Etiket arşivi: köktencilik

Püritenler 11

Amerikan Yeni Dinci Sağı

  • Köktencilik çoğulculuğu, farklılığı ve demokrasiyi dışlar.
  • Köktendincilik: Tek hakikat vardır ve bunu sadece kendileri bilir. Bakış açıları: Haklı ve doğru Ben ile yanılgı ve ihanet içindeki Öteki şeklindedir.
Evanjelist bakış açısının propagandasını temel ikna tekniklerini kullanarak, etkileyici konuşma tarzı ile, sloganları ön plana çıkartarak modern medya kanalları yoluyla yapmaya televanjelizm denir. Televanjelizm, modern misyonerlik faaliyetinin genel adıdır. Fotoğraf: Tozlu Mikrofon

Evanjelist bakış açısının propagandasını temel ikna tekniklerini kullanarak, etkileyici konuşma tarzı ile, sloganları ön plana çıkartarak modern medya kanalları yoluyla yapmaya televanjelizm denir. Televanjelizm, modern misyonerlik faaliyetinin genel adıdır.
Fotoğraf: Tozlu Mikrofon

  • Amerikan Yeni Dinci Sağı’na göre de Tanrı’nın kutsadığı biricik halk beyaz ve Protestan’dır. Kapitalist ekonominin canlanmasını, dinsel/ahlaki düzenin kurulmasını, ABD’nin askeri gücünü artırmaya devam etmesini ve askeri gücünü herkese göstermesini isterler. Vietnam Savaşı’nın kaybı onlar için ABD emperyalizminin zayıfladığının göstergesidir, tekrar güçlendirilmelidir. Kadın geleneksel rolüne dönmeli, eşitlik iddiasından vaz geçmelidir. Erkeklerin kadınlardan daha yüksek ücret alması normaldir. Kürtaja karşı çıkılmalı, eşcinsellere pozitif ayrımcılık yapılmamalıdır.
  • Köktenci Evanjelist hareket, Hıristiyanlıkta köklere, Kutsal Kitap’a dönülmesiniister. 1920’lerdeki göç dalgalarının sonunda geleneklerin ve ABD’nin elden gittiğini düşünürler.
  • 1979 yılında Jerry Falwell (1933-2007) tarafından kurulan Moral Majority – Ahlaki Çoğunluk Hareketi de köktendinci bir oluşumdur. Köktendincilik önceden Bolşevizm’e, Darwinizm’e karşıyken şimdi yoksullara yapılacak yardıma, her tür devlet yardımına karşıdırlar. Politik sağ ile sıkı ittifak halindedirler. Militarize, neredeyse silahlı denebilecek bir teolojiye sahip oldukları söylenebilir. Yahudilere ve Katoliklere de karşıdırlar.
  • 1980’lerde Protestan köktendinciliğine TV yayınları çok ivme kazandırmıştır. Bu durum televanjelizm olarak adlandırılır.
  • Ünlü televanjelist Falwell, “Kendimizi başkalarından ayırmak sert, acımasız tartışmalar gerektirir. Şeytan, insanları kayıtsızlık içinde tutabilmek için sevgi propagandası yapar. İsa kuzu değil, koçtu” gibi vaazlar vermekteydi.
  • Yoksullara açıktan karşı oldukları halde bu görüşte olanların yoksulların oylarını toplamasını Condoleezza Rice, “Ezilen kişilerin geri konumlarını kabullenmemek için kendilerini egemen kişi ile özdeşleştirdiği; bu yolla ikincilliğinden kurtulmaya çalıştığı” şeklinde yorumlamıştır.

 

Yararlanılan Kaynaklar

  • Budalalıktan Deliliğe, Umberto Eco, Kırmızı Kedi Yayınevi, 2016.
  •  

    Duvar, Deniz Ülke Arıboğan, İnkılap Kitabevi, 2017.

  •  

    Neo-con’ların Sonu (America At The Crossroads), Francis Fukuyama, Profil Yayıncılık, 2006.

  •  

    Prof. Dr. Kürşat Demirci, Püritenizm seminer notları.

  •  

    Hakikat Sonrası Çağ, Ralph Keyes, Delidolu, 2017.

  •  

    Ulusların Düşüşü, Daron Acemoğlu ve James A. Robinson, Doğan Kitap, 2014.

