Etiket arşivi: kütüphane

Kitap

Contemporary İstanbul 2015’te eserleri sergilenen İtalyan sanatçı Massimo Giannoni’nin (1954-) favori konuları kitap evleri, tarihi kütüphaneler gibi sessiz alanlar ile dünya borsaları, şehir manzaraları gibi kaos, gürültü ve hareketi vurgulayan kompozisyonlardır. Kitaplar ve raflar ile kaosun içindeki sessizlik sanatçının ilgi alanıdır. Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

Contemporary İstanbul 2015’te eserleri sergilenen İtalyan sanatçı Massimo Giannoni’nin (1954-) favori konuları kitap evleri, tarihi kütüphaneler gibi sessiz alanlar ile dünya borsaları, şehir manzaraları gibi kaos, gürültü ve hareketi vurgulayan kompozisyonlardır. Kitaplar ve raflar ile kaosun içindeki sessizlik sanatçının ilgi alanıdır.
Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

  • Yazının ilk maddi ortamları dikme taşlar, tabletler, kumaşlardır.
  • Eski Mısırlıların, Nil kıyılarında yetişen 2,5-3 m boyundaki otsu papirüs bitkisinden yaptıkları kağıda ve bu kağıtlara yazılmış elyazması metinlere papirüs dendi.
  • Yan yana yapıştırılmış ve bir çubuğun etrafına sarılmış elyazması sayfalara volumina/volumen dendi.
  • Romalı asillerin binlerce eserden oluşan zengin kütüphaneleri olduğu söylenir. Roma’da kütüphanelerin yanı sıra, kitapların rulo şeklinde satıldığı dükkanlar varmış. Bir kitap meraklısı, sipariş verir, kitapçı 15 gün sonra uğramasını söylermiş. Kitap sırf o kişi için özel olarak kopyalanırmış.
  • Barbarların defalarca Roma’ya gelişi ve şehri ateşe verme alışkanlıkları yüzünden, kitapları yerleştirecek güvenli bir yer bulmak istenince manastırlardan daha güvenli bir yer olmadığı düşünülmüş. Aynı zamanda, bazı kitapları kurtarmak, bazılarını ise kurtarmamak seçilmiş.
  • Roma İmparatorluğu’nda 1. ve 2. yüzyıllardan itibaren önce parşömen (tabaklanmış hayvan derisi), 13. yüzyıldan itibaren ise kağıttan yaprakların bir araya getirilmesiyle oluşan, kapağı olan, boyutu şimdiki kitaplara benzeyen elyazmasına kodeks dendi.
  • 15. yüzyılda, yani matbaanın başlangıç devrinde (beşikte) basılmış kitaplara incunabula (Latince beşik) dendi. 1450′de Johannes Gutenberg, ortağı Fust ile birlikte Almanya’nın Mainz şehrinde metal harflerle basım tekniğini buldu. Matbaanın icadından 31 Aralık 1500 gecesine kadar basılmış bütün kitaplara incunabula, 1501’den itibaren basılmış olanlara post-incunabula denir. Bilinen ilk incunabula, toplam 1282 sayfa olan, iki ciltten oluşan, her sayfasında 42 satırlık iki sütun bulunan, hiçbir tarih taşımayan, en muhtemel basım tarihi 1452-1455 olan Kitabı Mukaddes’tir.
  • Basılan ilk kitaplar ciltlenmiş olarak satın alınmıyordu. Yaprak yaprak satın alıp sonradan ciltletmek gerekiyordu. Cilt, aynı kitabın iki nüshası arasında kayda değer bir fark yaratabiliyordu. Ciltlenmiş olarak satılan ilk kitapların, 17.-18. yüzyıllar arasında ortaya çıktığı sanılıyor.
  • İlk kitaplar çok pahalı olduğu için yalnızca kralların, prenslerin, zengin bankacıların edinebildikleri şeylerdi. Ama 15. yüzyıldan itibaren, ciltlenmemiş, kötü kağıt kullanılmış, ucuza satılan işporta malı kitaplar da olduğu biliniyor. Bu kitaplar, işportacıların küfelerinde bütün Avrupa’yı dolaşırdı.
  • Bazı bilginler, son derece nadir ve acilen ihtiyaç duydukları bir kitabın bulunduğu manastıra gitmek için Alpler’i, Manş’ı aşarlardı.
  • 16. yüzyılda, Venedikli bir matbaacı, taşıması çok daha kolay olan cep kitabını yapmayı akıl etti.
  • 19. yüzyılın büyük Parisli ciltçileri, her kitabı ciltlemeyi kabul etmezdi. Bazı ciltçilerde beş yıl sıra beklemek gerekirdi.
  • Umberto Eco’ya göre kitap, tıpkı kaşık, çekiç, tekerlek veya makas gibidir. Bir kere icat ettikten sonra daha iyisini yapamazsınız. Bir kaşıktan daha iyi olacak bir kaşık yapamazsınız. E-kitap, basılı kitabın yerini alamaz.

