günümüze ulaşan resimli tek el yazmasıdır ve 574 minyatür içerir.
Fotoğraf:tr.wikipedia.org

  • Makedonya Hanedanı döneminde edebi metinlerde büyük harfli yazıdan küçük harfli yazıya geçilir, kelimeler ayrı yazılır; Aristophane dile ayırt edici aksan ve noktalama işaretlerini ilave eder. Homeros’un notlarını içeren, ilk eksiksiz elyazması 10. yüzyılda yapılır.
  • Yüksek edebiyat için üstün dil sayılan Attika lehçesi, diğer edebiyat ve ifade şekilleri için ise dilin çeşitli düzeyleri kullanılır. Bizans edebi kültüründe farklı edebi türlere bağlı olarak dilin ve üslubun farklı düzeylerinden söz etmek gerekir.
  • Bizans’ın nesir üretimi de çok zengindir: Teolojik doktrinci ve çileci edebiyat,hem halkın hem de daha kültürlü sınıfların ilgisini çekenazizlerin yaşam öyküleri, retorik ve tarih yazımı, biyografi , teknik-bilimsel nesir (matematik, tıp, astronomi) üretimi gibi.
  • Justinyen dönemindeki ünlü tarihçi Prokopius (500-565), sonra gelen Agathias (530-582) ve sayısız tarih yazarı söz konusudur.
  • Edebi açıdan Komnenos Dönemi, babasını konu alan Alexiad adlı epik şiirin yazarı Anna Komnena (1083-1150) sayesinde bilinir. Komnenos dönemi ile Batı ile ilişkiler yoğunlaşmaya başlar ve entelektüel alış veriş sürekli hale gelir. Erken Ortaçağ’da görülen Batı ile verimli diyalog tekrar başlar. Yunanca metinlerin Latinceye, Latince metinlerin Yunancaya tercümesi yoğun bir şekilde başlar.
  • 12. yüzyılda üst sınıf erotik yazım, hem nesir hem manzum olarak rağbet görür.
  • Bizans aristokrasisi üzerinde Batı’nın etkili olması ile şövalye edebiyatı işlenmeye başlamıştır.
  • 13. yüzyılda Güney İtalya’da Yunan kültürü yeniden doruğa çıkar, büyük klasik yazarların metinleri kopyalanır.
  • Paleologos Hanedanı döneminde Bizans İmparatorluğu’nun elinde sadece Konstantinopolis şehri kalmıştır. Haçlı işgali ile imparator prestijini kaybetmiştir. Latin dünyası baş düşmandır.
  • Katolik Avrupa’nın temsil ettiği Latin barbarlığına karşı Antikçağa dönüşün aracı olarak, Helenizm’in gözde olması ile tasvire canlılık kazandıran, donukluktan uzak yeni bir ifade getiren yazma geleneğine dönüşten söz edilebilir. Böylece, Antikçağı kaynak alan hümanist bir akım, entelektüel bir Rönesans’ın mayasını oluşturmuştur, denir. Bu akım, Antikçağ metinlerinin araştırılmasına yeniden canlılık kazandırmış, o dönemin anıtlarına ve sanat yapıtlarına duyduğu hayranlığı dile getirmiştir.
  • Paleologos Rönesansı resim sanatının en güzel örnekleri Aya Sofya, Khora ve Pammakaristos manastırlarının duvarlarını süsler.
  • Konstantin Lips Manastırı’ndaki Paleologos dönemi süslemeleri duvarlarda nakış gibi işlenmiştir. Her sıradaki motif farklıdır. Zikzak, ağ, balıksırtı, meander (geometrik kıvrımlar yapan şerit biçiminde süsleme), gamalı haç, S motifi, düz ve ters üçgen, yürek nişi, fırıldak kullanılan motiflerdir.
  • Panagia Muhliotissa Kilisesi/Kızıl Kilise/Kanlı Kilise büyük olasılıkla daha erken dönemde yapılmış olan bir kilisenin üzerine VIII. Mikail Paleologos’un kızı Maria Paleologina tarafından 1282’lerde yaptırılmıştır. Kilise dört yapraklı yonca planlıdır. Bu plan tipinin şehirde başka örneği yoktur. Heybeliada’daki Panagia Kamariotissa Kilisesi de bu planı yansıtır.
  • Paleologos dönemi resmi, aynı dönemdeki Batı resminin yöneldiği natüralizmden uzaktır. Khora mozaiklerinde göze çarpan canlılık, birkaç yıl sonra alışılmış tasvirlere geri dönülmesiyle donmuştur.

