Etiket arşivi: Leptis Magna

Libya 34 Villa Silin 1

  • Leptis Magna gezimizi bitirdikten sonra Villa Silin’i gezdik. MS 2. yüzyıl yapısı olan bu villa gibi çevrede 50 Roma villasının kalıntısı varmış. O zamanlar Romalı zenginler burada ikinci bir ev yaptırırlarmış. Bu villayı özel izin ile gezmiştik.
20 odalı Villa Silin’in uzaktan görünümü. Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

20 odalı Villa Silin’in uzaktan görünümü.
Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

Deniz kenarındaki villanın terasları, bahçesindeki çiçek tarhlarının etrafı, odalarının yerleri ve bazı odaların duvarları mozaiklerle kaplıydı. Mozaik bezeme, Libya’da, Helenistik dönemden itibaren kullanılmış. Hadrianus ve Severus dönemlerinde kullanımı iyice yaygınlaşmış. Erken Hıristiyanlık ve Bizans dönemi mozaiklerinde Hıristiyanlık simgeleri ile pagan simge ve efsaneler birlikte betimlenmiş. Sabratha, Leptis Magna, Tulmeyse, Cyrene, Apollonia ören yerleri ve müzelerde; Kasr Libya, Cemahiriye Müzesi gibi Villa Silin’de de mozaik sanatından örnekler gördük. Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

Deniz kenarındaki villanın terasları, bahçesindeki çiçek tarhlarının etrafı, odalarının yerleri ve bazı odaların duvarları mozaiklerle kaplıydı.
Mozaik bezeme, Libya’da, Helenistik dönemden itibaren kullanılmış. Hadrianus ve Severus dönemlerinde kullanımı iyice yaygınlaşmış. Erken Hıristiyanlık ve Bizans dönemi mozaiklerinde Hıristiyanlık simgeleri ile pagan simge ve efsaneler birlikte betimlenmiş. Sabratha, Leptis Magna, Tulmeyse, Cyrene, Apollonia ören yerleri ve müzelerde; Kasr Libya, Cemahiriye Müzesi gibi Villa Silin’de de mozaik sanatından örnekler gördük.
Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

  Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu


Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

  • Afrika mozaiklerinin belli özellikleri vardır.
  • Afrika mozaikleri  İtalya’daki, genellikle siyah beyaz tesseralardan oluşan, mozaik tablolardan MS 2. yüzyılın ikinci yarısından itibaren adım adım farklılaşmaya başladı. Çok renkli, konu ve stilde yaratıcı mozaikler üretildi. Çeşitli renklerde mermer, traverten, cam ve seramik tesseralar kullanıldı. Konuyu anlatma tarzı, perspektif, tasarım, geometrik formların mimariye uygulanışı Afrika’da farklılıklar gösterir. Afrika mozaiklerinin altın devrinin 4. yüzyıl olduğu kabul edilir.
  • Bazı temalar Roma Afrikası’nda çok sık tercih edilmiş, geometrik ve bitkisel motifler çok bol kullanılmıştır. Romalılar için Mısır verimli toprağın ülkesidir. Nil Nehri’nin ve kıyısındaki yerleşimlerin betimlemesi çok sık yapılmıştır.
  • Palmiye ağacının iki yanında resmedilmiş atlar sık işlenen konulardan biridir. Bu temanın tercih edilmesinde halkın at yarışlarına çok düşkün olmasının rol oynadığı düşünülüyor.
  • Hıristiyan Afrika’da mezar taşlarında da mozaik kullanılmıştır.
  • Mozaik tablolarda, Roma dönemi öncesi Afrika inançları ve günlük yaşamı da izler bırakmıştır.
  • Bazı uzmanlar, İslam ordularının kıtaya girmesi ile mozaik sanatçılarının Sicilya’ya geçtiğini, bu yüzden Afrika mozaik üretiminin 7. yüzyıldan sonra durduğunu öne sürerler. Oysa Tunus’taki Bardo Müzesi’nde İslam Dönemi mozaikleri bölümü vardır, Fatımi sarayında da geometrik desenli mozaik kullanılmış, Afrika’da mozaik üretimi 10. yüzyılda da devam etmiştir. Ancak bu üretimin sanatsal açıdan öncekilerle kıyaslanamayacağı düşünülüyor.
  • Afrika’daki mozaik üretimi Kartaca-İslam Ortaçağı arasındaki dönemde 15 asır devam etmiş, mozaik sanatçısı ve zanaatkarları en çok Kartaca şehrinden çıkmış, Afrikalı sanatçılar kendi stillerini tüm Akdeniz havzasına da yaymışlardır.
Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