Yararlanılan Kaynak

  • Kitaplardan Kurtulabileceğinizi Sanmayın, Umberto Eco ve Jean-Claude Carriére, Can Yayınları, 2010.

 

Kütüphane Geleneği 7| Pergamon / Bergama Kütüphanesi 2

  • MÖ 3.-2. yüzyıllarda Pergamon’da Attalos’lar hüküm sürerken, Mısır’da Ptolemaios’lar başta idi. Kısa zamanda 200.000 adet kitaba ulaşan Pergamon ile İskenderiye arasında kütüphane rekabeti başlamış,Mısır Kralı Ptoleme Epiphanes (MÖ 205-182) eser sayısının İskenderiye’yi geçeceği endişesine kapılıp İskenderiye’nin tekelinde olan papirüsündışarıya satışını durdurmuştu. Bunun üzerine Kral II. Eumenes’in, Pergamon’da papirüs yerine geçebilecek herhangi bir maddeyi getirene, büyük ödüller vereceği duyuruldu. Krates ve İrodikles,  krala, bazı kaynaklara göre buzağı, bazı kaynaklara göre oğlak derisinden özel bir biçimde hazırlanmış bir örnek getirdi. İstenilen kullanışa elverişliliği görülen bu kağıtlara  Pergamon Kağıdı (Pergaminae Chartae), parşömen  adı verildi. Dilbilim çalışmaları ile de ünlü olan Krates, Pergamon Kütüphanesi’nin yöneticisi oldu.
  • Pergamonlular, kuzu ve oğlak derilerini işleyerek, o dönem için papirüsten çok daha ileri, ince, kullanışlı ve dayanıklı parşömeni ürettiler. Parşömenden sonra Pergamon Kütüphanesi daha da büyüdü ve dünyanın ikinci büyük kütüphanesi ünvanını aldı. Pergamon, İskenderiye karşısında bilim ve sanat bakımından erişmek istediği varlığı sağlamıştı.  II. Eumenes çok sayıda kitabı parayla satın aldı; çevre şehirlere gönderdiği askerleri kitaplara zorla el koyup kütüphaneye getirdi. Bu yüzden Sardesliler’in kitapları toprağa gömüp, Pergamon Kralı’ndan kurtarma yolunu seçtiği söylenir.
  • Parşömenin yapraklar halinde kesilip, deri iplerle bağlanarak, bugün kullandığımız kitapların ilk örnekleri olan Codex’lerin de yolunu açtığı düşünülür. Roma döneminde, kodeks formundaki el yazmalarını ahşap sandıklarda sakladılar. MS 2.-4. yüzyıllar arasında kodeks, parşömen tomarının yerini aldı.
  • Pergamonlular, parşömen tomarlarını keten ya da deri şömizlerin içinde raflara koydular.
  • Hristiyanlığın ve İslam’ın ilk kutsal metinleri, Hipokrat Yemini, Manga Carta’nın orijinali ve Amerikan Bağımsızlık Bildirgesi parşömene yazıldı. Papirüsten parşömene geçişte olduğu gibi, parşömenden kağıda geçiş de yavaş oldu. İngiliz Parlamentosu bugün hala kararlarını, iki nüsha halinde, parşömene yazmakta.
Pergamon Krallığı’nın koruyucusu ve zeka tanrıçası Athena’nın 3.5 m yüksekliğindeki heykeli kütüphanenin salonunun ortasında yer almaktaydı.  Bu heykel, ünlü heykeltraş Fidias’ın Athena Parthenos heykelinin Hellenistik anlamda bir kopyası idi. Bu heykel de MÖ 170 yılına tarihlenen Zeus Sunağı gibi Carl Humann tarafından Berlin’e götürüldü. Osmanlı İmparatorluğu’nun zor günlerinde, alınan sınırlı, küçük kazı izinlerine karşın büyük çaplı eserler kontrolsüz biçimde Berlin’e taşınmıştı. 1930 yılında ziyarete açılan Pergamonmuseum günümüzde Berlin’in en çok ziyaretçi çeken müzesi. Fotoğraf:www.flickr.com

Pergamon Krallığı’nın koruyucusu ve zeka tanrıçası Athena’nın 3.5 m yüksekliğindeki heykeli kütüphanenin salonunun ortasında yer almaktaydı.
Bu heykel, ünlü heykeltraş Fidias’ın Athena Parthenos heykelinin Hellenistik anlamda bir kopyası idi.
Bu heykel de MÖ 170 yılına tarihlenen Zeus Sunağı gibi Carl Humann tarafından Berlin’e götürüldü. Osmanlı İmparatorluğu’nun zor günlerinde, alınan sınırlı, küçük kazı izinlerine karşın büyük çaplı eserler kontrolsüz biçimde Berlin’e taşınmıştı. 1930 yılında ziyarete açılan Pergamonmuseum günümüzde Berlin’in en çok ziyaretçi çeken müzesi.
Fotoğraf:www.flickr.com

