Etiket arşivi: kumaş

Sanat – Tanıtım Sektörü İlişkisi

ABD’li sanat eleştirmeni, profesör ve günümüz estetik teorisinin önemli isimlerinden Arthur C. Danto’ya (1924-2013) göre sanat ile tanıtım sektörü arasında üç ana ilişki bulunur:

Henri de Toulouse-Lautrec (1864-1901), üslubunu reklamlarda görsel heyecan uyandırmak için kullanan sanatçıların başında gelir. Afişler, davetiyeler, menü kartları yapmıştır.

1890’lar, üst sanatla uygulamalı sanat arasındaki sınırın şeffaflaştığı yıllardı. O yıllarda sanatın mobilya, kumaş, seramik, demir, grafik tasarım ve cam işçiliği alanında uygulanmasına imkan verilen bir dönem başladı. Sanat galerileri o yıllarda kapılarını mobilyaya açtı. Oysa daha önce mobilya ikincil bir sanat olarak kabul ediliyordu. Andy Warhol (1928-1987), I. Miller ayakkabıları için tasarımlar yapmıştı.

İnsanların aşina olduğu üst sanat eserlerini kullanarak hedef kitlenin zihninde, tanıtılan/sunulan ürüne dair belirli bir takım yargılar oluşturulmak istenir. Ürüne, eserin sanatsal itibarını ödünç vermek amaçlanır. Tanıttıkları ürünü modernlik fikri ile ilişkilendirmek isteyen üreticiler ve reklamcılar o dönemin sanatçılarına başvurmuştur. Ürün ile eser arasında hiçbir doğrudan bağlantı olmaması ilişkinin en can alıcı noktasıdır.

Sanat eserleri daha üretilirken herhangi bir sanatsal amaca hizmet etmeyen tanıtıma ilişkin unsurlardan yararlanır. Brillo kutularını tasarlayan James Harvey idi. Warhol 1964 yılında kutuyu kullandı. Warhol, sanat olmayan bir şeyi sanat haline getirdi. Warhol, Varoluşçu felsefenin önde gelen isimlerinden Alman filozof Martin Heidegger’in (1889-1976) el altında olan kategorisindeki bir şeyi sanata; aracı manaya dönüştürdü. Sanatçı, sanatsal açıdan önemsiz olan şeylerin de insan için önemli olduğunu öngördü. Danto sanatçının başarısını sanatsal bir atılımdan ziyade bir kültür devrimi olarak değerlendirir. Pop kültürünün mesajı “sanat her yerdedir.”

Posterlerle Peyzaj, Pablo Picasso, 1912. Picasso, popüler bir küp bulyon markasının kolaylıkla akılda kalıcı KUB logosunu kolajında kullanır. Fotoğraf: Walker Blogs - Walker Art Center

Posterlerle Peyzaj, Pablo Picasso, 1912.
Picasso, popüler bir küp bulyon markasının kolaylıkla akılda kalıcı KUB logosunu kolajında kullanır.
Fotoğraf: Walker Blogs – Walker Art Center