 

Bizans İmparatorluğu 114| Makedonya Hanedanı Döneminde Aya Sofya

  • İkonaklazm konusundaki ihtilafın sona ermesiyle ve Makedonya Hanedanı’nın iktidara gelişiyle (867-1056) imparatorluk neredeyse Justinyen dönemindeki yüzölçümünü geri kazanır; Konstantinopolis ve sanat kültürü eski ihtişamına kavuşur. Makedonya Rönesansı adı verilen bu dönem, klasik Yunan ve Latin kültürüne dönüşü ifade eder ve özellikle Aya Sofya Kilisesi’nin ve Khora Manastır ve Kilisesi’nin bezemelerinde ve Bizans minyatür geleneğinde kendini gösterir: Taşra sanatının etkileri tamamıyla ortadan kalkar; dengeli kompozisyonlar, parlak renklerin tercih edildiği, zarif renk geçişleri yapılan, ustalıklı şekilde bir araya getirilmiş yarı tonlar ve ince bir tensellik ile klasik döneme ve Helenizm’e geri dönüş yaşanır.
  • Aya Sofya’da bu yeni ruhu temsil iki manifesto resim vardır: Birincisi apsis kubbesindeki Theotokos’tur. Diğeri ise güney giriş salonuna açılan kapının kemer içinde yer alan bezemedir. Burada Meryem Ana kucağında İsa ile tahtta oturur ve iki yanında ona şehrin maketini sunan Konstantin ile kilisenin maketini sunan Justinyen bulunur.
Theotokos (Tanrı Anası) mozaiği. Eskiden bu resmin altında altın yaldız harflerle yazılmış ünlü bir beyit yer alırmış: “Sahtekarlar tarafından yıkılmış olan resimler dindar imparatorlar tarafından yeniden tesis edildi.” Fotoğraf:www.livescience.com

Theotokos (Tanrı Anası) mozaiği.
Eskiden bu resmin altında altın yaldız harflerle yazılmış ünlü bir beyit yer alırmış: “Sahtekarlar tarafından yıkılmış olan resimler dindar imparatorlar tarafından yeniden tesis edildi.”
Fotoğraf:www.livescience.com

Meryem Ana kucağında İsa ile tahtta oturuyor. Solunda ona  şehrin maketini sunan Büyük Konstantin, sağında ise Aya Sofya’nın maketini sunan I. Justinyen. Fotoğraf: ayasofyamuzesi.gov.tr

Meryem Ana kucağında İsa ile tahtta oturuyor. Solunda ona şehrin maketini sunan Büyük Konstantin, sağında ise Aya Sofya’nın maketini sunan I. Justinyen.
Fotoğraf: ayasofyamuzesi.gov.tr

  • Mozaiklerdeki Meryem Ana’nın mantosunun yumuşak çizgileri ve zarif yüz hatları Helenistik geleneğin izleridir.
  • Apsisin yan tarafındaki tonozda imparatorluk togasıyla baş melek Cebrail bulunur. Bu betimlemenin 867 yılında yapıldığı düşünülse de fikir birliği yoktur.
Merkezi anıtsal girişin üzerindeki kemer içindeki mozaikte Bilge VI. Leo olduğu sanılan bir imparator, İsa’nın önünde yere kapanmıştır. Tahtta oturan İsa’nın iki yanındaki madalyonlarda (clipeus) Meryem Ana ile Cebrail vardır. Burada Meryem’e Müjde ile Yakarış temaları bir araya getirilmiştir. Fotoğraf: ayasofyamuzesi.gov.tr