  • Pergamon Kütüphanesi’nde pek çok heykel bulunuyordu. Kütüphaneleri heykellerle süslemek, kitapları raflara dikine koymak ve kitapları nemden korumak için duvardan uzak tutma fikri ilk burada uygulanmıştı, denir.
  • Kütüphanede, destan ozanı Homeros‘un, Helen dünyasının en büyük kadın lirik ozanı Lesbos’lu Sapho‘nun, parşömenin mucidi filozof Krates ve İrodikos’un, Halikarnassos’lu tarihçi Herodot’un, Miletos’lu lirik müzisyen Timotheos’un, tarih yazarları Meleagros‘un oğlu Balakros’un, Philotas‘ın oğlu Apollonios gibi bilginlerin heykel ve büstleri bulunuyordu.
  •  İskenderiye Kütüphanesi’nin yazmalarının büyük bölümü MÖ 47 yılında Julius Caesar’ın İskenderiye’yi işgali sırasında yanarak yok oldu. Bu duruma çok üzülen Mısır Kraliçesi Kleopatra’yı etkilemek isteyen Marcus Antonius’un, MÖ 41 yılında Kleopatra’ya hediye ettikleri arasında bu kütüphanedeki tüm yapıtların da bulunduğu söyleniyor. Bunu, Plutarch’ın bahsettiği Kalvizius’un kayıtlarından biliyoruz. Daha sonra İskenderiye Kütüphanesi yanınca bu yapıtlar da yok oldu.
  • Pergamon Kütüphanesi de, İskenderiye Kütüphanesi gibi çok sayıda bilim adamı yetiştirmişti. Bu maaşlı bilim adamlarından en ünlüsü dünyanın tek devlet olmasını savunan, her şeyin insanda olduğuna inanan Stoacı akımın önde gelenlerinden Kratesli Mallos’tu.
  • İskenderiye Kütüphanesi’nden sonra antik dünyanın en büyük kütüphanesi Pergamon Kütüphanesi’dir.
  • Anadolu’da, antik devrin en eski kütüphanesi de Pergamon Kütüphanesi’dir.
  • Anadolu’da yer alan, antik devrin diğer iki önemli kütüphanesi Ephesos ve Hierapolis Kütüphaneleridir.
  • Bergama Müzesi, Türkiye’nin ilk arkeoloji müzelerinden biridir.
  • Pergamon Krallığı’nın başkenti, kütüphanesine ilaveten, Akropol’ü, Traianus Tapınağı, dünyanın en dik tiyatrolarından biri olan 10 bin kişilik tiyatrosu, Dionysos ve Demeter Tapınakları, geniş agoraları, 19. yüzyılda başka birçok eser gibi Alman arkeologlar tarafından Almanya’ya götürülen ve Berlin’deki Bergama Müzesi’nde sergilenmekte olan Zeus Sunağı ile Ege’nin kadim uygarlıklarından biri idi.
  • Pergamon Kralı III. Attalos, bilmediğimiz nedenlerle, topraklarını Roma’ya bırakarak Pergamon’un bağımsız siyasal varlığını MÖ 133’te sona erdirdi. Böylece Romalı bilginler Hellen kültürünü incelemek için aradıkları eşsiz eserleri Pergamon Kütüphanesi’nde buldular.
  • Bergama, Haziran 2014’te UNESCO Dünya Mirası Listesi’nde 999. sırada yerini aldı.

