Etiket arşivi: Kyoto

Şiddet 40| Doğu’da Kadının Konumu 1 | Japonya 1

  • Geyşalık kurumu Edo Dönemi’nde, 17. yüzyılda ortaya çıktı. İlk geyşalar dansçı ve şarkıcı erkeklerdi. 1700’lerde geyşalık mesleği, hayat kadınlığı ile aynı görülüyordu. Ancak Edo Dönemi’nin sonlarına doğru geyşalar, birçok sosyal, politik etkinlik ve toplantılara çağrılmaya başlandı. Müzik aleti çalmayı ve şarkı söylemeyi bilirler. Çay seremonisi ve kaligrafi eğitimi de alırlar. Dans eder, içki sunar, sohbet ederler. Yemek pişirip servis yapmazlar. Günün haberlerinden, tiyatro ve sumo dünyasının dedikodularından haberdardırlar.
  • Asıl eğitildikleri konu, erkek egosudur. İşleri hayal satmak, müşteriye kendisini özel hissettirmek, işkolik kültürün stresini hafifletmektir. Evlenmezler.
  • Uzun vadeli ilişkiye girdikleri adamın eşini ve kız çocuklarını belli festivallerde ziyaret eder, hediye verirler, dans gösterisi sunarlar. Geyşaların evlenme isteği olmayacağı için eşle sorun olmaz. Geyşaların bulunduğu partilere eşler çok nadiren katılır.
  • 15-20 yaşındaki stajyer geyşaya mayko denir. İlk ve orta öğrenimin mecburi olmasıyla günümüzde geyşa eğitiminin başlangıç yaşı 15’tir. Bu yaş eskiden bir geyşanın maykoluktan geyşalığa geçtiği dönemdir.
  • Geyşalık çalışma izni ile yapılan bir iştir.
Kyoto, Gion Corner Gösteri Merkezi’nde. Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

Kyoto, Gion Corner Gösteri Merkezi’nde.
Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

  • Mizuage töreninde geyşa büyük para karşılığında bekaretini verir. Aldığı paranın büyük kısmını kendisini yetiştiren geyşa evine, eğitim masrafları olarak öder.
  • Geyşa ile daha ileri temas kurabilmek için erkeğin onun efendisi olması ve hangi esaslara göre metresi olduğuna dair Geyşa evi ile kontrat imzalaması gerekir. Gönüllü metresler mükellefiyet sahasının dışında kalırlar.
  • Makyajlarının bazını oluşturan beyaz maskeleri, gerçek hislerini saklayabilmelerini sağlar.
  • 19. yüzyılda moda ikonu ve dönemin süper modelleriydiler.
  • Müşteri yemek, yol, barınma gibi tüm masraflardan sorumludur. Ayrıca geyşa ile geçirdiği zaman için ödeme yapar.
  • Geyşaların ayrıca bir de geyşa adları olur: Gece Yarısı Dengesi vs. gibi.
  • Ağızları çok sıkıdır. Şahit oldukları olayları, duydukları konuşmaları paylaşmazlar.
  • Geyşalar mesleklerini ömür boyu sürdürebilirler. İyi bir geyşa olmak için, güzellik ve gençlikten çok, güzel sanatlara ve müziğe olan yetenek, tatlı dilli olmak ve müşteriyi iyi ağırlamak önemlidir. Bu yüzden ileri yaşlarda da geyşalığı sürdürmek mümkündür.
  • 1920’lerin başında 80 bini bulan geyşaların sayısı, 1980’lerin sonuna gelindiğinde 10 bine kadar düşmüştür. Nedenlerden biri, Batı tarzı barların ve burada çalışan kadınların daha popüler hale gelmesidir. Günümüzde, feministler tarafından hor görülmekte, eski geleneklere bağlı olanlar tarafından el üstünde tutulmaktadırlar.
  • Japonya’daki en pahalı etkinliklerden biridir.

 

Çay 4

Kyoto’daki Gion Corner’da katıldığımız çay seremonisinden. Tabii ki bu seremoni klasik kurallara uyması imkansız olan bir ortamda, tamamen turistik amaçla gerçekleştirilen bir törendi.

Kyoto’daki Gion Corner’da katıldığımız çay seremonisinden. Tabii ki bu seremoni klasik kurallara uyması imkansız olan bir ortamda, tamamen turistik amaçla gerçekleştirilen bir törendi.