Merkezi anıtsal girişin üzerindeki kemer içindeki mozaikte Bilge VI. Leo olduğu sanılan bir imparator, İsa’nın önünde yere kapanmıştır. Tahtta oturan İsa’nın iki yanındaki madalyonlarda (clipeus) Meryem Ana ile Cebrail vardır. Burada Meryem’e Müjde ile Yakarış temaları bir araya getirilmiştir.
Fotoğraf: ayasofyamuzesi.gov.tr

  • Aya Sofya’nın Makedonya Hanedanı dönemindeki bezemelerini ayrı duran iki pano tamamlar: Biri Bilge Leo’nun kardeşi Aleksandros’un, kuzey galerisindeki, imparatorluk giysileri içindeki portresidir, diğeri ise güney galerisinde bulunan, çok restorasyon geçirmiş, tahtta oturan İsa ve iki yanında, İsa’ya armağanlar sunan İmparator Konstantin Monomakhos ile İmparatoriçe Zoe’dir. 1050 yılından önce yapıldığı sanılan ve hem yüzlerdeki karakter vurgusu hem de uzuvların aşırı derecede yassılaşmış olmasıyla öne çıkan bu pano, yeni klasisizmin yerini biçimlerin ruhani bir anlam kazanmasına bıraktığı yeni bir üslubun habercisi gibidir.

 

Bizans İmparatorluğu 105| Bizans-Osmanlı Etkileşimi 2

İstanbul’la Yüzleşme, Ahmet Güneştekin, Contemporary İstanbul 2015. Sanatçı eseri için "Burada, İstanbul'un bütün medeniyetlerini özellikle bir araya getiriyorum. Dördüncü yüzyıldan bu yana İstanbul'da hüküm sürmüş medeniyetlerin bıraktığı izleri bir arada görerek hepsiyle yüzleşmeyi istiyorum. Aynı zamanda bu medeniyetin izlerine de dikkat çekiyorum" diyor. Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

İstanbul’la Yüzleşme, Ahmet Güneştekin, Contemporary İstanbul 2015.
Sanatçı eseri için “Burada, İstanbul’un bütün medeniyetlerini özellikle bir araya getiriyorum. Dördüncü yüzyıldan bu yana İstanbul’da hüküm sürmüş medeniyetlerin bıraktığı izleri bir arada görerek hepsiyle yüzleşmeyi istiyorum. Aynı zamanda bu medeniyetin izlerine de dikkat çekiyorum” diyor.
Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

