Etiket arşivi: Louvre

Çağdaş Sanata Varış 310|Çağdaş Dönemde Sergileme 5

  • Son yıllarda kültür endüstrilerinden söz ediliyor. Kültür endüstrilerinin dinamiğini girişimci-sanatçılar oluşturuyor ve bu endüstriyi oluşturan işletmeler bilgi ekonomisinin üretim birimleridir. Kültür alanı, artık, devletin serbest piyasayı geliştirmek için desteklediği bir endüstriye dönüşüyor.
  • Milyonlardan oluşan kitleler kendi iradeleriyle Çağdaş Sanat müzelerine gidiyor; sanat fuarları, bienaller, sempozyumlar, müzayede evleri, dergiler, yeni zengin olmuş koleksiyoncular, şöhretin ayan beyan sahiplenilmesi, kapalı gişe sergiler ve müzelerle kültür endüstrisi ve küresel sanat oluşuyor.
  • 1985 yılında Yunanistan Kültür Bakanı olduğu sırada Avrupa Kültür Başkentliği kavramını ortaya atan Melina Mercuri olmuştur. Avrupa Kültür Başkenti politikasında görüldüğü gibi, kültür etkinlikleri bu şehirler için önemli bir gelir kaynağı olmaktadır.
Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu, Venedik, 2017.

Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu, Venedik, 2017.

  • Küresel şehir olma stratejileri de gelişiyor. Birleşik Arap Emirlikleri, Abu Dabi, Saadiyat Adası’nda Frank Gehry imzalı Guggenheim ve Jean Nouvel imzalı Louvre müzelerinin şubelerini ve Zaha Hadid imzalı Abu Dabi Gösteri Sanatları Merkezi’ni açarak, 26 milyar dolarlık bir kültür köyü yaratmak isterken; Seul, kendini dünyanın tasarım başkenti ilan ediyor. New York-Londra rekabeti artık sanayi gelirlerinin yanı sıra kültür-sanat ve yaratıcılık bağlamında da kıyaslanırken; UNESCO raporlarında, Yaratıcı Endüstri ürünlerinin uluslararası ticaretteki payı, diğer sektörleri aşıp 2010 itibariyle 445 milyar doları buluyor.
  • Bu önemli pazarlar en yeni sanat eserlerinin görülebileceği yerler olarak, turizm ve sermaye yatırımlarını kendilerine çekerler.
  • Piyasalardaki dalgalanmaya rağmen, sanat 1970’lerden itibaren iyi bir uzun vadeli yatırım olduğunu kanıtlamıştır.
  • 2000’li yıllarda sanat piyasası, özellikle Asya, Çin ve Rusya’dan gelen rekor nakit akışları ile yükselişe geçti.
  • 2007 yılında, ilk sanat tabanlı serbest yatırım fonu kuruldu.
  • Çeşitli özel bankalar ve sigorta şirketleri müşterilerine sanat danışmanlığı ve simsarlık hizmetleri sunmaya ve sanat koleksiyonlarının yönetilmesine rehberlik etmeye başladılar.
  • Çağdaş Sanatta genişleyen pazarın sonuçlarından biri, sanat eserlerinin internet satışlarında önemli bir artış yaşanmasıdır.

 

