Etiket arşivi: Konstrüktivizm

Çağdaş Sanata Varış 111| Kinetik Sanat

1950’ler

Uzayda Yapılanma (Kristal), Construction in Space (Crystal), Naum Gabo, 1937-1939. Eser, Londra’da Tate Modern’de sergilenmektedir. Naum Gabo (1890-1977), Konstrüktivizm akımının önemli uygulayıcılarından ve Kinetik Sanat’ın kurucularındandır. Bu eseri, şeffaf düzlemlerden ürettiği çok sayıda yapıtın ilkidir. Gabo’nun 1910’lu yıllardan beri hedeflediği, objelerin dinamik içeriğini yansıtmaktır. Bilimsel modeller ve teorilerle ilgilenmiş, bunları heykellerinde kullanmıştır. Bu eseri matematiksel bir modelin uygulamasıdır. Şeffaf plastik malzemenin tutkal ile yapıştırılmasıyla üretilmiş yapıtın çeşitli noktalarından yayılan çizgiler, dönme hissi vermektedir. Fotoğraf:tate.org.uk

Uzayda Yapılanma (Kristal), Construction in Space (Crystal), Naum Gabo, 1937-1939. Eser, Londra’da Tate Modern’de sergilenmektedir.
Naum Gabo (1890-1977), Konstrüktivizm akımının önemli uygulayıcılarından ve Kinetik Sanat’ın kurucularındandır. Bu eseri, şeffaf düzlemlerden ürettiği çok sayıda yapıtın ilkidir. Gabo’nun 1910’lu yıllardan beri hedeflediği, objelerin dinamik içeriğini yansıtmaktır. Bilimsel modeller ve teorilerle ilgilenmiş, bunları heykellerinde kullanmıştır. Bu eseri matematiksel bir modelin uygulamasıdır. Şeffaf plastik malzemenin tutkal ile yapıştırılmasıyla üretilmiş yapıtın çeşitli noktalarından yayılan çizgiler, dönme hissi vermektedir.
Fotoğraf:tate.org.uk

  • Kinetik Sanat, hareketi tasvir etmek isteyen bir sanat akımıdır.
  • Fütürizm, Konstrüktivizm, Bauhaus, De Stijl ve Alexandre Calder akımın kaynağını oluşturur.
  • Alexander Calder (1898-1976), heykel alanına hareket kavramını sokan sanatçıdır. 1931’de figüratif olmayan ilk kinetik konstrüksiyonunu yapmıştır.
  • Calder’in elle yada motorla hareket edebilen yapıtlarını 1932’de Duchamp ‘mobil’ler olarak adlandırmış. Aynı yıl Jean Arp da sanatçının hareket etmeyen işleri için ‘stabil’ler deyimini önermiştir. Daha sonra bu deyimler tüm heykeller için de kullanılır olmuştur. 1950’lerde Kuleler diye adlandırdığı duvar mobilleri, Çanlar diye adlandırdığı ses mobilleri üretmiştir.
  • Kinetik Sanat akımının kuramcısı Macaristan doğumlu Fransız sanatçı Nicolas Schöffer (1912-1992), 1950’li yıllarda ilk Kinetik eserleri vermiş; yapıtlarında mekanın değişik özelliklerini, ışık, müzik ve film ögelerini kullanmış, daha sonra zaman faktörünü de eserlerine dahil etmiş, dinamizmin ilkelerini ortaya koymuştur.
CYSP 1, Nicholas Schöffer, 1956. Bu eser sanatçının ilk güdümlü heykelidir. Yaratıcısına, etkileşimin babası ünvanını kazandırmıştır. Fotoğraf:thecreatorsproject.vice.com

CYSP 1, Nicholas Schöffer, 1956.
Bu eser sanatçının ilk güdümlü heykelidir. Yaratıcısına, etkileşimin babası ünvanını kazandırmıştır.
Fotoğraf:thecreatorsproject.vice.com

