Etiket arşivi: Louvre Müzesi

Çağdaş Sanata Varış 312|Çağdaş Dönemde Sergileme 7

Baksı Müzesi onuncu yılında. Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu, 2016.

Baksı Müzesi onuncu yılında.
Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu, 2016.

  • İstanbul önemli bir kültür sanat merkezi olma yolunda ilerliyor. Başka ülkelerde olduğu gibi burada da peş peşe müzeler açılıyor, etkinlikler düzenleniyor.
  • Paris’teki Louvre Müzesi ziyaretçi sayısı açısından ilk sırada. Hemen ardından British Museum geliyor. Kamu, özel şirket, şahıs, dernek, vakıf ve benzeri kuruluşlar dahil dünyada en çok müzeye sahip olan ülke 17.500 müze ile ABD. ABD’yi Almanya 6715, İngiltere 1850, İspanya 1343, Fransa 1173, İsviçre 948, Hollanda 775, Romanya 748, Polonya 690, Macaristan 661 adet müze ile takip ediyor. Türkiye’deki müze sayısı ise 334. (www.egmus.eu ve www.aam-us.org)
  • Son yıllarda İstanbul’da özel girişimlerle pek çok müze kuruldu. S. Ü. Sakıp Sabancı Müzesi, İstanbul Modern, Pera Müzesi, Elgiz Müzesi, Borusan ofis müzesi gibi. Öte yandan Bayburt’un Bayraktar Köyü’nde Hüsamettin Koçan’ın Baksı Müzesi gibi merkezden uzakta kurulan ve 2014 Avrupa Yılın Müzesi ödülünü kazanan müzelerimiz de oldu.
  • 2015 İstanbul Bienali’nde gerçek mekanların yanı sıra sanal mekanlar da adres gösterildi. Küratör Christov-Bakargiev’e göre, bazı mekanların hayali olmasının sebebi bazı şeylere erişim olmadığını hatırlatmaktı. Küratör, her şeye erişilebileceği savının dijital çağın bir yalanı olduğunu; her şeye ulaşmanın mümkün olmadığını, bunu ziyaretçilerin de hissetmesini istediğini belirtmişti.
  • Çağdaş Dönem’de bazı sergiler 24 saat açık olarak gerçekleştirildi. Hüsamettin Koçan’ın 2002 yılında Bilgi Üniversitesi Sıraselviler Kampüsü’nde gerçekleştirdiği sergi böyle bir sergiydi.
  • Belirli konulara, sorunlara odaklanan, güncel toplumsal dönüşümü kavramaya yönelik konsept sergiler ilgi çekiyor. Sanatın güncel hali, sosyolojik bir araştırmaya dönüşebiliyor.
  • Sergilemelerde yaşanan bir başka eğilim ise farklı pratiklerin birbirlerinden beslenmesinden ve zenginleşmesinden yararlanmak için farklı sanat dallarından kişilerin ortak performansı oldu. Flüt sanatçısı Şefika Kutluer, Vivaldi’nin altı konçertosunu ardı ardına sahnede çalarken, konser süresince ressam Ertuğrul Ateş, müzikten aldığı esinle, sahnede konserle birlikte başlayıp konser bitiminde tamamladığı bir resim yaptı. Proje İstanbul ve Ankara’da uygulandı.
  • Birbirlerinin sanatından etkilenerek yeni üretimler yapan, türler arası buluşmalara bir başka örnek ise Lübnan asıllı şair Adonis ile ressam Habib Aydoğdu’nun bir sergi projesi için bir araya gelmesi oldu. Adonis, Aydoğdu’nun resimlerinden etkilenerek şiirler yazdı; Aydoğdu, Adonis’in şiirlerine ressam gözüyle baktı, atölye çalışmalarından sonra resimlerin yanında şiirlerin yer aldığı ortak çalışma 2016’da sergilendi.
  • Sergileme mekanlarında da çok çarpıcı seçimler yapılıyor. Gucci, 2017 ilkbahar-yaz koleksiyonunun ilk gösterimini Londra’da 13. yüzyıl yapısı Gotik Westminster Abbey’de yaptı. Kraliyet nikah törenlerinin yapıldığı kutsal bir mekanın bir defile için kullanılması tepki çekti ama gerçekleşti.
  • Mabetlerin, anıtların ve müzelerin etrafı lokantalar, kafeler ve hediyelik eşya satan dükkanlar ile kuşatılmıştır. Yemek yemenin, alışveriş yapmanın ve turistik gezinin aynı düzlemde yer alması, müze ve mabetlerin Disney’leştirilmesi olarak eleştirilmektedir.
  • İngiliz görsel sanatçılar Jake ve Dinos Chapman’a göre sanat yapıtı izleyici ile var olur ama çocukları müzeye götürmek tam bir saçmalıktır. Onlara göre çocukların Çağdaş Sanat ile karşılaşmaları için henüz çok erken.
  • Müzecilik günümüzde toplama, belgeleme, koruma ve sergileme işlevini aşarak ziyaretçi eğitimi, toplumsal iletişim ve sürdürülebilirlik odaklı hale geldi. Çağımızın başarılı müzeleri araştırma merkezleri, atölyeleri, görsel-işitsel anlatımları, dokunmatik ekranları, geçici sergileri, eğitim programları, kursları ile seçkinci olmayan, eser ile insan arasında interaktif bir bağ sunan, engelli erişimi, kafeleri lokantaları olan, pazarlama ve tanıtım olanakları bulunan, konserlerin, sohbetlerin yapıldığı kültür merkezleri olarak “yaşayan müze” kavramını hayata geçirdiler.
  • 2017 yılındaki 15. istanbul Bienali kapsamında sergilenen Gözde İlkin’in kültürel kodları ve kolektif hafızayı cisimleştiren kumaş ve örtü eserleri çağdaş sergilemeye de örnek oluşturuyor. Kumaş eserlerin bitimleri sergiye çıkacakmış gibi değil de evde muhafaza edilecekmiş gibi bırakılarak daha gerçekçi kılınmış.
Sergilemenin bir yöntemi de kaldırımları tuval olarak kullanmak. Eserin kalıcı olması gerekmediği fikrine belki de en iyi hizmet eden yöntem bu. Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu, Trafalgar Meydanı, Londra, 2017.

