Etiket arşivi: Konstantinopolis

Bizans İmparatorluğu 137|Konstantinopolis Limanları 1

  • 5. yüzyılda kente hizmet veren dört limandan ikisi, Haliç’teki Prosphorion ve Marmara’daki Theodosius veya Kaisarios daha sonra terk edilirken, Haliç’teki diğer liman Neorion savaş filosuna ayrılmıştı. Yalnızca Marmara’daki Julianus ve Sophia Limanı ticari gemicilik için kullanıma açık kalmıştı. Justinyen, deniz yoluyla gelen malların Neorion’dan Julianus Limanı’na nakline karar vermişti. Cyril Mango bu naklin Arap tehdidi karşısında deniz kuvvetlerinin büyümesinin bir sonucu olarak 7. yüzyılda gerçekleştiğini ifade ediyor.
Haliç ve Marmara’daki limanları gösteren harita. Fotoğraf: Ortaçağ’da İstanbul, Paul Magdalino, Koç Üniversitesi Yayınları, 2012.

Haliç ve Marmara’daki limanları gösteren harita.
Fotoğraf: Ortaçağ’da İstanbul, Paul Magdalino, Koç Üniversitesi Yayınları, 2012.

  • Neorion Limanı, Julianus Sophia Limanı yapılıncaya kadar başkentin en önemli ticaret limanlarından biriydi. Yarım daire planlıydı. Bir revakla kıyıya bağlanıyordu.
  • Terk edilmiş liman ile veba salgını arasında kurulan bağdaştırma, Konstantinopolis’e ilk defa 542’de gelen veba salgını ile başlar. Halk veba salgınının bu limandan kaynaklandığına inanmıştır. 698 yılında İmparator Leontios’un donanmaya yer açmak için Neorion Limanı’nın dibini taratmak zorunda kaldığı biliniyor. Bu da bize Neorion’un bir süredir kullanım dışı olduğu gösteriyor. Ancak bu işlemin, aynı yıl başlayan hıyarcıklı veba salgını adına yapıldığını düşünenler de var.
  • Neorion Limanı etrafındaki bölgelere 10.-11. yüzyıllarda Frenk ve Yahudi işadamları yerleşmiştir.  Limanın batısında Pisalılar oturuyordu. 12. yüzyılın sonlarında limanın güney ve doğusuna Cenevizliler yerleşti. Osmanlı döneminde, 17. yüzyılda buraya Yahudiler yerleştirildi.
  • Pontus Novus, Kontaskalion da denen Julianus Sophia Limanı’nın inşaatının İmparator Julianus (361-363) döneminde başladığı biliniyor. İmparator Anastasius (491-518) limanı temizletmiş ve önüne mendirek yaptırmıştır. Liman,  II. Justinos (565-578) ve eşi Sophia tarafından onarılmıştır. Limana Justinos ve karısının heykeli dikilmiştir. Bu heykeller ve kaideleri günümüze ulaşmamıştır.  İmparator Theophilos (824-842) limanı temizletmiş, limana kuleler eklemiştir.
  • Deniz ticaretini Haliç’in oluşturduğu doğal limandan Marmara’ya Julianus  Sophia Limanı’na taşıma kararının, Kutrigur Hunları’nın 559 yılındaki istilası ve 561 yılındaki isyanda kıyıdaki ambarların ateşe verilmesi sonucu alınmış olduğu düşünülüyor..
  • 10. yüzyıla ait bir eserde Sophia Limanı civarında oturan çok zengin bir zanaatkardan söz edilir. Bu da burasının müreffeh bir ticaret bölgesi olduğunun göstergesi sayılır.
  • Liman, Osmanlı döneminde Kadırga Limanı olarak bilinirdi. Liman, günümüze ulaşmamıştır.
  • Alman mimarlık tarihçisi Prof. Johannes Cramer 1998 yılında, İstanbul yeraltı şehrinin Roma’nınkinden sekiz kat daha geniş olduğunu söylemişti. Bu görüş, İstanbul’da yapılacak Marmaray ve Metro inşaat kazıları başlamadan önce, İstanbul Arkeoloji Müzeleri Müdürlüğü tarafından 2004-2010 yılları arasında yapılan kurtarma kazıları ile doğrulanmıştır. Neolitik, Helenistik, Roma, Bizans, Osmanlı dönemlerine ait yaklaşık 25.000 buluntu ele geçmiş olmakla birlikte biz burada sadece Bizans eserlerine odaklanacağız.
  • Yüzlerce yıl İstanbul’un sebze ve meyve bahçeleri olarak bilinen ve Osmanlı Dönemi’nde Langa (Vlanga) olarak adlandırılan Yenikapı’da I. Andronikos Komnenos’un (1183-1185) bir köşk yaptırdığı ve 13. yüzyılın ikinci yarısında bu bölgeye Yahudilerin yerleştirildiği bilinmekteydi. Yenikapı’da dört ayrı bölgede başlatılan kazılarda Konstantinopolis’in 4. yüzyıl ile erken 7. yüzyıllardaki en büyük ticari ulaşım merkezi olan Theodosius Limanı gün ışığına çıkartılmıştır.