  • Kinetik yapıt çoğu kez bir mühendis ve sanatçının ortak ürünüdür.
  • Kinetik Sanat’ta mekanik, elektronik, dönüşümlü ve titreşimli hareketlerden yararlanılır; hava, su, su buharı gibi doğal güçler de kullanılır.
  • Bu akımda seyirci etkin ve yaratıcı bir role sahiptir.
  • Kinetik Sanat’ta hareket:
    *Optik yanılsama sonucu hareket yaratan yapıtlar (çoğunlukla Op Art tanımı içinde değerlendirilir),
    * İzleyicinin mekanda yerini değiştirmesiyle hareket yaratan yapıtlar (ilk örneği 1928 yılında El Lissitski tarafından verilmiştir. 1950’lerde ise Soto ve Agam tarafından bu tip yapıtlar üretilmiştir.),
    *Bir işin kademeli olarak aydınlatılmasıyla elde edilen ışık akışından yararlanarak yaratılmış hareket yanılsaması,
    *Hareket sağlayan bir aygıt olmaksızın kendiliğinden hareket kazandırılan üç boyutlu nesneler (Calder’in eserleri gibi),
    *Bir aygıt aracılığıyla hareket kazandırılan üç boyutlu nesneler ile sağlanır.
  • Eserler, yapım hatasından doğan veya kaza ile oluşabilecek tasarlanmamış değişimlere açıktır.
  • Op sanatçılar görsel hareketten gerçek harekete, iki boyutluluktan üç boyutluluğa kolayca geçebilmişlerdir.
  • İsviçreli sanatçı Jean Tinguely (1925-1991), 1953 yılında yerleştiği Paris’te karmaşık donanımlı ilk kinetik eserlerini yapmıştır. Makineler kullanarak hareketlendirdiği heykeller tel ve metal levhalardan oluşan, her parçası ayrı bir hızda dönen veya hareket eden, robota benzeyen düzeneklerdi. Tinguely, 1950′li yıllarda, Resim Makineleri isimli heykeller yapmıştır. Yaptığı bu heykeller robota benzemekte ve bir takım ses ve kokular çıkarabilmekteydi. 1960 yılında, kendi kendini yok eden ilk yapıtını, hurdalardan yaptığı işlevsiz makinelerini gerçekleştirdi. 1970’lerde halkın katılabileceği sokak gösterileri düzenledi. Yeni Gerçekçilik kapsamında da bu sanatçıdan bahsetmiştik.
Méta-mécanique, Jean Tinguely, 1955. Basel’deki Tinguely Müzesi’nde sergilenmekte olan; demir, metal ipler, kablolar, renklendirilmiş metal parçalar, elektrik motoru ile yapılmış olan Méta-mécanique adını vermiş olduğu heykelin çeşitlemelerini de yaptı. Bunlar, hareket edebilen ve değişebilen yapıtlardı. Fotoğraf: www.tinguely.ch

Méta-mécanique, Jean Tinguely, 1955.
Basel’deki Tinguely Müzesi’nde sergilenmekte olan; demir, metal ipler, kablolar, renklendirilmiş metal parçalar, elektrik motoru ile yapılmış olan Méta-mécanique adını vermiş olduğu heykelin çeşitlemelerini de yaptı. Bunlar, hareket edebilen ve değişebilen yapıtlardı.
Fotoğraf: www.tinguely.ch

L'Avant-Garde, Jean Tinguely, 1988. Yapıt metal, papier maché, masklar, V kayış, tahta tekerlekler, elektrikli motorlar ile yapılmış. Eser, İsviçre’nin Basel kentinde düzenlenen Maske Festivali’nde, kortejin en önünde yürüyenlerin taşıdığı Vortrab’ı temsil ediyor. Maskelerin çoğu Tinguely’nin festivalde kullandığı maskeler. Renkli tekerleklere bağlı maskeler yükselip alçalmakta. 1972’den sonra bu festival, sanatçının üretiminin merkezine oturmuş, bu amaçla kostümler ve maskeler üretmiştir. Festival teması Tinguely’nin anarşik ve gizli melankolik karakterine uyuyordu. İşlemekte olduğumuz 1950’li yıllardan 30 yıl sonra sanatçının yapmış olduğu bir eserinden de örnek vermek istedik. www.tinguely.ch

L’Avant-Garde, Jean Tinguely, 1988.
Yapıt metal, papier maché, masklar, V kayış, tahta tekerlekler, elektrikli motorlar ile yapılmış.
Eser, İsviçre’nin Basel kentinde düzenlenen Maske Festivali’nde, kortejin en önünde yürüyenlerin taşıdığı Vortrab’ı temsil ediyor. Maskelerin çoğu Tinguely’nin festivalde kullandığı maskeler. Renkli tekerleklere bağlı maskeler yükselip alçalmakta.
1972’den sonra bu festival, sanatçının üretiminin merkezine oturmuş, bu amaçla kostümler ve maskeler üretmiştir. Festival teması Tinguely’nin anarşik ve gizli melankolik karakterine uyuyordu.
İşlemekte olduğumuz 1950’li yıllardan 30 yıl sonra sanatçının yapmış olduğu bir eserinden de örnek vermek istedik.
www.tinguely.ch

  • Akımın sanatçıları zaman içinde sibernetik, elektronik ve yapay ışık yardımıyla Lumino Kinetik Sanat’a ve Çevre Sanatı’na yönelmişlerdir.

