Etiket arşivi: Kuzey Amerika

Şiddet 35 | Hıristiyanlık’ta Kadının Konumu 2

  • Hıristiyan inancında kadın, Meryem Ana kişiliğinde tahta oturtulur ama Tanrı’nın cennetinden kovulmanın da sorumlusudur. İlk günahın sorumlusu olarak görülen kadın, insanoğlunun sonsuzluktan ölümlü bir yaşama düşmüş olmasının, suça itilmiş olmasının nedeni sayılır.
  • 1215’te toplanan Konsil kararı ile kadınlar, Kilise’deki bütün yönetim görevlerinden uzaklaştırıldılar. Erkeğin yardımcısı oldular.
  • Daha önce de toplu ölümlere yol açan kör inanç, 14. yüzyılın sonundan 17. yüzyıl sonuna kadar cadı avları ile devam etti, kurbanların %80’i kadındı ve on binlerce (tahminler çok farklı) kadın türlü işkencelerden sonra kurban edildi. Ortaçağ, toplu katliamların ve cadı avlarının yaşandığı bir çağ oldu. Aynı dönemde Meryem Kültü de güç kazandı.
  • Engizisyon üyesi, hakim, savcı ve jüriyi tek başına temsil ediyordu. Kararların temyizi yoktu. Kilise, Hıristiyan inancı öldürmeyi yasakladığı için, ölüm cezasını bizzat infaz etmiyor, bu işi devlet kurumuna bırakıyordu.
  • Protestan Kilisesi de cadı avına girişmişti. Rahiplerin evlenmesine izin çıkartılmıştı.
  • Cadı çılgınlığı İrlanda’da pek yaşanmadı. Kadın düşmanı görüş, İrlanda-Kelt kültürünün yabancısıydı.
  • Şeytan ve cadı korkusu, göçmenlerle Amerika kıtasına da ulaştı. Yeni Dünya’da davalar daha kısa sürüyor, temyiz hakkı tanınıyordu.
  • En son resmi cadı yakılma olayı 1787 yılında İsviçre’de yaşandı. Kadınların şeytanın iş birlikçisi olarak görülmesi yaklaşık 300 yıl sürdü.
  • Jeanne d’Arc (1412-1431), tarihin Kilise tarafından itibarı geri verilen tek cadısı oldu. 1920 yılında Tanrı korkusu içinde geçirdiği yaşamı dolayısıyla azize ilan edildi.
  • Kıta Avrupası’nda uygulanan işkencelerin yasak olduğu İngiltere’de cadı avı daha verimsiz geçmişti. İskoçya’da ise daha ciddi sayılar söz konusuydu.
  • Jus primae noctis, soyluların kullandığı bir haktı. Ortaçağ’dan beri süre gelen bu hakka göre soylular, emirlerinde çalışan kadınların evlilikteki ilk gecelerini kendileriyle geçirmelerini isteyebiliyordu. Uygulama, efendinin her şeye sahip olduğunun açık bir göstergesiydi.
  • Herkes İsa’nın dirildiği yaşta ve doğal bir kusuru olmadan dirilecekti. Cennet, otuzlu yaşlarda insanlara tahsis edilmiş bir dünya olacaktı. Kadınlık hali kusurluluk anlamına geldiğinden, dirilenlerin tümü erkek olacaktı.
  • 1600’lü yılların başında İngiltere’de kadın, yerel geleneklerin dışında, hukuksal olarak hak sahibi değildi. Babasının velayeti altında bulunuyor, evlendiğinde bütün özel mülkleri kocasına geçiyordu. 16. yüzyılda ise I. Elizabeth ile taht varisi olmaya başladılar. Londra’da kadınların %10’u okuma yazma biliyordu.
  • 1647’de Kuzey Amerika kolonisi Massachusetts’te çıkarılan bir yasa ile erkeklerin eşlerini dövmesi yasaklandı.
Orleans Bakiresi Azize Jeanne d’Arc’ın Ölümü, Jules Leneupveu, 1886-1890. Fotoğraf:www.stejeannedarc.net

Orleans Bakiresi Azize Jeanne d’Arc’ın Ölümü, Jules Leneupveu, 1886-1890.
Fotoğraf:www.stejeannedarc.net