 

Bizans İmparatorluğu 136|Bizans’ta Felsefe 2

  • Roma siyasal otoritesi gibi Bizans siyasal otoritesi de filozofların oluşturduğu yıkıcı potansiyel konusunda daima dikkatli davranmıştır.
  • Felsefe öğretimini kontrol altına almak için önce Atina’da doğrudan imparator tarafından finanse edilen kürsüler oluşturulur. Sonra da Beyrut, Atina ve İskenderiye gibi antikçağın retorik, hukuk ve felsefe alanlarındaki eğitim merkezlerini zayıflatmak amacıyla, İmparator II. Theodosius tarafından (401-450), 425 yılında Konstantinopolis Üniversitesi olarak bilinen kurum yaratılır.
  • Atina ve İskenderiye 5.-6. yüzyıllar arasında didaktik ve felsefi araştırma merkezleri olarak itibarlarını korumayı başarırlar.
  • Zıt bir felsefi amaca sahip olmalarına ilaveten siyasi ve dini meseleler karşısında sergiledikleri tavırlar da farklı olan Atina ve İskenderiye Okulları arasında sürekli olarak öğretmen değiş tokuşu olur.
  • Başta Hıristiyanlığa karşı daha az düşmanca tavırlar sergileyen, hatta daha sonra Hıristiyanlığa açıkça destek veren İskenderiye Okulu, siyasal açıdan merkezi iktidara karşı daha temkinli ve uzlaşmacıdır.
  • Atina Okulu’nun temsilcileri azimli paganlardır ve Platon’un Devlet’ini örnek alan bir toplumu desteklerler.
  • Atina Okulu, Justinyen tarafından 529 yılında bir emirname ile kapatılmış, emirnamede dini, kültürel ve siyasi yönler vurgulanmıştır.
Raphael’in Atina Okulu adlı tablosunun (1509) merkezinde yer alan Platon (solda) ve Aristo (sağda). Fotoğraf:kulturakademietexphil.wordpress.com

Raphael’in Atina Okulu adlı tablosunun (1509) merkezinde yer alan Platon (solda) ve Aristo (sağda).
Fotoğraf:kulturakademietexphil.wordpress.com

  • 7.-12. yüzyıllar arasındaki Orta Bizans Dönemi’nde felsefe ile teoloji arasında gidip gelen bir durum vardır.
  • Bir efsaneye göre, Platon Hades’te İsa’nın vaaz ettiklerine ilk inanan kişiydi.
  • Ama bu dönemde bile Platon ve Aristo’nun otoritesine açıkça atıfta bulunulduğu ortamlar da az değildi.
  • Aristo’ya olan ilgi, 9. yüzyılda yaşanan ilk Bizans hümanizmi döneminde de devam etti.
  • Hem Yunan dönemi öncesi Doğu’nun ilmiyle hem de Hıristiyanlığın temel dogmalarıyla fikir birliğinde olan Platon lehine daha önce sergilenmiş olan ilgi vurgulanmış; dünyanın bir başlangıcının olmadığını savunan Aristocu doktrin Hıristiyan dogması ile uzlaştırılamayacağı için kınanmıştır.
  • Makedon Rönesansı’ndan (920-1057) itibaren Yeni Platoncu felsefe ile Aristoculuk’un destekçileri arasında tartışmalar yaşanır.
  • Farklı eğilimlere rağmen, Bizans teoloji-felsefe alanında ne tamamıyla klasik karşıtı yönelim ne de felsefi-akılcı yönelim baskın olmayı başarır.
  Aziz Thomas Aquinas’ın Yüceltilmesi, Francisco De Zurbaran, 1631. Fotoğraf: www.salvemariaregina.info