 

Libya 33 Leptis Magna 5

Yerel müzenin girişinde Roma anıt mezarı. Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

Yerel müzenin girişinde Roma anıt mezarı.
Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

MS 56 yapımı 16 bin kişilik amfitiyatroda  ilk altı sıra ileri gelenlere ayrılmış (box of honor). Bu sıralar diğerlerinden bir parapetle ayrılmış. Gladyatör dövüşleri Roma kültürüne, Etrüsklerden ya da Samnitlerden gelip yerleşmiş bir gelenektir. Gladyatör, iyi kılıç kullanan kişi anlamına gelir. Gladyatör dövüşlerinin masrafları imparatorlar ve siyasetçiler tarafından karşılanır, gladyatörler okullarda eğitilirdi. Gladyatörler üzerinde uzmanlaşmış doktorlar, dişi gladyatörler de vardı. Gladyatörler, koruyucu yağ tabakası oluşması açısından fayda sağlayan baklagiller ve arpa ile besleniyorlardı. Bir Roma lejyonunda teke tek dövüşte uzman olmak en büyük erdemdi ve gladyatörler bu erdemi temsil ediyorlardı. İlk müsabakanın MÖ 264 yılında gerçekleştirildiği söylenir. Sonradan bu yarışmaların yapılabileceği binalar inşa edilmiştir. Bu yapılar, Romalıların kendilerine has olduğunu iddia edebilecekleri tek bina tipi olan amfitiyatrolardır. Tüm imparatorlukta yaklaşık olarak 200 tane kagir amfitiyatro inşa edildiği, 200 tane de tiyatrolardan devşirilmiş amfitiyatro olduğu bilinmektedir. Savaş Tanrısı Mars’ın çocukları olduklarını iddia eden Romalıların Romulus efsanesi de ciddi bir gaddarlık hikayesidir. Dolayısıyla arenalardaki gladyatör oyunlarının sevilmesi normaldi. Şiddet, Romalılara haz veriyordu. Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

MS 56 yapımı 16 bin kişilik amfitiyatroda ilk altı sıra ileri gelenlere ayrılmış (box of honor). Bu sıralar diğerlerinden bir parapetle ayrılmış.
Gladyatör dövüşleri Roma kültürüne, Etrüsklerden ya da Samnitlerden gelip yerleşmiş bir gelenektir.
Gladyatör, iyi kılıç kullanan kişi anlamına gelir.
Gladyatör dövüşlerinin masrafları imparatorlar ve siyasetçiler tarafından karşılanır, gladyatörler okullarda eğitilirdi. Gladyatörler üzerinde uzmanlaşmış doktorlar, dişi gladyatörler de vardı.
Gladyatörler, koruyucu yağ tabakası oluşması açısından fayda sağlayan baklagiller ve arpa ile besleniyorlardı.
Bir Roma lejyonunda teke tek dövüşte uzman olmak en büyük erdemdi ve gladyatörler bu erdemi temsil ediyorlardı.
İlk müsabakanın MÖ 264 yılında gerçekleştirildiği söylenir. Sonradan bu yarışmaların yapılabileceği binalar inşa edilmiştir. Bu yapılar, Romalıların kendilerine has olduğunu iddia edebilecekleri tek bina tipi olan amfitiyatrolardır.
Tüm imparatorlukta yaklaşık olarak 200 tane kagir amfitiyatro inşa edildiği, 200 tane de tiyatrolardan devşirilmiş amfitiyatro olduğu bilinmektedir.
Savaş Tanrısı Mars’ın çocukları olduklarını iddia eden Romalıların Romulus efsanesi de ciddi bir gaddarlık hikayesidir. Dolayısıyla arenalardaki gladyatör oyunlarının sevilmesi normaldi. Şiddet, Romalılara haz veriyordu.
Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