  •  

    Çin İşi Japon İşi, Tayfun Atay, İletişim Yayınları, 2017.

     

 

Çağdaş Sanata Varış 250|Çağdaş Dönemde İnanç ve Teknoloji 1

Değişikliklerle çevrelendiklerinde insanların inanç gereksinimlerinin arttığı bilinen bir gerçektir.

  • Çin ve eski SSCB’deki gençler, dinin büyüsüne kapılarak komünist öğretiyle yetişmiş büyüklerinin hoşnutsuzluğuna rağmen ayinlere katılıyorlar. 1989 yılında Gorbaçov’un vaftiz olduğu söyleniyor.
  • 1989 yılında ilk kez bir kadına piskoposluk görevi verildi. Olay, Britanya’da gerçekleşti.
  • Aynı zamanda etkili bir politik bir güç de olan İslamiyet, canlılığını koruyor.
Venedik Bienali 2003’te Çek Cumhuriyeti ve Slovak Cumhuriyeti ortak pavyonuna giren kişiler dijital bir numeratör ile sayılıyor. Jimnastik kıyafeti içindeki Hazreti İsa halkada. Duruşu bize çarmıhtaki duruşunu hatırlatıyor. Tavan siyah ve mavi yıldızlarla kaplı. İsa’nın her iki yanındaki duvara bir stadyumda oturan kişiler yansıtılmış. Birkaç dakikada bir İsa’nın üzerinde sarı flaş patlıyor, o sırada filmdeki izleyiciler tezahürat yapıyor. Bu, Çek Cumhuriyeti’nden Kamera Skura adlı grup ile Slovakya’dan Kunst-Fu adlı grubun ortak eseri. Çek ekip kendi işlerini gayri-ciddi ve absürt olarak tanımlarken, daha çok performans sanatı ile ilgili projeler gerçekleştirdiklerini;  Slovak ekip ise, ironi ve paradoksun onlar için anahtar kelimeler olduğunu, daha çok video işleri yaptıklarını belirtiyorlar. Bu ortak proje, dini bir idol ile ruhsal hareketi, spor ile de bedensel hareketi ifade ederek, ruhsal ve bedensel dünyanın toplamı olan insanı ifade ediyormuş. Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

Venedik Bienali 2003’te Çek Cumhuriyeti ve Slovak Cumhuriyeti ortak pavyonuna giren kişiler dijital bir numeratör ile sayılıyor. Jimnastik kıyafeti içindeki Hazreti İsa halkada. Duruşu bize çarmıhtaki duruşunu hatırlatıyor. Tavan siyah ve mavi yıldızlarla kaplı. İsa’nın her iki yanındaki duvara bir stadyumda oturan kişiler yansıtılmış. Birkaç dakikada bir İsa’nın üzerinde sarı flaş patlıyor, o sırada filmdeki izleyiciler tezahürat yapıyor.
Bu, Çek Cumhuriyeti’nden Kamera Skura adlı grup ile Slovakya’dan Kunst-Fu adlı grubun ortak eseri. Çek ekip kendi işlerini gayri-ciddi ve absürt olarak tanımlarken, daha çok performans sanatı ile ilgili projeler gerçekleştirdiklerini; Slovak ekip ise, ironi ve paradoksun onlar için anahtar kelimeler olduğunu, daha çok video işleri yaptıklarını belirtiyorlar. Bu ortak proje, dini bir idol ile ruhsal hareketi, spor ile de bedensel hareketi ifade ederek, ruhsal ve bedensel dünyanın toplamı olan insanı ifade ediyormuş.
Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