Aziz Thomas Aquinas’ın Yüceltilmesi, Francisco De Zurbaran, 1631.
Fotoğraf: www.salvemariaregina.info

  • 14. yüzyılda Nicephoros Chumnos ve Theodoros Metochites gibi dönemin ileri gelenleri Aristocu olmuşlardır. Bizans’ta felsefe alanında 15. yüzyılda, Georgios Gemistos Plethon’un Yeni Platoncu okulundan da bahsetmek gerekir.
  • 13.-16. yüzyıllarda, Bizans için, en belirleyici olay, Konstantinopolis’te Latin Krallığı’nın kurulmasıdır (1204-1261). Bu dönemde Bizans dünyası Batı’nın skolastik felsefesiyle doğrudan bağlantıya geçer.
  • Haçlı işgali, imparatorun prestijini kaybetmesi, Latinler’in başlıca düşman olarak görülmeye başlanmasıyla Helenizm ile yakınlaşmayla doğan yeni bir etik, yeni bir yönetim kuramı olarak Yunan felsefesinin, özellikle de Platonculuk’un dirilişi buradan kaynaklanmıştır. Ancak, düşünsel düzeyde kalan bu hümanist akım, dar entelektüel çevrelerde kalmıştır. Bizans halkının beklentilerini karşılamaktan uzak kalmış, bir teoloji çatışmasına dönüşmüştür. Aziz Aquino’lu Thomas’ın izinde ilerleyen, gerçeğin akıl yoluyla araştırılmasını savunan Calabria’lı keşiş Barlaam’ın görüşü, tefekküre ve çileye çekilerek Tanrı esinine aracıya gerek kalmadan kavuşulacağını ileri sürenler tarafından eleştirilmiştir.
  • Güney İtalya’daki Yunan manastırları özellikle 14. yüzyılda Bizans ile İtalyan hümanizmi arasında dindışı gelenek ve dini kültür arasında aracılık rolü üstlenir. Dominikenler, Thomas Aquinas’ın (1221-1274) yazılarını Doğu’da yaymak için ilk çabayı gösterenler olur.
  • Aquinas’a duyulan ilgi Aristo üzerine yapılan araştırmaları artırır.
  • Teolog Patrik Gennadios Skolarios (1403?-1472), Aquinas’ı Aristo’nun yorumcuları arasında en önemlisi ilan eder.
  • Doğu ile Batı Kiliselerinin birleştirilmesi için son bir kez daha gayret gösterilen Floransa Konsili’nin (1438-39) teolojik-felsefi temelleri büyük ölçüde bu etkiden kaynaklanır.
  • Patrik Skolarios’un Aristo yanlısı tutumu Bizans dönemi sonrası Ortodoks Kilisesi’nin, Platon öğretileri konusunda çok şüpheci davranan resmi ideolojisinin gelişiminde önemli rol oynamıştır.

 