Çağdaş Sanata Varış 307|Çağdaş Dönemde Sergileme 2

  • Günümüzde dönemin ruhuna uygun olarak müze binaları için starchitet’ler, yıldız mimarlar, tercih ediliyor. Galerilerin ve müzelerin bu kadar dikkat ve özenle yapılması, çarpıcı bir hale gelmesinin, sanat eseriyle duyumsal ilişkiyi kaçınılmaz olarak azalttığı da söyleniyor.
  • 1990’larda kurulmaya başlanan çağdaş müzelerde, Ali Artun’un değerlendirmesine göre, modern müzelerin inşasında son derece etkin olan ulusallık, evrensellik, bireysellik, kamusallık, laiklik, hümanizm ve yurttaşlık gibi anlayışlar parçalanmaya başladı; çağdaşlığa geçişle birlikte bir amaca doğru yönlendirme, ideal sonlar, ütopyalar terk edildi ve tarih şimdiki zamana indirgendi. Çağdaş müzeler, sanatı tarihsel ufkundan yalıtırken, bir anlamda sanatı tarihsizleştirdi, güncelledi.
  • Modern müzelerde sanat bir kronolojiye, biyografiye, estetik hiyerarşiye ve uluslara göre tarihselleştirilerek sergilenir. Çağdaş sanat müzesinde ise güncel bir gösteri izlenir. Çağdaş dönemde müze bir iletişim ortamıdır.
  • Çağdaş dönem markaların kendi sanat vakıflarını, müzelerini kurduğu, müzeciliğin sermayenin eline geçtiği, özelleştiği, şirketleştiği, şirketin gücünü sembolleştiren ve bir şirket modelinde yönetildiği bir dönem. Lüks moda markalarının müzelerinin sayısı da gün geçtikçe artıyor. Louis Vuitton, Gucci, Prada, Yves Saint Laurent müzeleri Fransa ve İtalya’da. Venedik’in, Floransa’nın saraylarını özelleştirip sanatı moda, tasarım ve lüks ile birlikte sunuyorlar.
  • Burada bir parantez açarak Kant’a bakalım: Sanatı mantık ve ahlaktan ilk kez ayrı tutarak ele alan, sanatın özerkliğini duyuran Kant olmuştur. Günümüzde sanatın moda-tasarım-lüks-reklam bağlamında sunumu sanatın özerkliğine gölge düşürüyor diyen eleştirmenler var. Kant’ın sanat teorisi sanatın amacının keyif vermek olduğunu ileri sürerek sanatın işlevselliğini reddeder. Oysa sanat artık işlevsel oldu. Yine Kant’a göre sanat, politikanın dışında yer alır. Çağdaş Dönem’de ise her şey politik. Belki de artık Kant’ın çok uzağına düştük?
  • Bazı marka adlarıyla sanat ödülleri ve yarışmalar düzenleniyor. Louis Vuitton, 2014’te Paris’te açtığı sanat müzesini Frank Gehry’e tasarlatıyor.
  • Müzeler, bankalarla iş birliğine girerek yeni müzeler açıyor; Guggenheim ve Deutsche Bank iş birliği ile Berlin Deutsche Guggenheim kuruluyor.
  • Prestij, statü ve toplumsal profil kazanmak için sanat iyi bir araç olarak düşünülüyor.
  • Aynı paralelde, Louvre artık diğer ülkelere satılabilen bir marka oluyor.
Bilbao Guggenheim Müzesi. İspanya'nın Bask Bölgesi’nde bulunan müze, Guggenheim Vakfı'nın dünyadaki beş müzesinden biridir. Mimari ile sanat arasındaki diyaloğu arttırmakla öne çıkmış, Pritzker Mimarlık Ödülü ve daha pek çok ödülün sahibi bir mimar olan Frank Gehry (1929-) tarafından tasarlanan ve 1997 yılında tamamlanan bu bina Yapısökümcü mimarinin ünlü bir örneğidir. Cephesi, balık ölçülerinde titanyum plakalarla kaplıdır.  İspanya’nın küçük bir şehrine kurulmuş olan müzeyi yılda ortalama 800 bin kişi ziyaret ediyor ve şehrin adı neredeyse müzeyle birlikte anılıyor. Fotoğraf: www.insightguides.com/Corrie Wingate.

Bilbao Guggenheim Müzesi.
İspanya’nın Bask Bölgesi’nde bulunan müze, Guggenheim Vakfı‘nın dünyadaki beş müzesinden biridir. Mimari ile sanat arasındaki diyaloğu arttırmakla öne çıkmış, Pritzker Mimarlık Ödülü ve daha pek çok ödülün sahibi bir mimar olan Frank Gehry (1929-) tarafından tasarlanan ve 1997 yılında tamamlanan bu bina Yapısökümcü mimarinin ünlü bir örneğidir. Cephesi, balık ölçülerinde titanyum plakalarla kaplıdır.
İspanya’nın küçük bir şehrine kurulmuş olan müzeyi yılda ortalama 800 bin kişi ziyaret ediyor ve şehrin adı neredeyse müzeyle birlikte anılıyor.
Fotoğraf: www.insightguides.com/Corrie Wingate.