  • Herkül Millas, İstos Yayınları’nda yayımlanan eserinde altı bine yakın Türkçe ve Yunanca ortak kelime olduğunu yazar.
  • Osmanlı döneminde Rumlara verilen alkollü içki, önce şarap, sonra rakı, üretim ve satış izni Rum evlerinin mutfaklarından meze zenginliği ve kültürünü bütün Konstantiniye’ye yaymış.
  • Bizans’ta başkentin ihtiyacı için et alım-satımı da devlet tekelinde imiş. Bu durum, Tanzimat’a kadar (1839) Osmanlı’da da böyle olmuş.
  • Buğday, Bizans’ta ve Osmanlı’da devlet tekelindeydi.
  • Türkçede balık isimlerinin neredeyse tamamı, kılıç ve kalkan hariç, Rumcadır.
  • Lakerda, havyar çeşitleri, tütsülenmiş ve tuzlanmış balıkların bize Bizans mutfağının armağanı olduğu konusunda tüm yemek tarihi uzmanları aynı görüştedir.
  • Osmanlı mutfağına yeşil yapraklı otlar konusunda Girit’in etkisinin çok olduğu söylenir.
  • Osmanlıların Bizans kültürünün Hıristiyan unsurundan değil, Helenistik kültürün bilimsel ve felsefi tarafından etkilendiğini savunanlar vardır.
  • Bizans’ta binaların cepheleri düz sevilmez, çıkmalar yapılırdı. Osmanlı evinin dış çıkmaları, cephesi Bizans, içi ise Orta Asya ve İran etkilidir, denir. Semavi Eyice, Osmanlı ev cephesi Bizans geleneğidir, der.
  • Osmanlı mimarisi doruk noktasına Bizans mimarisi ve sanatının, özellikle Aya Sofya’nın verdiği esinle ulaştı; Süleymaniye Camii, Aya Sofya’nın formlarının bir türevidir diyen kaynaklar vardır. Aya Sofya, imparatorluk camilerini tasarlayan mimarlar için devasa boyutlarıyla onlara meydan okuyan vasfını daima sürdürdü. Burası halkın zihninde de efsaneler yoluyla büyük bir kutsallık kazanmıştı.
  • Sıfırdan inşa edilen yapılarda da etkileşim görülür. Bursa camileri Yunan haçı planlıdır; narteks ile camilerin son cemaat yeri birbirine benzer.
  • Aya Sofya Osmanlı düzeninde de devlet protokolünde önemli bir yer tutuyordu. Bizans döneminde önemli resmi törenlere sahne olan yapı, Osmanlı döneminde de sultan-halifelerin, yılın en kutsal gecesi olan kadir gecesini çoğunlukla geçirdiği camiydi.
  • İlber Ortaylı, tüm imparatorlukların kozmopolit olduğunu; ama Roma’nın en kozmopolit imparatorluk olduğunu söyler. Bizans’ın çok kozmopolit olmadığını, Bizans’ta başka dinlere o kadar toleranslı yaklaşılmadığını;  Osmanlı’nın çok daha toleranslı olduğunu yazar. Yine Ortaylı’ya göre,  Roma dağınık kavimlere, Osmanlı millet olma şuuruna erişmiş kavimlere hükmetmiştir.
  • 6. yüzyılda Bizans’ta Hun kıyafetinin moda olduğuna ve orduda Bulgar kemerlerinin kullanıldığına dair kayıtlar bulunmaktadır.
  • Bizans imparatorunun zitzokion denilen tören elbisesinin adı, Hazar asıllı olup, Türkçe çiçek kelimesinin karşılığı idi.
  • 9. yüzyılda İkonaklast dönemin son imparatoru olan Theophilos’un (829-842) şehrin dışında (Küçükyalı semtinde) inşa ettirdiği Bryas Sarayı’nın Bağdat’taki Abbasi sarayının mimari tarzı ve desenlerinin taklit edilerek inşa edildiği Bizanslı tarihçi Theophanes Continuatus tarafından yazılmıştır.