Bizans İmparatorluğu 134|Bizans’ta Kültür 2 Dini Şiir ve Müzik

  • İlahi yazımı Bizans’ın en büyük kültürel olaylarından biridir. Justinyen, keşişler için sabah, öğlen ve akşam ilahi söylemeyi şart koşmuştur. Justinyen’e atfedilen bir ilahi de vardır.
  • Bizans dini şiirindeki en büyük yenilik, vurgulu vezin ile karmaşık yapılar içeren ve litürjide kullanıldığında müziğin eşlik ettiği ilahi türünden şiirlerdir. Dini şiirin tamamı, ruhani yücelme, tefekkür ve şiirsel çeşitliliktir. Kitabı Mukaddes metninin tekrar tekrar ele alınmasına dayalıdır.
  • 5. yüzyılda şairler Eski ve Yeni Ahit’i Homeros tarzında yazmaya başlarlar. İmparator II. Theodosius’un karısı Eudoxia’nın (393-455) bu işte rolü büyüktür. Burada arzu edilen, kültürlü paganlar da diyalog kurma amacıyla Homeros’un Hıristiyanlaştırılmasıdır.
  • Orta ve Geç Bizans döneminde de en çok rastlanan tür, kutsal metinleri temel alan şiirlerdir.
  • İlahilerde kıtalar bir solist/papaz tarafından, dördüncü dizenin tekrarı olan nakarat ise cemaat tarafından söylenir. Mezopotamya çıkışlı olan bu bağ örüntüsüne antifon denir. Sadece insan sesinden oluşan, huzur veren bu ezgilere saf ezgiler adı veriliyor.
  • 4. yüzyılda Bizans’tan Milano’ya giden Piskopos Ambrosius antifonu Doğu’dan Batı’ya taşımış, yaptığı derlemeler Ambrosius Ezgileri olarak anılmıştır.
  • 7. yüzyılda kanon gelişir. Kanonda müziksel eşlik çok önemlidir. Kanonun en eski döneminin Suriye-Filistin bölgesinde ve özellikle San Saba Manastırı’nda geliştiği sanılır. Çoksesli müzik türlerindendir. Ses girişleri, dizinin türlü katlarında tekrarlama yoluyla birbirini izler.
  • İkonoklazm döneminden sonra Theodorus Studites birçok kanon besteler. 9. yüzyılda Bizans’ın en ünlü kadın şairi, dindışı şiirler de yazmış olan Kassia da birçok ilahi ve kanon bestelemiştir.
  • Bir yandan eldeki muazzam ilahi dağarcığının litürjik törenler için düzenlemesi yapılır, ilahi vezniyle litürjik takvimler oluşturulur; bir yandan da Theodorus Metochites (1260-1332) gibi önde gelen bazı aydınlar ilahi bestelemeye devam ederler.
  • Kanonda en önemli yeri pişmanlık şiirleri tutar.
Fotoğraf: hafifmuzik.org

Fotoğraf: hafifmuzik.org

Bizans İlahisi örneğini paylaşıyoruz.
Lübnanlı Rahibe Marie Keyrouz söylüyor.
https://www.youtube.com/watch?v=FPWHi2zKBiM

Sesi öbür dünyayı çağrıştıran, suyla çalışan, dolayısıyla hidrolius adı verilen ilk orgun Mısır’da kullanıldığı; bu yüzden ilk kiliselerin su kenarına yapıldığı düşünülüyor.

Basınçlı hava ile çalışan orgun ilk örneği 393 yılına uzanır ve Konstantinopolis’te Theodosius Dikilitaş’ın kaidesinin bir yüzeyine oyulmuştur.

  • İlahi lehçeleri söz konusu olduğunda Bizans ilahisinden başka Batı’da, İspanya’dan Mozarabik ilahi ile Gallik ilahiden de bahsetmemiz gerekir.
  • Aziz Studios Manastırı/İoannes Prodromos Kilisesi (İmrahor İlyas Bey Camii), minyatürlü elyazmaları üretilen ve ilahiler bestelenen bir merkez olmuştur.
  • Çoksesli müziğe ilk adımın Bizans’ta atıldığını düşünen kaynaklar var. İlahi söylenirken iki hareket olabilir: Değişmeyen sabit ilahi sesi (tenere) (genelde bas ses olur) ile bu sesin üzerine gelen koronun sesinin kesişim noktalarının çok sesli olduğu söylenir. Bu, Barok dönemin basso continuo’sunun başlangıcı olarak kabul edilir; genelde org basso’y, tenere çizgisini tutar,  soprano ses, bas sesten ayrılıp dalgalanır.
  • Bizans ilahisi ile Mevlut benzerdir, denir.
  • Ses perdesinin temposunu ve kuvvetini ifade eden kırmızı mürekkeple yazılan işaretler Bizans notasyonunda kullanılmış işaretlerdir. 9. yüzyıldan sonra da neuma adı verilen perde işaretleri kullanılmıştır.
  • İmparator ve imparatoriçe onuruna yapılan, kilise törenlerinde daima koro şefi tarafından yönetilen ve koro tarafından icra edilen müzik olurdu.
  • Törenlerde kullanılan müzik aletleri ise antik çağlarda kullanılmış müzik aletlerinin ufak değişimlere uğramış türleriydi. Bizans müzik yaşamında pandura adı verilen, uzun saplı telli müzik aleti; kemanın atası sayılan viel adı verilen yaylı çalgı; tek ya da çift dilli kaval aulos, harp benzeri psalterion gibi müzik aletlerinin yanında Bizans’ta org da kullanılmıştır.
MÖ 5.yüzyıla ait kabartmada Yunan pandurası çalan bir kadın görüyoruz. Fotoğraf:www.pinterest.com