Çağdaş Sanata Varış 73 | Soyut Sanat 1

  • Soyut sanatın ortaya çıkışı 100 yıldan daha eskiye dayanır.
  • Soyut bir resim, bir şeyi, bir fikri, düşünceyi, felsefeyi veya estetik deneyimi temsil edebilir ve bildiğimiz bir şeye benzemesi gerekmez.
  •  Soyut, dünyaya ilişkin görsel deneyimimizi andırmayan eserlerdir. Daha esnek bir tanımda ise soyut resmin belirli formları belirli bir düzeyde benzerlik taşıyabilir. Doğa ve objeler soyutlanarak temsil edilebilir. Bu tür yorumlar soyut olarak kabul edilebilir, ama soyutlama olarak nitelendirmek daha doğru olur.
  • Mimetik olmayan biçimler geliştirilerek mimesisin sanat olarak algılanması sorgulanmıştır.
  • Sanat temsil eder, bir şeyi simgeler ama o şeye doğalcı veya mimetik düzeyde benzemesi gerekmez.
  • Soyut sanat konu sunmaz, bakan kişiyi yönlendirmez.
  • Figüratif değildir. Bir kişiyi, sahneyi veya gerçek bir nesneyi temsil etmez.
  • Soyut sanat, biçimler ve renklerin temsili olmayan, öznel kullanımı ile yapılan sanattır.
  • Soyut sanat yapan sanatçılar çevreden kopup, doğrudan doğruya kendi iç enerjileri ile diğer enerjiler arasında bağ kurmaya çalışırlar.
  • Soyut sanat şahsi değildir, evrenseldir.
  • Soyut sanat anlamak için değil, hissetmek içindir.
  • Sinestezik (herhangi bir duyunun uyarımının otomatik olarak başka bir duyu algısını da tetiklemesi) düşünenler harfleri ve sözcükleri görselleştirerek görür; bazıları müziği aynı şekilde görür. Bazı kişiler nesnelerin yapısı, düzenlenişi ve yan yana duruşlarının iyice farkındadır; buna karşılık kimileri esas olarak ışığı, dengeyi ve renklerin karşılıklı etkileşimini görür.
  • Sözcükler gerçek dünya referansları olmadan işlev göremezler ama müzik notaları, renkler ve soyut biçimler, eserin ötesindeki dünyada var olmayan şeyleri temsil edebilir. Bu durumda eser, yeni olanakların, yeni ruh hallerinin, düşüncenin ve duygunun yeni alanlarının bir bağlaşığı haline gelir. Soyut Sanat gibi müzik de birtakım şeylerin oldukları haliyle çağrışımlarını yapabildiği gibi, olmaları gereken ya da ideal bir dünyada olabilecek şeyleri de akla getirebilir. Soyut biçimler hiç gerçekleşmemiş olayları, henüz düşünülmemiş düşünceleri ve hissedilmemiş duyguları uyandırabilir. Onlar daha önce hiç bir araya gelmemiş birtakım şeyleri yeni bir şekilde buluşturabilirler. Organik şekillerin olmadığı bir dünyayı, sınırsız şekillerin ve renklerin dünyasını akla getirebilir.
  • Konstrüktivizm ve De Stijl soyutlamayı heykel ve mimariye de taşıyan akımlardır.
  • Soyut sanatı savunanlar, onun en büyük özgürlüğün sanatı olduğunu söylerler.
  • Oranların estetiğini çağrıştıracak bir geometrik uyum kavramı geliştirmiş tek modern sanat ekolü soyut sanattır.
  • Soyut sanat gerek doğaya, gerekse de gündelik hayata köle olmaya başkaldırarak bizlere saf biçimler sunar.
  • Oranların estetiğine Yeni Pitagorasçı bir dönüştür.
  • Soyut eserler genellikle sokaktaki insanların Güzellik anlayışına aykırı eserlerdir.
  • Soyut sanatın rolü, doğanın gizemlerini farklı bir yönden görme deneyimleme yollarını sunmaktır.
  • Fütürizm (1909-1939), Orfizm (1912), Neo Plastisizm/De Stijl (1912-1917), Süprematizm (1913-1920), Konstrüktivizm (1916), Geometrik Soyutlama adını alıyor. Bu dönemin ressam ve heykeltraşlarının geometrik ve çok bilimsel, matematiksel yaklaşımları oldu. İyi renk armonileri; hangi karenin hangi kareyle dengelenmesi gerektiği; ışığın renklerden yansıyışı, hangisiyle ters düştüğü, birbirlerini nasıl etkiledikleri gibi, karşıdakine hiçbir şey iletmeyen, kendisinden başka hiçbir şeyin simgesi olmayan, çok bilimsel, mantıklı soyutlamalar yapıldı.
  • Amerikan Formalizmi’nden önce Avrupa’da Geometrik Soyutlama vardı.
  • İslam sanatı, hat, kaligrafi dekoratif sanatlara girer. Soyut sanat ise güzel sanatlar kategorisine girer.
  • Çağdaş Sanata Varış dosyamızın 37. sayısına Kandinski ve Soyut Ekspresyonizm için bakabilirsiniz.
Soyuta doğru değişim sürecinde karşımıza ilk çıkan sanatçılardan biri Kandinski’dir (1866-1944). Yaptığı resimler soyut sanatın en önemli örneklerindendir. Slamxhype.com