  • Çayın macun kıvamındaki hali harici olarak romatizmal ağrılar için kullanılmış. Taoistler çayın ölümsüzlük iksirinin önemli bir parçası olduğunu iddia etmişler. Budistler meditasyondan kaynaklanan uyuşukluk halini önlemek için kullanmışlar.
  • Japonya’da aydınlanmanın her hareketin hakkının verilmesi ile sağlanacağına inanılır. Çünkü her hareketin kendi değeri vardır ve bu nihai amaçtan bağımsızdır. Çayı törenle sadece Japonlar içer. Başlangıçta çayı sadece Zen rahipleri içerdi. 16. yüzyılda seremoni ile sunma sanatı gelişti. Amacı ruha huzur ve sükunet vererek basit bir lezzeti tattırmaktır. Seremonide konuşulmaz, bir çeşit ibadet gibidir, kaynayan suyun sesini dinlemek huzur ve dinginlik verir. Çay törenlerinde odanın rengini bozan bir renk, ortamın havasını bozan bir ses, ortama uymayan bir davranış veya bütünlüğü bozan bir kelime olmaksızın her şey törenin amaçlarına uygun olarak basit ve sade bir şekilde geliştirilmiştir. Çayseverlik ekolü Taoist estetik değerleri temeli üzerine, Zen kültürünün yaşamdaki küçük şeylerde bile mükemmellik arayışı ilkesinden hareketle oluşmuştur.
  •  Çay odasına Sukiya denir. Her türlü süsten arındırılmış bir odadır. İlk bağımsız çay odası 16. yüzyılda kurulmuştur. Çay gereçlerinin yıkanıp hazırlandığı bekleme odası, ziyaretçilerin çağrılmayı bekledikleri giriş kısmı, giriş kısmıyla çay odasını birbirine bağlayan bahçe yolu çay odasına varmadan önceki bölümlerdir. Bahçe yolu meditasyonun, iç aydınlanmanın ilk aşamasıdır. Bahçe yolu dış dünya ile bağlantının kesilmesini amaçlar. Çay odası en küçük Japon evinden bile daha küçüktür; geleneksel çay odasının genişliği 0.9 metrekaredir. Yüksekliği 91 santimetreden fazla olmayan bir kapıdan geçerek çay odasına girilir. Bununla alçakgönüllülüğü öğretmek amaçlanmıştır. Ziyaretçiler duvardaki çiçek aranjmanını veya tabloyu saygıyla selamladıktan sonra yerlerini alırlar. Ev sahibi tüm ziyaretçiler yerini alana ve odada demir su ısıtıcıda kaynayan suyun sesini bozmayacak bir sessizlik hakim olana kadar odaya girmez. Ziyaretçiler dikkat çekmeyecek renkte giysileri tercih ederler. Samuray kılıcını giriş kısmındaki rafa bırakarak içeri girer. Odanın yapımında özellikle yoksulluğu çağrıştıracak materyaller kullanılır.  Çay odalarında özgürlük samandan çatılarla, kırılganlık ince kolonlarla, hafiflik bambu desteklerle, aldırmazlık sıradan malzemelerin kullanılmasıyla simgeleniyor. Çay odası, geçici olarak yerleştirilen eşyaların dışında tamamen boştur. Kutlamalara uygun olarak özel sanatsal objeler getirilir. Çay odalarında hiçbir renk veya desen tekrar edilmemelidir. Eğer canlı bir çiçek varsa, çiçek resmi konulmasına izin verilmez; çaydanlık yuvarlaksa, su sürahisi köşeli olmalıdır. Doğu’nun sanat anlayışı simetriden kaçındığı için, tütsülerin vazosu tokonomaya yerleştirilirken tam ortaya gelmemelidir. Gösterişli çiçekler çay odalarından uzak tutulur. İyi bir çay odasının yapımı, sıradan bir konaktan daha maliyetlidir. Çay ustaları tarafından çalıştırılan marangozlar zanaatçılar arasında yüksek prestij sahibi gruba dahil olurlar. Çay odalarının basitliği ve sadeliği Zen manastırına benzeme çabasından kaynaklanır. Zen manastırı sadece rahiplerin evi anlamına geldiğinden diğer Budist mezheplerinden ayrılır. Çay törenleri, Zen mezhebinin kurucusu Bodhidharma’nın resmi önünde çay içen rahipler tarafından başlatılan bir gelenektir. Bütün büyük çay ustaları da Zen öğrencisidir. Çay ustası olabilmek için süpürmeyi, temizlik yapmayı ve bulaşık yıkamayı öğrenmek gerekir, çünkü temizlik yapmak ve toz almak da bir sanattır. Çay odası gelecek nesiller için yapılmadığından geçici bir yapıdır. Şinto inancına göre sahibi ölen her evin boşaltılması gerekir.
  • Japonya’nın tanınmış tüm bahçeleri çay ustaları tarafından düzenlenmiştir. Sanatta çay ustalarının fikirlerinden izler bırakmadıkları bir alan bulmak mümkün değildir.
  • Çay seremonisi bittiğinde meditasyon sonrası hissini verir. Kaba kişiler “çayı eksik” olarak tanımlanır.
Karadeniz’in eğimli arazi yapısı nedeniyle dağların eteklerine kurulan bahçelerde yetişen bu bitkiye, uzun süre “yeşil altın” adı verildi. Rize, İkizdere Vadisi’nde sebze bahçeleri içinde çay ekimi.