MÖ 5.yüzyıla ait kabartmada Yunan pandurası çalan bir kadın görüyoruz.
Fotoğraf:www.pinterest.com

 

 

Bizans İmparatorluğu 130|Khora (Hora) Manastırı / İsa Kilisesi / Kariye Müzesi 1

Khora (Kariye), dıştan. Güney doğu cephesi. Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

Khora (Kariye), dıştan. Güney doğu cephesi.
Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

  • Edirnekapı’dadır.
  • Khora, eski Yunancada kent dışı, kırsal alan anlamına gelir. Kariye de Arapça kent dışı demektir. Bu adın, yapıldığı dönemde Konstantin Surlarına nazaran şehrin dışında kaldığı için verildiği sanılmaktadır. Bu görüş doğru ise ilk yapının 413 yılından önce yapılmış olması gerekir.
  • Büyük Konstantin’in inşa ettirdiği surlara 70 yıl sonra, İmparator II. Theodosius döneminde ilave yapılmış, sur içinde kalan bölge büyütülmüştü. İlave edilen 1.5 kilometre genişliğindeki bölüm için khora tanımı uygundu. Zenginler burada kır evleri yapmışlar, bu evlerde rahip ve rahibeleri ağırlamışlardı. 6. yüzyıl başlarına gelindiğinde Konstantinopolis’in içinde ve civarında en az 100, Konstantin-Theodosius surları arasında ise en az 25 manastır oluşmuştu.
  • Khora Manastırı’nın yerinde önce tarihi kesin olarak bilinemeyen bir şapel vardı. Manastırın inşa tarihi kesin olarak bilinmez; 6.-8. yüzyıllar arasına tarihlenir.
  • 531 yılında Konstantinopolis’e gelen Filistinli Aziz Sabas’ın Khora’yı ziyaret ettiği rivayet edilir. Khora Manastırı’nın Filistin ile bağlantısının 800’lü yıllara kadar devam ettiği söylenir.
  • Khora’nın baş keşişleri, İkonaklazm devrinde imparatorun dini politikasına uyumlu hareket etmiştir.
  • İkonaklazm döneminden sonra Khora’daki keşişlerin sayısı yüzü geçmiştir. Bu sayı Bizans standartları için yüksektir.
  • Kesin arkeolojik ve tarihsel bulgularına sahip olduğumuz ilk kilise, Komnenoslar döneminin hemen başına aittir ve 1077-1081 yıllarında Aleksios I. Komnenos’un (1081–1118) kayınvalidesi Maria Dukaina tarafından inşa ettirildiği sanılmaktadır, yani Orta Bizans dönemine aittir. Bu yapının planı, kapalı Yunan haçı biçimindeydi.
  • Kilise yaklaşık elli yıl sonra, Aleksios’un imparator olmayan oğlu, beste yapan, şiir yazan, üç tane felsefe kitabının yazarı İsaakios Komnenos (1093 – 1152′den sonra) tarafından yeniden inşa ettirildi; İsaakios tek nefli bir kilise yaptırdı.
Narteksin güney kubbesinin altında büyük nişte yer alan Deisis sahnesinde Vaftizci Yahya yoktur. İsa ve Meryem’in iki yanında dua eden küçük figürler İsaakios Komnenos ve Altın Ordu Hanı Toktay ile yapmış olduğu evlilikten dolayı Moğolların Hanımı adı verilen II. Andronikos’un kızı Maria’dır. Fotoğraf: gezginhayta.blogspot.com

Narteksin güney kubbesinin altında büyük nişte yer alan Deisis sahnesinde Vaftizci Yahya yoktur. İsa ve Meryem’in iki yanında dua eden küçük figürler İsaakios Komnenos ve Altın Ordu Hanı Toktay ile yapmış olduğu evlilikten dolayı Moğolların Hanımı adı verilen II. Andronikos’un kızı Maria’dır.
Fotoğraf: gezginhayta.blogspot.com