Kütüphane Geleneği 4| İskenderiye Kütüphanesi 2

  • Bilginin yayılmasını kontrol altında tutma girişimi Ptolemaios Hanedanı’na ait bir kavramdır. Bilgiyi toplaması, kodlaması, sistematik hale getirmesi, bilgiyi kontrol altına alması ile İskenderiye Kütüphanesi Batı geleneğinin metin merkezli kültürünün merkezi olarak kabul edilir.
  • Kütüphanede, Eski Mısır ve Yunan metinleri, Budist metinleri, Eski İran dinlerine ait yazmalar bulunduğu düşünülür.
  • Demetrios’tan sonraki kütüphane müdürlerinden biri olan Callimachos MÖ 245’ten itibaren kitapların bir listesini çıkardı. Bu listeye göre kütüphanede 120.000 rulo mevcuttu. Callimachus, bu listeyi yaparken, bilim dallarını sınıflandırmıştı, her daldaki önemli yazarlar hakkında da bilgi veriyordu.
  • MÖ 235 yılında rafların düzeni hakkında bir çizelge hazırlandı. Bu çizelgeyi hazırlayan kütüphane müdürü Eratosthenes bir matematikçiydi. Böylece kataloglama işlemleri başladı. (Alfabetik dizin fikri çok daha sonraları, Bağdatlı olduğu varsayılan İbn-ül Nedim (öl. 996) tarafından ilk kez ortaya çıkacaktı.) Kataloglama, Aristo’nun bilimleri sınıflandırma ilkesine göre gerçekleştirilmişti. Eratosthenes, dünyanın çevresini %1’lik bir hata payıyla saptamış; tüm denizlerin birbiriyle bağlantılı olduğunu söylemiş; Afrika’nın çevresinde dolaşılabileceğini ve İspanya’dan yola çıkılıp hep Batı’ya doğru gidilirse Hindistan’a varılabileceğini ileri sürmüş; Mısır ve Mezopotamya’da yapılmış olan gözlemlerden yola çıkarak bir yılı 365+1/4 gün olarak hesaplamış ve ilk kez takvime dört yılda bir bir artık gün eklemeyi önermiş bir bilgindi. Eratosthenes, 44 takımyıldızın bir kataloğunu hazırlamış, her takımyıldızın gerisindeki mitolojik öykü de verilmişti.
  • Kütüphanedeki sınıflandırmada matematik, astronomi, gökyüzü haritaları, geometri, uygulamalı mekanik, tıp ve filoloji (edebiyat ve retorik) dalları vardı.
  • İskenderiye Kütüphanesi’nde oluşturulan listeler ve mutlaka okunması gereken kitaplar listeleri ile müfredat-kanon ortaya çıkmıştır. Bu listeler ve bir müfredat oluşturma düşüncesi, kesintilerle de olsa, yüzyıllar boyu, hem Orta Doğu’nun hem Batı’nın kültür ve eğitim yaşamını belirlemiştir.
  • Kütüphane çalışanları arasında sayıca en kalabalık olanlar tercümanlardı.
  • İskenderiye, bilinen dünyanın her yerinden alimlerin öğretmek, öğrenmek, tartışmak ve eski dünyanın en muhteşem kütüphanesini yaratmak için toplandıkları yer oldu. Şehirde, bilimsel, felsefi ve edebi meselelerin tartışıldığı ve kralın da sık sık katıldığı akşam yemekleri ile sempozyumlar yapılırdı. İskenderiye Kütüphanesi’nin tartışmaların yapıldığı, oturma yerleri olan adına  exedra denen bir bölümü vardı.
  • I. Ptolemiaos, Serapis mezhebinin de kurucusudur.
  • İskenderiye’deki tıp eğitimi, Yunan çıraklık modelini ve MÖ 6. yüzyılın ilk yarısında Miletos’ta başlayan objektif yöntemle yapılmış bilimsel çalışmaları takip ediyordu. Kralların hapisten çıkarttığı suçluların canlı bedenleri üzerinde anatomik araştırmalar yapılmış, kan damarları sisteminin haritası çıkartılmıştı. İskenderiye kökenli tıp ekolü deneycilik olarak bilinirdi. MÖ 3.-2. yüzyıllarda ünlü doktorların çoğu İskenderiye’de yaşıyordu. Bu dönemdeki tıptan genellikle İskenderiye tıbbı diye söz edilir.
  • MÖ 2. yüzyılın son yarısında, Romalılar ünlü İskenderiye şehrine ilgi duymaya başladılar.
İskenderiye Kütüphanesi’nin temsili resmi. Fotoğraf:www.acikbilim.com