  • 10. ve 11. yüzyıllarda Makedonya Hanedanı devrinde İslam maden işleme sanatı Bizans’ta moda olmuştu. Bazı değerli eşyaların üzerindeki süslemelerde yarı kufi yazıların kullanıldığı bilinmektedir.
  • Komnenoslar döneminde, yani 12. Yüzyılda, Bizans yaşamında Selçuklu kültür ve sanatından gelen etkilerin iyice ön plana çıktığı; Selçuklu mimari tarzını, resim ve süsleme sanatını aksettiren, Büyük Saray kompleksi içinde, müstakil bir bina inşa edildiğinden bahsedilir.
  • Hem Bizans’ta hem Osmanlı’da merkez ve eyalet mimari üslupları birbirinden farklıdır. Bizans’ta merkezde taş ve tuğla, eyaletlerde mimari doku tuğla ağırlıklıdır.
  • İki boyutluluk; abartılı ve parlak renk kullanımı; boşlukta asılı gibi duran figürler; figürlerin zaman ve uzamdan soyutlanmış gibi ve kıpırtısız olmaları; perspektifliksizlik; aşkın ve mistik boyutlar; rasyonellikten uzak kompozisyonlar ve sembolik olma; eserlerin çoğunun imzasız olması açısından Bizans mozaikleri ve Osmanlı minyatürleri ortak noktalar taşırlar.
  • Osmanlı saray müziği ile Bizans müziğinin makamsal yapısı, müzik aralıkları ve tınısı çok benzer. Tambur Bizans’ta da çok önemlidir. Neva, çargah, segah, dügah, rast, aşiran, yegah, hicaz, bestenigar, hüseyni hem Bizans’ta hem de Osmanlı’da kullanılan makamlar olmuştur. Doğu Roma, İran, Türk etkisiyle kimlik kazanmış bir müzikten bahsedebiliriz.
  • E. Darko, Bizans ordu yapılaşmasının gelişmesinde, Türk milletlerinin, özellikle Göktürk ve Avarların etkisi olduğunu öne sürer.
  • Bizans patriği ile şeyhülislamın konumları benzerdir. Hem Bizans hem Osmanlı dönemlerinde din, devletin meşruiyet kaynağını oluşturuyordu.
  • Kiliseler, sonra da camiler dini ve gündelik hayatın merkezini oluşturdu. Bu mabetler sosyopolitik düzlemde temsili boyutları olan kuruluşlardı.
  • Bizans imparatorları her Pazar kiliseye gider, halkın dilekçelerini alırdı. Aynı yöntemi padişahlar da Cuma selamlığında uygulamışlardır.
  • Her iki uygarlıkta da kutsal yerleri devam ettirme geleneği vardı. Pagan tapınaklar kiliseye, sonra da camiye çevrilmiştir. İkisi hariç kiliselerin camiye dönüştürmenin büyük bölümü II. Bayezid döneminde (1481-1512) gerçekleşmiştir.
  • Bazı veli türbelerindeki kuyu sularının şifalı olduğuna inanılırdı. Bu inanç bir yandan Allah’ın Şafi (şifa veren) isminin, velilerde tecelli ettiği görüşünden kaynaklanmakta, çoğu zaman Kabe’deki Zemzem Suyu ile ilintilendirilen bu kuyular bir yandan da antikçağın Asklepios kültünden Ortodoksların ayazma geleneği aracılığıyla Anadolu Türk kültürüne sızmış olan şifa ve hayat veren su kaynağı olgusuna bağlanır. Yenikapı Mevlevihanesi, Aziz Mahmut Hüdai ve Nurettin Cerrahi tekkelerinin türbelerinde bulunan kuyular bu geleneğin izlerini taşıyan yerlere verebileceğimiz örneklerdir. Merkez Efendi Tekkesinin avlusunda da bir Bizans ayazması vardır.