Soyuta doğru değişim sürecinde karşımıza ilk çıkan sanatçılardan biri Kandinski’dir (1866-1944). Yaptığı resimler soyut sanatın en önemli örneklerindendir.
Slamxhype.com

  • 1930’larda Konstrüktivistlerden  Süprematistlere kadar tüm çağdaş akımların temsilcilerinin bir kısmı Nazi Almanya’sından kaçıp Paris’e geldiler, çalışmalarını burada sürdürdüler, Soyut Yaratım (Abstraction-Création) adlı bir de dergi çıkardılar. Soyut sanatı destekleyen sergiler açtılar. Sürrealizm’in etkisine karşı idiler. Doesburg, Auguste Herbin, Jean Hélion, Georges Vantongerloo grubun kurucusu oldular. Grup adına bir manifesto açıklanmadı. Kupka, Mondrian, Arp, Gabo, Schwitters ve Kandinski de grubun üyesiydi. 1932-1936 arasında beş tane yıllık yayınlandı, 1968’de bu yıllıklar tekrar basıldı.
  • 1930’larda SSCB’de ise Sosyalist Gerçekçilik, Devrim’e hizmet etmeye çalışıyordu. Sanat toplum içindir  anlayışı geçerliydi. Resim ve edebiyatta devrim, devrimci kahramanlar, işçi sınıfı, sanayi ana konuları oluşturuyordu. Maksim Gorki’nin romanları bu akımın güzel örnekleridir.
Abstraction-Création grubunun kurucularından Fransız ressam Auguste Herbin’in (1882-1960), 1931 tarihli bir tablosu. Fotoğraf: midcenturia.com

Abstraction-Création grubunun kurucularından Fransız ressam Auguste Herbin’in (1882-1960), 1931 tarihli bir tablosu.
Fotoğraf: midcenturia.com