  • 17. yüzyılda Paris ve Londra’da prezervatif edinmek mümkündü. Araç, cinsel hastalıklardan korunmadan giderek doğumu önlemek için kullanılmaya başlandı.
  • Kadının doğumda çektiği sancılar, Havva’nın günahkarlığının cezası sayıldığı için, 19. yüzyılda Kilise, kloroform yoluyla doğum sancılarının dindirilmesine karşıydı.
  • 20. yüzyılda tutucu Katolikler ve köktendinci Protestanlar doğum kontrolüne ve kürtaja savaş açmışlardı, bu savaş da devam ediyor.
  • İrlanda’da yasak olan kürtaja 2013’ten sonra yalnızca hayati durumlarda izin verilmişti. 2017 yılında başkent Dublin’de kürtajın yasallaşması için gösteriler düzenlendi. Mevcut yasa cinsel saldırı sonucu hamile kalan kadınlara bile kürtaj hakkı vermiyor. 2018 yılında kürtaj yasası ile ilgili olarak referandum yapılması planlanıyor.

 

Özbekistan Gezisi 10 Ülke Olarak Özbekistan 1 Seyhun, Ceyhun Nehri ve Aral Gölü

  • Özbekistan, nüfusu, coğrafi konumu, doğal kaynakları ve ekonomisi ile bölgenin güçlü devleti konumundadır.
  • Özbekistan Cumhuriyeti Orta Asya’nın tam ortasında; SSCB zamanında bölgedeki cumhuriyetlerin tam merkezinde yer alan, bugün her biri bağımsız cumhuriyet olmuş bu devletlerin hepsi ile komşu olan tek devlettir.
  • Komşu ülkeler Kazakistan, Kırgızistan, Tacikistan, Türkmenistan ve Afganistan’ın aksine Özbekistan nüfusu ağırlıklı olarak belli bir etnik yapıya dayanır. 25 milyonu geçen nüfusunun %80’inden fazlası Özbek’tir.
  • Topraklarının yaklaşık %80’i Amu Derya (Ceyhun) ile Siri Derya (Seyhun) arasında bulunur. Siri Derya, tarihin her döneminde kuzeyde göçebelerin yaşadığı steplerin sınırını oluşturmuştur. Amu Derya ise tarihin her döneminde Türk ve Fars dünyalarının sınırını oluşturmuştur. Siri Derya Tienşan Dağları’ndan (Tanrı Dağları), Kırgızistan’dan; Orta Asya’nın en büyük nehri Amu Derya Hindikuş Dağları’ndan, Afganistan’ın merkezi ile Pakistan’ın kuzeyinden, Tacikistan’dan doğar. Her ikisi de Aral Gölü’ne dökülür. Bir rivayete göre, Amu Derya bir zamanlar Hazar Denizi’ne dökülüyormuş.
  • Ülkenin konumu bir anlamda Mezopotamya ile kıyaslanabilir ve bu özelliği ona tarihte kültürel ve ticari anlamda çok büyük bir zenginlik sağlamıştır.
  • Özbekistan’ın topraklarının üçte ikisi steplerden ve çöllerden oluşur. Doğusunda 4500 metreye ulaşan zirvelere sahiptir.
  • Özbekistan altın üretiminde dünyada yedinci sıradadır. Özbekistan petrol, doğal gaz, uranyum, gümüş, bakır, çinko ve kömür rezervlerine sahiptir.
Bir zamanlar Aral Gölü vardı. Fotoğraf:www.ntv.com