  • Žižek’e göre, günümüzde Batı’da en az üç farklı vahiycilik versiyonu var: Hıristiyan köktenci, New Age, tekno dijital Post İnsan: Hepsi de insanlığın radikal bir transmutasyonunun sıfır noktasına yaklaştığı gibi temel bir fikri paylaşsalar da, ontolojileri radikal şekilde farklıdır.
  • Köktencilik çoğulculuğu, farklılığı ve demokrasiyi dışlar. Köktendinciliğe göre, tek bir hakikat vardır ve bunu sadece kendileri bilir. Bu durumda haklı ve doğru Ben ile yanılgı ve ihanet içindeki Öteki söz konusudur.
  • Cromwell (1599-1658) parlamento adına I. Charles’ı idam ettirip, kısa ömürlü İngiltere Cumhuriyeti’ni kurdu. Sofulardan oluşan parlamento, pek çok yasak getiriyor (tiyatro, resim vs.). 1661 yılında kraliyetin yeniden kurulması ve II. Charles’ın taç giymesiyle başlayan Restorasyon Dönemi’nde vicdan özgürlüğünü bahane eden sofuların bir kısmı Hollanda’ya bir bölümü ise ABD’ye gidiyor.  ABD’ye gidenler, Eski Ahit’i inançlarının temeli olarak benimsedi. Evanjelik hareket içinde Presbiteryen, Metodist, Baptist (G. W. Bush) gibi kiliseler bulunuyor.
  • Evanjelikler, İsa’nın yolundan giderek cennete ulaşabileceklerine inanırken, Yahudileri öteki dünyada kurtuluşa ermenin bir aracı olarak görüyorlar. Protestanlığın Scofield İncil’ini referans alan Evanjelik geleneğe göre, Hazreti İsa’nın dönebilmesi, Ortadoğu’da yedi yıl sürecek büyük kaosa bağlıdır.
  • 1990’larda ABD’de Neo-Con hareket ve dinci sağ, Cumhuriyetçi Parti’nin itici kuvvetleri olarak ön plana çıktı.
  • Hıristiyan köktenciler, çağdaş dünyada İsa ile Deccal arasındaki son mücadelenin yakın olduğuna inanırlar.
  • ABD’nin küresel çıkarları için Ortadoğu’da başvurduğu uygulamalarla ülkedeki etkin dindar grup olan Evanjelikler’in inanışları örtüştüğü için G. W. Bush, Irak Savaşı için Evanjelikler’den büyük destek aldı. Hazreti İsa’nın tekrar gelişinden önce Ortadoğu’da kaos olacağına inanan Evanjelikler, Bush’un dış politikasının ateşli savunucuları oldular.
  • ABD’de her seçim dönemine kürtaj, doğum kontrolü, genetik araştırmalar gibi konuların damga vurmasında Vatikan’ın da önemli rolü var. Nitekim Vatikan, ABD seçimlerinde “kürtajı savunan bir partiye oy veren günahkardır” açıklamasıyla Bush’a destek olmuştu.
  • Prof. Ayşe Buğra, dinin bir ilişki sermayesi olduğunu söyler.

 

Çağdaş Sanata Varış 230|Çağdaş Dönem 6 11 Eylül

  • 11 Eylül 2001’de ABD’ye saldırılar gerçekleştirildiğinde ABD başkanı George W. Bush idi.
  • ABD, 11 Eylül saldırılarının ardından ilk olarak Afganistan’a sonra Irak’a yönelik askeri harekat gerçekleştirdi. Bu harekatları, Büyük Ortadoğu Projesi kapsamında yaptığı genel kabul gördü.
  • Soğuk Savaş politikasının esas stratejisi olan caydırma ve korunma ilkeleri terk edildi. Bunlar yerine George W. Bush yönetimi, İç Güvenlik Bakanlığı oluşturdu, teröristlere karşı mücadele etmek için Vatanseverlik Yasası çıkardı; düşmanla doğrudan savaşmayı öngören doktrinini açıkladı ve Irak’a saldırıp Saddam Hüseyin rejimini yıktı.
  • Baudrillard’a göre, milyonlara TV kanalları aracılığıyla izletilen Saddam heykelinin yıkılışının otantik olmadığı; heykeli yerde sürükleyen kişilerin çoğunun foto muhabiri olduğu ortaya çıkmıştı. O nedenle gerçek artık hayatımızdan çıkmıştı. “Gerçeğin öldüğü” daha önce de ilan edilmişti. Baudrillard’a göre ölen taklit, mimesis idi. Mimesis, hem bilimin hem de sanatın özüydü. Batı kültürünü ve metafiziğini bu yöntem oluşturmuştu. 20. yüzyıl sonunda ise insanlar nesneleri de, sanatı da doğaya değil, bizzat kendileri tarafından üretilmiş nesnelere bakarak üretiyordu. Baudrillard buna simulacrum (Yun. taklit) diyordu.
11 Eylül 2001'de, Amerika'ya karşı birçok saldırı gerçekleşti. Bu fotoğraf, New York City'de Dünya Ticaret Merkezi'nin bulunduğu yerdeki bir binanın tepesinden Lynn Johnson tarafından çekildi. Fotoğraf:forum.shiftdelete.net