Süslenmeye Dair 1

  • Japonya’nın Hokkaido Adası, Kuril Adaları ve Sahalin’in yerlisi Ainu kavmi, ağaç kabuğundan kumaş dokurdu. Erkekler körpe ağaçlardan kabuk toplar, bunları suyun içinde yumuşatır, liflerini ayırır ve güneşte kuruturlar, kadınlar da bu liflerden kumaş dokurlardı.
  • Meksika’daki Mayalar, pamuktan dokunmuş ve boyanmış elbiseler giyerlerdi. Başlık gibi süs eşyaları ise ağaç kabuklarının yumuşatılmış liflerinden yapılırdı.
  • Meksikalı kadınlar eski devirlerde de üçgen biçiminde, bazen püsküllerle süslenmiş şallar kullanırlardı.
  • Eski Mısır’da papirüsten yapılma sandaletler yaygındı. Sadece zenginler deri sandalet yaptırabilirlerdi.
  • Kore’deki eski Silla Krallığı’nın (MS 5-6. yüzyıllar) başkentinin yakınında yapılan kazılarda altından yapılma pek çok nesnenin yanında altın ayakkabılar da bulunmuştur.
  • Eski Mısırlı erkek ve kadınlar iç çamaşır olarak peştamal kullanırlardı.
  • Antik Yunanlar daha çok keten ve yünden yapılma giysiler giyerlerdi.
  • 16. yüzyılda bir Llolard’ın (Anglo-Sakson gezici derviş) yazdıklarından, zengin kadınların kol kenarlarına ipek şeritler dikilmiş tunikler ve kırmızı deri ayakkabılar giyip, başlarına uzun örtüler taktıklarını; saçlarını bukle bukle yaptıklarını; el tırnaklarını atmaca pençesi gibi sivrilttiklerini öğreniyoruz.
  • Açılıp kapanan yelpazeler MS 4. yüzyılda Japonya’da icat edilmişti.
    Fibula, iki parça kumaşı birbirine tutturmaya yarayan bir takı ve modern çengelli iğnelerin atası. MÖ 12.-7. yüzyıllar arasında Orta Anadolu'nun batısında yaşayan Frigler Anadolu'da fibula kullanan ilk halk topluluğu olarak biliniyorlar. Başkentleri Gordion'da yapılan kazılarda çok miktarda fibula bulunmuştur. Fotoğraf: Rezan Has Müzesi

    Fibula, iki parça kumaşı birbirine tutturmaya yarayan bir takı ve modern çengelli iğnelerin atası. MÖ 12.-7. yüzyıllar arasında Orta Anadolu’nun batısında yaşayan Frigler Anadolu’da fibula kullanan ilk halk topluluğu olarak biliniyorlar. Başkentleri Gordion‘da yapılan kazılarda çok miktarda fibula bulunmuştur.
    Fotoğraf: Rezan Has Müzesi

    • Antik dünyada bol dökümlü, gevşek giysileri bağlamak için broşlar kullanılmıştır.
    • Zengin Anglo-Sakson kadınlar çok mücevher kullanırdı. Erkeklerin ise silahları süslü olurdu. Özellikle grena (lal taşı) adı verilen kırmızı taşlardan hoşlanırlardı (MS 6-7. yüzyıllar).
    • Aztekler kulak, burun ve dudak deliklerine altın, seramik ve obsidyenden (siyah volkanik kristal) yapılma takılar takarlardı.
    • Demir Çağı Britanyası’ndaki Keltler madeni telleri bükerek torc adı verilen kolyeler yaparlardı. Snettisham’da 64 altın telden yapılma bir kilodan ağır bir torc bulundu (MÖ 100).
    • Yüzükler tarih boyunca en büyük güç kaynakları olmuşlardır. Daire sonsuzluk ve birliğin simgesidir.
    • Şeytanın insan bedenine bir boşluktan, bir delikten girdiğine inanılmıştır. Bu yüzden, büyülü bir taş ya da madenden yapılmış küpe takarak bedeni şeytana karşı korumak mümkündür. Hindistan’da buruna hızma takılmasının nedeni de aynıdır. Bazı yörelerde ağızlar ve gözler dövmelerle çizilen desenlerle korunur.
    • Elmasların, safirlerin, zümrütlerin sahiplerinin geleceğini olumlu etkilediğine inanılırdı.
Bazı değerli taşların belirli güçler taşıdığına inanıldığından, uğurlu ve uğursuz sayılan taşlar ve mücevherler vardır. Mavi Elmas ya da Umut Elması adı verilen değerli taş, 17. yüzyılda Hindistan’da Tanrı Rama’nın heykelinden çalındı, taşı bir Fransız aldı/satın aldı. Bu adam, yabani hayvanlara yem oldu. Aynı taş, Fransa Kralı XIV. Louis’nin eline geçti, kral frengiden öldü. Daha sonra elmasın sahibi olan XVI. Louis, giyotinde can verdi. Mavi Elmas, bir İngiliz bankerin eline geçti; adam elması oğluna verdi, oğlu tüm servetini kaybetti. Elması elde eden ABD’li elmas tüccarı taşı Smithsonian Enstitüsü’ne bağışladı. Marie Antoinette’e ait bir kolye de, 1960’lı yıllarda düzenlenen bir müzayedede alıcı bulamamıştı. Fotoğraf: si.edu