Çağdaş Sanata Varış 70 | Bauhaus 1

BAUHAUS  1
1919-1933

  • İsviçreli Le Corbusier (1887-1965) hem kent yaşamına uygun, hem bireyselliği koruyan, sıradan olmayan, yaratıcı bir biçim anlayışını koruyan yapıları savunuyor. Bir evde dış görünüşten çok odaların, evin içinin iyi organize edilmiş olmasının, rahatlığın, sahibine beklentisinin karşılığını verebilmesinin önemli olduğunu öne sürüyor.
  • Almanya’da Le Corbusier’nin bu görüşlerini savunan, Frank Lloyd Wright’ın (1867-1959) teorilerinden etkilenen, teknik gelişmelerle sanatı birleştirmeyi amaçlayan, zanaat ile de elele veren Bauhaus Mimarlık ve Sanat okulu Weimar’da Walter Gropius (1883-1969)  tarafından kuruldu (1919 ) (Staatliches Bauhaus) .
  • Bauhaus 20. yüzyılın en etkili mimarlık ve tasarım okulu oldu.
  • Gropius, mimarların, ressamların, heykeltraşların zanaate geri dönmesi gerektiğini; çünkü profesyonel sanat diye birşey olmadığını; sanatçı ile zanaatkar arasında temelde bir fark olmadığını; sanatçının yüceltilmiş bir zanaatkar olduğunu; zanaat temelinin her sanatçı için elzem olduğunu; sanatçı ile zanaatkar arasında ayrım yapmayan yeni bir lonca kurulması gerektiğini öne sürüyordu.
  • Bauhaus’ta mimarlıktan başka vazo tasarımından şehir planlamasına, çocuk mobilyasından fotoğrafçılığa çeşitli sanat dallarında eğitim verilmesi hedeflenmiştir.
  • Bauhaus’un ilk ve en önemli hedefi sanat ve zanaat ikilemini ortadan kaldırmaktır.
  • Teknoloji bu dönemde yapıya girdi.
  • Gropius sanat-zanaat-endüstri üçlüsünü birleştirmeyi amaçladı. Bu, Birinci Dünya Savaşı sonrası yeni dünyaya yeni bakış açısı oldu.
  • Bauhaus, yaratıcılığın, tarihteki klasik örneklerin kopya edilmesi ile geliştiğini varsayan o güne kadarki çeşitli sanat ve mimarlık kurumlarından çok farklı bir çizgi izledi.
  • Tasarımda netlik, akılcılık, sadelik, geometrik düzenlemeye bağlı biçimler, asal renkler ve işlevsellik temeline oturan De Stijl ve Konstrüktivizm Weimar’a gelince Bauhaus’un modernist çizgisi belirmeye başladı.
  • Vitray, mobilya, dokuma, duvar kağıdı, çeşitli basım teknikleri, reklamcılık ve afiş gibi yeni konular ilk kez sistematik olarak ele alındı.
  • Bauhaus kesin programa dayalı bir kurum değildi, Gropius’un fikirlerine dayanıyordu.
  • Bauhaus Ekspresyonizm ve Konstrüktivizm’in (1916) getirdiği bir akım oldu.
  • Mondrian ve Cezanne’ın eserlerindeki yalınlık ve denge mimariye yansıdı.
  • Doğada, insanda hatta makinada denge ve düzen gözetildi.
  • 1910’dan sonra Almanya’da Ekspresyonizm, Hollanda’da Neo Plastisizm ve De Stijl, Rusya’da Konstrüktivizm etkileri ile yapılarda arınmışlık ortaya çıktı.
  • 20. yüzyıl sanatında aranan özellikler yalınlık, ifade gücü (ekspresyon) ve yapısallık (denge ve kalıcılık) oldu. 1912’lerde Avrupa’da hatırı sayılır hale gelen Doğu etkisi ile arı, sade ve işlevsel olma öne çıktı.
  • Özellikle Almanlarda bu arayışlar güçlü oldu.
  • Art Nouveau’nun dekoratifliğine ve her türlü dekoratif ögeye karşı çıktılar.
  • Mimarlıkta :
    **işlevsellik,
    **yalın biçim arayışı,
    **toplumun ihtiyaçlarını dikkate almak,
    **yapının çevre ile uyumlu olmasına (organik yapıya) özen göstermek,
    **binalara saydam bir görünüş kazandırarak iç ve dış mekanı birleştirmek,
    **bu ana ilkeleri kişisel yaratıcı güç ile ifade etmek önemsendi.
1860 yılında Büyük Dük tarafından sanat okulu olarak hizmete açılan binaya 1919’da Walter Gropius  tarafından Bauhaus adı verildi. 1996 yılında adı Bauhaus Üniversitesi oldu. Günümüzde 4000 talebesi var.

1860 yılında Büyük Dük tarafından sanat okulu olarak hizmete açılan binaya 1919’da Walter Gropius tarafından Bauhaus adı verildi. 1996 yılında adı Bauhaus Üniversitesi oldu. Günümüzde 4000 talebesi var.