Karadeniz’in eğimli arazi yapısı nedeniyle dağların eteklerine kurulan bahçelerde yetişen bu bitkiye, uzun süre “yeşil altın” adı verildi.
Rize, İkizdere Vadisi’nde sebze bahçeleri içinde çay ekimi.

  • Türkler, 5. yüzyılda, Orta Asya’da çay ticareti yapmış iseler de, tarihi göçlerle çayın Anadolu’ya gelmediği biliniyor. Selçuklu ve Osmanlı dönemlerinde köklü bir kahve tüketim alışkanlığı yerleşmişti.  Anadolu’da çay içme alışkanlığı 17. yüzyılda başlıyor.
  • Çay üretimi için ilk girişim 1888 yılında zamanın Ticaret Bakanı Esbaki İsmail Paşa tarafından yapılmış, Çin’den getirilen çay tohumları Bursa’da ekilmiş ancak ekolojik nedenlerle bu çalışmalardan sonuç alınamamış.
  • 1917 yılında Halkalı Ziraat Okulu mühendislerinden Ali Rıza Erten Bey Batum ve Kafkasya’da incelemeler yapıyor. Doğu Karadeniz’de çayın yetiştirilebileceğini bir raporla zamanın hükümetine bildiriyor. Erten’in bu tespiti, bölgede yaşanan yoksulluk ve işsizlik için çare oluyor.
  • 1924 yılında başlatılan çay üretimi deneme evresine  Rize ili ve Artvin’in Borçka ilçesinde başlanır. 1940 yılında Araklı’dan Sovyet sınırına kadar olan bölge çay tarımı için ayrılır. 1942’de çıkarılan kanun ile çaya devlet tekeli konur ve çaylar Tekel İdaresi’ne verilmeye başlanır. 1947 yılında da ilk çay fabrikası açılır ama 1960 yılına kadar çay ithalatı sürer. 1971 yılında Çaykur fiilen faaliyete geçince iç piyasadaki çay talebi tamamen karşılanır, hatta tüketim fazlası oluşur. 1983 yılında KİT’e dönüştürülen Çaykur’un tekel olma özelliğine, 1984’te son verilir. Çayda “serbest piyasa” dönemi başlar. Günümüzde, Doğu Karadeniz’in Artvin, Rize, Trabzon, Giresun ve Ordu şeridini kapsayan alanda, 774 bin dekar alan üzerinde, 210 bin aile, yaklaşık bir milyon kişi çay tarımı yapıyor.

 

Rize, İkizdere Vadisi’nde çay terasları ve oraya ulaşımı kolaylaştıran yerel çözüm. Detaylar gayet iyi düşünülmüş.

Rize, İkizdere Vadisi’nde çay terasları ve oraya ulaşımı kolaylaştıran yerel çözüm. Detaylar gayet iyi düşünülmüş.

Japonya 38 |Tiyatro ve Edebiyat

Tiyatro

19 Nisan 2006 tarihinde sahnede izlediğimiz Kyogen Ancient Comic Play’den bir enstantane.  Noh'da  lüks kostümlü maskeli aktörler vardır ve Noh'un perdeleri arasındaki komik ara piyesi olan Kyogen ile birlikte sunulur; bunların her ikisi de UNESCO tarafından “başyapıt” olarak tanımlanmıştır.

19 Nisan 2006 tarihinde sahnede izlediğimiz Kyogen Ancient Comic Play’den bir enstantane. Noh’da lüks kostümlü maskeli aktörler vardır ve Noh’un perdeleri arasındaki komik ara piyesi olan Kyogen ile birlikte sunulur; bunların her ikisi de UNESCO tarafından “başyapıt” olarak tanımlanmıştır.

