Etiket arşivi: Leo Strauss

Püritenler 7

Fotoğraf: portside.org

Fotoğraf: portside.org

  • 11 Eylül 2001 terörist saldırı sonrası ABD El Kaide’yi barındırmış olan Afganistan’ı işgal etti, ardından Irak’a girdi.
  • Kendilerini neo-con olarak adlandıran kişilerin sahip oldukları görüşlerde son yirmi beş yılda çok büyük farklılıklar olmuştur. Bununla birlikte bu kişilerin takındıkları politik tutumları hakkında şunları söyleyebiliriz (ancak bu ilkeler, Amerikan siyasi yaşamındaki diğer önemli gruplar tarafından da geniş ölçüde paylaşılmaktadır):
    *Demokrasi, insan hakları ve devletlerin iç politikaları ile ilgilenilmesi gerekir,
    *ABD’nin gücü ahlaki amaçlar için kullanılabilir (iyiliksever hegemonya), ABD’nin güvenlik alanında özel sorumlulukları vardır,
    *Ciddi güvenlik sorunlarının çözülmesinde uluslararası hukuk ve kurumların gücü konusuna şüpheci yaklaşmak yararlıdır,
    (Birleşmiş Milletlerin etkin ve meşru bir küresel yönetim makamı olmadığını ve olamayacağını düşünürler. Kuvvet politikasının aşılıp onun yerine uluslararası hukukun geçebileceği hayali, bugün Amerikan liberal enternasyonalistler ve birçok Avrupalı tarafından paylaşılmaktadır. Neo-con’lar, uluslararası hukukun saldırganlığı önleyemeyecek kadar zayıf olduğuna emindirler.)
    *Göç ve serbest ticarete karşı çıkılmalıdır,
    *Hırslı sosyal mühendisliğin çoğu kez beklenmedik sonuçlara yol açtığı ve kendi amaçlarını baltaladığı; sosyal adalet aramaya yönelik çabaların sol görüşlü toplumları daha kötü hale getirdiği şeklinde özetlenebilir.
  • Neo-con düşünceyi şekillendiren ilk savaş, 1930’lu ve 1940’lı yıllarda Stalincilerle; ikincisi ise 1960’larda Yeni Sol ve onun doğurduğu karşı kültür ile yapılmıştır.
  • Neo-con düşünce bugün Amerikan dış politikasındaki dört yaklaşımdan biridir. Neo-con dış politikasının özellikleri iyiliksever hegemonya, tek kutupluluk, önleyici eylem ve Amerikan ayrıcalığı gibi kavramları içerir. W. Bush döneminde (2000-2008) birçok neo-con savaşı aleni olarak desteklemiştir.
  • Birçok yorumcu, Paul Wolfowitz, Douglas Feith, Richard Perle gibi Irak savaşının önde gelen birkaç destekçisinin Yahudi olduğuna dikkat çekerek Irak politikasının nihayetinde Ortadoğu’yu İsrail için güvenli hale getirmek için tasarlandığını ileri sürmüştür.
  • Teolojik-politik sorunla uğraşan Leo Strauss’un (1899-1973) anlayışına göre din de rejimin bir parçasıdır. Leo Strauss, Nazilerden kaçarak 1930’larda ABD’ye göç etmiş, Chicago Üniversitesi’nde ders vermiş Alman Yahudi’si bir siyaset kuramcısıydı.
  • Strauss, sadece küçük bir seçkinler grubunun gerçeği bilmeye uygun olduğunu, halk kitlelerine yalan söylemenin esasen bir görev olduğunu düşündüğü için Irak savaşının sorumluluğunu neo-con hareketin Straussçu kanadına yükleyenler çok olmuştur.
Fotoğraf: Gawker

Fotoğraf: Gawker

  • Amerikan dış politikasında refleks haline gelen müdahale, Mısır’daki seçim sonuçlarına göre oluşmuş hükumetin devrilmesine, Libya lideri Muammer Kaddafi‘ye bağlı birliklerin halka baskı ve şiddet uygulaması ile Libya’nın BM kararlarına riayet etmemesi sebep gösterilerek Libya’ya askeri operasyon başlatılması sonrası Libya’da çıkan iç savaş ile devam etti ve bizi Suriye savaşına getirdi.
  • Başkanlığının son yılı olan 2016’da Obama, başkanlığı boyunca yaptığı en büyük hatanın Libya olduğunu söyleyecekti. Kaddafi’nin devrilmesinden sonraki süreç için hiçbir plan yapılmadığı; rejimin çökmesine neden olan kısmi işgallerin işe yaramadığı uluslararası arenada konuşulan konular oldu.Kaynaklara göre, iç savaşta her iki tarafın ve sivillerin toplam kaybı 25,000 – 30,000 ölü, 4000 kayıp olmuştur. Suriye’de savaş devam etmekte olduğu için bilançosu henüz bilinmiyor. Bir başka mesele de Suriye’den sonraki hedefin neresi olacağı.