Sergilemenin bir yöntemi de kaldırımları tuval olarak kullanmak. Eserin kalıcı olması gerekmediği fikrine belki de en iyi hizmet eden yöntem bu.
Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu, Trafalgar Meydanı, Londra, 2017.

 

 

Çağdaş Sanata Varış 261|Bir Sanat Biçimi Olarak Deformasyon

  • 20. yüzyıl sanatının tarihten gelen tarzının çağdaş türevlerini üretmek, geleneksel eserlere çeşitli soyutlamalarla gönderme yapmak Çağdaş Sanat’ın uyguladığı yöntemlerden biridir.
  • Kanon, ölçüm için bir standarttır. Kanon, bir konunun en iyi örneğini ifade eder. Michelangelo, İtalyan sanatında kanonik bir figür; Picasso, 20. yüzyılın kanonik sanatçısı; Mona Lisa tablosu, kanonik bir portredir.
  • Cinsiyet sorgulaması yapmak gibi, geleneksel sanatın ikonuna saldırmak da Dadaist ilkelerle başlar.

Single Ladies, Mehmet Turgut, Contemporary İstanbul 2013. Mehmet Turgut, Rönesans’ın büyük ustası Leonardo da Vinci’nin kadın portrelerine odaklanan, dört fotoğraftan oluşan Single Ladies adlı serisiyle 8. Contemporary İstanbul’da yer almıştı. Sanatçının Leonardo da Vinci’nin Erminli Kadın (1485-1490) adlı tablosunu yorumladığı fotoğraf. Mehmet Turgut’un bu seri ile geçmiş ve bugün arasındaki sürekliliği sorguladığı yazılmıştı. Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu; www.lairweb.org.nz