  • Okulda metal işleme, mobilya yapımı, dokuma, seramik, tipografi, duvar resmi için işlikler açıldı. Ancak bu faaliyetler maliyeti karşılamadı.
  • 1921’de Wassily Kandinsky (1866-1944)Weimar’da Bauhaus diye bilinen tasarım okulunun kadrosuna dahil oldu. 1926’da biçimlerin etkili anlamları konusundaki Kandinski’nin araştırmalarının özeti Bauhaus’ta yayımlandı.
  • 1922 yılında Bauhaus’a giren Paul Klee (1879-1940) de Bauhaus’ta uzun süre öğretmenlik yaptı. Öğrencileriyle çizgilerin, biçim kalıplarının, renklerin, simgelerin, perspektifin resimsel işlevleri üzerinde çalıştı. Klee Bauhaus’tan 1931’de, Kandinski ise 1933’te ayrıldı.
  • Gropius zanaat vurgusundan vazgeçmeden Bauhaus’un amaçlarını 1923 yılında yeniden belirledi: seri üretim için tasarım yapmak. Okulun yeni sloganı “endüstri için sanat” oldu.
  • Josef Albers (1888-1976), 1920’de Weimar’da Bauhaus Tasarım Okuluna yazılarak 32 yaşında okulun en yaşlı öğrencisi oldu. Burada malzemelerini çöplerden sağlayarak ilk defa soyut resimlerle deneysel çalışmalara girişti; 1922’de cam atölyesini yeniden organize etti. 1925’te Bauhaus ile Dessau’a taşınan Albers, burada profesörlüğe getirildi. 1939’da Amerikan vatandaşlığına geçti.  1950’de Yale Üniversitesi sanat bölümünde mimarlık ve tasarım bölümlerini yönetti.
  •  Bauhaus döneminde dans nasıldı diye bakarsak: Oskar Schlemmer (1888-1943), Almanya’da 1913-1933 yılları arasında Bauhaus bünyesinde hem eğitmen hem sanatçı olarak çalışan bir heykeltraş, tasarımcı ve kuramcıydı. Bauhaus estetiğinin prensiplerini ortaya koyan eseri Das Triadisches Ballet (1922), insan figürünün geometrik şekillerle dönüştürülmesini esas almıştır. Bu eser aynı zamanda dönemin en fazla sahnelenen avangard dansı olmuştur. Schlemmer, dansın koreografik olarak oluşturulmuş geometrisinin hem mekanik, Apllovari, hem de ilkel itkilerin ifadesini esas alan Dionizyak akımın bir sentezini sunduğunu düşünüyordu.
Albers ilk kez değişmeyen bir biçimi renklerle çeşitlendirdi. Başyapıtı olan Kareye Saygıyı  1950’den sonra çalışarak rengin durum, çevre, ışık yoğunluğu gibi faktörlere bağlılığını gösterdi.

Albers ilk kez değişmeyen bir biçimi renklerle çeşitlendirdi. Başyapıtı olan Kareye Saygıyı 1950’den sonra çalışarak rengin durum, çevre, ışık yoğunluğu gibi faktörlere bağlılığını gösterdi.

Çağdaş Sanata Varış 64 | Modern Resim

  • Fotoğraf makinesinin gelişimi ile resim sanatı da değişime girmiştir. Önceleri, gerçekliği taklit ederek çizilmiş (mimetik), fantastik veya mitolojik konular seçilmiş, daha sonraları ise resimlere kasıtlı olarak tamamlanmamış görünüm verilerek resmin fizikselliği vurgulanmış, bunların yanı sıra, görünmeyenin, hislerin yansıtılmasına çalışılmış, tüm bunlarla resim sanatı eserleri biricik kılınmaya çalışılmış, bu şekilde önce fotoğraf sonra da film makinesi ile hesaplaşılmıştır.
  • Yeni anlatım yöntemleri ortaya konmuştur: Absürd, Simgecilik, İzlenimcilik, Dışavurumculuk, Kübizm, Gerçeküstücülük, Soyut sanat gibi.
  • Modernist resmin gelişmesi başlıca 3 aşamada oldu:

1. Gerçekliğin temsilinin krizi:  Cezanne, Kübizm, Dadaizm, Gerçeküstücülük.
2. Sunulamayanın Sunulması (Soyutlama): Yücecilik, De Stijl, Konstrüktivizm, Soyut Dışavurumculuk, Minimalizm.
3. Sunuşun reddi, estetik sürecin terkedilmesi: Kavramsalcılık.

Adnan Çoker (1927), Retrospektif 3.

Adnan Çoker (1927), Retrospektif 3.