Bazı değerli taşların belirli güçler taşıdığına inanıldığından, uğurlu ve uğursuz sayılan taşlar ve mücevherler vardır.
Mavi Elmas ya da Umut Elması adı verilen değerli taş, 17. yüzyılda Hindistan’da Tanrı Rama’nın heykelinden çalındı, taşı bir Fransız aldı/satın aldı. Bu adam, yabani hayvanlara yem oldu.
Aynı taş, Fransa Kralı XIV. Louis’nin eline geçti, kral frengiden öldü.
Daha sonra elmasın sahibi olan XVI. Louis, giyotinde can verdi.
Mavi Elmas, bir İngiliz bankerin eline geçti; adam elması oğluna verdi, oğlu tüm servetini kaybetti.
Elması elde eden ABD’li elmas tüccarı taşı Smithsonian Enstitüsü’ne bağışladı.
Marie Antoinette’e ait bir kolye de, 1960’lı yıllarda düzenlenen bir müzayedede alıcı bulamamıştı.
Fotoğraf: si.edu

 

Süslenmeye Dair Yazılarında Yararlanılan Kaynaklar

  • Batıl İnançlar, Peter Lorie, Milliyet Kitapları, 1997.
  • Antik Dünyada Bilinmesi Gereken 500 Şey, Carolyn Howitt, İş Bankası Kültür Yayınları, 2009.
  • Ainular Ortaya Çıktı, Hürriyet Gazetesi, 06 Haziran 2008.

 

 

Bizans İmparatorluğu 92| Trabzon Rum İmparatorluğu

TRABZON RUM İMPARATORLUĞU
1204-1461

Trabzon Aya Sofya Kilisesi tavan freski. Roma İmparatorluğu genelinde rağbet gören mozaik ve fresk sanatı, Trabzon İmparatorluğu genelinde inşa edilen kilise ve manastır gibi yapıların içlerinde de kullanılmıştır. Fotoğraf:tr.wikipedia.org/Vladimer Shioshvili

Trabzon Aya Sofya Kilisesi tavan freski.
Roma İmparatorluğu genelinde rağbet gören mozaik ve fresk sanatı, Trabzon İmparatorluğu genelinde inşa edilen kilise ve manastır gibi yapıların içlerinde de kullanılmıştır.
Fotoğraf:tr.wikipedia.org/Vladimer Shioshvili

  • Trabzon İmparatorluğu, Konstantinopolis’in 1204 yılında Haçlılar tarafından işgal edilmesinin ardından Komnenos Hanedanı‘nın üyeleri tarafından kurulmuştur. Komnenos Hanedanı, 100 yıl kadar kesintisiz iktidarda kalmayı başarmış nadir Bizans hanedanlarından biridir; 1081-1185 arasında Bizans’ı, 1204-1461 arasında da 257 yıl Trabzon İmparatorluğu’nu yönetmiştir.
  • Bagrationi Hanedanı mensubu Gürcü kralı III. Giorgi’nin (1156 – 1184) kızı Rusudan ile evlenen Manuel Komnenos’un, Aleksios ile David adlı oğulları Trabzon İmparatorluğu’nun kurucuları olmuştur.
  • Oğlanlar, işgal sonrası, teyzeleri Gürcü Kraliçesi Büyük Tamara‘nın (1184-1213) yardımıyla ata yurtları Karadeniz’e sığınmışlardır.
  • Trabzonlu olarak anılan I. Aleksios Komnenos (1204-1222), 22 yaşında taç giydiğinde kendisini Roma İmparatoru olarak adlandırmıştır. Aleksios, 18 yıllık hükümdarlık sonrası 40 yaşında ölmüştür. En büyük oğlu İoannes henüz küçük olduğu için taç, damadı Trabzonlu I. Andronikos‘a (1222-1235) geçmiştir. Onun döneminde Selçuklular Trabzon’a saldırmış ama başarı sağlayamamışlardır.
  • Andronikos öldüğünde büyümüş olan İoannes, Trabzonlu I. İoannes Komnenos adıyla tahta geçmiş, ama saltanatı kısa sürmüş, bir kaza sonucu ölmüştür.
  • İoannes’in oğlu keşiş olmaya karar verip manastıra kapandığı için, İoannes’in erkek kardeşi I. Manuel tahta geçti. Trabzonlu I. Manuel Komnenos (1238-1263), Trabzon’daki Aya Sofya Manastırını inşa ettirmiştir.
Trabzon Aya Sofya Kilisesi, I. Manuel Komnenos (1238-1263) tarafından 1250-1260 yılları arasında yaptırılan bir manastır kilisesidir. 1960 yılında dek cami olarak kullanılan yapının freskleri 1957-62 yılları arasında Edinburgh Üniversitesi tarafından temizlendikten sonra Vakıflar Genel Müdürlüğü tarafından restore edilerek 1964 yılında müze haline getirilmiş, 2013 yılında,  52 yıl aradan sonra yeniden cami olarak kullanılmaya başlanmıştır. Geç Bizans Kiliselerinin örneklerinden biri olan yapı, kapalı kollu haç planlı olup, yüksek kasnaklı bir kubbeye sahiptir. Kuzey, batı ve güneyinde revaklar bulunmaktadır. Yapı ana kubbenin üzerine değişik tonozlarla örtülmüştür. Taş işçiliğinde, kuzey ve batıdaki revak cephelerinde ve batı cephesindeki mukarnaslı nişlerde Selçuklu etkileri de görülmektedir. Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