Single Ladies, Mehmet Turgut, Contemporary İstanbul 2013.
Mehmet Turgut, Rönesans’ın büyük ustası Leonardo da Vinci’nin kadın portrelerine odaklanan, dört fotoğraftan oluşan Single Ladies adlı serisiyle 8. Contemporary İstanbul’da yer almıştı.
Sanatçının Leonardo da Vinci’nin Erminli Kadın (1485-1490) adlı tablosunu yorumladığı fotoğraf.
Mehmet Turgut’un bu seri ile geçmiş ve bugün arasındaki sürekliliği sorguladığı yazılmıştı.
Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu; www.lairweb.org.nz

Hiding in the City, Paris, No.09, Liu Bolin, 2006. Liu Bolin, tüm dünyada Fransız Devrimi’nin simgesi kabul edilen ve Fransız resim sanatının başyapıtlarından biri sayılan Eugene Delacroix’nın (1798-1863) Halka Yol Gösteren Özgürlük (1830) adlı tablosunda kendisini “yok ediyor”. ArtInternational 2015’te Çinli sanatçı Liu Bolin (1973-), 2005 yılında başladığı ünlü serisi Şehirde Saklanmak (Hiding in the City) dolayısıyla Görünmez Adam olarak da anılıyor. Liu bu seriyi, Asya’daki en büyük sanatçı topluluğunun yaşadığı köy için yıkım kararı alınması ve devletin sanatçıyı korumaması üzerine bir protesto olarak başlatmıştır. Bedenini farklı arka planlara, kendini fonla aynı desene boyayarak, kamufle ederek resmederek, sanatçının toplum içindeki statüsünü sorgulamış, Çinli sanatçının görünmezliğini vurgulamış, kendini yok ederek, yaptığı performanslarda sorunları görünür kılmıştır. Fotoğraf:notionofthethought.wordpress.com

Hiding in the City, Paris, No.09, Liu Bolin, 2006.
Liu Bolin, tüm dünyada Fransız Devrimi’nin simgesi kabul edilen ve Fransız resim sanatının başyapıtlarından biri sayılan Eugene Delacroix’nın (1798-1863) Halka Yol Gösteren Özgürlük (1830) adlı tablosunda kendisini “yok ediyor”.
ArtInternational 2015’te Çinli sanatçı Liu Bolin (1973-), 2005 yılında başladığı ünlü serisi Şehirde Saklanmak (Hiding in the City) dolayısıyla Görünmez Adam olarak da anılıyor. Liu bu seriyi, Asya’daki en büyük sanatçı topluluğunun yaşadığı köy için yıkım kararı alınması ve devletin sanatçıyı korumaması üzerine bir protesto olarak başlatmıştır. Bedenini farklı arka planlara, kendini fonla aynı desene boyayarak, kamufle ederek resmederek, sanatçının toplum içindeki statüsünü sorgulamış, Çinli sanatçının görünmezliğini vurgulamış, kendini yok ederek, yaptığı performanslarda sorunları görünür kılmıştır.
Fotoğraf:notionofthethought.wordpress.com

Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

Dayanıklılık, Rero, 2014. Contemporary İstanbul 2015’te eserleri sergilenen Fransız sokak sanatçı Rero’nun (1983-) eserleri, yüzlerinin yerine sloganlar yazılmış  plastik büstleri. Orijinali, Louvre Müzesi’nde sergilenen XIV. Louis dönemi (1643-1715) heykeltıraşlarından Antoine Coysevox’un (1640-1720) eseri, Antoine Coypel büstü. Rero, klasik heykelleri deforme edip, üzerlerine mesaj yerleştiriyor. Bu eserlerden soldakinin üzerinde Time Out (zamanı geçmiş), ortadakinin üzerinde Over Write (önceden yazılmış olanı geçersiz kılma), sağdakinin üzerinde ise Locked (kilitli) yazısı yer alıyor. Sanatçı, bu eylemle, imajı iptal ettiğini ifade ediyor. Bu yazılar da üzerleri çizilerek bir anlamda iptal edilmişler. Rero, eserlerinin üzerindeki yazılarda Verdana font’unu kullanmayı tercih ediyor. Sanatçı, Graffiti kültüründen etkilendiğini, etiketlemeyi ve minimalist sloganları sevdiğini söylüyor. Sloganlarını kitapların, porselenlerin, bayrakların üzerine de yazıyor. Yaptıkları, çağdaş ikonaklazm olarak değerlendiriliyor. Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