  • Yirminci yüzyıldan itibaren, konular artık bir resmin önemini ölçmek için kullanılmamıştır. Anlam, estetik etkide yatar.
  • En iyi ressamların eserlerinin konularıyla değil, form ve teknikleri ile kendilerini ortaya koyduğu savunulmuştur. Konunun çok az önem taşıdığı ya da hiçbir önem taşımadığı öne sürülür. Eserin hiçbir konusu olmayabilir, ama yine de bir anlam taşıyabilir. Konu ve anlam birbirine bağımlı değildir.
  • Konunun kendisinden ziyade, ifade ettiği imgesel anlamın değerli olduğu savunulmuştur. Mesaj ya da anlamın, asıl içerik olan araçta yattığı düşünülmüştür. Eserin anlamı renklerde, şekillerde, kompozisyonda, fırça darbelerinde, dokulardadır; eserin biçimsel niteliklerindedir.
  • Cezanne ile eserin temel özelliğinin konu, içerik olmaktan çıktığını, eserde çizgi, şekil, renk ve ton gibi biçimsel niteliklerin ağırlık kazanmaya başladığını görürüz.
  • Modern resmin davası ne görülebilir, ne de gösterilebilir bir şeyin var olduğunu göstermektir. Kant, gösterilemez olanı biçim yokluğu diye adlandırarak izlenecek yolu göstermiş, soyutlamanın sonsuzun bir gösterimi olduğunu söylemiştir. (“Hiç suretini yapmayacaksın….” Çıkış Bab 20). Figürasyon ve temsilden kaçınarak göstermek amaçlanır.
  • Bir Modernist, resmi önce bir resim olarak görür.
  • 1913 yılında New York şehrindeki askeri kışlada açılan sanat sergisi, Cephanelik Sergisi, Amerikan sanatı üzerinde derin bir etki bırakmıştır. Bu sergide, modern Avrupa sanatçılarının eserleri ilk defa Amerikan sanat dünyasına tanıtılmıştır. Kübizm, Fütürizm, Post Empresyonizm ve diğer avangard sanat tarzlarını temsil eden ressam ve heykeltraşlar ilk kez Amerikalı sanatseverlere sunulmuştur. Başkan Roosevelt de sergiyi gezmiştir. Sergi daha sonra Chicago’ya gitmiştir. Orada da aynı ölçüde, hayranlık ve şaşkınlık uyandırmış, aynı zamanda ilham kaynağı olmuştur. Cephanelik Sergisi’ndeki eserlerin etkisiyle Amerikan sanatı, daha soyut bir sanat anlayışına doğru ilerlemiştir. New York’ta 1999’dan beri her yıl Cephanelik Sergisi açılmaktadır.

 

 

Çağdaş Sanata Varış 60 | Modern Sanat Akımları

  • Modernizm              1860-1930
  • Geç Modernizm       1930-1960
  • Postmodernizm       1960-1980
  • Çağdaş Sanat         1980- günümüz
  • Tarihsel Avangard   İki dünya savaşı arası dönem 1918-1939
  • Neo Avangard         1945 sonrası

 

Edvard Munch’un 15 yaşındaki kız kardeşi tüberkülozdan ölmüştür. Munch, hayatı boyunca bu imajı tekrar tekrar çizmiştir. Burada üstte paylaştığımız, Munch’un bu konuyu işlediği dördüncü versiyondur. Eserin sol üst kısmında görülen, kız kardeşinin ölüm döşeğinde oturduğu koltuğu hayatı boyunca saklamıştır. Tablonun kompozisyonu merkezi ve düşeydir. Ölüm konusu İskandinav sanatında oldukça sık işlenir. Altta ise kardeşinin hastalığı ile ilgili yaptığı Hasta Çocuk adlı tablonun bir başka uyarlaması görülmektedir. Oslo Ulusal Müze.

Edvard Munch’un 15 yaşındaki kız kardeşi tüberkülozdan ölmüştür. Munch, hayatı boyunca bu imajı tekrar tekrar çizmiştir. Burada üstte paylaştığımız, Munch’un bu konuyu işlediği dördüncü versiyondur. Eserin sol üst kısmında görülen, kız kardeşinin ölüm döşeğinde oturduğu koltuğu hayatı boyunca saklamıştır. Tablonun kompozisyonu merkezi ve düşeydir. Ölüm konusu İskandinav sanatında oldukça sık işlenir.
Altta ise kardeşinin hastalığı ile ilgili yaptığı Hasta Çocuk adlı tablonun bir başka uyarlaması görülmektedir.
Oslo Ulusal Müze.

 

  • Tarihsel, toplumsal, ekonomik ve felsefi bağlamlar sanatın ortaya çıkışını, gelişimini ve yorumlanmasını etkiler.