İskenderiye Kütüphanesi’nin temsili resmi.
Fotoğraf:www.acikbilim.com

  • Aristo külliyatı hakkında Strabon’un söylediğine göre, Aristo ve Theophrastos’un eserleri, Theophrastos tarafından Skepsisli (Çanakkale, Bayramiç, Kurşunlu Köyü) Neleos’a miras olarak bırakılmış. Neleos bunları MÖ 285 yılında Atina’dan Skepsis’teki evine götürmüştü. Neleos’un akrabalarının, MÖ 238-198 yılları arasında Pergamon Kütüphanesi’ne kraliyet yetkisiyle kitaplara el koyan ajanlardan korumak amacıyla, külliyatı gömdükleri; ailenin bir yüzyıl sonra bunları Atinalı kitap koleksiyoncusuna sattığı; Roma Atina’yı fethedince kitapların Roma’ya götürüldüğü ve MÖ 70 civarında düzenlendiği; kopyalarının MÖ 70-45 arasında Roma’dan İskenderiye’ye yollandığı VEYA İskender’in hocasının eserlerinin kopyasını aldığı, İskenderiye kurulduktan sonra oraya gönderildiği düşünülüyor. Aristo külliyatının İskenderiye Kütüphanesi’ne hangi yolla vardığı tartışmalı ama, İskenderiye Kütüphanesi koleksiyonunun özünü Aristo’nun eserlerinin oluşturduğu fikri genel kabul görüyor.
  • Helenistik Dönem’in en büyük kütüphanelerinden biri de Pergamon idi. Burada 200.000 rulo yazma bulunduğu; Antonius’un, MÖ 41 yılında Kleopatra’ya hediye ettikleri arasında Pergamon Kütüphanesi’ndeki 200.000 rulonun da olduğu, Antonius’un böylelikle ilk Roma savaşında yitirilenleri telafi etmek istediği söylenir.
  • Ptolemaios’lar döneminde İskenderiye’de toplanan, kopyalanan tüm kitaplar Livius’a göre 400.000 adet, bazı kaynaklara göre 700.000 veya 900.000 tomar idi.
  • Bu tomarların 70.000 başlığı kapsadığı, MÖ 1. yüzyılda bu sayının 100.000’e ulaştığı öne sürülür.
  • III. Ptolemaios Euergetes’in (MÖ 246-221) İskenderiye Limanı’na gelen tüm gemilerde kitap araması yapılması için emir verdiği tahmin ediliyor.  Bulunan kitaplar kopyalanıyor, kopyalar sahiplerine verilip, orjinaller Gemilerden başlığı altında kütüphaneye yerleştiriliyordu, diye düşünülüyor. Aynı kral, dünyadaki tüm hükümdarlara mektup yazıp, birer kopyasını çıkartmak için kitaplarını ödünç istemiştir. Atina’dan Aiskhylos, Sophokles ve Euripides’in resmi kopyalarını depozito ödeyerek ödünç almış, kopyaları geri vererek depozitoyu yakmıştı. Galenos, Pergamon ve İskenderiye arasında eski kitaplar için yapılan açık artırmalardan bahseder.
  • Mısır Kralı Ptoleme Epiphanes (MÖ 205-182), Pergamon Kütüphanesi’nin eser sayısının İskenderiye’yi geçeceği endişesine kapılıp, İskenderiye’nin tekelinde olan papirüsün dışarıya satışını durdurmuştu.
  • Eserlere konan etiketler, kopyaların nereden ve nasıl elde edildiğini ve bir önceki sahibinin kim olduğunun bilgisini taşırdı.
  • Ptolemaios Philadelphos, yabancı kitapları, yöresel eserleri Yunanca’yı kusursuz konuşan, iki dilli bilginlere tercüme ettirdi. Yunan ve Latin edebiyatından eserler çok olmakla birlikte, başka bir dile çevrilmiş çok az sayıda eser vardı; diğer dillerden yapılan çeviriler daha da azdı.
  • Ana kütüphaneden çok daha uzun ömürlü olan Serapeion, İskenderiye’deki ikinci kütüphane bölgesi olmuş, harici veya kardeş kütüphane olarak anılmıştır. Bunlardan başka İskenderiye’de küçük pek çok kütüphane de oluşmuştu. 1940’lı yıllarda yapılan kazılar Serapeion’un III. Ptolemaios Euergetes’in eseri olduğunu gösterdi.
  • Kaynaklarda, kitapların araştırma yapmak isteyen herkese açık olduğu ve buna aykırı olarak, Ptolemaioslar’ın kütüphanelerine girişi kraliyet çalışanı olan az sayıdaki görevli ile sınırlı tuttuğu da öne sürülüyor. Bir başka kaynak ise, İskenderiye, Pergamon ve Ephesos’taki rakiplerinin aksine, matematik, tıp, edebiyat, şiir, fizik ve felsefe ile uğraşmak isteyen okumuş Yunanlara kapılarını açık tuttu, der.
  • İlk kütüphanecilerin bazıları, kraliyet ailelerinin çocuklarına öğretmenlik yapıyordu. Çoğu, saygın edebiyat uzmanlarıydı.
  • MÖ 1. yüzyılda Stoacı filozof Genç Seneca, büyük kütüphanelerin hepsini kınarken, Livius bunların çok önemli bir başarı olduğunu söylemişti.

Kütüphane Geleneği 3| İskenderiye Kütüphanesi 1

Büyük İskender. Manisa’da bulunmuş bu mermer heykel MÖ 3. yüzyıl ortasına tarihleniyor. Yüksekliği 190 cm. Heykel en iyi kalite beyaz mermerden yapılmış. Başı ise farklı bir bloktan işlenmiş. Baş kısmında bir sıra halinde yer alan çukurlar, yapıldığında metal bir tacı olduğunu gösteriyor. Sol eliyle bir kılıcın kabzasını tuttuğu görülürken, sağ elinde bronz bir mızrak tuttuğu düşünülüyor. Bu silahlar olmasa, kolaylıkla bir Apollo heykeli olabilir. Hülyalı bakış, hafif aralık dudaklar Helenistik dönemde ve Pergamon heykel sanatında tanrıların, özellikle de Apollo’nun tipik  betimleniş şeklidir. Dünyadaki pek çok müzede yer alan Büyük İskender heykellerinden farkı imzalı olması. Sanatçı, “Aias’ın oğlu, Pergamonlu Menas’ın eseridir” diye yazmış. İstanbul Arkeoloji Müzeleri.

Büyük İskender. Manisa’da bulunmuş bu mermer heykel MÖ 3. yüzyıl ortasına tarihleniyor. Yüksekliği 190 cm.
Heykel en iyi kalite beyaz mermerden yapılmış. Başı ise farklı bir bloktan işlenmiş. Baş kısmında bir sıra halinde yer alan çukurlar, yapıldığında metal bir tacı olduğunu gösteriyor. Sol eliyle bir kılıcın kabzasını tuttuğu görülürken, sağ elinde bronz bir mızrak tuttuğu düşünülüyor. Bu silahlar olmasa, kolaylıkla bir Apollo heykeli olabilir. Hülyalı bakış, hafif aralık dudaklar Helenistik dönemde ve Pergamon heykel sanatında tanrıların, özellikle de Apollo’nun tipik betimleniş şeklidir.
Dünyadaki pek çok müzede yer alan Büyük İskender heykellerinden farkı imzalı olması. Sanatçı, “Aias’ın oğlu, Pergamonlu Menas’ın eseridir” diye yazmış.
İstanbul Arkeoloji Müzeleri.

  • MÖ 4. yüzyılda ekonomik güç, Pers devletinden Yunanistan’a kayar. İktidar, Akdeniz’in eline geçer.
  • Aristo’nun öğrencisi İskender MÖ 332 yılında Kudüs’ten Mısır’a geçer, fetheder ve küçük bir kasabanın bulunduğu yerde İskenderiye şehrinin sınırlarını belirler. Bu yeni şehirde kendi adını taşıyacak bir kütüphane yapılması emri verdiği söylenir.
  • MÖ 331 yılında İskender Mısır’ı terk edip doğuya doğru ilerler, fetihlerine devam eder. İskender, MÖ 323 yılında 33 yaşında Babil’de ölür. İskender, madeni paralarda portresi bulunan ilk insandır. Bu ayrıcalık o zamana kadar tanrılara aittir. İskender’in generalleri imparatorluğu aralarında paylaşır.
İssus Muharebesi’ni betimleyen tablonun ayrıntısında Büyük İskender'in arkasında görünen Ptolemaios Soter’dir. Fotoğraf:tr.wikipedia.org

İssus Muharebesi’ni betimleyen tablonun ayrıntısında Büyük İskender’in arkasında görünen Ptolemaios Soter’dir.
Fotoğraf:tr.wikipedia.org

  • Büyük İskender’in çocukluk arkadaşı, İskender gibi Aristo’dan ders alan, İskender’in generallerinden Makedonyalı I. Ptolemaios Soter, İskender’in ölümünden sonra Mısır’a sahip çıkar, Helenistik Mısır Firavunu olur (MÖ 305-285). Büyük İskender tarafından sınırları belirlenen İskenderiye’yi kurar ve başkent yapar.
  • I. Ptolemaios Soter’in soyundan gelen hanedan 300 yıl devam eder (MÖ 305-30) ve İskenderiye’nin Ptolemaios adını taşıyan 13 kralı olur. Hanedan, Kleopatra’nın MÖ 30 yılındaki ölümüne kadar devam eder.
  • I. Ptolemaios ya da İskender’in kendisi, dünyadaki tüm bilgilerin bir araya getirileceği bir kütüphane kurmak istemişlerdi. Kütüphane düşüncesi yeni değildi, ancak tüm bilgileri toplama girişimi yeniydi.
İskenderiye Feneri’nin bir canlandırması. Fotoğraf: www.sembolog.com

İskenderiye Feneri’nin bir canlandırması.
Fotoğraf: www.sembolog.com

  • Çok katlı yapı Hellen dünyasında ilk kez İskenderiye Feneri’nde uygulanmıştır.
  • Antik dünyanın yedi harikasından biri olan İskenderiye Feneri (MÖ 297-283), İskenderiye limanındaki Faros Adası’ndaydı. 110 metre yüksekliğindeydi. Antik dünyada ondan yüksek tek yapı, bu yedi harikadan biri olan Giza’daki Büyük Piramit idi. Knidos’lu (Datça) Yunan mimar Sostratos tarafından tasarlanmıştı. Bu gözetleme kulesinin tepesinde yanan ateş, düz bir aynayla odaklanarak  geceleyin limana girmeye çalışan gemilere yön gösterip, kum setleriyle resiflere çarpmalarını önlemeye yarayan, olağanüstü bir inşaat eseriydi.
  • Aristo’nun bir başka öğrencisi Demetrios, yeni kütüphaneyi I. Ptolemaios Soter için düzenledi, yapı planında Aristo’nun Lykeion’da kullanmış olduğu düzeni uyguladı ve alimlere kalacak yer sağladı. Demetrios I. Ptolemaios’a kuracağı kütüphaneye tüm dünyanın kitaplarını toplayabilirse, tebaasını ve ticaret yaptığı halkları daha iyi anlayabileceğini, tanıyabileceğini söylemişti. (Demetrios, bilginin güç ve iktidar sağladığını söyleyen çağımızın ünlü düşünürü Foucault ile aynı görüşteydi.)
  • Kütüphanenin dışında, esin perilerine adanmış bir de Müze vardı. eski Yunan’da böyle müzeler vardı. bu mekanlar, sanat ve bilim yapıtlarını barındırıyordu. Müze ve Kütüphane’nin tam yeri hala kesin olarak bilinmese de, şehir merkezine ve limana yakın olduğu düşünülüyor.
  • Gerek kütüphane gerek müze fikri yeni değildi, ama İskenderiye o çağda kültürlerin kaynaştığı bir yer olarak bu işe çok uygundu.
  • Şehir, I. Ptolemaios Soter’in teşviki ile çok kısa süre içinde Yunan bilginleri ve mültecileriyle, Musevi dünyasının odak noktası haline gelir. İskenderiye’ye kısa zamanda Makedonyalılarla aynı haklara sahip geniş bir Yahudi cemaati yerleşir. Daha başlarda yeni şehrin 300.000 sakinin neredeyse yarısı Yahudilerden oluşur. Mısırlılar istilacılarla bu tüccarları iyi karşılamazlar. Eski Ahit’in Yunanca çevirisi Septuagint İskenderiye’de üretilmiştir. Yunan ve Yahudi alimler ile Yahudi bankacıların yardımıyla meşhur fener ve kütüphane yapılır.
  • Mimari tarzı bilinmese de, saray, müze ve tapınaktan oluşan bir kombinasyon olarak inşa edildiğine inanılıyor. Kütüphane, avlular ve bahçelerle çevriliydi.
  • Kompleks, Atina kanunlarının koruması altında olmaya hak kazanmak için, dini statüye sahip olması gerektiğinden, bir rahip tarafından yönetiliyordu.
  • Burada aralarında hiç kadın olmayan, verdikleri özel öğretmenlik karşılığında para alan, vergilerden muaf tutulan, kendilerine şehrin kraliyet bölgesinde ücretsiz pansiyonerlik imkanı verilen ve yemeklerini burada toplu halde yiyen 30-50 üyeden oluşan müze bilginleri adı verilen bir topluluk vardı. Müze bilginleri, V. Ptolemaios (MÖ 205-180) zamanından başlayarak oyunlar, festivaller ve edebi yarışmalar düzenlemişlerdir. Bilginler, kralın hizmetindeydi ama bir dereceye kadar akademik özgürlüğe sahipti. Matematik bilgini Öklides, mekanik bilimci Arkhimedes, tıp bilimci Herofilos, gök bilimci Eratosthenes, Batlamyus gibi isimler bu kütüphanede çalışmışlardır.
  • Müze’de, bir bahçe, bir hayvanat bahçesi ve bir gözlemevi bulunmuş olması mümkündür.
  • Kütüphane’nin içinde üstü kapalı geçitler boyunca sıralanan, rafların olduğu pek çok kanat ve sundurma bulunduğu; farklı kategorilerdeki yazarlar ve farklı bilim dalları için ayrı yerler ayrıldığı  düşünülüyor.
  • Kitapların saklandığı mekanın, büyük olasılıkla, duvarları güvercinlik gibi kafeslerle örülü olduğunu öne süren kaynaklar da vardır. Bu kafeslere elyazması rulolar konuyordu.
  • Her rulo, farelerden ve nemden korumak için, keten ya da deri bir kılıfın içine saklanıyordu.

 

Kütüphane Geleneği 2| Mezopotamya 2 Asur

  • Sümer kil tabletleri  birer sayfadır. Sümer tableti cümle arasında kesilip başka bir tablette devam etmez. Hem Sümer taş levhaları, hem de kil tabletler iki taraflı olarak düşünülmüşlerdi.
  • Asur’da bir tapınağın kütüphane odasının duvarında, her biri yaklaşık 40-50 cm derinliğinde, 25-30 cm boyutunda oyuklardan oluşan, her biri belli bir türe ait tabletleri saklamakta kullanılan bir petek bulunmuştur. Ninova Sarayı’nda da belgeleri saklamak için yapılmış benzer bir düzenleme olduğu anlaşılmıştır.
  • Ahşap kutular, tuğla kutular, örme sepetler ve deri çantalar tabletleri taşımada kullanılmıştır. Bu araçlara tarih taşıyan etiketler takılmış, etiketin delinmiş olması bunların kendi kutularına iple bağlandığını düşündürmüştür. Bazen de tabletin üst kenarı bu işe ayrılmıştı.
  • Tabletlerin şekli hangi konuya ait olduğunu gösterirdi. Böylece aranan belge daha kolay bulunur, sınıflandırma daha kolay yapılırdı. MÖ 2000’lerde tarım tabletleri yuvarlak, ekonomik konuları içerenler küçük, sözcük listelerini barındıranlar çok sütunlu tabletler olurdu.
  • MÖ 2000’de tutulmaya başlamış özel arşivlerden kazılarda çok sayıda bulunmuştur.
  • Ninova’nın Asur bölgesinde 30.000 çivi yazması tablet bulundu. Asur Kralı Assurbanipal’in (MÖ 668-627) sistematik olarak topladığı kütüphanenin özelliği, içindekilerin eski Mezopotamya’nın bilimsel geleneğinin toplamını temsil ediyor olmasıdır. Assurbanipal’in kitaplara aşırı bir düşkünlüğü olduğu, yazma topladığı biliniyor. Bu koleksiyon, 19. yüzyılda British Museum’a aktarılmıştır. Bu koleksiyon, ilk yazılı Babil ve Asur eserlerinin bir araya getirilmesidir, ilk ulusal kütüphane sayılabilir.
  • Metinlerin kopyalanma geleneği neredeyse yazının tarihi kadar eskidir. Aynı tablet Mezopotamya’nın farklı bölgelerinde bulunmuştur. Mezopotamya edebiyatına ve bilimsel bilgisine dair bildiğimiz çoğu şeyi bu tekrar tekrar kopyalama, koruma ve aktarma geleneğine borçluyuz.
  • Anadolu’da yazının kullanılmaya başlanması, bin yıllık bir gecikme ile, MÖ 2000-1750 arasına tarihlenir.
Asur Ticaret Kolonileri Çağı’na (MÖ 1950-1750) ait, pişmiş topraktan yapılma zarflı tablet Kültepe’de bulunmuştur ve MÖ 19. yüzyıla tarihlenmektedir. Anadolu Medeniyetleri Müzesi, Ankara.

Asur Ticaret Kolonileri Çağı’na (MÖ 1950-1750) ait, pişmiş topraktan yapılma zarflı tablet Kültepe’de bulunmuştur ve MÖ 19. yüzyıla tarihlenmektedir.
Anadolu Medeniyetleri Müzesi, Ankara.

Mezopotamya kil tabletleri bazen zarfların içine konurlardı. Zarflar, silindir mühürlerle mühürlenirdi. Bunlar, üzerlerine resimler oyulmuş küçük, taş silindirlerdi; kil tablet üzerinde yuvarlanırlar ve geride bir baskı izi bırakırlardı. Yine Kültepe’de ele geçmiş, MÖ 19. yüzyıla ait pişmiş toprak açılmamış zarf. Zarfın üst kısmında silindir mühür, ortasında damga mühür ile konmuş işaretleri var. Anadolu Medeniyetleri Müzesi, Ankara.

Mezopotamya kil tabletleri bazen zarfların içine konurlardı. Zarflar, silindir mühürlerle mühürlenirdi. Bunlar, üzerlerine resimler oyulmuş küçük, taş silindirlerdi; kil tablet üzerinde yuvarlanırlar ve geride bir baskı izi bırakırlardı.
Yine Kültepe’de ele geçmiş, MÖ 19. yüzyıla ait pişmiş toprak açılmamış zarf. Zarfın üst kısmında silindir mühür, ortasında damga mühür ile konmuş işaretleri var.
Anadolu Medeniyetleri Müzesi, Ankara.

Pişmiş topraktan yapılma Boğazköy’de bulunmuş bu tablet MÖ 13. yüzyıla tarihlendirilmiştir. Mısır Kralı II. Ramses’in karısı Naptera tarafından, Hitit Kralı III. Hattuşili’nin karısı Puduhepa’ya yazılmış dostluk mektubudur. Anadolu Medeniyetleri Müzesi, Ankara.

Pişmiş topraktan yapılma Boğazköy’de bulunmuş bu tablet MÖ 13. yüzyıla tarihlendirilmiştir. Mısır Kralı II. Ramses’in karısı Naptera tarafından, Hitit Kralı III. Hattuşili’nin karısı Puduhepa’ya yazılmış dostluk mektubudur.
Anadolu Medeniyetleri Müzesi, Ankara.

Boğazköy’de ele geçen bu bronz tablet MÖ 13. yüzyıla aittir. Hitit Kralı IV. Tuthaliya ile Tarhuntaşşa Kralı Kurunta arasında yapılan bir sınır antlaşması metnidir. Çivi yazılı bu tablet Anadolu’da şimdiye kadar bulunan tek tunç tablettir. Anadolu Medeniyetleri Müzesi, Ankara.

Boğazköy’de ele geçen bu bronz tablet MÖ 13. yüzyıla aittir. Hitit Kralı IV. Tuthaliya ile Tarhuntaşşa Kralı Kurunta arasında yapılan bir sınır antlaşması metnidir.
Çivi yazılı bu tablet Anadolu’da şimdiye kadar bulunan tek tunç tablettir.
Anadolu Medeniyetleri Müzesi, Ankara.