 

 

 

 

 

Çağdaş Sanata Varış 229|Çağdaş Dönem 5 Körfez Savaşı

  • Saddam Hüseyin güçlerinin 1990’da Kuveyt’i işgali, 1991’de ABD öncülüğünde, Birleşik Krallık, Fransa, Suudi Arabistan, Suriye, Mısır’ın da aralarında bulunduğu 40′a yakın ülkenin dahil olduğu koalisyon gücünün Irak’a düzenlediği askeri harekat, dünya tarihinde Körfez Savaşı, Basra Körfezi Savaşı, Kuveyt Savaşı, Çöl Fırtınası Harekatı adıyla anıldı. 2003 yılında başlayan Irak Savaşı’ndan sonra ise bunlara Birinci Körfez Savaşı veya Birinci Irak Savaşı adları da eklendi.
1991 yılında Körfez Savaşı sırasında Steve McCurry’nin çektiği fotoğraf. Fotoğraf:haberdokuz.com

1991 yılında Körfez Savaşı sırasında Steve McCurry’nin çektiği fotoğraf.
Fotoğraf:haberdokuz.com

  • Francis Fukuyama’ya göre, ABD siyasetinde şahin kanadı temsil eden Neo-con (yeni muhafazakar) düşünce, 1990’larda güç kullanımını aşırı biçimde vurgulayan bir ABD dış politikası uygulamış ve Irak Savaşı’na yol açmıştı.
  • Kökleri 1930’lara uzanan Neo-con düşünce kabaca beş ana ilkeye dayanıyor:
    *Demokrasi, insan hakları ve devletlerin iç politikaları ile ilgilenilmesi,
    *ABD’nin gücünün ahlaki amaçlar için kullanılabileceği (iyiliksever hegemonya),
    *Ciddi güvenlik sorunlarının çözülmesinde uluslararası hukuk ve kurumların gücü konusunda şüpheci yaklaşım,
    *Göç ve serbest ticarete karşı olma,
    *Hırslı sosyal mühendisliğin çoğu kez beklenmedik sonuçlara yol açtığı ve kendi amaçlarını baltaladığı, sosyal adalet aramaya yönelik çabaların sol görüşlü toplumları daha kötü hale getirdiği görüşü.
    Neo-con düşünceyi şekillendiren ilk savaş, 1930’lu ve 1940’lı yıllarda Stalincilerle; ikincisi ise 1960’larda Yeni Sol ve onun doğurduğu karşı kültür ile yapılmıştı.
  • Teolojik-politik sorunla uğraşan Leo Strauss’un (1899-1973) anlayışına göre din de rejimin bir parçasıdır.
  • 1991 yılında Baudrillard, insanlığın ilk kez Körfez Savaşı ile birlikte bilinç tarihinde başka bir düzeye geçtiğini söylüyordu. Savaş bize, televizyonlardan bütün anlamlarından soyutlanmış olarak ulaşıyordu. Televizyonu açtığımızda oradaydı, kapattığımızda yok oluyordu. Görüntüye, “canlı” olduğunda bile müdahale edilebilirdi. Gerçeğin doğru olması, gerçeği yakalamanın yolu, insan elini işin içine sokmamaktı. Tanklara yerleştirilmiş kameralar durumun yalnızca bir parçasını aktarabilirdi. Ortaya çıkan görüntünün, savaş denilince anladıklarımızla ilgisi yoktu. Belki bir bölümü etik nedenlerle geriye itilmişti ama, tasarım, görüntünün nesnelliğini, el değmemişliğini engelliyordu.
  • 1990’ların ortalarında, Avrupa’nın harekete geçme kabiliyetinin sınırlı olması sonucunda ABD, Bosna savaşını sona erdiren ve Sırp saldırılarını durduran taraf oldu. Bu olay, Amerikan Maksimalizmi olarak adlandırıldı.
  • Baudrillard, artık sadece görüntülerin, simülasyona uğramış gerçekliklerin var olduğunu iddia eder. Artık savaş da, gerçek olduğu düşünülen başka her şey gibi, medyatik bir etkinlik olmuştur. Savaş Bosna’da meydana gelen şu ya da bu gelişmeden dolayı değil, medyada olup biten gelişmelerden yön bulacaktır. Bir başka kanı da, Batı’nın giderek daha fazla, savaşın kendisini seyirlik bir gösteri olarak görmeye başladığıdır. Gerçeklik seyirlik bir manzaraya dönüşmüştür.