  • Tiyatro da 6. yüzyılda Çin’den gelmiş.
  • Savaş destanları  noh’ya, bunraku ve kabuki’ye sayısız tema sağlar.
  • Kabuki: Ka-müzik; bu – dans, oyun; ki – beceri, ustalık anlamına geliyor. 16. yüzyılda ibadet etmek için yapılan dansların değişime uğramasıyla doğmuş. Şogun Tokugava kadınların rol almasını yasakladığı için erkekler tarafından oynanır. Geleneksel Japon dans ve şarkılarını içerir. Abartılı makyajda kullanılan kırmızı çizgiler dostluk, arkadaşlık, sevgi; mavi çizgiler kötülük, uğursuzluk ve çapkınlığı simgeler. Aktörler günlük hayatta da kadın gibi davranırlar. Çağdaş Kabuki’nin 3 türü var: Saz eşliğinde, tarihi oyunlar, aile – töre konularını işleyen oyunlar.
  • Noğ / Noh: 16. yüzyılın klasik, soylular tiyatrosu. 5 türü var: Tanrıların yer aldığı Şinto öyküleri, Samuray öyküleri, kadınların aşk acıları, aklını yitirmiş kadın ve kötü ruh öyküleri. Her hareketin bir anlamı vardır, özel Noh dilini bilmeden izlenmez. Oyuncuları erkek. Maskeler kullanılır.
Kyoto’da izlediğimiz bunraku kukla tiyatro oyunu bir aşk hikayesini anlatıyordu.

Kyoto’da izlediğimiz bunraku kukla tiyatro oyunu bir aşk hikayesini anlatıyordu.

 

  • Bunraku Kukla Tiyatrosu: Kuklaya, siyah giyinmiş, ‘görünmeyen’ oyuncu can verir. Usta şamisen eşliğinde metni okurken, sazı da yönetir..
  • Tiyatroda günlük siyaset yoktur.
  • Japon tiyatrosunun Shakespeare’i Çikamatsu’dur.

 

Edebiyat

  • Tiyatro, edebiyatın temelidir Japonya’da.
  • Roman türünün en eski örneklerinden biri Japonya’da. Heian döneminde ( 794 – 1185 ) sarayın soylu hanımlarından Murasaki Şikibu Genci Öyküleri adlı 54 bölümlük aşk romanını yazmış. Heian Japonyası’nda prensesler hariç iyi aileden gelen hanımların adlarını kaydetmek kabalık sayılırdı. Yazarın babası sarayda görevliydi. Yazar, Heian döneminde ülkeyi imparator adına yöneten büyük Fujiwara ailesinin bir dalından geliyor. Genci, Japon edebiyatında, nesirde, bir harika sayılıyor. Modern zamanlara kadar yazılmış en iyi roman olarak kabul ediliyor.
  • 1878’de konuşma ve yazı dili birleşir, hemen ardından modern dildeki ilk romanlar yayınlanır.
  • Modern edebiyat hareketi Rus – Japon savaşından sonra daha da gelişmiştir.
  • İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra savaş ve çağdaş meseleler yeni nesil yazarların konusu olmuştur.
  • Japon yazınının amacı, dolaysız algılamaya varma ve söylevi sadeleştirmedir.
  • Yalın ve şiddet içeren metinler ile cinsellik ve ölüm arasındaki ilişkiye ağırlık veren metinler Japon Edebiyatının en belirgin özelliğidir.
  • Şiddetin estetikleşmesi çağdaş Japon edebiyatının  karakteristiğidir.
  • Japonlar romanlarında can sıkıntısı anlatmayı Ruslar gibi çok severler. Can sıkıntısının belli bir sebebi olmaz.
  • Japon roman ve piyeslerinde mutlu son, son derece azdır. Mutlu bir sonuca lüzum yoktur. Istırap çekmeleri, ne pahasına olursa olsun vazifelerini yerine getirdiklerini, hiçbir şeyin onları doğru yoldan ayıramayacağını gösterir.
  • İki Japon yazar, sırasıyla, Yasunari Kavabata ve Kenzaburo Oe Nobel Edebiyat Ödülü’nü almıştır.

  • Japonya’nın 1960’lardan beri gözde olan, manga adı verilen bir çizgi roman endüstrisi var. Konuları çok çeşitli: Porno, romantik, politik…mangacıların Uzakdoğu’da özellikle Çin ve Güney Kore’de büyük bir meraklı kitlesi var. 1945’te Manga dergisi yayımlanmaya başlar ve bunu takip eden yıllarda manga ekolünden gelen çizgi roman dergileri kitap olarak yayımlanır. Japonya’daki yayınların %24.6’sını manga dergileri, 13.5’ini ise manga kitapları oluşturuyor. Manga çizerlerine mangaka deniyor. Mangakalar Japonya’da iyi para kazanıyor, şöhrete ulaşıyor. Manga, ergenlik çağının sonlarına gelenler ve genç yetişkinler tarafından okunuyor. Mangacılar Savaş sonrasında Japonya’nın dışa açılmasında önemli bir itici güç oldu.