Dayanıklılık, Rero, 2014.
Contemporary İstanbul 2015’te eserleri sergilenen Fransız sokak sanatçı Rero’nun (1983-) eserleri, yüzlerinin yerine sloganlar yazılmış plastik büstleri. Orijinali, Louvre Müzesi’nde sergilenen XIV. Louis dönemi (1643-1715) heykeltıraşlarından Antoine Coysevox’un (1640-1720) eseri, Antoine Coypel büstü. Rero, klasik heykelleri deforme edip, üzerlerine mesaj yerleştiriyor. Bu eserlerden soldakinin üzerinde Time Out (zamanı geçmiş), ortadakinin üzerinde Over Write (önceden yazılmış olanı geçersiz kılma), sağdakinin üzerinde ise Locked (kilitli) yazısı yer alıyor. Sanatçı, bu eylemle, imajı iptal ettiğini ifade ediyor. Bu yazılar da üzerleri çizilerek bir anlamda iptal edilmişler. Rero, eserlerinin üzerindeki yazılarda Verdana font’unu kullanmayı tercih ediyor. Sanatçı, Graffiti kültüründen etkilendiğini, etiketlemeyi ve minimalist sloganları sevdiğini söylüyor. Sloganlarını kitapların, porselenlerin, bayrakların üzerine de yazıyor. Yaptıkları, çağdaş ikonaklazm olarak değerlendiriliyor.
Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

Yaraya Tuz serisinden, Jake & Dinos Chapman, 2003. Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu, Arter, Şubat 2017.

Yaraya Tuz serisinden, Jake & Dinos Chapman, 2003.
Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu, Arter, Şubat 2017.

Retrosboktif serisinden, Jake & Dinos Chapman, 2009. Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu, Arter, Şubat 2017.

Retrosboktif serisinden, Jake & Dinos Chapman, 2009.
Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu, Arter, Şubat 2017.

  • İngiliz görsel sanatçı kardeşler Jake (1966-) ve Dinos (1962-) Chapman, içeriği anlamdan boşaltarak “tekrar”ı bir taktik olarak kullanıp “kültürel değeri sıfır olan” işler üretmek istiyorlar. İspanyol sanatçı Francisco Goya’nın Yarımada Savaşı’nın (1807-1814) dehşetini anlattığı Savaşın Felaketleri başlıklı gravür serisinden edindikleri ve sonrasında boyayarak doğrudan müdahalede ettikleri baskılara Yaraya Tuz serisi adını veriyorlar. Bunların bazılarının mukavva maketlerini de üretiyorlar. Goya’nın gravürlerine yaptıkları müdahale bazı çevreler tarafından kültürel vandalizm olarak niteleniyor. Chapmanlar ise bu teşebbüsü Goya’nın işine yardım etmek olarak niteliyor; bu müdahaleleriyle Goya’nın işlerindeki içkin kötümserliğin ve olumsuzluğun altını çizdiklerini öne sürüyorlar. Chapmanlar’ın 19. yüzyıl İngiliz portreleri üzerine yağlıboya müdahalelerinden oluşan Gün Gelecek Sen De Sevilmeyeceksin adlı serileri de Arter’de sergilendi.

 

 

Bizans İmparatorluğu 85 | Dördüncü Haçlı Seferi ve Konstantinopolis’te Latin Krallığı 1