Trablus’ta Cemahiriye Müzesi’nde yer alan gladyatör konulu mozaik tablo. Fotoğraf:tr.wikipedia.org

Trablus’ta Cemahiriye Müzesi’nde yer alan gladyatör konulu mozaik tablo.
Fotoğraf:tr.wikipedia.org

Amfitiyatronun bir çok girişi var. Burası ana girişi. Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

Amfitiyatronun bir çok girişi var. Burası ana girişi.
Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

Deniz kenarında tümsek şeklinde gözüken yer hipodromun spinası. 2. yüzyılda yapılmış olan hipodromun 460 m uzunluğunda,  100 m genişliğinde, 23 bin kişilik olduğu biliniyor.  Circus ya da hipodrom, araba yarışlarının yapıldığı yerdir. Arabalarla yarışmayı Romalılar kitlesel bir eğlenceye dönüştürmüşlerdi. Circus’ta arabalar spinanın etrafında saat yönünün tersine yarışırlardı. Bu tip arenalar MS 2. yüzyılda tam olarak gelişti. Bu tip arenaların yapım maliyetleri çok yüksek olduğundan Roma İmparatorluğu’nun çeşitli yerlerinde çok az inşa edilmiştir. Arabaları çekmekte kullanılan atlar için en çok tercih edilen İspanyol ve Afrika atları imiş. Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

Deniz kenarında tümsek şeklinde gözüken yer hipodromun spinası. 2. yüzyılda yapılmış olan hipodromun 460 m uzunluğunda, 100 m genişliğinde, 23 bin kişilik olduğu biliniyor.
Circus ya da hipodrom, araba yarışlarının yapıldığı yerdir. Arabalarla yarışmayı Romalılar kitlesel bir eğlenceye dönüştürmüşlerdi.
Circus’ta arabalar spinanın etrafında saat yönünün tersine yarışırlardı.
Bu tip arenalar MS 2. yüzyılda tam olarak gelişti.
Bu tip arenaların yapım maliyetleri çok yüksek olduğundan Roma İmparatorluğu’nun çeşitli yerlerinde çok az inşa edilmiştir.
Arabaları çekmekte kullanılan atlar için en çok tercih edilen İspanyol ve Afrika atları imiş.
Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

 

Libya 31 Leptis Magna 3

  • Kartacalıların kurduğu ilk yerleşmenin yakınlarında Roma egemenliğinin başlarında kentin merkezini oluşturan eski forumun kalıntıları yer alır. Roma kentinin iç kesimlere ve kıyı boyunca batıya doğru hızla yayıldığı anlaşılmaktadır.
  • Leptis Magna’nın yerleşim yeri olarak seçilmesinde önemli rol oynayan Lebda Irmağı’nın ağzındaki doğal demirleme yeri, Severus döneminde yapay olarak geliştirilmiştir.
  • Bu kentin yapılarının başlıca örnekleri yeniden inşa edilen liman, 19 km uzunluğundaki su kemeri, işlemeli zafer takı, arkadların sıralandığı 410 m uzunluğunda anıtsal bir cadde ve ırmağın sol yakasında inşa edilmiş yapı topluluğudur. Irmağın yanına inşa edilmiş olan yeni mahalle, anıtsal caddenin çevresine planlanmıştır. Mahallenin girişindeki dev nympheum (anıtsal çeşme), daire biçimli meydanda yer alır. Limandaki iskelelere açılan mahallede anıtsal bir forum ve bazilika vardır.
Leptis Magna’da nympheum. Çeşmeler, suyu getirmiş olmanın gururu ile anıtsal yapılırdı. Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