  • Komnenoslar Dönemi’nde (1081-1185) Blakhernai Sarayı’nda başlayan yaşam, saraya yakın olan Khora’nın önemini artırdı.
  • Latin işgali esnasında kutsal emanetlerinden bazılarını yitiren ve bakımsız kalan kilisenin, 13. yüzyıl sonlarına doğru  kubbesi de yıkılmıştır.
  • Andronikos II. Paleologos (1282-1328) döneminin devlet yönetiminin ileri gelenlerinden, baş hazinedar, siyasetçi, edebiyatçı, matematik ve astronomi alanlarında bilgin, Aristo üzerine çeşitli yorumların yazarı ve büyük kitapsever Theodoros Metokhides (1270-1332) kilisenin kubbesini yeniden yaptırdı, bir narteks ve Parekklesion ile son bulan bir dış narteks ekletti. Yapım çalışmaları 1316 yılında başlamış, 1321 yılına kadar sürmüştü. Metokhides Khora için en iyi ustaları görevlendirmişti. Yapım sırasında, Komnenoslar devrinde yapılan ana mekana dokunulmamıştı. İç ve dış narteks mozaiklerle, Parekklesion freskolarla bezenmiştir.
  • Khora’nın 1279 yılında Roma Kilisesi ile birleşme yanlısı Patrik XI. Yuhanna Bekkos’un ve Patrik I. Athanasios’un ikametgahı olduğu bilinmektedir. Aynı dönemde burada ders vermeye başlayan, antik yazmaları inceleyen; Latinceden Grekçeye, Aziz Augustinus ve Boethius’tan tercümeler yapan Maksimos Planudes Khora’yı akademik açıdan da önemli bir yer haline getirdi. Bu, aslında pek yapılmazdı. “Heretik Batı”dan öğrenebilecekleri herhangi bir şey olduğunu düşünmezlerdi.
  • Khora’nın restorasyonu sırasında, çok bilgili biri olan Metokhides, Planudes’in açtığı yoldan gitmiş, Khora’da zengin, hem antik hem de Hıristiyan yazarların eserlerini barındıran bir kütüphane de oluşturmuştu. 1305-1328 yılları arasında sarayda önemli bir konumu olan Theodoros Metokhides bu sırada da entelektüel faaliyetlerine ara vermemişti. Çoğu günümüze de ulaşmış çalışmalarının basılmış hali 12 cilt tutacak miktardadır. Kütüphaneyi kendisi gibi bir polymath (çok bilgili kimse, allame, her şeyi bilen) olan yetiştirmesi Nikephoros Gregoras’a emanet etmişti.
  • III. Andronikos tahta çıkınca Metokhides’in mal varlığına el koyulmuş, sarayı yağmalanıp ateşe verilmiş, sürgüne gönderilmiştir.
  • Metokhides, görevini kötüye kullanarak çok zengin olmuş, Trakya’ya sürülmüş, 1330’da Konstantinopolis’e dönmesine izin verilmiş, son iki yılını restore ettirdiği Khora’da keşiş olarak geçirmişti. Metokhides teolojik tartışmalardan daima uzak durmuştu. Ama Gregoras bunu başaramadığı için 1351’de hüküm giydi ve Khora’da hapsedildi. 1400’lü yıllara kadar aktif olan Khora’daki kütüphaneden günümüze sadece birkaç eser ulaşmıştır.
Metokhides kendisini de nartekste, diz çökmüş, kilisesini İsa’ya sunarken betimletmiştir. Fotoğraf: www.flickr.com

Metokhides kendisini de nartekste, diz çökmüş, kilisesini İsa’ya sunarken betimletmiştir.
Fotoğraf: www.flickr.com

  • Burası, 1511 yılında Sultan II. Beyazıt döneminde camiye çevrilmiş, mozaiklere hiç dokunulmamıştır. Sadrazam Hadım Ali Paşa, burada namaz kılarken tahta kepenk ile mozaiklerin üzerlerini örttürürmüş, denir.
  • 1945 yılında müzeye dönüştürülmüş, mozaikler bakım görmüştür.
  • Son geniş kapsamlı restorasyon 1948-1959 yılları arasında Amerikan Bizans Enstitüsü tarafından yapılmıştır.
  • Yaldızlı tesseraların gelen giden turiste hediye verildiği, bazı mozaik tabloların bu yüzden bozulduğu söylenir ama, ABD Araştırma Enstitüsü’nden Paul Underwood Khora’da kasıtlı tahribata rastlamadıklarını belirtmiştir.