  • 753 yılında Ravenna Lombardların eline geçince Roma’daki Papa Stefano savunmasız kalmış, Bizans İmparatoru V. Konstantin’den yardım istemişti. İmparator ordu göndermek yerine Papa’yı kendi adına arabuluculuk yapmakla görevlendirip, Lombardlar ile anlaşma zemini aramayı tercih etmişti. (Bu, Bizans Osmanlı karşısında zora düştüğünde Papa’nın yardım etmediği gerçeğinden önce yaşanan bir durum.)
  • Küçük toprak sahibi köylülerin aleyhine olacak şekilde toprak ağalarının aç gözlülüğü ve artan bağımsızlıkları Bizans toplumunun yapısını sarstı. Doğudaki Selçuk Türkleri de 11. yüzyıldan itibaren büyük bir tehlike oluşturmaya başlamıştı. Bizans İmparatoru Aleksios Komnenos, orduları Türklere yenilince, Batılı Hıristiyanlardan yardım alabilmek için 1081’de Papa’ya başvurdu. Oysa Komnenos, Batılı Hıristiyanlarla yollarını yirmi yıldan uzun bir süre önce ayırmıştı. Papa, İmparator’un yardım çağrısına karşılık vererek Doğu Kilisesi’ni tekrar ele geçirmek ve Doğu’yu fethetmek üzere Haçlı Seferleri’ni başlattı.
  • Din üzerinden yürütülen siyasi egemenlik mücadelesi olan, Haçlı Seferleri adıyla anılan, papaların fetvasıyla düzenlenen savaşlar için 1095-1270 yılları arasında sekiz sefere çıkıldı. Bu seferler için tarihteki ilk Avrupa ittifakı da denebilir.
  • İlk seferde, Alman Haçlılar güzergahları üzerindeki paganları ve 12.000 Yahudi’yi katletti; Doğu Roma tebaası ile çatıştı; Bizans köylerini yaktı. Haçlılar, Bizans imparatorunun yardımıyla Konstantinopolis üzerinden Anadolu’ya geçtiler, İznik’i Selçuklulardan alıp yeniden Bizans’a bağlanmasını sağladılar. Bu Haçlıların Bizans’a verip tuttukları ilk ve tek söz oldu.
Konstantinopolis’in Haçlılar Tarafından Talanı, Eugene Delacroix (1798-1863), 1840. Louvre Müzesi, Paris. Fotoğraf:www.friendsofart.net

Konstantinopolis’in Haçlılar Tarafından Talanı, Eugene Delacroix (1798-1863), 1840. Louvre Müzesi, Paris.
Fotoğraf:www.friendsofart.net

  • Dördüncü Haçlı Seferi donanması 1202’de Venedik’ten yola çıktı, bir hafta sonra Dalmaçya’nın başkenti Zara’yı işgal edip yağmaladılar. Bunun üzerine Papa III. Innocentius sefere çıkanların tümünü aforoz etti. Papa tarafından aforoz edilmek, ölümden sonra cehennemde sonsuza kadar yanmak mahkumiyetiydi.
  • Haçlı Seferleri ile Venedik – En Huzurlu Cumhuriyet (Serenissima), Batı ile Doğu arasında ayrıcalıklı aracı olarak Konstantinopolis’in yerini almıştır. Bundan böyle Batı’nın tükettiği baharat, ipek ve pamuğun büyük bölümü Venedik üzerinden Batı’ya varmıştır. Venedik bu ürünleri, Flandre kumaşları ve Nürnberg madenlerinden çıkartılan gümüşle takas eder.
  • Bizanslılar için Dördüncü Haçlı Seferi (1200-1204) tam bir yıkım oldu. Haçlı ordusunun Konstantinopolis’e saldırısı Papa’nın ikinci topyekun aforozuna yol açtı, ama caydırıcılığı olmadı. Haçlı ordusu, Mısır’a giderken uğradığı Konstantinopolis’te on ay oyalandı. Bizans’ın zayıf olduğunu anladı. Haçlıların Ege ve Akdeniz’den geçiş için Venediklilere geçiş ücreti ödemeleri gerekiyordu, ama paraları yoktu. Bunun üzerine Venedik Cumhuriyeti’nin Doçu Enrico Dandolo Haçlılara, Bizans’taki imparatoru kendi hesabına devirmelerini teklif etti. Dandolo için Kudüs’e gitmek ya da Venedik’e olan nakliye borçlarını tahsil etmek değil, Bizans’ı ortadan kaldırmak önemliydi. 1204’te birleşik Haçlı ordusu, önce Galata’ya yerleşti. Buradan karşıya geçerek şehri işgal etti. Bahçekapı Sinagogu’nu yakan Haçlılar, Aya Sofya’ya kadar bütün bölgenin yanmasına neden oldular. Musevi mahallelerini yıkarak halkını katlettiler.
  • Latinler, Haliç surlarında iki kuleyi zapt edip, bir sur kapısını açarak şehre girdiler. Sefere katılan komutanlardan biri olan Dandolo’nun kör (bazı kaynaklarda başından yaralanma sonucu tamamen kör) ve bazı kaynaklara göre 70, bazı kaynaklara göre 90 yaşında olduğu, hatta 1205’te Konstantinopolis’te öldüğü ve mezarının Aya Sofya’da olduğu söyleniyorsa da Müze’nin kendi yayınlarında bu yadsınmaktadır. Bu Haçlı Seferi, Venediklilere ve Cenevizlilere Karadeniz’de acenteler kurma yolunu açmıştı. Konstantinopolis bu işgalde büyük bir soyguna ve yıkıma da uğradı. Bu işgal ile Konstantinopolis yenilmezlik sıfatından vazgeçmek zorunda kaldı, hazinesi dağıldı, yangınlardan zarar gördü ve Latin yönetimi süresince yatırımları ihmal edildi. Çok sayıda yazma barındıran Konstantinopolis Kütüphanesi yağmalandı, eserler kayboldu. Kutsal Havariler Kilisesi’ndeki imparator ve imparatoriçe mezarları da açılarak yağmalandı. Büyük Saray yerle bir edildi. Konstantinopolis’te Latin İmparatorluğu adı verilen yönetimin başına Fransız soylular geçti.