 

Çağdaş Sanata Varış 306|Çağdaş Dönemde Sergileme 1

  • Ortaçağ’da Kıta Avrupası ülkelerinde aristokratlar ve eğitimli insanların heykeller, tablolar, tabiat bilimi numuneleri ve ender eserleri bulundurdukları nadire kabinesi denen yerler vardı. Kraliyet koleksiyonlarına ve asillere ait sanat eserleri özel günlerde halka ve gezginlere açılırdı.
  • Paris’te Napoléon Müzesi 1793’te açıldı ve modern müze kavramını şekillendirdi: Sanata sürekli erişim imkanı yalnızca imtiyazlı kesime mahsusken, Napoléon Müzesi’nden sonra sanat eserine erişmek her kesimden insanın temel hakkı haline geldi. Esas amacı sanatı öğretmek olmayan müzede, sanat eserleri tasnif edilmemişti.
  • Modern müzeler, nadire kabinelerini, sarayın ve kilisenin himayesindeki koleksiyonların arkasındaki sembolik anlamlandırma düzenini yıkarak Tanrı’nın, imparatorun, aristokrasinin yerine insanlığın temsillerini koydu; devlet eliyle kuruldu ve örgütlendi; tarih ve ulus yaratmak önemsendi. İlk modern müze olan Louvre ve ondan birkaç yıl arayla kurulan Brera, Prado, Rijksmuseum, İngiliz Ulusal Galerisi, Prusya Devlet Müzesi’nin milliyetçi ya da ulusçu olduğu söylenebilir.
  • Louvre, British Museum, Berlin Müzesi, Viyana Müzesi, Metropoliten modern müzeler. Bunlara evrensel müzeler de deniyor. Bu müzeler, büyük ölçüde, kolonyal dönemde yapılan talanla kuruluyorlar. Dolayısıyla buralarda bütün uygarlık tarihinden kültür değerleri yer alıyor.
  • Jacques Louis David (1748 – 1825), Bourbon Hanedanı’na ev sahipliği yaptığından tüm monarşik çağrışımları beraberinde getiren Louvre’a sanat eserlerini ekollere ayırarak sınıflandıran, sanata eğitsel bir hava katan bir düzen getirmişti; bu düzene ansiklopedik müze modeli de denebilir.
  • 1936 yılında Walter Benjamin (1892-1940), fotoğraf-sanat yapıtı ilişkisini irdelediğinde, bu yeni icat ile sanat yapıtının halesini yitireceği neticesine varıyordu. Sanat yapıtının çoğullaşmasıyla ilişkili olan halenin yok edilişi, fotoğraf ve reprodüksiyonla alakalı olduğu kadar müzeleşme ile de ilgilidir. Çoğaltma işlemi aynı yapıtın ya da yapıtın farklı zamanda yeniden üretilmesi ile farklı müzelerde yerini alabilir.
  • André Malraux (1901-1976) ise fotoğrafın, sanat yapıtına erişimi çok kolaylaştıracağını, hatta sanal bir müze (Le Musée Imaginaire) imkanı yaratacağını öne sürüyordu.
  • Modern sanat müzesi zamanla sanatı samimiyetsiz bir haz kaynağı olarak algılayarak teşhir etmekle; izleyici ile eser arasına estetik bir uçurum koymakla; sanat eserini pleksiglas kafeslere hapsetmekle; eseri hayatın dışında tutmakla eleştirilmiştir.
  • Müze-eser ilişkisini gayet açık ve net biçimde tanımlayan MoMA, 1950’lerin saf form ve soyut güzellik mabedi idi. Eserler dünyadan tümüyle tecrit edilmiş olarak döşemeleri cilalı, beyaz çıplak duvarlı galerilerde solgun, soğuk ışıklar altında sergilenirdi. 1983 yılında müzeye birkaç pencere eklendi. Eserler, sokaktan görülebilecek şekilde düzenlendi ve dış dünya pencereden içeri girerken, sanat da dışarı sızdı. 1990 yılında yöneticilik görevine başlayan sanat tarihçisi ve Armani takım elbiselerinin mankenliğini de yapmış Kirk Varnedoe’nun (1946-2003) müzede açtığı, gücünü popüler kültürden alan High & Low sergisi ile Greenberg’çü anlayış sona erdi.
  • d’Orsay Müzesi’nin İtalyan kadın mimar Gae Aulenti (1927-2012) müzedeki aristokratik sanat geleneğine itiraz ederek, eskinin şaheserlerini henüz ünlenmemiş eserler ve dönemin dekoratif sanat örnekleri ile yan yana sergiledi.
Domus, Museum of Mankind, La Coruna, Galiçya, İspanya. Mimarlar César Portela ve Arata Isozaki, 1991-1995. Minimalist Japon mimar Isozaki, Modernist ustaların yaptığının tam tersini yapmakta; biçimleri metafora uğratarak, onları bir araya getiren temel tasarım kurallarını bozmaktadır. Isozaki, kendisini şizo-eklektik olarak tanımlıyor. Isozaki günümüz Japon mimarlığının süper starı olarak kabul ediliyor. Bu mimar ve eserleri hakkında daha fazla bilgi için Karadeniz Teknik Üniversitesi Mimarlık Bölümünden Mustafa Kandil'in '95/262 Mimarlık Dergisi'ndeki yazısından yararlanabilirsiniz. Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