Trabzon Aya Sofya Kilisesi, I. Manuel Komnenos (1238-1263) tarafından 1250-1260 yılları arasında yaptırılan bir manastır kilisesidir.
1960 yılında dek cami olarak kullanılan yapının freskleri 1957-62 yılları arasında Edinburgh Üniversitesi tarafından temizlendikten sonra Vakıflar Genel Müdürlüğü tarafından restore edilerek 1964 yılında müze haline getirilmiş, 2013 yılında, 52 yıl aradan sonra yeniden cami olarak kullanılmaya başlanmıştır.
Geç Bizans Kiliselerinin örneklerinden biri olan yapı, kapalı kollu haç planlı olup, yüksek kasnaklı bir kubbeye sahiptir. Kuzey, batı ve güneyinde revaklar bulunmaktadır. Yapı ana kubbenin üzerine değişik tonozlarla örtülmüştür. Taş işçiliğinde, kuzey ve batıdaki revak cephelerinde ve batı cephesindeki mukarnaslı nişlerde Selçuklu etkileri de görülmektedir.
Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

Binanın en görkemli cephesi güneyde olandır. Burada Adem'le Havva'nın yaratılışı frizi ve kemerin kilit taşı üzerinde Trabzon'da 257 yıl hüküm süren Komnenos Hanedanı'nın sembolü olan tek başlı kartal motifi bulunmaktadır. Fotoğraf:www.karadenizgezi.net

Binanın en görkemli cephesi güneyde olandır. Burada Adem’le Havva’nın yaratılışı frizi ve kemerin kilit taşı üzerinde Trabzon’da 257 yıl hüküm süren Komnenos Hanedanı’nın sembolü olan tek başlı kartal motifi bulunmaktadır.
Fotoğraf:www.karadenizgezi.net