 

  • Kimi uzmanlara göre Modernizm 1750-1960 arasında neredeyse iki yüz yıl sürmüştür.
  • 1980 sonrası için Geç Modernizm ve Postmodernizm dönemi diyenler de vardır.
  • Çoğu sanat tarihçisi 1950-1970’lerin sonları arasında geliştirilen sanat felsefesinin bugün Çağdaş Sanat olarak gördüğümüz şeye temel oluşturduğunu savunurlar.
  • Bazı yorumcular bu dönemi, Modernizm’in sonu ve Postmodernizm’in başı olarak niteler.
  • Bazıları, 1950’lerden bu yana yapılan sanatı, modernist avangard çalışmaların devamı olarak görür ve Geç Modernizm olarak adlandırır. Bu eleştirmenlerden bazıları, Postmodernizm’i tanımlanabilir bir dönem olarak ele almaktan kaçınır.
  • Bazı eleştirmenler ise, Postmodernizm’in Modernizm’in değerlerine bilinçli bir karşı çıkış olduğunu savunur.
  • Bazıları tarafından Postmodern bulunan şeyler diğerlerine göre yeni bile değil, 20. yüzyıl modern sanatının devamıdır.
  • Çağdaş Sanat’ın başlangıç tarihini Berlin Duvarı’nın yıkıldığı; Tiananmen Meydanı’ndaki gösterilerin bastırıldığı ve Sovyet kömünizminden sapan Çin’in kapitalizmin oyununa katıldığı yıl olan 1989 olarak tespit eden, Çağdaş Sanat’ı Soğuk Savaş sonrasının sanatı olarak tanımlayan uzmanlar vardır.

 

Dosyamızda, Modernizm       1860-1960
Postmodernizm 1960-1989
Çağdaş Sanat   1989-Günümüz olarak kabul edilmiştir.

 

Birbirinden çok farklı bu yorumların gösterdiği gibi, Modernizm, Postmodernizm, Geç Modernizm ve Avangard gibi terimlerin kesin ve güvenilir tanımlarının olmadığını söyleyebiliriz. Terimler, kullanıldıkları bağlama ve kullananların görüşlerine bağlıdır.

Alberto Giacometti, çağlar boyunca insan imgesini dile getirirken kullandığı ince uzun figürleri, yarınlarından emin olamayan insanların hem güçsüzlüğünü, hem de dayanıklılığını mükemmel bir biçimde ifade ederler.  Helsingor, Louisiana Açık Hava Müzesi, Danimarka.

Alberto Giacometti, çağlar boyunca insan imgesini dile getirirken kullandığı ince uzun figürleri, yarınlarından emin olamayan insanların hem güçsüzlüğünü, hem de dayanıklılığını mükemmel bir biçimde ifade ederler.
Helsingor, Louisiana Açık Hava Müzesi, Danimarka.

MODERN SANAT AKIMLARI

Şu ana kadar değindiğimiz akımların kesin çizgilerle birbirinden ayrılmadığını, akımların başlangıç ve bitiş tarihlerinin de bulanık olduğunu hatırlatmak isteriz. Örneğin Art Nouveau’nun başlangıç tarihi olarak bazı kaynaklar 1880, bazı kaynaklar 1905 yılını kabul ederken; aynı akımın bitiş tarihi olarak ise 1910 ve 1939 yılları zikredilmektedir.

 

  • Romantizm 1800-1850
  • Barbizon Ekolü 1830-1870
  • Ön Rafaelciler 1848
  • Realizm 19. yüzyılın ikinci yarısı
  • Empresyonizm 1874
  • Post Empresyonizm (Geç İzlenimcilik) – 1886 – 1905
  • Neo Empresyonizm (Yeni İzlenimcilik)- 1886 – 1906
  • Art Nouveau – 1905 – 1939 veya 1880-1910
  • Sembolizm – 1880 – 1900′ların başı veya 1886-1910
  • La Belle Epoque ve Nabiler   1888-1900
  • Ekspresyonizm (Dışavurumculuk) – 1890 – 1939
  • Fovizm – 1898 – 1906 veya 1898-1908
  • Die Brucke 1905-1913
  • Kübizm – 1908 – 1939 veya 1907-1939
  • Orfik Kübizm 1912
  • Kübo Fütürizm 1913
  • Neoplastisizm ve De Stijl 1912-1917
  • Süprematizm – 1913 veya 1915-1920’ler
  • Fütürizm – 1909 – 1939 veya 1909-1920’ler
  • Der Blaue Reiter 1911
  • Konstrüktivizm 1916 veya 1920’ler ve sonrası
  • Dadaizm – 1916 – 1923 veya 1916-1922
  • Sürrealizm 1924 veya 1922-1939
  • Art Deco 1920’ler-1930’lar

Modern sanatın 1930’ların sonuna kadar gelen akımlarını sizlerle paylaştık. Modern sanat akımlarına devam etmeden önce bir gözden geçirme yapmak istedik. Modernizm denen dönemi meydana getiren temel noktaları toplu halde gördükten sonra Modernizm akımlarına devam edip, Postmodernizm’e, daha sonra ise Çağdaş Sanat’a  geçmeyi planlıyoruz.