 

 

Çağdaş Sanata Varış 158| Postmodern Mimari 1

  • 1950’lerden 1970’lerin ortasına kadar inşa edilen Yüksek Modernist stilde:
    Kareler, dikdörtgenler, kutular gibi basit bir şeklin tekrarı,
    Birörnek tasarımlar,
    Gösterişsiz, süslemesiz binalar,
    Yağmurlu ülkelerde kullanışsız olmasına rağmen düz çatılar,
    Çevreye hakim olan çok büyük binalar inşa edilmiş, bu yapılara daha sonra “beton kanseri” adı verilmiştir.
  • Enternasyonal Tarz ’da mühendisler, yeni modern sanatçılar olarak kabul edilmiş, binaların rasyonel makineler olması gerektiğine inanılmıştı. Konutların, fabrikalar ve otomobillerle aynı tasarım prensiplerine dayanması ve modern şehirlerin hıza uyum sağlayacak şekilde tasarlanması gerektiğine inanılmıştı. Modernist mimarlar kendilerini yeni dünyanın yaratıcıları olarak görmüşlerdi. Binaların güzelliğinin fonksiyonlarında, basitlikte, rasyonellikte yattığına; süslemelerin faydasız oldukları gibi, binanın bütünlüğünü bozduğuna inanmışlardı. Modernist mimarlar, herkes için demokratik bir mimari üretmeye çalışmışlar, ama zaman içinde otoriter ve dogmatik olmakla suçlanmışlardı.
  • Lyotard, Postmodern mimarideki eklektizm çağın değil piyasanın ruhunu yansıtır. Özellikle Bauhaus projesinden yakayı sıyırmaya çalışıyorlar, der.
  • Mimari, Postmodern ‘in başlangıcı için tarih verebileceği iddiasındadır. Bu tarih, 15 Temmuz 1972, saat 15:32’dir.
  • Bu tarihte, St. Louis, Missouri’de 1955 yılında tamamlanan, düşük gelirli insanlar için planlanmış, ödüllü, Pruitt-İgoe konutları, belediye tarafından, insanların yaşamasına uygun olmadığı için dinamitlenerek yıkıldı.
  • Charles Jencks‘e (1939-) göre bu olay, Modern mimarinin Uluslararası Tarzının ölümünü, “içinde yaşanacak makineler “in sonunu işaret ediyordu.
Pruitt–Igoe konutlarında yaşam koşulları, projenin tamamlanmasından bir yıl sonra kötülemeye başlamıştı. 1960’lı yılların sonuna gelindiğinde kompleks, suç oranlarının yüksekliği ile uluslararası ölçekte kötü ün sahibi olmuştu. Projenin mimarı, Dünya Ticaret Merkezi ve Lambert-St. Louis Uluslararası Havaalanını da tasarlamış olan Minoru Yamasaki idi. Proje, kırsal bölge gelişimi için yapılan kamu planlamasının başarısızlığı için bir ikon olmuş, 33 binası yıkılarak bu ünden kurtulmaya çalışılmıştı. Fotoğraf:en.wikipedia.org