  • 1261 yılında Bizans tahtına Mihail Paleologos oturmuş, kendisinin Yeni Roma İmparatoru olduğunu, Trabzon’dakilerin ise Laz Kralları olduklarını beyan etmiştir.
  • 1280-1297 arasında imparator olan Trabzonlu II. İoannes Komnenos, Konstantinopolis yönetimi ile ilişkileri düzeltmiştir. Oysa Bizans, İoannes’i bir tehdit olarak görüyordu, çünkü Mihail’in İkinci Lyon Konsili‘nde alınan Batı Kilisesi ile birleşmeyi kabul etmesine karşı çıkanların bazıları, İoannes’i Ortodoks Kilisesi’nin imparatorluk tacı için uygun görüyorlardı. Mihail’in üçüncü kızı Eudokia ile Konstantinopolis’te 1282 yılında evlenmiştir. Trabzon’a döndükten sonra, Roma İmparatoru ünvanını terk etmiştir. Trabzon İmparatorları ve onların aileleri kendilerini Büyük Komnenoi (Megas Komnenos/Megale Komnene) olarak adlandırmaya başlamışlardır. 1291 yılında Papa IV. Nicolas, II. İoannes’e Katolik olması ve kutsal toprakların yeniden ele geçirilmesi için hazırlanan haçlı seferine katılması için iki mektup yazmış, İoannes, bu mektuplara cevap vermemiştir.
  • Trabzon İmparatorluğu’nun en parlak dönemi, II. Aleksios Komnenos dönemi olmuştur (1297-1330). Giresun’a sızmaya çalışan Türkmenler bu bölgelerden çıkarılmışlar; Venediklilerle anlaşmalar yapılarak ticaretin Ceneviz tekeline girmesi engellenmeye çalışılmıştır. İmparatorluğun savunmasını da arttırarak gece-gündüz devriye gezecek güvenlik kuvvetleri oluşturulmuştur. Fakat köklü aileler, imparatorluğun yönetimine karışmaya başlamışlardır.
  • 1331-1351 yılları arasında saray hiziplere bölünmüş, bu yıllar iç savaşlarla geçmiş, 1347 yılında büyük veba salgını ve deprem felaketi yaşanmıştır.
  • Trabzon İmparatorluğu, sınırlarının en geniş olduğu zamanda, batıda Karadeniz Ereğli’sinden başlayarak doğuya doğru yaklaşık 1000 kilometrelik sahil şeridine yayılıyordu. Kırım’da da toprakları vardı.
  • Bizans İmparatoru III. Andronikos Paleologos’un gayrı meşru kızı İrene Paleologina,  saray darbesi ile tahtı ele geçirmiş, 1340-1341 arasında Trabzon İmparatorluğu’nun imparatoriçesi olmuştur.
  • Karadenizli Komnenos ailesinin haricinde birinin, kendilerinden olmayan bu Konstantinopolis’li kraliçenin tahtta oturmasından rahatsız olan yerliler, Aziz Eugene Kilisesi’ni ele geçirmişlerdir. Daha sonra Konstantinopolis’ten gönderilen kuvvetler bu isyanı bastırıp ele başlarını idam ettirseler de Laz Lordlarından Anakutlu‘nun torunu, II. Aleksios ‘un kızı Anna, yerli askerlerin yardımıyla Trabzon tahtını ele geçirmiştir. Anna Anakutlu Megale Komnini 1341-1342 tarihleri arasında Trabzon İmparatorluğu’nun imparatoriçesi olmuş, İrene Konstantinopolis’e gönderilmiştir.
Trabzon’un Maçka ilçesinde, Karadağ’ın üzerinde yer alan Sümela Manastırı. İlk kuruluşu 385 yılına, günümüzdeki boyutlara ulaşması ise 1360 yılına tarihlenmektedir. Manastırdaki fresklerde sıkça yer alan ve özel bir önem verilen Trabzon İmparatoru III. Aleksios Komnenos (1349-1390), manastırın kurucusu sayılmaktadır. Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

Trabzon’un Maçka ilçesinde, Karadağ’ın üzerinde yer alan Sümela Manastırı.
İlk kuruluşu 385 yılına, günümüzdeki boyutlara ulaşması ise 1360 yılına tarihlenmektedir. Manastırdaki fresklerde sıkça yer alan ve özel bir önem verilen Trabzon İmparatoru III. Aleksios Komnenos (1349-1390), manastırın kurucusu sayılmaktadır.
Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