 

Japon edebiyatından okumuş ve beğenmiş olduklarımı da paylaşıyorum:

Dağın Sesi, Yasunari Kavabata, Doğan Kitap, 2010.
Uykuda Sevilen Kızlar, Yasunari Kavabata, Çaba Yayın Dağıtım, 1988.
Beauty and Sadness, Yasunari Kavabata, Charles E. Tuttle Company, 1975.
Bin Beyaz Turna, Yasunari Kavabata, Doğan Kitap, 2005.
Çılgın Bir İhtiyarın Güncesi, Cuniçiro Tanizaki, Can Yayınları, 2006.
Bahar Karları, Yukio Mişima, Can Yayınları, 1992.
Bir Maskenin İtirafları, Yukio Mişima, Can Yayınları, 2010.
Yaz Ortasında Ölüm, Yukio Mişima, Can Yayınları, 2011.
Mişima ya da Boşluk Algısı, Marguerite Yourcenar, Can Yayınları, 2011.
Kurbanı Beslemek, Kenzaburo Oe, Can Yayınları, 1994.
Serçe Bulutu, Takashi Matsuoka, İthaki Yayınları, 2006.
Raşomon ve Diğer Öyküler, Ryunosuke Akutagava, Boğaziçi Üniversitesi Yayınevi, 2010.
Kappa, Ryunosuke Akutagava, Boğaziçi Üniversitesi Yayınevi, 2010.
Küçük Bey, Soseki Natsume, Oğlak Klasikleri, 2003.
İmkansızın Şarkısı, Haruki Murakami, Doğan Kitap, 2004.
Yaban Koyununun İzinde, Haruki Murakami, Doğan Kitap,  2008.
Zemberek Kuşu’nun Güncesi, Haruki Murakami, Doğan Kitap, 2005.
IQ84, Haruki Murakami, Doğan Kitap, 2009.
2012’de yayımlanan 1Q84 adlı eserinin ilk baskısı bir milyon adet yapılıyor.
Sahilde Kafka, Haruki Murakami, Doğan Kitap, 2009.
Tavan Arasındaki Buda, Julie Otsuka, Domingo, 2012.
Şeffaf Mavi, Ryu Murakami, Doğan Kitap, 2007.
Uzak Tepeler, Kazua İşiguro, Can Yayınları, 1989.
Beni Asla Bırakma, Kazuo İşiguro, YKY, 2008.
Noktürnler, Kazuo İşiguro, Turkuvaz Kitap, 2009.
Çocukluğumu Ararken, Kazuo İşiguro, Epsilon, 2000.

Japonya 37 | Mimari 3

Japon Bahçesi   Bonsai    İkebana

  • Japon bahçesi 1500 yıllık bir geleneğin devamıdır. Amacı insana doğayı hatırlatmaktır.
  • Bahçe sanatına ilişkin en eski kitap 13. yüzyılda yazılmıştır.
  • Bugün bile kökeni 11. yüzyıla dayanan birkaç park ve bahçeye rastlanır, çünkü eski malikaneler Japonya’da Çin’e oranla daha iyi korunmuştur.
  • Japon bahçeleri de Çin bahçeleri gibi, Budizm’in ruhundan etkilenmiştir.
  • Kyoto, Japon bahçelerinin mükemmelliğe eriştiği kent olarak kabul edilir.
Korunan park bölümlerinin en eskilerinden biri, Heian döneminden, Fujiwara Yorimiçi için 1052’de yapılmış olan Kyoto’nun banliyösü Uji’deki Biodo-in Tapınağı’nın içinde bulunduğu parktır. Burası, Birleşmiş Milletler Dünya Kültür Mirası listesindedir.

Korunan park bölümlerinin en eskilerinden biri, Heian döneminden, Fujiwara Yorimiçi için 1052’de yapılmış olan Kyoto’nun banliyösü Uji’deki Biodo-in Tapınağı’nın içinde bulunduğu parktır. Burası, Birleşmiş Milletler Dünya Kültür Mirası listesindedir.