Pruitt–Igoe konutlarında yaşam koşulları, projenin tamamlanmasından bir yıl sonra kötülemeye başlamıştı. 1960’lı yılların sonuna gelindiğinde kompleks, suç oranlarının yüksekliği ile uluslararası ölçekte kötü ün sahibi olmuştu. Projenin mimarı, Dünya Ticaret Merkezi ve Lambert-St. Louis Uluslararası Havaalanını da tasarlamış olan Minoru Yamasaki idi. Proje, kırsal bölge gelişimi için yapılan kamu planlamasının başarısızlığı için bir ikon olmuş, 33 binası yıkılarak bu ünden kurtulmaya çalışılmıştı.
Fotoğraf:en.wikipedia.org

  • 1972′de Amerikalı mimar Robert Venturi (1925-), Disneyland ‘in mimarların insanlara verdiğinden çok, insanların kendi istediklerine yakın olduğunu, Disneyland ‘in Amerikan ütopyasını canlandırdığını; Las Vegas ‘tan, organik ve plansız büyüyen yerel sokak mimarisinden öğrenmemiz gereken şeyler olduğunu söyledi. İnsanların bu gelişimlerden hoşlandığını belirtti. Venturi, Postmodern mimarinin, “cam kutular” ın yerine yerel olanı geçirdiğini ifade etti. Venturi, Postmodern binaların bu yüzden turistlerin hevesle ziyaret ettikleri popüler binalar olduklarını fark etmemizi istedi.
  • Charles Jencks, Modernist idealin tek değerli olduğunu; Postmodernizm’in çok değerlilik veya çoklu kodlamaya sahip olduğunu savunur. Daha özgür bir tarza sahip olan Postmodernist binalar birden çok yoruma açıktır. Çağrışımlar yakalamaya, bağlantılar kurmaya, daha geniş bir kültürel arenaya ulaşmayı tercih ederler.
  • Çoklu kodlanmış Postmodernizm’in kendisi, yeni bir tür Uluslararası Tarz haline gelir. Mimari’de Postmodern tutumlar Enternasyonal Tarzın (Le Courbusier, Mies) amansız eleştirisidir.
  • Postmodern binalar, farklı görsel stillerin, dillerin veya kodların kolajıdır.
  • Jencks’e göre, çoklu kodlanan mimari daha geniş bir kitleye hitap eder. Bu stil, farklı fonksiyonları ile farklı sosyal grupların ihtiyaçları, zevkleri, bilgileri, deneyimleri ve ruh hallerine göre yorumladığı binalar yaratır. Bu tarz, canlılık, belirsizlik ve ironi yüklü bir “ahenksiz güzellik” formudur ve zorlanmış bir aynılık yerine çoğulcu, kozmopolit bir “tercih kültürü” dür. Zevklerin ve dünya görüşlerinin demokratik bir yakınlaşmasıdır.
  • Postmodern binalar tarihi bir biçimler ve semboller repertuarıdır. Postmodern mimarlara göre bu, demokratik bir gönül genişliğidir, bir tür estetik popülizmdir.
  • Değişik kültürlerin ortak duygularına gönderme yapmak da doğru ve istenen bir yaklaşım oldu: Çin asıllı mimar Pei, Louvre Müzesi’nin avlusuna cam ve metalden bir piramit kondurdu.
  • Bu kültürel çeşitlilik teması, Postmodern teori ve pratiğin ana unsurlarından biridir.