Domus, Museum of Mankind, La Coruna, Galiçya, İspanya.
Mimarlar César Portela ve Arata Isozaki, 1991-1995. Minimalist Japon mimar Isozaki, Modernist ustaların yaptığının tam tersini yapmakta; biçimleri metafora uğratarak, onları bir araya getiren temel tasarım kurallarını bozmaktadır. Isozaki, kendisini şizo-eklektik olarak tanımlıyor. Isozaki günümüz Japon mimarlığının süper starı olarak kabul ediliyor.
Bu mimar ve eserleri hakkında daha fazla bilgi için Karadeniz Teknik Üniversitesi Mimarlık Bölümünden Mustafa Kandil‘in ’95/262 Mimarlık Dergisi’ndeki yazısından yararlanabilirsiniz.
Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

  • ABD’li estetik teorisyeni Arthur C. Danto’ya (1924-) göre mimari açıdan müzenin muadili mabettir. Kişi, müzede kendini yüce hisseder. Karl Friedrich Schinkel (1781-1841) Berlin’deki Altes Museum’u kaya podyum üzerinde yükseltmiştir; Mies van der Rohe (1886-1969) de Berlin Müzesi’nde benzer bir yaklaşımı benimsemiştir. Podyumun üzerinde duran, sıradanlığın dışında ve üzerindedir. Her podyum bir merdivene muhtaçtır, merdivenden çıkıp inmek dönüşüm geçirmektir. Müzeden dönüşüm geçirmiş olarak çıkılır, der.
  • 1960’ların başlarına kadar müzelerin dış tasarımları, ya klasik dönem tapınaklarını ya da Rönesans köşklerini andırmaktaydı. Mimari yoluyla aurayı/haleyi yansıtmak önemsenmiştir.
  • Ama 1929 yılında kurulan MoMA, inşa edilirken podyum üzerinde yükseltilmemiş, giriş merdiven çıkmadan, sokak seviyesindeki cam kapıdan yapılır. Müze, hayatın akışı ile aynı düzlemdedir. Kapılarını sanatsal fotoğrafçılığa açan ilk müze olan MoMA’da zamanın tasarım harikaları da sergilenmeye başlamıştır.

 