 

Bizans İmparatorluğu 11 | Justinyen

JUSTİNYEN
527-565

  • İmparator Justinyen’in dönemi, Bizans’ın yükseliş devridir. 521’de konsül olduğu, resmi hükümdarlık dönemi 527-565 yılları arasında olmasına rağmen, imparator olup taç giymeden önce de, amcası İmparator Justinus’un döneminde de iktidarda olduğu, hükümdarlığının 518 yılında başladığı söylenir.
  • Hipodrom’daki araba yarışlarında Maviler hizbine dayandı; böylece onların rakibi Yeşiller hizbinin nefretini kazandı.
  • Tanıştıklarında Teodora 25, Justinyen 40 yaşındaydı.
İmparator I. Justinyen, Ravenna San Vitale mozaiklerinden detay.

İmparator I. Justinyen, Ravenna San Vitale mozaiklerinden detay.

  •  Nika Ayaklanması (532), Bizans tarihinin en önemli ayaklanmasıdır.
  • İmparator Justinyen devrinde kışkırtılan Maviler ve Yeşiller arasındaki parti kavgaları, Justinyen’in açıkça Mavileri desteklemesi; Doğu sınırlarını Sasanilere, Tuna’daki sınırları da Slavlara ve Bulgarlara karşı korumak için gerekli olan yeni vergiler ve eski aristokrasinin hoşnutsuzluğu Hipodrom’daki hiziplerin çekişmesine yansıdı. Kiliselerin mallarına el konması, farklı Hıristiyan mezheplerin yok edilmek istenmesi, yönetimin adil olmadığının düşünülmesi ile yükselen politik tansiyon, Kapadokya Valisi’nin kötü yönetiminden hoşnut olmayan Maviler ve Yeşiller’in ilk defa kendi aralarındaki düşmanlığa son vererek birlikte ayaklanması ile ortaya çıkmıştı. İmparator Justinyen, Hipodrom’a elçi göndererek halkla görüştü ama, ikna edemedi. Valinin görevine son vereceğini bildirmesi de işe yaramadı. İsyancılar şehrin birçok binasını, bu arada bugünkü Aya Sofya’nın yerindeki bazilikayı da ateşe verdiler. Halk, eski imparatorlardan Anastasyus’un yeğenini imparator ilan etmiş, Justinyen tahtı terk edip kaçmayı düşünmüş ama Teodora, sarayda yapılan bir toplantıda buna karşı çıkmış, bunun üzerine Justinyen, kaçmaktan vazgeçerek, ayaklanmayı bastırma işini komutan Belisarius’a vermiş, ayaklanmanın altıncı gününde Belisarius isyancıları Hipodrom’a toplamış, 30-40 bin kişiyi öldürterek isyanı bastırmıştı.
  •  Ayaklanmada şehir 5 gün yanıyor ve şehrin yarısı tahrip oluyor. I. Konstantin ve ondan sonraki imparatorlar zamanında yapılmış pek çok eser tahrip oluyor, Aya Sofya dahil. Justinyen Aya Sofya’yı neredeyse yeniden inşa ediyor (537), şehirde büyük çaplı imar yapıyor. Justinyen, Konstantinopolis’te 30 kadar kilise yaptırmıştı. Küçük Ayasofya, Aya Sofya ve Oniki Havari Kiliseleri anıtsal nitelikte olanlardır. Aya Sofya’nın yıkılan kubbesi beş yıl süren bir onarım gerektirmişti.
  • Bizans tarihçileri, Haliç üzerindeki ilk köprünün Justinyen devrinde yapıldığını, adının Aya Halinikos Köprüsü olduğunu yazar. (Bizim bildiğimiz ilk Galata Köprüsü 1845 yılında inşa edildi.)
Eserin bütününü bir araya toplayarak ilk kez bastıran, 1583 yılında Fransız humanisti Dionysius Gothofredus olmuştur. Cenevre'de yapılmış olan bu ilk baskı, uzun zaman model olarak kalmıştır. Fotoğraf:lasecretariadelmarques.wordpress.com

Eserin bütününü bir araya toplayarak ilk kez bastıran, 1583 yılında Fransız humanisti Dionysius Gothofredus olmuştur. Cenevre’de yapılmış olan bu ilk baskı, uzun zaman model olarak kalmıştır.
Fotoğraf:lasecretariadelmarques.wordpress.com

  • Justinyen, Hadrianus’tan (117-138) beri çıkarılmış tüm yasaları ve II. Theodosius’un yaptırttığı hukuki çalışmaların (Codex Theodosianus, 438), yeniden değerlendirilmesi için 528 yılında on hukukçudan oluşan bir komisyona havale etti. Komisyon, çelişkileri gidermek, birleştirme ve değiştirme yapmakla görevlendirilmişti. Oluşturulan dört bölümlük eser, Ortaçağda Corpus Iuris Civilis adı ile biraya getirilerek Roma Hukuku’nun temel bilgi kaynağını oluşturdu. Matbaanın icadının yapıldığı 15. yüzyılın ikinci yarısından itibaran bugünkü biçimiyle bir arada basılmaya başlandı. Corpus Iuris Civilis ‘in üç bölümü (Institutiones, Digesta ve Codex) Justinyen zamanında tasarlanmış ve dördüncü bölüm (Novellae), derlemeye Ortaçağ’da eklenmişti.
  • Justinyen’in hazırlattığı Corpus Iuris Civilis, günümüze kadar intikal etmiş önemli bir eserdir ve İmparator ününü büyük ölçüde bu esere borçludur. Klasik Dönem Roma Hukuku hakkındaki bilgilerimiz önemli ölçüde Corpus Iuris Civilis’e dayanmaktadır. Roma Hukuku’nun Avrupa’yı etkilemesi bu eser sayesinde olmuştur.
  • Bu hukuki düzenleme gerçek bir bürokrasinin oluşmasını sağladı. Justinyen eski Roma’dakinden daha verimli ve ileri bir hukuk sistemi geliştirdi. Köleleri serbest bırakmayı ve toprak satmayı kolaylaştırdı, dulların miras hakkını garanti altına aldı, babaların çocuklarının hayatları üzerindeki kesin gücü azalttı. Boşanma, Kilise’nin karşı çıkışına rağmen devam ettirildi.  Kadınlara, kölelere ve çocuklara daha fazla haklar tanındı. Ama ceza yasaları Roma’nın eski yasalarından daha sert hale getirildi. Bu dönemde eşcinseller baskıya uğradı, oğlancılar hadım edildi ve pagan inançlarını sürdürenler öldürüldü. 529’da son pagan okulları kapatıldı ve filozofların ders vermesi yasaklandı. Justinyen paganizmin son kalesi olan Atina Üniversitesi’ni de kapatmıştı.
Lorenzo Lotto’ya (1480-1557) atfedilen, Justinyen’in komisyon üyelerinden kanun kitabını alışını gösteren tablo. Fotoğraf:arthistoriesroom.wordpress.com