Bir zamanlar Aral Gölü vardı.
Fotoğraf:www.ntv.com

  • Orta Asya’nın en kaliteli toprakları, güneydeki dağların eteklerinde yer alan vahalarda ve büyük nehirlerin alüvyon ovalarında bulunmaktadır. Verimli vahalar, fazla sularını Seyhun Nehri’nin aldığı Fergana Vadisi ve Taşkent vahaları dahil, Ceyhun Nehri  ile Semerkand ve Buhara vahaları arasında akan Zerefşan boyunca sıralanmış, daha çok, löslü dağ kenarı ovalarındadır. Rüzgarlar etkili olduğu alanlarda, yerden havalandırdıkları kum ve toz boyutunda­ki malzemeyi hızlarının azaldığı yerlerde biriktirirler. Kum boyutundaki malzemelerin biriktiği alanlarda kumullar, toz boyutundaki malzemenin biriktiği alanlarda ise lös adı verilen topraklar oluşur. Lösler mineral bakımından zengin oldukları için en verimli toprak gruplarındandır.
  • Ceyhun Nehri Deltası’nın alüvyonlu toprakları, insanların en eski çağlardan beri, Harezm vahasının deltasında yaşamlarını desteklemiştir. Orta Asya ırmakları yılda iki kez büyük bir debiyle akar: Önce yağmurların en çok yağdığı ve alçak yamaçlardaki karların eridiği ilkbaharda, sonra da, dağ buzullarının çözüldüğü yaz ortasında. Vahaların çevresindeyse, çalı ve yarı-çalıların yoğun olduğu bitki örtülü çöller bulunmaktadır.
  • Özbekistan topraklarının %10’undan fazlası sulu tarıma elverişlidir. SSCB döneminde Sovyetler’in tüm pamuk gereksinimi buradan sağlanmıştır. 1980 yılında pamuk üretimi 9.000.000 tona ulaşmıştır. Bu hedefe ulaşmak için akarsuların olağanüstü ölçülerde tarım alanlarına yönlendirilmesi Aral Gölü’nün giderek kurumasına, gölün yayıldığı alanın yarı yarıya küçülmesine, yani tam bir çevre felaketine yol açmıştır. Batı Türkistan’da Özbekistan ile Kazakistan arasındaki gölün büyük kısmı Özbekistan’a aittir. Aral, Özbekistan’ın Karakalpakistan bölgesindedir. Gölün etrafı Karakum, Kızılkum ve Üstyurt çölleri ile çevrili olduğundan göl kıyısında şehir yoktur. Nehirler uzun yıllardır tüm güçlerini pamuğa harcıyorlar. Öyle ki, kurak bozkırlar ve çöller bile pamuk tarlasına çevrilmiş. 1200 kilometre karelik Karakum Kanalı, bu iş için hayata geçirilmiş dev bir proje. Kanal şimdi Türkmenistan’a ait. Bazı yerlerde Dicle’nin iki katı genişliğe ulaşan bu kanal, Amu Derya’nın suyunu Karakum Çölü’ne taşıyor ve bu sayede çölde pamuk yetiştiriliyor. Nehirlerin suyu pamuk tarlalarına akıtıldığı için Aral’a su ulaşamıyor. Aral’ın üzerindeki pek çok ada ve adacıktan biri olan Rönesans Adası, Soğuk Savaş döneminde ölümcül biyolojik silahların geliştirildiği bir laboratuvar olarak kullanıldı. Aral, orijinal halinde iken Marmara Denizi’nin yaklaşık üç katı büyüklüğünde bir iç denizdi; Asya’nın ikinci, dünyanın dördüncü (Hazar Denizi, Kuzey Amerika’daki Superior ve Afrika’daki Victoria’dan sonra) büyük gölü idi. Son yıllarda eski yüzölçümünün %10’una kadar gerilemiştir. Çevre sorunlarının baş göstermesine karşın, Özbekistan ekonomisi pamuk üretimine bağımlı olduğu için durum çok karmaşıktır. Çözüm olarak sulanabilen toprakların bir bölümü daha az sulama gerektiren tahıl üretimine ayrılmıştır ama, pamuk üretimi hala çok önemlidir. 1996 yılında 4.000.000 ton olan pamuk rekoltesi ile Özbekistan dünya dördüncüsüdür.
  • Kırgızistan ve Tacikistan’daki dağlardan doğan Seyhun ve Ceyhun ırmakları dışında, ülkedeki 600’ü aşkın akarsuyun hepsi Aral Gölü’nün havzası içinde kalır. Tarım ve sanayi amaçlı aşırı kullanım nedeniyle iki ırmağın su düzeyinde ortaya çıkan düşüş, Aral Gölü’nün küçülmesine ve geniş çaplı çevre sorunlarına yol açmıştır.
  • Aral Gölü, Hazar Denizi’nden daha yüksek rakımdadır. Jeolojik Diluvyal devirde, Aral Gölü’nün güney tarafından Hazar Denizi ile bağlantısı olduğu düşünülüyor. Aral’ı Hazar Denizi ile birleştirme projesi üzerinde çalışılmaktadır. Obi Irmağı’nın suları Aral’a akıtılarak, Aral Gölü ile Hazar Denizi bir kanalla birleştirilmek istenmektedir.
  • Ergun Çağatay’ınprojesi doğrultusunda, Nihat Gökyiğit ve TEMA Vakfı sponsorluğu ile çekilen Aral belgesel filminden kısaltılarak hazırlanan 30 dakikalık bir film Antalya Altın Portakal Film Festivali’nde Kısa Belgesel Film dalında 98 yerli ve yabancı katılımcı arasında birincilik ödülü olan Altın Portakal kazanmıştır.
Fotoğraf:haberciburada.com

Fotoğraf:haberciburada.com

  • Meşhur bozkır bitkisi saksaul, belli başlı yakacak kaynaklarından biri olmuştur.