Mitos 3

  • MÖ yaklaşık 20.000-8000 arasına tarihlenen Paleolitik, yani avcı toplumların mitolojisinin temeli, göksel varlıklarla daha yakın yaşanan bu dönemde, tanrılar arasına katılma yönündeydi. Taş, kutsal olanın kendini göstermesi; kendini yenileme yeteneğine sahip olan ağaç mucizevi diriliği; ayın büyümesi küçülmesi kutsal güçlerin yeniden dirilişi; bunların kutsal sayılmalarının nedeni gizli gücün dışavurumu olmalarıydı. Gökyüzü erişilmezdi, aşkın olmanın ta kendisiydi. Hemen her tapınağın bir Gök Tanrısı vardı. Şamanların ruhu esrime anında havaya süzülüp halkın iyiliği için tanrılarla görüşürdü. Daha sonraki yüzyıllarda bu inanışlar, peygamberlerin yüksek dağlara çıkmaları, göğün çeşitli katlarına çıkmaları ile devam etmiş, uçuş ve göğe yükselişle ilgili mitler bütün kültürlerde görülmüştür. Avcı toplumlarda hayvanlar üstün akla sahiptirler. Altın Çağ’da, yani günah işlenmeden önce, insanoğlunun hayvanlarla konuşabildiği düşünülür. Mit, kutsal bilgiyi ortaya koyar. Mite dayalı anlatı, bizi alışıldık dünyanın kesin bilinenlerinin ötesine taşımak üzere tasarlanmıştır. Kahramanlık mitlerinin, şamanlarla avcıların deneyimlerinden doğduğuna kesin gözüyle bakılmaktadır. Kahramanlık mitosu insanın içine öyle işlemiştir ki, tarihsel kişilerin yaşamları bile bu arketipal örüntüye göre anlatılır.
Bol bol balık yakalayabilmek için su perisine adak olarak ırmağın kıyısındaki bir ağaca çeşitli renklerde kumaş parçaları, ya da ip, bez parçaları, püsküller bağlamak, günümüzde de devam eden tapınma biçimlerinden biri. Aynı şekilde, kutsal sayılan yerlerde, ziyaretçiler, dilek ağaçlarına ipler ve çaputlar bağlıyorlar, buna yalma geleneği deniyor. Neredeyse tüm kültürlerde bulunan bu geleneğin çıkış noktası ağacın kutsallığı. Ağaca bağlanan bu kumaş parçaları, kansız kurbanlar sayılıyor. Mardin, Dara.

Bol bol balık yakalayabilmek için su perisine adak olarak ırmağın kıyısındaki bir ağaca çeşitli renklerde kumaş parçaları, ya da ip, bez parçaları, püsküller bağlamak, günümüzde de devam eden tapınma biçimlerinden biri. Aynı şekilde, kutsal sayılan yerlerde, ziyaretçiler, dilek ağaçlarına ipler ve çaputlar bağlıyorlar, buna yalma geleneği deniyor. Neredeyse tüm kültürlerde bulunan bu geleneğin çıkış noktası ağacın kutsallığı. Ağaca bağlanan bu kumaş parçaları, kansız kurbanlar sayılıyor.
Mardin, Dara.

Mumlar yakmak, ateşe, suya ve taşlara dua etmek ve bunların sonucunda tanrılardan birşeyler beklemek...Bunlar, kökleri ateşin kutsal olduğu düşünülen çok eski zamanlara uzanan inançların günümüzdeki kalıntıları. Ateşe yağ dökerek ya da şarap veya su serperek kansız kurbanlar sunuluyor. Fotoğrafta, dağın tepesindeki yöresel bir ibadet yerinde, günlük giysileri içinde bir şaman, yanan ateşin önünde mum yakıp, alevlere ağzından alkol püskürterek, hastanın iyileşmesi için yapılan ayini yönetiyor. Guatemala, Chichicastenango, Pasqual Abaj. Fotoğraflar: Gülüm Ilgaz.

Mumlar yakmak, ateşe, suya ve taşlara dua etmek ve bunların sonucunda tanrılardan birşeyler beklemek…Bunlar, kökleri ateşin kutsal olduğu düşünülen çok eski zamanlara uzanan inançların günümüzdeki kalıntıları. Ateşe yağ dökerek ya da şarap veya su serperek kansız kurbanlar sunuluyor. Fotoğrafta, dağın tepesindeki yöresel bir ibadet yerinde, günlük giysileri içinde bir şaman, yanan ateşin önünde mum yakıp, alevlere ağzından alkol püskürterek, hastanın iyileşmesi için yapılan ayini yönetiyor.
Guatemala, Chichicastenango, Pasqual Abaj.
Fotoğraflar: Gülüm Ilgaz.