  • Sadeliğin değeri ve inceliği Zen Budizm ile öğrenildi. Çin’de Zen tarikatını öğrenen Japon keşişler kendilerini bahçe sanatına verdiler.
  • 14. yüzyılda Kyoto’da resmin, çiçek düzenleme sanatının, Noh tiyatro gösterilerinin gelişimi bahçelerin daha da rağbet görmesine yol açtı. Bu dönemde, dışarıdan görülmek üzere yapılan bahçeler, artık evin içinden de görülecek şekilde tasarlanmaya başladı.
  • Yosun bahçeleri ortaya çıkmaya, bahçede yosun kullanımı artmaya başladı.

 

Kyoto’daki Altın Köşk, üçüncü Ashikaga Şogun’u Yoşimitsu (1358-1408) tarafından emeklilik villası olarak inşa ettirilmiştir. Bu Şogun 37 yaşında Zen rahibi olmuş, buranın ölümünden sonra tapınak olmasını vasiyet etmiştir. Köşk 1950 yılında kundaklanmış, 1397’de yapılan orjinalinin aynısı 1955’te yeniden yapılmıştır. Binanın üzeri altın yaprakları ile kaplıdır, tepedeki tavus kuşu bronzdur. Bahçesi, Muromaçi dönemi bahçe stilindedir.

Kyoto’daki Altın Köşk, üçüncü Ashikaga Şogun’u Yoşimitsu (1358-1408) tarafından emeklilik villası olarak inşa ettirilmiştir. Bu Şogun 37 yaşında Zen rahibi olmuş, buranın ölümünden sonra tapınak olmasını vasiyet etmiştir. Köşk 1950 yılında kundaklanmış, 1397’de yapılan orjinalinin aynısı 1955’te yeniden yapılmıştır. Binanın üzeri altın yaprakları ile kaplıdır, tepedeki tavus kuşu bronzdur. Bahçesi, Muromaçi dönemi bahçe stilindedir.

 

Kyoto’daki Gümüş Köşk, Şogun Yoşimosa için tefekkür etkinlikleri, sanatsal uğraşları ve kuttöresel çay törenleri için yapılmıştı.

Kyoto’daki Gümüş Köşk, Şogun Yoşimosa için tefekkür etkinlikleri, sanatsal uğraşları ve kuttöresel çay törenleri için yapılmıştı.

  • Böylesine bir bahçecilik etkinliği, Japonya’da her biri çok büyük birer sanatçı olan peyzaj mimarlarını ortaya çıkarmıştır. 1480 yılının en ünlü peyzaj mimarı aynı zamanda büyük bir ressam da olan Soami’dir.

 

Kyoto’da güzel kaya bahçeleri ya da kuru manzara bahçeleri de vardır. Bunlardan biri Kuzey Kyoto’daki Daitokuji Tapınağı içindeki bir düzine tapınaktan biri olan  Daisenin’i çevreleyen  kaya bahçeleri, bu tür bahçelerin en güzellerindendir.  Dikey yerleştirilen taşlar dağları ve adaları, beyaz çakıl suyu temsil eder.  japan-guide.com

Kyoto’da güzel kaya bahçeleri ya da kuru manzara bahçeleri de vardır. Bunlardan biri Kuzey Kyoto’daki Daitokuji Tapınağı içindeki bir düzine tapınaktan biri olan Daisenin’i çevreleyen kaya bahçeleri, bu tür bahçelerin en güzellerindendir. Dikey yerleştirilen taşlar dağları ve adaları, beyaz çakıl suyu temsil eder.
japan-guide.com

Aynı tapınak kompleksinde yer alan Ryogenin manastırdaki en eski yapı. İlk yapımı 1502. Binanın etrafını beş kuru manzara bahçesi çevirmekte. Bunların en büyüğü, fotoğrafta görülen bahçede, tırmıklanmış beyaz çakıl evreni, kayalar turnayı, yosun alanlar kaplumbağayı temsil etmektedir. Bu iki hayvan, sağlık ve uzun yaşamın temsilcisi olduklarından Japon bahçelerinde sıkça betimlenirler. japan-guide.com

Aynı tapınak kompleksinde yer alan Ryogenin manastırdaki en eski yapı. İlk yapımı 1502. Binanın etrafını beş kuru manzara bahçesi çevirmekte. Bunların en büyüğü, fotoğrafta görülen bahçede, tırmıklanmış beyaz çakıl evreni, kayalar turnayı, yosun alanlar kaplumbağayı temsil etmektedir. Bu iki hayvan, sağlık ve uzun yaşamın temsilcisi olduklarından Japon bahçelerinde sıkça betimlenirler.
japan-guide.com

 