 

Çağdaş Sanata Varış 213| Postmodernizm ve Din 2

  • 1970’lerde ABD’liler ya kilisenin yolunu tuttular ya da New Age hareketine katıldılar. 1988 yılında yapılan Gallup araştırmasında, özellikle üniversite eğitimi görmüş kişilerin tinsel yaklaşım noksanlığını eleştirdiği görüldü. Aynı araştırma, iman ve inancın arttığını gösterdi: 1978’deki %78’lik orana karşılık, 1987’de İsa’nın kutsallığına inanan ABD’lilerin oranı %84 oldu.
  • Merkez daralırken (Katolik, Protestan ve Yahudilerin ana grupları), gerek muhafazakar, gerekse alternatif nitelikli yüzlerce küçük, merkezden ayrılmış, Amerikan yapımı kiliseler türedi. Amerikan Dinleri Ansiklopedisi’nin 1987 basımında 206 yeni grup sıralanmıştı. En büyük kazanımların Doğulu 28 din grubuna, 19 Shavout, 11 Adventist, 11 Mormon, 11 de New Age grubuna ait olduğu belirtilmişti. 1987 ile 1988 arasında ise yeni oluşan grupların sayısı 400’e çıkmıştı. Milyonlarca Amerikalı, yoga, meditasyon ya da Doğu dinlerinden gelen öğretilerle ilgileniyordu.
  • Kiliselerin Pazar okuluna baş vuran öğrencilerin sayısı arttı. 1988 yılına gelindiğinde Amerikalı anne babaların %69’unun çocuklarına dinsel eğitim aldırdığı görüldü.
  • Leo Strauss’a (1899-1973) göre din, rejimin bir parçasıdır.
  • İleri teknoloji de dinin yükselişine hizmet etti: dini yayınların kablo aracılığıyla evlere ulaşması ve dinsel içerikli film ve toplumsal sorunlara ilişkin programlar yayınlayan kablo ağları yaygınlaştı. 1976-1980’de Protestan köktendinciliğine TV yayınları çok ivme kazandırdı. Buna Televanjelizm adı verildi.
Fotoğraf:www.vox.com

Fotoğraf:www.vox.com

  • Bu arada Amerikan Yeni Dinci Sağı oluştu: Tanrı’nın kutsadığı biricik halk beyaz ve Protestan’dır. Kapitalist ekonomi canlanmalı; dinsel/ahlaki düzen kurulmalı; Vietnam’ın kaybı Amerikan emperyalizminin zayıflamasıdır bu yüzden ABD askeri gücünü herkese göstermelidir; kadın geleneksel rolüne dönmeli, eşitlik iddiasından vazgeçmelidir; erkeğin aynı iş için daha yüksek ücret alması normal karşılanmalı; kürtaj yasaklanmalı, eşcinsellik hoş görülmemelidir……Bu grup, 1920’lerdeki göç dalgalarını geleneklerin ve ABD’nin değerlerinin elden gidişi olarak değerlendirdiler.
  • 1979 yılında Jerry Falwell, Moral Majority’yi  (Ahlaki Çoğunluk Hareketi) başlattı. Eski köktendincilik Bolşevizm’e ve Darwinizm’e karşı idi. Moral Majority grubu ise yoksullara her türlü yardıma, devlet yardımına karşı çıktı. Bunlar politik sağ ile sıkı ittifak yapan militarize bir teoloji öneriyorlar. Falwell’e göre İsa kuzu değil koç idi. Yahudi ve Katoliklere de karşı olan Falwell şöyle diyor : “Kendimizi başkalarından ayırmak sert, acımasız tartışmalar gerektirir. Şeytan, insanları kayıtsızlık içinde tutabilmek için sevgi propagandası yapar.”
  • 40 yıl önce, kutsal kitapları olağanüstü anlatılardan temizlemeye çalışan Yahudiler, o bölümleri kitaplarına yeniden kattılar.
  • Kutsal dinlenme günlerinde düzenlenen New Age tarzı ayinler ile sinagog dışında ayinler düzenleyen “duvarsız” sinagog, genel etkinin belirtileri arasında sayılabilir.
  • Mormonlar, 1987 yılında 274.000 yeni yandaş kazanarak 158 yıllık tarihlerinin en başarılı yılını yaşadılar.
  • Japonya’da Şinto festivallerine katılım müthiş arttı. Ünlü bir Şinto rahibinin Japonya, ABD ve Brezilya’da, %80’i Japon vatandaşı olmayan 5 milyon izleyicisi oluştu.
  • Karizmatik Katolikler hareketi, 30 yıl içinde dünya çapında bir nitelik kazandı. Hareketin, içlerinde pasif Katolikler de olan, 300 milyon kişiyi aktif hale getirdiği düşünülüyor.
  • Avrupa’da gençlik merkezleri işleten İsa’nın Gençleri, 1988 yılında düzenledikleri konferans için 12 bin kişiyi toplamayı başardı.
  • 1987 yılında SSCB’de Hıristiyanlığın kabul edişinin bininci yılı kutlaması, Glasnost döneminde devletin dine karşı takındığı tutumun özgürlükçü bir nitelik kazanmakta olduğunu gösteriyordu. 1988’de Rus Ortodoks Kilisesi, 100.000 adet İncil bastırdı.