 

Bizans İmparatorluğu 121| Bizans Sarayları 4 Lausos ve Boukoleon Sarayı

Antoine Helbert tarafından yapılmış Lausos Sarayı canlandırması. Azize Euphemia Kilisesi’nin kuzeyinde bir sarayın kalıntıları bulunmuş, burası yakın zamana kadar Lausos Sarayı olarak teşhis edilmişti, ama artık bu teşhis kesin değil. Lausos, II. Theodosius’un başmabeyincisi imiş. Bahçesinde, Antikçağ’ın önemli heykeltıraşlarının özel parçalarının koleksiyonu olduğu biliniyor. Binbirdirek Sarnıcı’nın Konsül Philoksenos’un Sarayı, Antiokhos Sarayı veya Lausos Sarayı için yapılmış olacağı düşünülüyor. Fotoğraf:www.antoine-helbert.com/.../byzance-scenes.

Antoine Helbert tarafından yapılmış Lausos Sarayı canlandırması.
Azize Euphemia Kilisesi’nin kuzeyinde bir sarayın kalıntıları bulunmuş, burası yakın zamana kadar Lausos Sarayı olarak teşhis edilmişti, ama artık bu teşhis kesin değil.
Lausos, II. Theodosius’un başmabeyincisi imiş. Bahçesinde, Antikçağ’ın önemli heykeltıraşlarının özel parçalarının koleksiyonu olduğu biliniyor. Binbirdirek Sarnıcı’nın Konsül Philoksenos’un Sarayı, Antiokhos Sarayı veya Lausos Sarayı için yapılmış olacağı düşünülüyor.
Fotoğraf:www.antoine-helbert.com/…/byzance-scenes.

Lausos Sarayı heykellerinden Triton heykelciği. Fotoğraf: İstanbul’un 100 Roma, Bizans Eseri, Kültür A.Ş. Yayınları

Lausos Sarayı heykellerinden Triton heykelciği.
Fotoğraf: İstanbul’un 100 Roma, Bizans Eseri, Kültür A.Ş. Yayınları

Antoine Helbert canlandırmasına göre Boukoleon Sahil Sarayı. Fotoğraf:www.antoine-helbert.com/.../byzance-scenes.

Antoine Helbert canlandırmasına göre Boukoleon Sahil Sarayı.
Fotoğraf:www.antoine-helbert.com/…/byzance-scenes.