11 Eylül 2001′de, Amerika’ya karşı birçok saldırı gerçekleşti. Bu fotoğraf, New York City’de Dünya Ticaret Merkezi’nin bulunduğu yerdeki bir binanın tepesinden Lynn Johnson tarafından çekildi.
Fotoğraf:forum.shiftdelete.net

  • 11 Eylül saldırısı sanatın bir kez daha mistisizmle buluşmasına yol açtı. Bunun en önemli nedenlerinden biri korkunun öne çıkması, güven duygusunun yok olmasıydı. ABD’yi, özellikle New York’u saran Retro (geriye dönüş) akımının altında sığınma duygusunun yer aldığı düşünülüyor. Retro’nun, Modernizm’in attıklarını baş tacı etmesiyle 11 Eylül, Modernizm’in gerçek sonu olarak da adlandırılıyor.
  • New York’taki Dünya Ticaret Merkezi’nin ikiz kulelerinin El-Kaide’nin hava saldırısı sonucu yıkılması, üç binden fazla kişinin ölümüne yol açması bir kent-kıyımı (urbicide) biçimidir; sivillerin katli olduğu kadar kent yaşamının ve gündeliğin güven veren rutininin de yıkımı olmuştur.
  • 11 Eylül’den beri Amerikalılar terörden, İslam’dan, Müslümanlardan korkuyor. Son zamanlarda İŞİD ve mülteci dalgası da bu korkuyu artıran faktörler oldu.
  • Korkunun sistemli bir süreç haline dönüşmesi, 1960 sonrasına güvensizlik çağı adının verilmiş olmasından sonra, bu döneme de risk toplumları adının yakıştırılmasına neden oldu. Sanayi üretimi mekanizmalarının oluşturduğu kirlilik ile çevre koşullarında ortaya çıkan yıkım ve küresel ısınma da güvensizlik ortamının artmasına katkıda bulunuyor. Önce mekanın yitimini yaşayan dünya, sonra da gerçeğin yitimini yaşıyor ve mistik-metafizik arayışlar ve Gerçeküstücülük artıyor, deniyor.
  • Slavoj Žižek 2002 yılında yayınlanan kitabında 11 Eylül’ün ardından köktencilik ile demokrasi arasında sahte bir seçim sunulduğunu; bu seçimle, demokrasinin emperyalizmin gerekçesi haline sokulduğunu; böylece, küresel kapitalizmin köktenciliğinin örtüldüğünü öne sürer.
  • Susan Sontag’a göre, Batı, giderek daha fazla, savaşın kendisini seyirlik bir gösteri olarak görmeye başladı. Aklın ölümü, entelektüelin ölümü, ciddi edebiyatın ölümü gibi gerçekliğin ölümünü bildiren haberler, birçok insan tarafından da üzerinde fazla kafa yormadan kabullenilmekte.
  • Sanal gerçeklik için her gün yeni yolların geliştirilmesi ile, sanal gerçekliğin fiziksel ortamların yerini almasının getireceği sorunlar da tartışma konuları arasına girmiş oldu.
  • Francis Fukuyama’ya göre, Afganistan’da ve Irak’ta işler ABD’nin istediği gibi gitmedi. ABD’de iktidarda olan Neo-con’lar (Yeni Muhafazakarlar), önleyici savaş doktrinini dış politikanın mihenk taşı haline getirerek yanlış yapmış oldular. Diğer ülkelerin çıkarlarına ve görüşlerine, uluslararası normlara ve kurumlara saygılı olmayan bir dış politika izlediler; büyük ölçekli sosyal mühendisliğin zorluklarının farkına varamadılar.
  • Slavoj Žižek 2003 yılında bir Donald Rumsfeld analizi yapmış, Rumsfeld’in Irak’ta yapılan işkenceleri bildiğini bilmemesi,  Lacan’ın söylediği kendini bilmeyen bilgiye ilişkindir ve Žižek’in değerlendirmesine göre bu tam anlamıyla Freudçu bilinçdışıdır.