  • Höyükler dağları, gölcükler suları, bodur ağaçlarla, kaya yosunları canlı doğayı simgeler. Bir gezinti yolu olur. Manzara seyretme tepecikleri yapılır. Fener ışığı ile gece bahçe daha büyük durur.
  • Kuru manzara bahçesinin genelde önce resmi yapılır, sonra uygulanır. Boyutları küçüktür. Kaya yosunları yeşil doğayı temsil eder. Kum/çakıl dalgalar çiziyorsa denizdir, paraleller çiziyorsa ırmak olur.
  • 16. yüzyılın sonunda, Momoyama döneminde çini mürekkebi tekniğini benimsemiş peyzaj ressamlarının etkisi bahçelerde hissedilir. Bu etki ile bitki olarak, çiçekli ağaçlar yerine yeşil ve kalıcı yapraklı ağaçlar tercih edildi. Beyaz çakıl kağıdı, kara taşlar mürekkebi simgeledi.
  •  Çay töreni yapılan odanın bir bahçe ile tamamlanması gerekli görülür. Bu bahçe “bir kedinin alnı kadar küçük” de olabilir.
  • Momoyama döneminde bahçe aydınlatması için Kore’den taş lambalar getiriliyordu, daha sonra küçük bahçeler için özel olarak Japonya’da taş fenerler yontulmuştur.
  • Edo dönemine kadar bahçe düzenlemesi ve yapılması genelde keşişlere ya da çay töreninin gizlerini bilenlere düşerken, Edo döneminde bu iş tamamen peyzaj mimarlarına devredildi. Bu dönemde ortaya çıkan bir başka şey de feodal beylerin (daimyoların) topraklarında ilk halk bahçelerini kurarak öncü olmalarıdır. Böylece bahçeler daha din dışı bir nitelik kazanmıştır.
  • Pek çok güzel bahçe Şogunlar döneminde ve onlar için yapıldı. 1868 Restorasyonu ve feodal sistemin yıkılmasıyla en ünlü bahçelerin bir bölümü ya ihmalden, ya da özellikle yok edilerek,  yerlerine askeri okul, okul, denizcilik okulu, cephanelik, üniversite yapıldı.
  • 1873’te alınan kararla parkların yapılması özendirilmiş, bu konuda Tokyo bir örnek oluşturmuş, bu dönemde Batı’nın çimi Japon bahçesine girmiştir.
  • Japonlar, bahçelerini yaşamlarının koşullarına uyarlayarak küçültmüşler, minyatür peyzajlar geliştirmişlerdir. Evlerdeki tokonoma köşesi için siyah lake tepsilerin içinde taş ve kumdan peyzajlara bonseki adı verilir.
  • Bonsai- Ağacın evcilleştirilmesi sanatıdır. Küçük saksıda evcilleştirilmiş yaşlı ağaç. İnsanı geçmişe, geçmişi insana yaklaştırır. Zaman ölçeğini değiştirir. Babadan oğula miras kalırlar, yetişmesi onlarca yıl alır. Bu ağaçların sadece cüce kalması sağlanmaz, ayrıca bunlara o eski ağaçların biçimi ve saygın görünüşü de verilir.
  • İkebana, okullarda okutulan, dinsel duygulardan kaynaklanan bir bilimdir. Mineraller alemiyle bitkiler aleminin bağdaştırılması, vazo ölçeğinde çiçek, yaprak, dal düzenlemesidir. Her düzenlemede cenneti, dünyayı, insanı simgeleyen 3 ayrı öğe vardır. Yapan kendini tanısın diye yapılır. 6. yüzyılda Budist rahipler tarafından tanrıya çiçek sunulması sırasında ortaya çıkmış, sanat olarak uygulaması 15. yüzyılda başlamış, okulu kurulmuştur. Tüm Japon hanımları bilir. Türleri ve okulları vardır. Çiçek sapları suyun içinde kesilir, daha sonra ateşte veya buharda hafifçe yakılarak uzun ömürlü olması sağlanır.

 

Shiftdeletenet’te yer alan “Ölmeden Önce Görülmesi Gereken 100 Yer” dizisinden çok beğenerek seçtiğim, neredeyse gerçek olamayacak kadar güzel yerlerin fotoğraflarından  Japon bahçesine ait görüntüeri de paylaşmak istedim.

Oregon’da Japon Bahçesi.

Oregon’da Japon Bahçesi.

Ashikaga çiçek bahçesi, Japonya.

Ashikaga çiçek bahçesi, Japonya.

Japon akçaağaçları, Teksas, ABD.

Japon akçaağaçları, Teksas, ABD.

Kochia Tepesi, Japonya.

Kochia Tepesi, Japonya.

Çay tarlası, Japonya.

Çay tarlası, Japonya.

 

Fuji Dağı eteklerinde çay bahçeleri.

Fuji Dağı eteklerinde çay bahçeleri.

 

 

 

 

 

 

 

Japonya 29 | Eğitim

  • Japonların 12-16. yüzyıldan itibaren eğitime önem vermiş oldukları görülüyor.
  • 14. yüzyılın ortalarında eğitime tüccar, esnaf ve halkın büyük kısmının destek verdiği biliniyor. Devlet sadece devlet için elit tabakayı yetiştirirken, halk eğitimin sorumluluğunu üzerine alıyor. 14. yüzyılın ortalarında erkeklerin %45, kızların %10′u eğitim görüyor.
  • Japonya’da 1604-1807 yılları arasında Bakufu denen okullarda verilen eğitimde esas amaç, devlet için savaşçı ve yönetici yetiştirmek olmuştur. Sıradan halka verilen eğitim ise terekoya denilen okullarda yapılmıştır. Bu okullar tüccar ve halk tarafından desteklenmiştir.
  • Anaokulları zorunlu değildir ancak günümüzde çocukların %92′si anaokuluna gitmektedir.
  • Eğitimde, 6+3+3+4 sistemi uygulanır, ilk  6 + 3 yıl zorunlu ve parasızdır.
  • Çok gelişmiş bir eğitim sistemine sahip Japonya’da okuryazar oranı %100’dür.
  • İlkokulda sınıfta kalma yoktur.
  • İngilizce ortaokuldan itibaren zorunlu derstir.
  • Japonya’da yüksek öğretim daima Japonca yapılmış, hiç yabancı dilde yapılmamıştır.
  • 10 yaşından sonra gazete yaygın olarak okunuyor.
  • TV’de, genel kanalda yetişkinlere yaygın eğitim ve öğrenciler için örgün eğitim yapılıyor.
  • Eğitimde ana hedef uygulamalı eğitimdir.
  • Öğretmenler birinci sınıf sertifikalı ve ikinci sınıf sertikalı diye ikiye ayrılır.
  • Ders yılı  1 Nisan’da başlar, sonraki yıl 31 Mart’ta biter. Eğitim yılı 3 dönemdir: Nisan-Temmuz ortası, Eylül-Aralık sonu, Ocak-Mart sonu. Cumartesi yarım gün okula gidilir.
  • Ülkede okul, sanayi ve toplum arasında organik bir bağ kurulmuştur. Yerel yönetimlerin eğitime dahil edilmesi ve özel sektörün desteğinin alınması çok büyük önem taşır.
  • Ülkede üç türlü okul vardır:
    Ulusal okullar,  hükümetin desteğinde olan okullar;
    Yerel okullar, il ve belediyelerce desteklenen okullar;
    Özel okullar, özel kuruluşların okulları. Ülkedeki okulların %23’ ü özel okullardan oluşur..
  • Ulusal ve yerel okullar ücretsizdir.
  • Okullar arası rekabet vardır, okullar arasında yarışmalar yapılır.
  • Sınıfta görsel işitsel araçlar, piyano, org vs. bulunur.
  • Üniversite giriş sınavlarına “Sınav Cehennemi” denir.
  • Okulda öğretmenin baba, işyerinde patronun baba olması istenir.
  • Saygınlık sıralamasına göre ilk dört üniversite, Tokyo, Kyoto, Osaka, Nagoya Üniversiteleridir.
  • Japonya’da da Açık Üniversite var.
  • Tokyo’daki üniversite sayısı 150.
  • Japonların geleneklerine bağlı kalarak kalkınmaları II. Abdülhamit’in ilgisini çekmiştir.
  • TC Milli Eğitim Komisyonu 1961 raporunda Japonya’yı örnek almak gerektiğini söylemiş.
  • Japonya’da ders programları çok fazla milli içerik taşır. Gerekli iş gücünü sağlama, lider yetiştirme, tasarruf eğilimini arttırma gibi özellikler içerir..
  • Japoya’da kişi başına yılda 25 kitap düşmektedir.
  • Talebenin kaçıncı sınıfta olduğu kol düğmesinde yazıyor.
  • Üç yılda bir OECD (Ekonomik İşbirliği ve Kalkınma Örgütü) tarafından yapılan, 65 ülkenin katıldığı PISA Uluslararası Öğrenci Değerlendirme Programı 2013’te açıklanan sonuçlarda Japonya altıncı olmuştur.