Lorenzo Lotto’ya (1480-1557) atfedilen, Justinyen’in komisyon üyelerinden kanun kitabını alışını gösteren tablo.
Fotoğraf:arthistoriesroom.wordpress.com

  • Justinyen devrinde kısa bir süre için bile olsa Cebelitarık Boğazı’na kadar olan topraklar, Korsika, Sardunya, Balear Adaları, Sicilya, Roma, Ravenna Belisarius tarafından alındı, doğuda Sasaniler yenildi. 552 yılında Belisarius’un yerini alan komutan Narsisus’un zaferleri de eklenince Bizans İmparatorluğu Katalonya ve Provence dışında, Akdeniz’in neredeyse tümüne egemen oldu. 559’da Batı Hunları Konstantinopolis önlerine geldiklerinde Justinyen ilk kez sefere çıkmış, barışı parayla satın almıştı.
  • Batı’da pek çok yerin geri alınarak imparatorluğa dahil edilmesi, Justinyen’i Roma’ya taşınmaya yöneltmedi. Bu bağlamda, Konstantinopolis’in başkent olduğu teyid edilmiş oldu.
  • Justinyen zamanında Konstantinopolis nüfusunun 600.000 olduğu tahmin ediliyor.
  • Bu dönemde iki kez veba salgını oldu: 541 ve 558 yıllarında.
  • Hindistan ve Etiyopya üzerinden gelen salgın, bütün Akdeniz limanlarına gemilerle ulaşmıştı. Konstantinopolis nüfusunun yarıdan çoğu ölmüştü. Justinyen de hastalığa yakalanmış ama hayatta kalmıştı. İmparatorluk nüfusundaki bu azalma, kaynakların da daralmasına yol açmıştı.
  • Justinyen alt tabakadan kişilerin bile görüşebildiği, kendisi ile irtibat kurulabilen bir imparatordu.
  • İpek dokuma Justinyen devrinde ipek böceği kozalarının Çin’den rahipler tarafından kaçırılışı ile başladı.
  • Justinyen Çanakkale ve İstanbul Boğazları’na gümrük binaları kurdurdu.
  • Biri Roma’da, biri Bizans’ta olmak üzere iki Konsül atanmasını Justinyen 541 yılında kaldırmıştı.
  • Justinyen’in karısı Teodora kendi başına bir anlatımı hak ettiği için onu İmparatoriçeler bölümünde anlattık.
  • 83 yaşında ölen Justinyen’den sonra Bizans’ın yeniden parlak bir döneme geçmesi Makedonya Hanedanı ile oldu. 867-1056 yılları arasında yönetimde olan hanedanın kurucusu I. Basil (867-886), önemli imparatorları ise VI. Leo, VII. Konstantin Porfirogenitus ve II. Basil idi. Bu dönem, Justinyen’den sonraki İkinci Yükseliş Devri olarak anılır.