Leptis Magna’da nympheum.
Çeşmeler, suyu getirmiş olmanın gururu ile anıtsal yapılırdı.
Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

Nymph Tapınağı. Leptis Magna’da bir de Serapis Tapınağı gördük. Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

Nymph Tapınağı. Leptis Magna’da bir de Serapis Tapınağı gördük.
Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

1686 ve 1708 yıllarında, yani Osmanlı döneminde, Fransızlar Leptis Magna’daki yüzlerce granit ve mermer parçayı ülkelerine götürmüş. Parçalar, Versailles ve St. Germain des Pres’nin yapımında kullanılmış. Fransızlar, gemiye taşıyamadıkları bu üç sütunu sahilde bırakmışlar. Londra’ya da bazı sütunlar götürülmüş. Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

1686 ve 1708 yıllarında, yani Osmanlı döneminde, Fransızlar Leptis Magna’daki yüzlerce granit ve mermer parçayı ülkelerine götürmüş. Parçalar, Versailles ve St. Germain des Pres’nin yapımında kullanılmış. Fransızlar, gemiye taşıyamadıkları bu üç sütunu sahilde bırakmışlar. Londra’ya da bazı sütunlar götürülmüş.
Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

  İstanbul Arkeoloji Müzeleri’nde sergilenmekte olan, mermer Athena heykeli. Leptis Magna’dan ülkemize getirilmiş olan bu heykel, MÖ 5. yüzyılda yapılmış olanın Roma dönemindeki  kopyası. Fotoğraf: İstanbul Archaeological Museums, Alpay Pasinli, A Turizm Yayınları, 2001.


İstanbul Arkeoloji Müzeleri’nde sergilenmekte olan, mermer Athena heykeli. Leptis Magna’dan ülkemize getirilmiş olan bu heykel, MÖ 5. yüzyılda yapılmış olanın Roma dönemindeki kopyası.
Fotoğraf: İstanbul Archaeological Museums, Alpay Pasinli, A Turizm Yayınları, 2001.

 

Libya 30 Leptis Magna 2

  Ören yerine 203 yılında yapılan, imparatoru ailesi ile birlikte gösteren görkemli Septimus Severus Kemeri’nden giriliyor. Roma şehri kurulurken kuzey-güney doğrultusunda bir ana cadde (cardo maximus), doğu-batı doğrultusunda bir ana cadde (decumanus maximus) tasarlanırdı. İki ana caddenin kesiştiği nokta, kolonlu anıtsal bir kavşak noktası ile süslenirdi. Roma’da caddeler birbirini dik keserdi. Caddenin mutlaka düz olması istenirdi. Caddenin düz olmaması yüz kızartıcı bir sebepti. Via recta, düz cadde, Roma mühendisliğinin yüz akı idi. Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu


Ören yerine 203 yılında yapılan, imparatoru ailesi ile birlikte gösteren görkemli Septimus Severus Kemeri’nden giriliyor.
Roma şehri kurulurken kuzey-güney doğrultusunda bir ana cadde (cardo maximus), doğu-batı doğrultusunda bir ana cadde (decumanus maximus) tasarlanırdı. İki ana caddenin kesiştiği nokta, kolonlu anıtsal bir kavşak noktası ile süslenirdi. Roma’da caddeler birbirini dik keserdi. Caddenin mutlaka düz olması istenirdi. Caddenin düz olmaması yüz kızartıcı bir sebepti. Via recta, düz cadde, Roma mühendisliğinin yüz akı idi.
Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