  • MÖ yaklaşık 8000-4000 arasına tarihlenen Neolitik, yani tarım toplumlarının mitolojisi, bütün yaratıkları, bitkileri, hayvanları ve insanları içinde barındırdığı için kusal kabul edilen toprağı, dolayısıyla anaerkilliği  yüceltme üzerine kuruludur. Avrupa ve Kuzey Amerika’daki en erken yaratılış mitlerinden bazıları ilk insanların bitkiler gibi topraktan türediklerini varsayıyordu. Paleolitik çağdan kalma eski kahramanlık öykülerinde halkına yardım getirmek uğruna tehlikeli bir yolculuğa çıkanlar çoğu zaman erkek kahramanlardı. Neolitik devrim ertesinde erkekler çaresiz ve edilgindir. Dünyayı dolaşan, ölümle savaşan, insan soyuna yiyecek getiren tanrıçadır. Toprak Ana, kadın kahramanlığının simgesine dönüşür. Dönemin mitolojisinde, yaşamla ölümün birbirinden koparılamaz olduğu, toprağın ölüp yeniden canlanması ile, ölümün korkutucu, ürkütücü ve kaçınılmaz olduğu, fakat son olmadığı işlendi. Tohumun yeni ürünler vermesi için ölmesi gerekiyordu. Ölümle yüzleşerek, ruhsal açıdan tazelenme, daha gözü pek yaşama, ölüm karşısında sakin davranarak yeryüzünü daha dolu yaşama amaçlandı.
MÖ 7200-5900 arasına tarihlenen Çatalhöyük’ün ünlü ana tanrıça heykelciği.

MÖ 7200-5900 arasına tarihlenen Çatalhöyük’ün ünlü ana tanrıça heykelciği.

Çatalhöyük Neolitik kenti, 2012 yılında UNESCO Dünya Mirası Listesi’ne alındı.

Çatalhöyük Neolitik kenti, 2012 yılında UNESCO Dünya Mirası Listesi’ne alındı.

  • Yazının bulunması, ilk kentlerin kurulması ile ilk uygarlıklar dönemi MÖ yaklaşık 4000-800’e tarihlenir. İnsanoğlu tarihin her yeni çağına girdiğinde, hem insanlık hem de tanrısallıkla ilgili fikirlerini değiştirir. Şimdi sahnede insan faaliyetleri olduğundan, tanrılar uzaklaşmışlardı ama tanrılar da insanlar gibi kent planlamacısıydı. Tufan, tanrıların dünyadan ellerini çekmelerinin başlangıcına işaret etmektedir. Dünyanın yaratılması ardı arkası kesilmeyen bir süreçti ve ilk varlığın yaratılması için simgesel olarak ilk kargaşaya, kaosa, dönülmesi kaçınılmazdı. Mit ve ona eşlik eden kuttörenler, olayların iyiye gitmeden önce iyice açmaza girebileceğini; sağ kalmanın ve yaratıcılığın savaşmayı gerektirdiğini gösterdi. Kendilerini feda etmeye hazır olmadıkça ne tanrılar ne de insanlar gerçek anlamda yaratıcı olabilirdi. Göksel yardım almadan, kendi deneyimlerinden ders çıkarmayı öğreten, son biçimini MÖ 1300 yıllarında aldığı düşünülen Gılgamış Destanı da dönemin tinsel boşluğunu temsil ediyordu. Tanrılar dünyasını aramak kültürel gerilemeyi temsil ediyordu. Bu durum, başka bir dönüşüme yol açtı.
Akad çivi yazısı ile 12 kil tablete kaydedilmiş olan Gılgamış Destanı için tarihin yazılı en eski destanı, Uruk Kralı Gılgamış için de tarihteki ilk kral kahraman deniyor. Sümerler, Gılgamış’ın vücudunun üçte ikisinin tanrı olduğuna inanmışlar. MÖ 720’ye tarihlenen, Irak’ta, günümüzdeki adıyla, Horsabad Köyü’nde, Musul’un Fransız konsülü Paul Emil Botta’nın 1843’te bulduğu Asur Sarayı’ndan çıkma Gılgamış ve Aslan adlı heykel , İstanbul’dan alınan izinlerle yurtdışına götürülmüş. Bugün Paris’te, Louvre’da sergileniyor.

Akad çivi yazısı ile 12 kil tablete kaydedilmiş olan Gılgamış Destanı için tarihin yazılı en eski destanı, Uruk Kralı Gılgamış için de tarihteki ilk kral kahraman deniyor. Sümerler, Gılgamış’ın vücudunun üçte ikisinin tanrı olduğuna inanmışlar. MÖ 720’ye tarihlenen, Irak’ta, günümüzdeki adıyla, Horsabad Köyü’nde, Musul’un Fransız konsülü Paul Emil Botta’nın 1843’te bulduğu Asur Sarayı’ndan çıkma Gılgamış ve Aslan adlı heykel , İstanbul’dan alınan izinlerle yurtdışına götürülmüş. Bugün Paris’te, Louvre’da sergileniyor.