  • Konstantinopolis, Trabzon üzerinde hakimiyet kurma sevdasından hiç vazgeçmedi. Bu çabalar, halk isyanlarına neden oldu. İktidar sık sık el değiştirdi. Ortodoks Hıristiyan inancı sebebiyle Konstantinopolis’e bağlı olan Trabzon, bu yüzden Bizans ile arasını iyi tutmaya çalıştı.
  • Tarihi İpek Yolu üzerinde yer alan Trabzon İmparatorluğu, Karadeniz ticaretinde önemli bir paya sahip olmuştur. İtalyanlara karşı da avantajını iyi koruyan imparatorlar başlarda vergiyi yüksek tutarak büyük bir gelir sağlamış, devlet ihtiyaç fazlası ürünleri de ihraç etmiştir. Bu ürünlerin başlıcaları gümüş, demir, şap, kereste, şarap, kumaş ve fındıktır.
  • Çok önemli bir görev olan donanma komutanı, Büyük Duka unvanını taşır ve soylulardan seçilirdi. Çok eski çağlardan beri denizcilikle uğraşan halkın giriştiği mücadelelerde kilit rolü donanma komutanları hatta korsanlar üstlenmiştir.
  • Karadeniz ticaretinin hakimi Cenevizliler de zaman zaman tahta geçecek kişi üzerinde söz sahibi olma çabası gösterdiler. Karışıklıklardan istifade etmek isteyen Türkmenler pek çok kez Trabzon’u kuşattılar ama başarılı olamadılar. Tüm bu çatışmalar Trabzon İmparatorluğu’nu zayıf düşürdü. Gürcistan Timur tarafından işgal edildi.
  • Akkoyunlu Hükümdarı Uzun Hasan (1453-1478), Osmanlı İmparatorluğu’na karşı Trabzon İmparatorluğu’nun yanında yer almıştır.
  • Trabzon İmparatorluğu İran ile iyi ilişkiler geliştirmiş ve astronomi alanındaki araştırmaları Trabzon’a taşıyarak geliştirmişlerdir.
  • 15. yüzyıla girerken Osmanlı Devleti ile Trabzon İmparatorluğu artık sınır komşusu olmuşlardır. Aynı dönemde Türkmenler de Giresun’a girmişlerdir. Trabzon, Osmanlı tarafından ilk kez 1440′larda kuşatılmışsa da alınamamıştır. Akabinde Erdebil Şeyhi Cüneyt (1447-1460), müritleri ile Trabzon İmparatorluğu’na saldırdı, şehri kuşatıp aldıysa da kaleyi alamadığı için geri çekildi. Osmanlı Sultanı II. Mehmet’in Trabzon’u almak için harekete geçtiğini duyunca Trabzon’u terk etti ve Amid’e (Diyarbakır) gitti.
  • Son olarak Fatih Sultan Mehmet 1461 yılında 140.000 kişilik ordusuyla gelerek yaklaşık bir aylık bir kuşatmadan sonra şehri teslim almıştır. Trabzon İmparatorluğu’nun son kralı David Komnenos (1459-1461), tahttan indirilerek ailesiyle birlikte Edirne’ye yerleştirilmiştir. İki yıl sonra imparator, Akkoyunlu hükümdarı Uzun Hasan’ın eşi olan yeğeni Theodora ile yazışmaya başladı. Osmanlılar tarafından ihanet olarak kabul edilen yazışmalar nedeniyle, David, büyük oğulları ve yeğeni, Fatih’in emriyle İstanbul’da idam edildiler.

 

 

 