  • MS 192’de Roma İmparatoru Commodus öldürüldü. Hükümdarsız geçen ara dönemde eyaletlerdeki valiler savaş çıkartmaya karar verdiler. Saldırıyı başlatan, Balkanlar ve Ren ordularına önderlik eden, Septimus Severus’tu. Roma’ya ulaşarak imparatorluğun ilk Kuzey Afrikalı imparatoru oldu. MS 69 yılından beri hiçbir komutan iktidarı ele geçirmek için Roma üzerine yürümemişti ama bu son olmayacaktı.
  • Leptis’te doğan İmparator Septimus Severus (193-211), kente mal ve arazi vergilerinden bağışıklık hakkı, ius Italicum, verdi. Leptis Magna’nın büyük yapılarından çoğu Severus döneminden kalmadır. Afrika kökenli ilk Roma imparatoru olan Severus,  Byzantion‘u cezalandırmak için yakıp yıkan, sonra da yeniden inşa eden Roma imparatorudur. (2. yüzyılın sonlarında İmparator Severus ve Niger arasındaki savaşta şehir Niger’in yanında saf tutunca Septimus Severus şehri 195/196′da ele geçirerek harabeye çevirdi. Ancak şehrin jeopolitik öneminden dolayı İmparator Severus, Byzantion’u tamir ettirip yeni yapılarla donattı. İmparator Severus’un inşa faaliyetiyle antik dönemin Byzantion’u tarihi misyonunu tamamlamış ve yeni bir Roma şehrinin tarihi başlamıştı.)
  • Severus döneminde Leptis, Afrika’nın en büyük Roma kenti idi.
Medusa ve su perisi başları ile ünlü devasa Severus Forumu. Medusaların yüz ifadeleri farklı farklı işlenmiş. Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

Medusa ve su perisi başları ile ünlü devasa Severus Forumu. Medusaların yüz ifadeleri farklı farklı işlenmiş.
Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

Septimus Severus Bazilikası. Bazilika çok büyük üç nefli ve kolonadlı bir salondan oluşur. Her iki ucunda yarım daire biçimli birer apsis ve yan neflerinin üzerinde galeriler bulunur. Orta nef 40 m genişlikte, 70 m uzunlukta ve en az 33 m yüksekliktedir. Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

Septimus Severus Bazilikası.
Bazilika çok büyük üç nefli ve kolonadlı bir salondan oluşur. Her iki ucunda yarım daire biçimli birer apsis ve yan neflerinin üzerinde galeriler bulunur. Orta nef 40 m genişlikte, 70 m uzunlukta ve en az 33 m yüksekliktedir.
Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

Yukarıda solda, Herkül’ün İşleri frizi. Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

Yukarıda solda, Herkül’ün İşleri frizi.
Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

Bazilikada birbirinden güzel işlenmiş frizler var. Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

Bazilikada birbirinden güzel işlenmiş frizler var.
Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

Septimus Severus Bazilikası, 6. yüzyılda Justinyen döneminde kiliseye çevrilmiş. Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

Septimus Severus Bazilikası, 6. yüzyılda Justinyen döneminde kiliseye çevrilmiş.
Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

 

 

Libya 29 Leptis Magna 1

Leptis Magna’nın pazar yerinden detay. Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

Leptis Magna’nın pazar yerinden detay.
Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