 

Bizans İmparatorluğu 65 | Bizans Sanatı 6

  • Sanatçıların en büyük müşterileri devlet ve kiliseydi.
  • Sanatçılardan yaptıkları portreleri en kolay biçimde tanınacak şekilde yapmaları istenirdi. Bu politikanın bir neticesi olarak portrelerde standart bir insan yüzü kullanılır, bu yüze Kutsal Kitaptaki şahsın ayırıcı, tanımlayıcı özellikleri eklenirdi. Aziz Petrus yüzyıllar boyu beyaz Sakallı, Vaftizci Yahya kaba saba giyimli, Aziz Paul kel olarak betimlemişti.
  • Kullanılan renkler de belliydi. İsa çarmıhtan önce mavi ve altın rengi, dirilişten sonra eflatun ve altın rengi elbise giyerken, Meryem mavi ve eflatun, Aziz Petrus bej ve altın rengi giysi ile betimlenirdi.
  • Konstantinopolis’e özgü ipek işleri dış piyasalarda da aranan ürünlerdi.
Fildişi diptik (iki parçalı levha), 513, Konstantinopolis. National Museum Liverpool, İngiltere. Fotoğraf: Byzantium, Robin Cormack ve Maria Vasilaki, Royal Academy of Arts, 2008.

Fildişi diptik (iki parçalı levha), 513, Konstantinopolis.
National Museum Liverpool, İngiltere.
Fotoğraf: Byzantium, Robin Cormack ve Maria Vasilaki, Royal Academy of Arts, 2008.

  • Bizans’tan günümüze ulaşan seramikler 7. yüzyıldan itibaren sırlıdır, 12. yüzyıldan sonra imparatorlukta sırlı seramik kullanımı yaygınlaşmıştır.
  • Bizans döneminde zengin evlerinin ipek, seramik, cam, gümüş, fildişi ve kemik objeler ile süslendiğini biliyoruz. Şimdiye kadar bilinen tek Bizans cam atölyesi Korint’teki imalathanedir.
  • İpek üretimi ve dokumacılık 12. yüzyılda eyalet merkezlerine de yayılmıştı. Peleponez dokumacılarının ürünleri Selanik’te satılmaktaydı; Korint, Atina ve Teb dokumaları 12. yüzyılın sonunda ün kazanmışlardı. Selçuklu Emirleri haraçlarının mutlaka Teb kumaşlarıyla ödenmesinde ısrarlıydılar. Teb ve Selanik, 12. yüzyılda Bizans başkentinden daha önemli bir ipekli dokuma merkezi haline gelmişti. Ege adalarında da ipekli kumaş üreten atölyeler oluşmuştu.
  • 12. yüzyıldaAynaroz’da marangoz,ayakkabıcı, terzi, dokumacı gibi zanaatkarlar bulunmaktaydı. Aya Sofya’nın mülklerinde de bağımlı zanaatkarlar ve tüccarlar vardı.
Harbaville Triptiği, geç 10. yüzyıl, fildişi, Louvre Müzesi, Paris. Fotoğraf:home.psu.ac.th

Harbaville Triptiği, geç 10. yüzyıl, fildişi, Louvre Müzesi, Paris.
Fotoğraf:home.psu.ac.th

  • Kilise ve saraylar değerli kumaşlarla, fildişi, altın ve gümüş üzerine taşlarla süslenmiş yapıtlarla dolu idi.
  • Bizans’ta lükse olan düşkünlük fildişi ve mors dişinden yapılma objelere düşkünlükte de kendini gösterir. Hindistan, Afrika ve Vikinglerle yapılan pahalı ticaretle ithal edilen bu malzemenin kullanımı sadece İmparatorluk’un refah dönemlerinde olabilmiştir.
  • Fildişi eritilebilir olmamasına rağmen 4. yüzyıl başlarından kalma bir belgeye göre bir libre külçe gümüşün kırkta biri kadar ettiği; fildişinin 24 katı kadar değer biçilen ipeğin para yerini tutan bir meta olduğu bilgisi aynı belgede yer alır.
  • 11. yüzyılda, nakit para sıkıntısı yaşandığı dönemde, saray mensuplarının alacakları en az bir kere ayni olarak ödendiğinde, para yerine top top ipek kumaş dağıtılmıştı.