Özbekistan Gezisi 36 Orta Asya Sanatı 2

  • Kırgızistan ve Özbekistan’da bulunan veriler, 7.-8. yüzyıllarda insan biçimli kaplarda oldukça gelişmiş bir plastik sanatın varlığına işaret eder.
  • 8. yüzyılın sonu ve 9. yüzyılın başında yerel hükümdarlar için Abbasi sarayı tek geçerli model idi.
  • 9. yüzyılda gelişmeye başlayan seramik sanatı, 9.-12. yüzyıllarda yaygın olarak halkın yaşamına girmiştir. Seramikçiler kendi mahallelerinde bir arada yaşıyorlardı. Moğol istilasından önce seramik, yüksek nitelikli bir sanat olmuştur. Semerkand, Hiva, Şaş, Merv, Nisa, Harezm şehirlerinde seramik üreten merkezler vardı. Orta Asya’da seramik önceleri yerli silikat hamuru ile Çin porselenini taklit etmeye çalışmıştır. Daha sonra taklit etmekten vazgeçmiş, kendine özgü bir üslup geliştirmiştir.
  • Efrasiyab (Semerkand) kazıları sınai boyutlara varan cam üretimini ortaya çıkarmıştır; 9. yüzyıldan itibaren konutların pencerelerini süslemek için daire biçiminde renkli camlar kullanılmıştır.
  • 10.-11. yüzyıllarda Maveraünnehir, Horasan ve Yakındoğu’da Türkleşme süreci hız kazandı. Çok sayıda Türk etnik grubu Yakındoğu’ya göç etmeye başladı. Maveraünnehir ’de Karahanlılar, İran ve Anadolu’da Selçuklular hanedanlar kurdular.
  • 10. yüzyılın sonunda Afganistan topraklarında, Doğu İran ve Kuzey Hindistan’da Gazne Sultanlığı hakimdi.
  • 10.-12. yüzyılların sanat anlayışı ve üslubu tümüyle İslamiyet faktörüne bağlıdır. İslam’la birlikte bazı eski gelenekler sönmeye yüz tuttu. Önceki yüzyılların anıtsal resimleri, İslamiyet öncesi büyük bir canlılık göstermişken, 8. yüzyıldan başlayarak yavaş yavaş neredeyse ortadan kalktı. İslam ile bezeme ve süsleme sanatları gelişmiş, nakkaş üst düzeyde bir sanatçı olmuştur. Bitkisel ve geometrik bezeme sistemleri ve kufi ağırlıklı hat sanatı gelişmiştir.
Şah-ı Zinde ’deki restorasyon çalışmalarından. Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

Şah-ı Zinde ’deki restorasyon çalışmalarından.
Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

  • 12. yüzyılda Orta Asya sanatçıları, seramikte kalıp ve pres kabartma tekniğini bilip uygulamaktaydı. Yapılarda çini kaplama yaygınlaştı. Semerkand seramiğinde kaligrafik bitkisel motifler önemli bir yer tutar. Gelişen matematiğe paralel olarak, geometrik bezemenin mimaride kullanılışı da yoğunlaşmıştır. Resimlerde hayvan motifleri çoğalmıştır. Özellikle kuş motifleri çok kullanılır. Semerkand seramiğinde insana ilişkin bir şey bulunmaz. Moğol dönemi öncesi, genelde belirli bir stilizasyon ifadesi olsa da, natüralizm de reddedilmiş değildir. Epigrafi bezemeye katılır. Sade ve parlak yazılarla süslenmiş kap kacak da yapılır. Yazıların okunmaz hale gelip sadece süs niteliğine dönüşmesi de 12. yüzyılda başlar.
  • Göçer sanat ve zanaat gelenekleri halı ve kilim işlerinde devam eder. Geometrik tasarımların yanı sıra çiçek motifleri de kullanılır.
  • Moğol öncesi dönemde Orta Asya, ünlü kumaşlarını Batı İslam ülkelerine ve Bizans’a ihraç etmiştir. Semerkand, Merv, Buhara gibi merkezlerde yün, pamuk, ipek kumaşlar, karma tekniğe dayalı simli kumaş ve gümüşi kumaş türleri de üretilmiştir. Merv ve Buhara’daki özel dokuma atölyelerinde Bağdat halifelerine gönderilen kumaşlar dokunuyordu. Dokuma sanatında motif olarak Çin ipeklilerindeki ejderler ve bulutlar da kullanılıyordu. Timur, Şam seferinden dönerken dokuma uzman ve işçilerini yanında getirmiş ve Semerkand’ı terk etmelerini yasaklamıştı. Semerkand’ın bir özelliği olan koyu kırmızı kadife Çin’de iyi satılıyordu.
  • 10.-11. yüzyıllarda Maveraünnehir ’den batıya hazır elbiseler, çadır malzemeleri ve boyalar da ihraç edilmiştir. Dokumanın hammaddesi koyun ve deve yünüydü.
  • Bitki özünden mavi bir boya olan indigo ile rengarenk boyanmış, çok yumuşak, kadın ayakkabısı yapımında kullanılan bir cins keçi derisi olan sahtiyan/maroken ihraç ürünleriydi. Semerkand marokeni ünlüydü.
  • Bu dönemin halı bezemesinde göçerlerin aşiret simgeleri ile Sogd sanatına özgü olan çift hayvan kompozisyonları çok kullanılmıştır.