  • Trablus’un doğusundaki Leptis Magna, geçmişte bölgenin en büyük kentiydi. Bu kentin yapıları, nitelik, ölçü ve sağlamlık bakımından Antik Çağ’ın en güzel kalıntıları arasında sayılmaktadır.
  • Leptis Magna UNESCO Dünya Mirası Listesi’ndedir.
  • Fenikelilerin mevsimlik bir ticaret merkezi olarak kurdukları kent, MÖ 6. yüzyılda Kartacalılar tarafından sürekli bir yerleşime dönüştürüldü. Afrika kıtasının iç kesimleriyle ticareti gelişti.
  •  II. Kartaca Savaşı’ndan (MÖ 218-201) sonra MÖ 202’de Numidya Krallığı’na bağlandı. Leptis, MÖ 111’de krallıktan koparak Roma’nın müttefiki oldu.
  • MÖ 108’de geçici ilk Roma garnizonu kuruldu. Resmi Pön dilini 2. yüzyıla kadar korudu.
  • İmparator Traianus döneminde (98-117) yurttaşlık haklarının tümüne sahip Roma yerleşkesi, colonia statüsü kazandı.
  • Traianus’tan sonra imparator olan Hadrianus (117-138), Leptis Magna’ya büyük bir hamam yaptırdı.
Hadrianus Hamamlarının havuzu. Hadrianus döneminde inşa edilen büyük hamamın havuzu, mermerle kaplıymış. Yunan’da yıkanma işlemi gösterişsizdir, yıkanma yalaktan yapılır. Roma’da ise görkemli hamamlar vardır. Roma’da hamama odun bağışlamak prestijli bir işti. Antik Yunan’da ve Roma’da strigilis denen eğimli metal bir çubuğun vücudu yağ, toz ve kirden arındırmak için kullanıldığını biliyoruz. Strigilis, kese görevi görüyordu. Karma hamamların sonu, Flavius Hanedanı’na mensup Roma İmparatoru Domitianus (81-96) zamanında gelmiş, kadın-erkek hamamı ayrılmıştır. Fotoğraf: travellingmk.blogspot.com

Hadrianus Hamamlarının havuzu.
Hadrianus döneminde inşa edilen büyük hamamın havuzu, mermerle kaplıymış.
Yunan’da yıkanma işlemi gösterişsizdir, yıkanma yalaktan yapılır. Roma’da ise görkemli hamamlar vardır. Roma’da hamama odun bağışlamak prestijli bir işti.
Antik Yunan’da ve Roma’da strigilis denen eğimli metal bir çubuğun vücudu yağ, toz ve kirden arındırmak için kullanıldığını biliyoruz. Strigilis, kese görevi görüyordu.
Karma hamamların sonu, Flavius Hanedanı’na mensup Roma İmparatoru Domitianus (81-96) zamanında gelmiş, kadın-erkek hamamı ayrılmıştır.
Fotoğraf: travellingmk.blogspot.com

Hamamın soyunma bölümü. Roma hamamında üç bölüm olurdu: Soyunma-giyinme bölümü; Yıkanma Alanı (sırasıyla sıcaklık, caldarium; ılıklık, tepidarium; soğukluk,frigidarium) ve gevşeyip sohbet edilen bölüm. Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

Hamamın soyunma bölümü.
Roma hamamında üç bölüm olurdu: Soyunma-giyinme bölümü; Yıkanma Alanı (sırasıyla sıcaklık, caldarium; ılıklık, tepidarium; soğukluk,frigidarium) ve gevşeyip sohbet edilen bölüm.
Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

Hadrianus Hamamı’nın caldarium bölümü. Modern ısıtma sisteminin mucidi Romalılardır. Sadece hamamlarda değil, Roma yapılarının çoğunda yapının döşemesi alttan sütunlarla desteklenir, hava yolları oluşturulurdu. Merkezi bir bölmede yakıt ateşlenir böylece sıcak gazın döşeme altından dolaşarak odaları ısıtması sağlanırdı. Hipokaust Sistemi de denilen bu sistem Roma İmparatorluğu’nun çöküşüyle terk edildi ancak 1500 yıl sonra tekrar uygulanmaya başlandı. Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

Hadrianus Hamamı’nın caldarium bölümü.
Modern ısıtma sisteminin mucidi Romalılardır. Sadece hamamlarda değil, Roma yapılarının çoğunda yapının döşemesi alttan sütunlarla desteklenir, hava yolları oluşturulurdu. Merkezi bir bölmede yakıt ateşlenir böylece sıcak gazın döşeme altından dolaşarak odaları ısıtması sağlanırdı. Hipokaust Sistemi de denilen bu sistem Roma İmparatorluğu’nun çöküşüyle terk edildi ancak 1500 yıl sonra tekrar uygulanmaya başlandı.
Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

9 m yüksekliğinde sütunlarla çevrili hamamın frigidarium bölümü. Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

9 m yüksekliğinde sütunlarla çevrili hamamın frigidarium bölümü.
Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu