Etiket arşivi: kurgan

Megalitler 3

The Burren, İrlanda. Dolmen, büyük bir kayalık alanda yer alıyor. Oliver Cromwell (1599-1658) bu kayalık alana yüz bin İrlandalıyı sürüp, açlıktan öldürmüş. Fotoğraf:gloccamorra.com

The Burren, İrlanda.
Dolmen, büyük bir kayalık alanda yer alıyor. Oliver Cromwell (1599-1658) bu kayalık alana yüz bin İrlandalıyı sürüp, açlıktan öldürmüş.
Fotoğraf:gloccamorra.com

  • Dik taşların yatay taşla masa tablası gibi örtülmesinden oluşan anıta ise dolmen denir. Bunlar çoklu gömme için kullanılan mezar odalarıdır. Yan yana sıralanarak üstü kapalı bir yol oluşturanları da vardır. Bu galerilerin bazılarının uzunluğu 25 metreyi bulur. Dolmenlerin toprak üstünde ve toprak altında olanları vardır. Bu mezar odalarının üstü toprakla örtülürse, ortaya çıkan tepeciklere tümülüs, kurgan  veya höyük adı verilir. Bazılarının içinde taş sandukalar bulunmuştur. Toprak üstünde olanların da bir zamanlar gömülü olabileceği düşünülmektedir. Yurdumuzda en çok dolmen Trakya Bölgesi’nde bulunur.
  • Kafkasya’da yaklaşık MÖ 1100-400 yılları arasına tarihlenen Kuban Kültürü’ne ait pek çok dolmen bulunmuştur. Batı Kafkasya dolmenleri levha, bütün, tekne ve yekpare taş yapılar olarak ayrılırlar ve bütün tiplerde ön kısımda bir delik vardır. Bu delikler özel tıkaçlarla tam olarak kapatılmıştır.
  • Ruhun çıkıp gitmesini sağlamak için bir ruh deliği olan dolmenler kapatma taşı ile ve toprakla örtülmemiştir. Bunların örneklerine Hindistan’da rastlanmaktadır.
  • Kars dolmenleri Kafkas, Adıyaman ve Gaziantep dolmenleri ise Levant dolmenleri ile benzerlik gösterir. Bulundukları yöreye göre isim alanlar olduğu gibi; en eski dolmenler, büyük dolmenler, çokgen dolmenler, asıl dolmenler, dörtgen dolmenler, genişletilmiş dolmenler, uzun dolmenler, yuvarlak dolmenler ve dehliz dolmenler şeklinde de sınıflandırılmıştır.
  • Güney batı İngiltere’de Budmin yakınlarındaki taş anıtın erkeklerin ve kadınların enerjilerini artırdığına, hayvanları da çektiğine inanılır. Bu anıt, Galliler arasında bir bereket ve üreme simgesi olarak görülürdü. Kısır kadınlar ve yeni evliler gece yarısı taşı ziyaret ederlerdi.
İngiltere’de, Cornwall’de Menantol’deki megalitik yapının da şifa verici nitelikleri bulunduğuna inanılır. İki sivri taş ile aralarındaki ortası delik kaya, belirli törenlerde kullanılmış. Kayanın ortasından geçmek, hem ana rahminden yeryüzüne çıkmayı, bir dünyadan bir başkasına geçmeyi simgeler. Bir gerçeklikten bir başkasına geçmek, eşikten geçmek, inançlarda önemli yer tutar. Kelt Tanrıçası Sheelanagig, öteki dünyaya bir geçiş, bir eşik sayıldığı için, birçok kutsal sayılan mekanın girişinde bu tanrıçanın kabartması bulunur. Fotoğraf: earth spirit essences

İngiltere’de, Cornwall’de Menantol’deki megalitik yapının da şifa verici nitelikleri bulunduğuna inanılır. İki sivri taş ile aralarındaki ortası delik kaya, belirli törenlerde kullanılmış. Kayanın ortasından geçmek, hem ana rahminden yeryüzüne çıkmayı, bir dünyadan bir başkasına geçmeyi simgeler. Bir gerçeklikten bir başkasına geçmek, eşikten geçmek, inançlarda önemli yer tutar. Kelt Tanrıçası Sheelanagig, öteki dünyaya bir geçiş, bir eşik sayıldığı için, birçok kutsal sayılan mekanın girişinde bu tanrıçanın kabartması bulunur.
Fotoğraf: earth spirit essences

 

Yararlanılan Kaynaklar

  • Batıl İnançlar, Peter Lorie, Milliyet Kitapları, 1997.
  • Antik Dünyada Bilinmesi Gereken 500 Şey, Carolyn Howitt, İş Bankası Kültür Yayınları, 2009.
  • Anadolu Megalitleri, Bakiye Yükmen, Arkeoloji ve Sanat Yayınları, 2003.
  • http://www.nkfu.com/menhir-nedir
  • Eski Dünya’nın Yetmiş Büyük Gizemi, Brian M. Fagan, Oğlak Yayınları, 2002.
  • Malta, Book Distributors Limited Publishing, 2014.

 

Özbekistan Gezisi 39 Orta Asya Mimarisi

  • Türklerin şehir kültürü gelişmiş bölgelere doğru göçleri 11.-12. yüzyıllarda yoğunluk kazanmıştır. Selçuklu Türkleri’nin Horasan’ın kuzey doğu topraklarını (bugünkü Güney Türkmenistan) ele geçirerek İran üzerinden Küçük Asya’ya doğru ilerlemeleri; Karahanlılar’ın Orta Asya’da Samaniler devletini yıkarak Fergana’dan Amu Derya kıyılarına kadar olan bölgelerde hakimiyet kurmaları bu dönemde gerçekleşir. Kuzey bölgelerde göçebe ve yarı göçebe bir yaşam tarzı sürdüren ve hayvancılıkla geçinen Türkçe konuşan halklar büyük ticaret yolları etrafında küçük yerleşim merkezleri kurmuşlardır. En önemli merkezleri Semerkand, Buhara ve Merv’dir.
  • En yaygın mimari türü olan meskenlerin inşaat malzemeleri kil, balçık, balçık karışımları, dövme sistemiyle yapılan örtülerdir. Orta Asya’nın kuzey bölgelerindeki meskenler, güney bölgelerindeki meskenlerden birçok yönüyle farklıdır. Bu farklılık, iklim koşullarına bağlı olduğu kadar, toplumun çoğunluğunu oluşturan yerli Türk halkının etnik yapısına da bağlıdır. Meskenlerde bir merkezi koridor, iki büyük oturma odası, bu odaların ortak duvarına inşa edilen tandır denen ocaklar  bulunur.
  • Ortaçağda büyük bloklar halinde geniş mahalleler içinde, akraba aileler için yapılmış, birbirine bitişik çok odalı meskenler kullanılmıştır. Güneyde mesken alanları yükseltilmiş bir kare platform üzerine kerpiçten yapılmıştır. Birbirini dikey kesen sokaklar, yan yana  dizili konutlarla hayvanlara ayrılmış olan geniş avlular vardır. Konutlarda, iki-üç oturma odası, koridor ve yardımcı hacimler bulunur.
  • Duvarların üçte bir bölümü taş, üst kısımları ise pişmemiş kerpiçten örülür. Güney bölgelerdeki çatılar düz iken, uzun kış ve bol kar yağışından dolayı kuzeyde binaların çatıları iki, bazen de dört tabakadan yapılır. Bu dört katlı çatılar, darbazı denilen birbirine 45 derece açılarla birleşen elemanlarla kurulur.
  • Güney bölgelerinde yaz aylarında oturmak amacıyla kullanılan, kolonlar üzerine inşa edilen yarı açık sundurmalar vazgeçilmezdir. Kuzey bölgelerde çardak yoktur, hayvanlar için yapılmış saçaklar vardır.
  • Hamamlarda yıkanma, masaj, soyunma ve dinlenme için yapılmış ayrı bölümler vardır. Hamamlarda pişmiş tuğla ve örtü olarak kubbe kullanılmıştır. Kentlerin tümünde hamamlar yeraltı su kanallarıyla birbirine bağlıdır.
  • İslamiyet’in kabulünden sonra büyük kentlerde Cuma Camileri, küçük yerleşimlerde mescitler inşa edilmiştir. Her hükümdar camiler yaptırmış, vakıflar kurmuştur.
  • Minarelerin en ünlü örneği Buhara’daki Kalyan Minare’dir. Minarelerde pişmiş tuğla yalnızca inşaat malzemesi olarak değil, süs malzemesi olarak da kullanılmıştır. Oyma bezeme ile süslenmiş, çok sayıda ağaç sütunlarıyla Hiva’nın Cuma Camisi döneminin ünlü yapılarındandır.
Ürgenç’te (Türkmenistan), 62 m yüksekliğindeki minare 14. yüzyılın başında, Kutluğ Timur ve eşi Turabek Hanım döneminde yapılmıştır. Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

Ürgenç’te (Türkmenistan), 62 m yüksekliğindeki minare 14. yüzyılın başında, Kutluğ Timur ve eşi Turabek Hanım döneminde yapılmıştır.
Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

  • Mezar yapısı olan kurganlarla göçer yurdu arasında biçimsel benzerlik vardır.
  • Maveraünnehir ve Horasan’da değişik kompozisyonlarda anıt kabirler yapılmıştır.
  • 10. yüzyıla doğru anıtsal mimaride pişmiş tuğla geniş çapta kullanılmaya başlamış olmasına rağmen kerpiç kullanımı da devam etmiştir.
  • 13. yüzyıl Moğol istilaları dönemidir. Bu dönemde Kuzey Türkistan’da kent yaşamı büyük zarar görmüş, yöre halkı göçer ve yarı-göçer olup hayvancılığa dönmüştür. Fırtına geçtikten sonra, kuzey bölgelerde inşaat etkinliği sınırlı kalmış, ama Başta Semerkand ve Buhara olmak üzere Maveraünnehir bölgesinde büyük bir inşaat faaliyeti başlamıştır.
  • Moğol dönemi öncesinde cephelerdeki renkli bantlarda ve kubbelerde çoğunlukla firuze çini, bazen özellikle cephe panolarında mavi beyaz çini, daha sonraları oymalı terakota levhalar kullanılmıştır, renkler tek tonlu tercih edilmiştir.
  • 14. yüzyılda hem kaplama teknikleri değişmiş, hem de renk çeşitleri artmıştır. 12.-13. yüzyılların geometrik bezemelerinin yerini bitkisel motifler alırken, geometrik bir hat türü olan kufi yazının yerini de sülüs ve nesih gibi daha hareketli ve yeni bezeme üslubuna uygun yazılar almıştır.
Semerkand’da Şah-ı Zinde Külliyesi’ndeki türbe ve ziyaretgahlar, 14. yüzyıl. Şah-ı Zinde, yaşayan şah demek. İnanca göre İslamiyet uğruna can verenler, ölmeyeceği için onlara yaşayan şah adı verilirmiş. Sufiler, velileri mutlak anlamda ölü olarak kabul etmezler, onların bedenleriyle ölü olsalar bile, ruhaniyetleriyle hayatta olduklarına inanırlar. Burada Hazreti Muhammed’in amca oğlu Kusam ibn Abbas’ın sözde mezarı vardır. Efsaneye göre, Kusam ibn Abbas 8. yüzyılda Sogd ülkesini Müslüman yapmıştı. Düşmanları peşine düşünce bir kuyuya saklanmıştı. Bu mucizevi kuyu, İslamiyet öncesine ait bir Sogd tapınağının olduğu yerdedir. Kusam’ın kaybolduğuna inanılıyor, dönmesi bekleniyor. Kusam’ın buraya gelmiş olması imkansız ama İslam’ın merkezi ile ilişki kurmak amaçlanıyor. Bu külliyedeki bütün türbeler kubbeyle örtülü, kare planlı ve taçkapılı geleneksel tasarımda yapılardır. Şah-ı Zinde külliyesinin inşaatı Uluğ Bey zamanında tamamlanmıştır. Şah-ı Zinde, Afrasiyab yamacına inşa edilmiş türbelerden oluşur. Fotoğraflar: Füsun Kavrakoğlu

Semerkand’da Şah-ı Zinde Külliyesi’ndeki türbe ve ziyaretgahlar, 14. yüzyıl.
Şah-ı Zinde, yaşayan şah demek. İnanca göre İslamiyet uğruna can verenler, ölmeyeceği için onlara yaşayan şah adı verilirmiş. Sufiler, velileri mutlak anlamda ölü olarak kabul etmezler, onların bedenleriyle ölü olsalar bile, ruhaniyetleriyle hayatta olduklarına inanırlar. Burada Hazreti Muhammed’in amca oğlu Kusam ibn Abbas’ın sözde mezarı vardır. Efsaneye göre, Kusam ibn Abbas 8. yüzyılda Sogd ülkesini Müslüman yapmıştı. Düşmanları peşine düşünce bir kuyuya saklanmıştı. Bu mucizevi kuyu, İslamiyet öncesine ait bir Sogd tapınağının olduğu yerdedir. Kusam’ın kaybolduğuna inanılıyor, dönmesi bekleniyor. Kusam’ın buraya gelmiş olması imkansız ama İslam’ın merkezi ile ilişki kurmak amaçlanıyor. Bu külliyedeki bütün türbeler kubbeyle örtülü, kare planlı ve taçkapılı geleneksel tasarımda yapılardır. Şah-ı Zinde külliyesinin inşaatı Uluğ Bey zamanında tamamlanmıştır. Şah-ı Zinde, Afrasiyab yamacına inşa edilmiş türbelerden oluşur.
Fotoğraflar: Füsun Kavrakoğlu

Biz gittiğimizde Şah-ı Zinde restorasyondaydı. Timur, Semerkand’ı 1370 yılında başkent yapınca Kusam İbn Abbas için bir türbe ve cami inşa ettirip, kendi yakınları ile ordusunun yararlık göstermiş komutanlarının da kutsal sayılan topraklara, buraya gömülmesini istedi. Fotoğraflar: Füsun Kavrakoğlu

Biz gittiğimizde Şah-ı Zinde restorasyondaydı.
Timur, Semerkand’ı 1370 yılında başkent yapınca Kusam İbn Abbas için bir türbe ve cami inşa ettirip, kendi yakınları ile ordusunun yararlık göstermiş komutanlarının da kutsal sayılan topraklara, buraya gömülmesini istedi.
Fotoğraflar: Füsun Kavrakoğlu

  •  “Geçtiği yerlerde ne bir köpek havlaması, ne bir kuş sesi, ne de bir çocuk ağlaması işitilir” denen Timur’un programında muazzam binalar yaptırmak da yer alıyordu. Kudretini, yaptırdığı binalarda da göstermek istemişti. Başkentine çok sayıda mimar ve ustalar akın etmiş, Semerkand, “yeryüzünün parlak noktası” diye anılmaya başlamıştır. Timur döneminde inşa edilen eserlerde birçok mimar ve nakkaşın doğum yerleri belirtilmiştir.
  • Timur’un emri ile Kazakistan’daki Yesi şehrinde (diğer adı ile Türkistan) bulunan Hoca Ahmet Yesevi’nin kabrinin üzerine dev boyutta bir yapı inşa edildi. Hoca Ahmet Yesevi, Orta Asya’nın kuzey bölgelerinde Türkler arasında İslamiyet’i yaymak için büyük gayretler gösterdiği için, türbesi Türkler’in önemli bir ziyaretgahıdır. Bir ibadet ve sosyal etkinlik merkezi olan bu türbe, politik önem taşıyan bir yapıdır.
  • 15. yüzyılın başında, “tahttaki bilim adamı” Uluğ Bey döneminde, Semerkand, Buhara gibi kentlerde yaptırılan medreseler, Orta Asya mimarisinin en görkemli yapılarıdır. Dört ya da iki bölümden oluşan bir avlu, avluyu çevreleyen hücreler, büyük cami mekanları ve dershanelerden oluşan bu binalar, olağanüstü boyutları, eyvanlı taçkapıları ve bezemeleriyle çarpıcı yapılardır.
  • Maveraünnehir mimarisi, kemer ve kubbeye dayalı strüktürde geometrik oran sistemleri kullanan tasarımlara dayanır. Bu mimaride cami, medrese, han, kervansaray ve türbeleri de içine alan anıtsal mimarinin tutarlı tipolojileri ortaya çıkmıştır.
  • 15. yüzyılın ikinci yarısında Timurlu kültür merkezi Herat’tır. Bazı uzmanlar, Timurlu mimarisinin gerçek doruk noktasına Herat ve Meşhed külliyelerinde erişildiği kanısındadır.
  • Kervansaraylar için, sağlam duvarlar, korumalı bir giriş bölümü, gözetleme kuleleri, çevre galeriler ve odalarla çevrili geniş bir avlu karakteristik ögelerdir.
  • 16. yüzyılın mühendislik eserleri su bendleri ve köprülerdir. 1502 yılında Zerefşan Nehri’nin iki kola ayrılmasını sağlayan inşaatlar eşsiz çalışmalardır.
  • Bu dönemin önemli tesislerinden biri de hanaklardır. Bunlar ünlü din adamlarının defnedildiği yapılardır.
  • 16. ve 17. yüzyıllarda türbelerin ayrı bir bina olarak inşa edilmelerine ender rastlanır. Önemli şeyhlerin türbeleri çok işlevli yapıların içinde yer alır. Örneğin, medresenin kurucusu medresenin içindeki türbesine gömülür. Aynı dönemde çift medrese inşa etme eğilimi doğar. Bu çift yapılara koş denir. Buhara’da Medari Han Medresesi ile Abdullah Han Medresesi aynı alan üzerinde bir sokağın iki yanına inşa edilmiştir.
  • Diğer tipik düzen üç yapıdan oluşan sistemdir: cami, hanak ve medrese. Bu binalar arasında bir avlu bulunur. Üçlü sistem, cami, hamam ve medreseden de oluşabilir. Üçlü külliyelerin en muhteşem örneği Semerkand’da Registan Meydanı’nda uygulanmıştır.
  • 18. yüzyılda Orta Asya’da patlak veren sosyal ve ekonomik kriz, açlık ve veba sonucu bölgede inşaat faaliyetleri durmuştur. Bu durum, 18.yüzyılın sonunda sırasıyla Buhara, Hiva ve Hokand Hanlığı’nın kuruluşlarına kadar devam eder. Bundan sonraki dönem Orta Asya tarihinin tümüyle değişik nitelikli bir başka evresidir.