 

Kuşaklar

Gerek aile, gerek iş ilişkilerinde çatışmalardan kaçınabilmek için kuşaklara dair bilgi sahibi olmak çok çok önemli. Bu bilgi sayesinde çatışmalardan kaçınabilmenin yanı sıra, farklılıklara saygı göstermeyi, karşımızdaki kişinin ait olduğu kuşağın üstün yönlerinden destek almayı sağlayabiliriz. Bugün aynı ailede 5 kuşak, aynı şirkette ise 4 kuşak bir arada.  Yakın tarihte Z Kuşağı da iş hayatına katılacak.

Bakın bakalım, kronolojik kuşağınız ile ruhsal kuşağınız uyuşuyor mu?

1925-1942  veya  1929-1946 YILLARI ARASINDA DOĞANLAR

SESSİZ KUŞAK

  • Büyük Bunalım’ın ve Savaş’ın getirdiği sıkıntılar ile yaşamlarına başladılar.
  • Tel dolap ve gaz lambası yılları.
  • Şeref en önemli değerdi.
  • Ailelerine, eşlerine, işlerine  ve çalıştıkları kuruma çok bağlıydılar.
  • Otoriteye kayıtsız şartsız bağlılık gösterdiler.
  • Beklentileri düşüktü.
  • Muhafazakardılar.
Fotoğraf:g.mynet.com

Fotoğraf:g.mynet.com

1946-1964 ARASINDA DOĞANLAR

BEBEK PATLAMASI KUŞAĞI

  • Aileleri onlara model oldu. Onlara Sandviç Kuşağı da deniyor, çünkü önce çocuklarına, sonra yaşlanan ana-babalarına baktılar.
  • İkinci Dünya Savaşı’ndan hemen sonraki nüfus patlaması yıllarında doğan bu bir milyar bebeğe Baby Boomers da deniyor.
  • Sadakat duygusu yüksek, kanaatkar, aynı yerde uzun süre çalışan bir kuşak oldular.
  • Dünyada insan hakları hareketlerini, Türkiye’de çok partili döneme geçişi ve ihtilal sancılarını yaşadılar.
  • Genelde otoriteye ve hiyerarşiye saygılılardı; büyük çoğunluğu hayattan beklediklerini elde ettiğini düşündü.
  • Toplumsal olaylara duyarlıydılar. İçlerinden en idealistleri toplumsal koşullara 1968 yılında isyan edip, 68 Kuşağı olarak anıldılar. 1968 tüm dünyada eş zamanlı bir hareketlenmenin yaşandığı bir yıl oldu: Güney Amerika’dan Uzakdoğu’ya, Kuzey Amerika’dan Avrupa’ya, Doğu Avrupa’dan Türkiye’ye.
  • Gramofon ve radyonun altın çağını yaşadıktan sonra buzdolabına kavuşup, 60’larda televizyon, 70’lerde fast food, 80’lerde gayrımenkul, 90’larda elektronik ve iletişim patlamasını yaşadılar. 2000’lerde yaşlanmamak için sağlık ve güzellik sektörlerini patlattılar.
  • Savaş sonrasının yokluklarını unutmadılar, zenginleşmenin tadını çıkardılar.
  • Teknoloji kimine yakın kimine uzak oldu, çok benimseyemedikleri söylenebilir.
1968’in bazı sembol isimleri var. Che Guevara, Fidel Castro, Dubcek, Martin Luther King, Stokely Carmichael gibi. Fotoğraf: www.oynakbeyi.com.

1968’in bazı sembol isimleri var. Che Guevara, Fidel Castro, Dubcek, Martin Luther King, Stokely Carmichael gibi.
Fotoğraf: www.oynakbeyi.com.

X  KUŞAĞI

1965-1979 ARASINDA DOĞANLAR

  • Çamaşır makinası, transistörlü radyo, bantlı teyp, pikap kullanılan yıllar.
  • Dünya petrol krizini, Türkiye sağ-sol çatışmalarını yaşadı.
  • Apolitik olmaları istendi ama toplumsal sorunlara duyarlı oldular.
  • Otoriteye saygılı ve kanaatkar olmakla birlikte sadakat duyguları duruma göre değişti.
  • Paraya odaklı, bireyci.
  • Bilgiye saygılı.
  • Gerçekçi.
  • Çalışkan.
  • İş motivasyonları yüksekti ama daha iyi kariyer imkanları da aradılar.
  • Önceden hesaplanmış, kurgulanmış takım çalışmasını önemsediler.
  • Teknolojiyi zorunluluktan kullandılar.
  • Hayatı ölçümlemelerle anlamaya çalıştılar.
  • Kadınların iş gücüne katılımı arttı, çocuk sayısı düştü.
  • Boşanmalar arttı.
  • Uyuşturucu kullanımı arttı, HIV ile tanışıldı.
Fotoğraf:www.btnet.com.tr

Fotoğraf:www.btnet.com.tr

1980-1999 YILLARI ARASINDA DOĞANLAR

Y  KUŞAĞI

  • Bağımsızlar.
  • Sadakat duyguları az.
  • Teknoloji ile barışıklar. İletişim teknolojilerine hakimler. Hatta teknoloji, yaşam biçimleri.
  • Klasik yöntemle okumak, hesap yapmak onlar için zor.
  • Narsist, bireyci, girişimci.
  • Fikirlerini doğrudan söylerler.
  • Çalışmayı sevmiyorlar. Esnek çalışma saatlerini, uzaktan çalışma imkanını, ılımlı ve sıcak ilişki kurulabilen yöneticileri; yaratıcılığa ve kariyer gelişimine açık olan; çokuluslu, kurum kültürü olan şirketleri tercih ederler.
  • Sık sık iş değiştirirler. Farklı şirketlerde deneyim kazanmak isterler.
  • Dikkatlerini toplayamazlar.
  • Eğlenmeyi ve kazanmayı seviyorlar.
  • Hızlı tüketiyorlar, tatminsizler.
  • Beklentileri yüksek ama bedelini ödemek istemiyorlar.
  • Eş zamanlı olarak birkaç işi birden yapabiliyorlar.
  • Kitlesel, standart olanı değil, kişiye özel olanı seviyorlar.
  • Akran onayını önemsiyorlar.
  • Sabırsızlar, çabuk vazgeçiyorlar. Çabuk ünlü, zengin ve güçlü olmak istiyorlar.
  • Bir konuda motive olduğuklarında odaklı, yaratıcı, liderliğe ihtiyaç duymayan bir kuşaktır.
  • Özgüvenleri abartılıdır.
  • Sosyaller.
  • Cep telefonuna yapışık yaşıyorlar.
  • Çok kanallı TV, müzik seti, bulaşık makinesi kuşağı.
  • Otorite istemezler.
  • Başarıya saygılılar.
  • Geleceğe odaklılar, değişime açıklar.
  • Deneyerek öğrenmeden yanadırlar.
  • Özel yaşamlarına önem verirler.
  • Çok dilliler.
  • Türkiye nüfusunun %25’ini oluşturuyorlar.

 

Fotoğraf:secilmisadam.com

Fotoğraf:secilmisadam.com

2000’Lİ YILLARDA DOĞANLAR

Z  KUŞAĞI

  • Teknolojik oyuncaklar, GSM, internet, laptop, nano teknoloji çocukları, network gençleri. Kuşağın diğer adı da İnternet Kuşağı.
  • Uzaktan erişim sağlayabildikleri için yalnızlık çekecekleri düşünülüyor.
  • Aynı anda birden fazla konuyla ilgilenebilme becerileri gelişiyor.
  • Motor beceri senkronizasyonu en yüksek nesil olacakları bekleniyor.
  • Dikkat ve konsantrasyon zorlukları yaşamaları ise avantajlı olmayacakları yönler olarak sıralanıyor.
  • Otoriteyi tanımayacaklar.
  • Sonuç için çalışacaklar.
  • Hız tutkunu olacaklar.
  • Çok meraklı bir yapıları olacak.
  • Onların yetişkinliğinde kararlar yapay zeka tarafından alınacak.
  • Çok diplomalı olacakları bekleniyor.
  • Az emekle çok getiri bekleyecekleri düşünülüyor.
  • Kararsız ve tatminsiz, doğuştan tüketici olmaları muhtemel.
Fotoğraf:www.milliyet.com.tr

Fotoğraf:www.milliyet.com.tr

 

Yararlanılan Kaynaklar

  • Siz Hangi Kuşağın İnsanısınız?, Psikolog Barçın Canbolat, blog.milliyet.com.tr
  • #diren(me)xkuşağı, Burçak Pak Yılmaz, Yenibiriş, Temmuz 2013.
  • Nedir Bu Y Kuşağı, Nuran Çakmakçı, Hürriyet, 6 Haziran 2010.

 

 

 

El Simgesi

Kur’an-ı Kerim’in Ahzab suresinin 33. Ayetinin tefsirine göre, Hz. Peygamber bir gün yanına gelen Hz. Ali’yi, kızı Hz. Fatma’yı ve torunları Hz. Hasan ile Hz. Hüseyin’i giydiği aba altında toplamıştır. Tasavvufta bu kişilere Al-i aba denilir. Hz. Peygamber’le birlikte sayıları 5 olduğundan pençe, yani el şeklinde tasvir edilmişlerdir.

Tasavvuf dilinde el çeşitli anlamlarda kullanılır. Bir müridin şeyhinden okuyup üfleme yetkisi ve gücünü almasına el almak, bir tarikata girme işlemine el tutmak, bir istekliyi derviş yapma işlemine el vermek denir.

Stilize edilmiş el biçimindeki muska genellikle hamsa ya da hameş (Arapça ve İbranicede beş anlamına gelir), Ortadoğu’da Fatma’nın eli olarak bilinir. Nazara karşı korunmayı simgeler.

İslamiyette en üstün kadın ve kadınlığın koruyucusu olduğuna inanılan, kadınlığın şerefi adıyla anılan Hz.Muhammed’in karısı Hatice’den olma kızı ve amcaoğlu Ali’nin karısı Fatma’nın elinin, taşıyanı her türlü kötülükten koruyacağına inanılır.

Yahudilik’te de suret yasağı olduğu için canlandırmalarda Tanrı, genellikle yukarıdan uzanan eller şeklinde betimlenir.

 

Chagall Vitrayları, Kudüs

Caynacılar, ruhani liderleri Mahavira’nın aydınlanmasının 2500. yılı olan 1975′te avuç içini gösteren el işaretini Caynacılığın barış sembolü olarak kabul etmişlerdir.

Gerek Caynacılar gerekse Budistler için eller sözsüz iletişim yoludur. Değişik el ve parmak pozisyonları ile izleyenlerine mesajlar iletirler. Zihinsel konsantrasyon işareti; hayır, bağış,lütuf işareti; korkusuzluk işareti; sakinleştirme, yatıştırma; düşünme, açıklama, Toprak’ı tanık gösterme işareti gibi.

 

Kimsar Kalesi, Racastan

Kimsar Kalesi, Racastan

 

Jodpur

Jodpur

Bikaner Kalesi

Bikaner Kalesi
Hindistan’ın meşhur savaşçıları Rajput’ların kendileri kadar cesur eşleri el izleri ile bize acıklı öyküler bırakmışlardır. Kocaları savaşa gittiğinde kalede çocuklarıyla yalnız kalan kadınlar, kocalarının savaşta öldüğünü öğrenince, düşmanın eline düşüp iffetlerini kaybetmek yerine kendilerini yakmışlar, ateşe atlamadan önce ıslak sıvaya ellerinin izlerini bırakmışlardır. Bu el izlerine cohar denir. Bu da bir sati* uygulamasıdır. Sati, Racastan’da önemsenen ve günümüzde bile lehine gösteriler yapılan bir uygulamadır.

Kalkan onu taşıyan kişiyi, gerçek ve sembolik anlamda, korur ve dış yüzeyinde sergilenen imgeler de o kişi hakkında düşmanlarına birtakım mesajlar verir. Kuzey Amerika yerlilerinin savaş kültüründe kırmızı el cesareti, gücü ve yaşam enerjisini temsil eder.

Avustralya‘da kaya sanatına ait kırmızı toprak boyasıyla çıkarılmış el izi deseni, tarihöncesi Güneybatı Amerika sanatında da görülen bu kimlik sembolü, kan bağını ve korunmayı temsil eder.

*sati:ölen kocanın yakıldığı ateşte dul karısının da yanarak ölmesi uygulaması Hindistan’da artık kanunen yasaklanmıştır.

 

Yararlanılan Kaynaklar

Semboller Nasıl Okunur?, Clare Gibson, YEM Yayın, 2012.
“Hoş Gör Ya Hu” Osmanlı Kültüründe Mistik Semboller Nesneler, YKY, Murat Morova Koleksiyonu, 1999.
Dünya İnançları Sözlüğü, Orhan Hançerlioğlu, Remzi Kitabevi, 1993.
Buda’nın Bilgeliği, Jean Boisselier, YKY, 2003.
World Religions, John Bowker, Dorling Kindersley, 1997.
India, The Rough Guide, 1999.