  • İmparatorluk limanı civarındaki alt teraslardan biri üzerinde Boukoleon Sarayı yer alıyordu.
  • Boukoleon Sarayı’nın ilk binasının MS 4. yüzyılın ilk yarısında İran’dan gelen Hormisdas tarafından yaptırıldığı sanılmaktadır.
  • Boukoleon Limanı’na İmparator Markianos (450-457) bir iskele yaptırdı. Bu iskeleyi imparator ve ailesi kullanıyordu. Limanın önünde dalgakıranı vardı. Rıhtım mermer kaplıydı ve heykellerle süslüydü. Bugün limana ait bir iz yoktur.
  • Diğer bir fikre göre ise, 408 – 450 arasında yaptırılan saray, 474 yılında yanmış ama imparator olmadan önce sarayı ikametgah olarak kullanan Justinyen, imparator olduğunda onartarak genişletmiş, sarayı, Büyük Saray’ın sınırları içine aldırmıştır.
  • İmparator Justinyen Dönemi’ne (527-565) kadar Hormisdas Sarayı adı ile bilinen yapı, deniz tarafına konan aslan (leo) ve boğa (bous) heykellerinin isimlerinin birleştirilmesi ile Boukoleon ismini almıştır.
  • İmparator Theophilos (829-842), bugün girişi görülebilen balkonu deniz tarafına ekletmiştir. 10. yüzyılda sur içine alınan saray, hanedanın 11. yüzyıl sonunda Blakhernai Sarayı’na taşınması ile kısmen terk edilmiştir.
  • İmparator Nikephoros Phokas, 969 yılında saraya erzak deposu ve fırını olan bir sığınma odası, bahçesine ise havuz ve fener kulesi yaptırmıştır. Phokas, karısı ile aşk yaşayan yeğeni tarafından burada öldürülmüş, yeğeni kendisini imparator ilan etmişti.
  • Sarayda yerler büyük olasılıkla opus sectile, yani mermer plakların geometrik şekilde döşenmesi, ile kaplıydı. Duvarlar ise çini ile süslenmişti.
  • Saraya ait  akantus yaprakları ile süslü mermer kapıda İmparator Justinyen’e ait monogram bulunuyordu. Tahrip edildiği için artık görmek mümkün değil.
  • Latin işgali (1204-1261) sırasında Latinler kendilerine saray olarak burayı seçmişler; burası da diğer saraylar gibi Haçlı soylularının ve komutanlarının kullanımı sırasında yağmalanmıştır. Konstantinopolis’in VIII. Mihail Paleologos tarafından geri alınmasıyla Latinler’in son kralı II. Baudouin (1237-1261), Boukoleon Limanı’ndan kaçmıştır.
  • 14. yüzyılda tamamen terk edilen saraydan, ilk kez İmparator VII. Konstantin Porfirogenetos’un 10. yüzyılda yazdığı saray törenlerinin anlatıldığı Törenler Kitabı’nda bahsedilmektedir.
  • Boukoleon Sarayı, Bizans’ın son dönemine kadar varlığını korur. Fetih sırasında saray harabe halindedir.
  • Saray 1532 yılındaki depremde tahrip olduktan sonra geriye kalan yapıların bazıları 1741, 1758, 1808 ve 1912 yangınlarıyla ortadan kalkmıştır.
  • 1869’da Yedikule’de yapımına başlanan Rumeli demiryolu hattının inşası nedeniyle Yedikule-Sirkeci hattının yapımı büyük hafriyat gerektirmiş, Yedikule surlarından başlayarak Sirkeci’ye kadar çok sayıda tarihi eser, saray, kalıntı yıkılmıştır.
  • Sirkeci Garı da o dönemde yapılmıştır. 1870-1873 yılları arasında, demiryolunun ve Sirkeci Garı’nın yapımı esnasında Topkapı Sarayı önündeki surların bir bölümü yıkılmıştır.
  • Demiryolu için Küçük Ayasofya’nın doğusunda deniz kıyısındaki Boukoleon Sarayı’nın batı kanadı da Sultan Abdülaziz’in izniyle 1873’te yıktırılmıştır.
  • 1950’lerde ise Bukaleon Sarayı’nın önünden sahil yolu geçti, parklar yapıldı, dolayısıyla sahil sarayı denizden uzaklaştı.
  • Four Seasons Oteli’nin bitişiğinde mozaik taban, keşiş mezarları ve freskli duvarlar bulundu. 1996 yılında bulunan 300 metrekare mozaiğin 100 metrekaresi Arkeoloji Müzesi’ne alınmış, 200 metrekaresinin üzerine bina yapılmış, deniyor.
Sahil sarayı konumundaki Bukaleon Sarayı’nın korunan cephesi, Ahırkapı ile Kumkapı arasındaki Çatladıkapı Mahallesi’ndeki Bizans surlarının üzerinde görülebilmektedir. Günümüze, İmparator İskelesi’nin kemeri; 6. yüzyıldan kalma konsollu bir cephe (cumba, Bizans etkisi ile oluşmuş bir mimari ögedir); mozaikli, duvarları mermer bir salon kalmıştır. Sarayın döşeme mozaiği, bugünkü  şehir kotunun 4.5-5 m altında bulundu. Mozaikler 6.-7. yüzyıllara tarihleniyor. Sultanahmet’te, Mozaik Müzesi’nde görmek mümkün. Fotoğraf:tr.wikipedia.org

Sahil sarayı konumundaki Bukaleon Sarayı’nın korunan cephesi, Ahırkapı ile Kumkapı arasındaki Çatladıkapı Mahallesi’ndeki Bizans surlarının üzerinde görülebilmektedir.
Günümüze, İmparator İskelesi’nin kemeri; 6. yüzyıldan kalma konsollu bir cephe (cumba, Bizans etkisi ile oluşmuş bir mimari ögedir); mozaikli, duvarları mermer bir salon kalmıştır. Sarayın döşeme mozaiği, bugünkü şehir kotunun 4.5-5 m altında bulundu. Mozaikler 6.-7. yüzyıllara tarihleniyor. Sultanahmet’te, Mozaik Müzesi’nde görmek mümkün.
Fotoğraf:tr.wikipedia.org

Boukoleon Saray kompleksinden melek figürlü mermer parça. İstanbul Arkeoloji Müzeleri. Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

Boukoleon Saray kompleksinden melek figürlü mermer parça. İstanbul Arkeoloji Müzeleri.
Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu