Etiket arşivi: Koimesis

Bizans İmparatorluğu 82 | Bizans’ta Ölüm 2

Kariye Müzesi’nde naos batı duvarında, ana kapının üzerinde yer alan Meryem’in Ölümü (Koimesis) sahnesinde kumaşlarla kaplanmış lahdin üzerine uzanmış Meryem, etrafında ise havariler, kilise ileri gelenleri ve Kudüslü kadınlardan oluşan kalabalık yer almaktadır. İsa, çift mandorla (Avrupa resim sanatında kutsal kişilerin vücudunu saran ve badem biçimli bir ışık halesi olarak betimlenen örge) içerisinde, elleri saygı ifadesi olarak örtülü, kucağında Meryem’in ruhunu temsil eden bebeği tutmaktadır. Mandorla içerisindeki İsa’nın etrafında melekler, dışında ise altı kanatlı melek serafim görülmektedir. Arka planda mimari yapı yanında, muhtemelen İsa’nın kucağındaki Meryem’in ruhunu alarak cennete götürmek için bekleyen iki melek görülmektedir. Meryem’in baş ucunda Petrus elindeki buhurdanı sallarken ayak ucunda ise Pavlos Meryem’e doğru eğilmiş durumdadır. Fotoğraf: kariye.muze.gov.tr

Kariye Müzesi’nde naos batı duvarında, ana kapının üzerinde yer alan Meryem’in Ölümü (Koimesis) sahnesinde kumaşlarla kaplanmış lahdin üzerine uzanmış Meryem, etrafında ise havariler, kilise ileri gelenleri ve Kudüslü kadınlardan oluşan kalabalık yer almaktadır. İsa, çift mandorla (Avrupa resim sanatında kutsal kişilerin vücudunu saran ve badem biçimli bir ışık halesi olarak betimlenen örge) içerisinde, elleri saygı ifadesi olarak örtülü, kucağında Meryem’in ruhunu temsil eden bebeği tutmaktadır. Mandorla içerisindeki İsa’nın etrafında melekler, dışında ise altı kanatlı melek serafim görülmektedir. Arka planda mimari yapı yanında, muhtemelen İsa’nın kucağındaki Meryem’in ruhunu alarak cennete götürmek için bekleyen iki melek görülmektedir.
Meryem’in baş ucunda Petrus elindeki buhurdanı sallarken ayak ucunda ise Pavlos Meryem’e doğru eğilmiş durumdadır.
Fotoğraf: kariye.muze.gov.tr

  • Ölü, ilk geceyi evinde geçirir, ertesi sabah cenaze alayı ile kiliseye götürülürdü.
  • Cenaze alayları Roma kültüründeki cenaze törenlerinden alınmıştı; meşalelerin yerini mumlar, mızıkacıların yerini ilahi okuyanlar almıştı.
  • Sonraları cenaze alayının önünde bir Meryem ikonası ve mumlar taşınmaya başlamıştır.
  • Kilise töreni, sıradan insanlar için nartekslerde, ruhban ya da imparatorluk hanedanından kişiler için naoslarda yapılırdı.
  • Tabut, yüzü doğu yönüne bakacak biçimde (çünkü İsa tüm ölüleri diriltmek üzere doğudan gelecekti) bir kaide üzerine yerleştirilir ve dört yanına bir haç oluşturacak şekilde birer mum konurdu. Mum, diriliş ve gelecekteki sonsuz yaşamı temsil etmektedir.

 

Kariye Müzesi paraklesionu, Deesis sahnesi. Bizanslılar tanrılarına doğrudan ulaşmak yerine, tanrıya daha yakın buldukları ve tanrıya daha kolay ulaşabileceklerine inandıkları  kutsal kişilerin  aracılığı ile ulaşmayı tercih etmişlerdir. Tanrı ile insan arasında aracı olarak görülen bu kutsal kişiler, rahip, piskopos olabileceği gibi özellikle Hıristiyanlığın ilk yüzyıllarında din uğruna ölen azizler (martir), Eski Ahit peygamberleri, baş melekler, melekler ve Tanrı Anası Meryem (Theotokos) olabilmektedir. Öncelikle Tanrı Anası Meryem, Tanrı’ya en yakın insan olarak düşünülmektedir. Meryem’in şapeller, taşınabilir ikonalar, elyazması minyatürlerde ve özel yapıtlarda yer alması, duaları kabul edilen aracı olarak görüldüğündendir. Kariye paraklesionu en üstün arabulucu olan Meryem’e ithaf edilmiştir. Bizanslılar için Meryem’den sonra gelen ikinci önemli arabulucu İsa’nın gelişini bildiren ve onu vaftiz eden Vaftizci Yahya’dır. İsa üzerinde büyük etkiye sahip olduğu düşünülen bu iki kutsal kişi Bizans sanatında Deesis olarak bilinen sahnede yan yana gelirler ve mahşer gününde tüm ölümlüler adına İsa’dan şefaat dilerler.  Son yargı sahnesinde, imparator giysileri içinde, Meryem ve Yahya’nın arkasında duran iki figür, baş melekler Mikhael ve Gabriel’dir. Onlar da Deesis sahnesine katılarak insanlık adına İsa’dan af dilemektedirler. Deesis sözcüğü on dokuzuncu yüzyıldan itibaren kullanılmaya başlanmıştır. En kutsal kişilerin mahşer gününde insanlar adına Tanrı’dan af dilemelerini gösteren Deesis sahneleri çok önemlidir. Fotoğraf: kariye.muze.gov.tr

Kariye Müzesi paraklesionu, Deesis sahnesi.
Bizanslılar tanrılarına doğrudan ulaşmak yerine, tanrıya daha yakın buldukları ve tanrıya daha kolay ulaşabileceklerine inandıkları kutsal kişilerin aracılığı ile ulaşmayı tercih etmişlerdir. Tanrı ile insan arasında aracı olarak görülen bu kutsal kişiler, rahip, piskopos olabileceği gibi özellikle Hıristiyanlığın ilk yüzyıllarında din uğruna ölen azizler (martir), Eski Ahit peygamberleri, baş melekler, melekler ve Tanrı Anası Meryem (Theotokos) olabilmektedir. Öncelikle Tanrı Anası Meryem, Tanrı’ya en yakın insan olarak düşünülmektedir. Meryem’in şapeller, taşınabilir ikonalar, elyazması minyatürlerde ve özel yapıtlarda yer alması, duaları kabul edilen aracı olarak görüldüğündendir. Kariye paraklesionu en üstün arabulucu olan Meryem’e ithaf edilmiştir. Bizanslılar için Meryem’den sonra gelen ikinci önemli arabulucu İsa’nın gelişini bildiren ve onu vaftiz eden Vaftizci Yahya’dır. İsa üzerinde büyük etkiye sahip olduğu düşünülen bu iki kutsal kişi Bizans sanatında Deesis olarak bilinen sahnede yan yana gelirler ve mahşer gününde tüm ölümlüler adına İsa’dan şefaat dilerler. Son yargı sahnesinde, imparator giysileri içinde, Meryem ve Yahya’nın arkasında duran iki figür, baş melekler Mikhael ve Gabriel’dir. Onlar da Deesis sahnesine katılarak insanlık adına İsa’dan af dilemektedirler.
Deesis sözcüğü on dokuzuncu yüzyıldan itibaren kullanılmaya başlanmıştır. En kutsal kişilerin mahşer gününde insanlar adına Tanrı’dan af dilemelerini gösteren Deesis sahneleri çok önemlidir.
Fotoğraf: kariye.muze.gov.tr

  • Baş, bir yastıkla yükseltilirdi. Alına, üzerinde Deesis (mahşer gününde Meryem ve Vaftizci Yahya’nın, tüm insanları bağışlaması için İsa’ya yakarışı) betimi bulunan bir bez şerit yerleştirilirdi.
  • Bütün yakınları sırayla tabutun önünden geçer ve ölüye veda öpücüğü verirlerdi. Bu sırada ilahiler okunurdu.
  • Tabut, cenaze alayı eşliğinde mezarlığa kadar taşınır, mezar başında bir kişi konuşma yapardı. Bu konuşma adeti pagan kökenliydi.
  • Ölü mezara indirilip gömülürken ilahiler okunarak şeytanın uzaklaşması ve böylece ruhun kötülüklerden korunması sağlanırdı.
  • Bizanslılar için baba toprağına gömülmek önemliydi. Zorunlu nedenlerle başka yere gömülmüş olan kişiyi akrabaları sonradan baba toprağına taşırdı.
  • Ölünün ardından yas tutulması bir Roma geleneği idi. Bizans’ta ölünün ardından yas tutulması yasalarla 9 gün olarak belirlenmişti. Dul kadın bir yıl yas tutabilirdi.
  • Anma törenlerinin amacı, ölünün bağışlanması için onun adına Tanrı’ya yakarmaktı. Ölünün ardından 3., 9. ve 40. günlerde kilisede bir anma töreni yapılırdı. Ruhun bedenden aşamalı olarak ayrıldığı inancına dayalı bu pagan kökenli anma törenleri, günümüze kadar da Ortodokslar ve Müslümanlar tarafından sürdürülmüştür. İsa ölümünün üçüncü gününde dirilmiş, kırkıncı gününde göğe yükselmiştir.
  • Antik Roma’da ve Yahudilikte mezar başında cenaze ziyafetleri verilirdi.
  • Ölüm yıldönümlerinde kiliseye ve sonra da mezara giderek dua ederler, koliva denilen, içinde kavrulmuş buğday, nar taneleri, kuru üzüm ve bal bulunan tatlıyı mezar başında dağıtırlardı. Koliva ayrıca bir tabağa konur, üzerine bir mum dikilerek tabak mezarın başına konurdu. Koliva, ölünün bir gün dirileceğini anımsatır: Buğdayın filizlenip yeniden meyve vermesi için önce toprağa gömülmesi gerekir. Bal, gelecekteki sonsuz yaşamın tatlılığıdır. Tabağa dikilen mum, gelecekteki sonsuz yaşamın ışığıdır.
  • Bazen mezar başında ya da kilisede yemek yenir, fakirlere yemek dağıtılırdı.
  • Antik Yunan ve Roma dünyasında görülen, içilen içkinin bir kısmının tanrılara sunu olarak yere dökülmesi geleneği de, Bizanslılarda anma günlerinde mezara şarap dökülmesi biçiminde sürdürülmüştür.
  • Mezar başında mum yakılması da pagan bir gelenektir.

 

Bizans İmparatorluğu 16 | Din 1

BİZANS VE DİN

  • Konstantin’in hükümranlığı sırasında paganların katline başlanmıştı. Durum  oğullarının zamanında da değişmedi. 341’de paganların katli yasaklandı, 353’te putlar kanun dışı ilan edildi; tapınaklar kapatıldı; Büyük Theodosius zamanında (379-395) Hıristiyanlık devlet dini ilan edildi. Çok çeşitli halklardan oluşan bir ülkede resmi bir dinin birleştirici bir güç olacağı düşünüldü. Pagan Roma’da bu birleştirici güç imparatora tapma idi. Böylece Bizans, tarihteki ilk Hıristiyan devlet oldu.
  • Ermeniler, ilk Hıristiyan devleti kuranın kendileri olduğunu iddia eder.
  • Konstantinopolis kiliseleri, rölikler ve ikonalar sayesinde kutsallık kazanmış, kimi zaman Yeni Kudüs olarak anılmış, Ortodoksluğun ve tüm Doğu Hıristiyanlığının merkezi sayılmış böylece Roma Kilisesi’ne güçlü bir alternatif olmuştu.
  • Doğu Hıristiyanlığının üç büyük akımı Ortodoksluk, Nasturilik ve Monofizitlik erken Hıristiyanlık döneminde Konstantinopolis’te ortaya çıkmıştı. Ortodoksluk Bizans’a hakim olunca ötekiler Doğu’ya yönelmişti. Nasturilik, Sasani İmparatorluğu içinde yayılmıştı. Monofizit anlayışlar ise yine Doğu’da Ermeniler, Süryaniler, Maruniler, Kıptiler içinde yeni inançların doğmasına neden olmuştu. 7. yüzyılda Kudüs, İskenderiye ve Antakya Müslümanlar tarafından alınınca Konstantinopolis Doğu’nun tek dinsel merkezi oldu. Daha sonraki yıllarda Kudüs Patrikliğinin Fener’de, Yeniköy’de ve Heybeliada’da Ayios Yeoryios Metohi kiliseleri ile, Balat’ta Mısır’daki ünlü Tur-ı Sina Manastırı Başpiskoposluğu temsilciliği olan Ioannes Prodromos Metohi Kilisesi kurulacaktı.
  • 9. yüzyıldan itibaren, Ortodoksluğun Sırplar, Bulgarlar, Ruslar arasında yayılmasıyla doğan Kuzey Ortodoksluğu Konstantinopolis’te önemli merkezler kurmadılar, Rum Ortodoks kiliselerinde ibadet ettiler. Bulgarlar ancak 19.yüzyılda Balat’ta bir kilise kurdular. Ruslar, 19. yüzyılda Karaköy’de üç  çatı katını küçük bir şapel olarak düzenlediler.
  • Süryanilik, Bizans döneminde Ermeni Kilisesi’nin himayesi altındaydı.
  • Dinsel günlerin, zaferlerin, imparator düğünlerinin, doğal afetlerden kurtuluşun kutlandığı panegiris’ler; bazılarına imparator ve patriğin de katıldığı liti adı verilen dinsel ayin alaylarında dua ve ilahilerle ayinin yapılacağı kiliseye gidilir, tören sonrası sarayda yemek daveti verilir, kiliseler ve manastırlarda halka yiyecek ve şarap dağıtılırdı. Konstantinopolis’te yılın üçte biri panegiris ve liti ile geçmekteydi.
  • Batı Hıristiyan dünyası kendisini Aristocu bir esas ile ifade ederken Doğu Hıristiyanlığı, eski köklerine, I. Justinyen’in yasakladığı Platonculuk’a yöneldi.
İsa’nın çarmıha gerildiği haç olduğuna inanılan, 4. yüzyılda Azize Helena tarafından Kudüs’te bulunmuş Gerçek Haç’ın parçalarından birinin muhafaza edildiği rölikerlerden biri. Levha üzerine tempera ve altın, 10. yüzyıl ortası, Konstantinopolis. Vatikan Müzesi, Vatikan. Bu rölik, Vatikan hazinesinin en kıymetli parçalarından biridir.  Rölikerin sürgülü kapağı vardır. Sol tarafta görülen parça, kapaktır. Sağ tarafta görülen iki kollu haç (crux gemina) Doğu Hristiyanlığında yaygın kullanılan bir haçtır. Bu haçın betimlenmesinde politik bir amaç olduğu da düşünülebilir. Kapaktaki betimleme, geleneğe tamamen uygundur. İsa’nın çarmıhı Adem’in kafatasının üzerinde yükselmektedir; olayın etkisi ile ay ve güneş donup kalmıştır. Geleneksel olmayan ise, Meryem’in, acı içinde oğlunun ayaklarına sarılması ve 347-407 yılları arasında Konstantinopolis Başpiskoposu olan ve Kilise Babaları arasında sayılan Aziz John Chrysostom’un da betimlenmiş olmasıdır. Bizans dini sanatında o dönemde de hislerin ifade edildiği biliniyor. Rölikerin iç kısmındaki betimlemeler ise şöyledir: en üst solda Pantokrator İsa, en üst sağda oğluna dua etmekte olan Meryem, ortada melekler, en altta ise Azizler Paul ve Peter görülmektedir. Fotoğraf: Byzantium, Robin Cormack ve Maria Vasilaki, Royal Academy of Arts, 2008.

İsa’nın çarmıha gerildiği haç olduğuna inanılan, 4. yüzyılda Azize Helena tarafından Kudüs’te bulunmuş Gerçek Haç’ın parçalarından birinin muhafaza edildiği rölikerlerden biri. Levha üzerine tempera ve altın, 10. yüzyıl ortası, Konstantinopolis. Vatikan Müzesi, Vatikan.
Bu rölik, Vatikan hazinesinin en kıymetli parçalarından biridir. Rölikerin sürgülü kapağı vardır. Sol tarafta görülen parça, kapaktır. Sağ tarafta görülen iki kollu haç (crux gemina) Doğu Hristiyanlığında yaygın kullanılan bir haçtır. Bu haçın betimlenmesinde politik bir amaç olduğu da düşünülebilir.
Kapaktaki betimleme, geleneğe tamamen uygundur. İsa’nın çarmıhı Adem’in kafatasının üzerinde yükselmektedir; olayın etkisi ile ay ve güneş donup kalmıştır. Geleneksel olmayan ise, Meryem’in, acı içinde oğlunun ayaklarına sarılması ve 347-407 yılları arasında Konstantinopolis Başpiskoposu olan ve Kilise Babaları arasında sayılan Aziz John Chrysostom’un da betimlenmiş olmasıdır. Bizans dini sanatında o dönemde de hislerin ifade edildiği biliniyor.
Rölikerin iç kısmındaki betimlemeler ise şöyledir: en üst solda Pantokrator İsa, en üst sağda oğluna dua etmekte olan Meryem, ortada melekler, en altta ise Azizler Paul ve Peter görülmektedir.
Fotoğraf: Byzantium, Robin Cormack ve Maria Vasilaki, Royal Academy of Arts, 2008.

  • 3.-6. yüzyıllar arasında Hıristiyanlık Roma ve Bizans İmparatorluğu’nda yayılmaya başlar. Aynı dönemde Budizm anavatanı olan Hindistan’dan Asya’nın ortalarına, Çin’e ve Kore’ye yayılır.
  • Dinlerin güçlenmeleri hükümetlerin güçsüz olma dönemine rastlar. Hıristiyanlık Roma İmparatorluğu’nun çöküş döneminde gelişmeye başlar, Budizmin Çin’de güçlenmesi Han Sülalesi’nin dağılması ile sonuçlanan 400 yıllık karışıklık döneminde gerçekleşir. Bu iki din de kaos dönemlerinde halka ruhsal güç vermişlerdir. Farklılık ise, Hıristiyanlık Bizansın resmi dini haline gelmiş ancak Budizm sonunda Taoizm ve Konfuçyüsçülük ile birleşerek Çin dini düşüncesinde kompleks bir karışım haline gelmiştir.
  • Bizans’ta günlük hayatta din önemli bir rol oynardı. Bizanslılar Ortodokstu. (Ortodoksluk, Doğu Batı Kiliselerinin ayrılma süreci İnanç Dosyamızda işlenmişti.)
  • İskenderiyeli papaz Arius, İsa Mesih’in, Tanrı Baba gibi, ezeli, ebedi ve aynı tözden olmadığını; O’nun aracı olarak dünyanın kurtarılışı için yaratıldığını; doğuştan insan olduğunu öne sürmüş ve 325 I. Nikaea Konsili’nde aforoz edilmişti. Ancak Ariusçuluk, yayılma eğilimi göstermişti. Arius, görüşlerini paylaşmayan I. Konstantin tarafından bir müddet sonra affedilmişti. Büyük Konstantin’in oğulları ve Valens Ariusçuluğu savunmuş, Büyük Theodosius tarafından 381’de toplanan II. Nikeae Konsili’nde de Ariusçuluk yeniden reddedilmiş ve Ortodoks öğreti, bütün imparatorluk için tek dinsel öğreti ilan edilmişti.
  • İS 41’de, ilk Hıristiyanlar Roma’ya gelmeye başladıklarında Claudius imparatordu. Onlar da Yahudiler gibi, kamu düzenini bozmadıkça, Roma ve Augustus kültlerinden muaf tutulurlar. Aynı yıl Antakya’da, İsa’yı izleyenlere christianoi denmeye başlandı. Bu, Yunanca Mesih anlamına gelen christos’a gönderme yapmaktı.
  • I. Konstantin’in oğlu olan Konstantius pagan geleneği olan kurban kesmeyi yasakladı. Paganizme yakınlık duyan Julianus okullarda Hıristiyanlık eğitimini sınırladı. I. Theodosius 392’de yayınladığı emirname ile paganizme kesin olarak yasak getirdi. Hıristiyanlığın tek din haline gelmesiyle Bizans’ta Hıristiyanlaşma süreci hızlandı.
  • 451 yılında toplanan Khalkedon Konsili, Konstantinopolis piskoposluğunun eski Roma ile aynı ayrıcalıklardan yararlanması ve hiyerarşide rütbesinin onun hemen yanında yer alması yönünde karar alındı. Konsil toplantısına Romalı temsilciler katılmamıştı. Roma’nın itirazı, kiliseler arasındaki büyük bölünmeyi başlattı.
  • Bu konsilin bir başka önemli kararı da Kutsal Üçleme öğretisinin kabul edilmesi ve monofizit görüşün reddedilmesi oldu. Monofizit görüş, İsa’nın yalnızca tek bir doğası olduğunu, Tanrı ve insan doğalarının onda birleşmiş durumda bulunduğunu kabul eder.
  • Khalkedon Konsili, aldığı bu önemli kararlarla, Yunan, Latin, Kıpti ve Suriye kiliseleri arasında bölünmeyi; bu derin bölünme, gelecekteki İslam saldırılarına karşı koymayı olanaksız hale getirecekti.
  • Hıristiyanlar zaman içinde devlet kademelerine girdiler ve dini organize ettiler.
  • Yavaş yavaş kendi örf ve doktrini olan yeni Hıristiyan kilisesi gelişti. Bazı adetler ve hizmetler Yahudilikten, bazı dini merasimler ve hatta tarihler pagan dinlerden alındı. Mitra festival günü ile rekabet etmesi için Noel tarihi 25 Aralık olarak kabul edildi. Oysa İsa’nın doğum tarihi kesin olarak bilinmiyor.
  • 431 yılında toplanan Efes Konsili’nde Meryem Ana ilahi erkek figürlerin arasında yerini almıştır. Konsil’de İsa için “anası ve babası ile aynı özdendir” dendi, Meryem, daha da önemli oldu.
  • Ortodokslukta Meryem, lekesizdir; Teotokhos’tur, Tanrı Anası’dır. Ortodoks inancına göre Meryem ölmemiş, uyumuştur. Bu duruma Koimesis/Kimisis denir. (Eski Mısır’da Tanrıça İsis de Tanrı Anası’dır)
  • Ortodokslar Meryem’e, asla Maria demezler: Pan agia, MP-Tanrı Anası’dır.
Koimesis ikonu. Konstantinopolis, 10. yüzyılın ikinci yarısı, Kunsthistorisches Museum, Viyana. Bu, sabun taşından yapılma kişiye özel bir ikon. Sabun taşı gözeneksiz, ama işlenmesi kolay bir malzeme olduğu ve fildişinden daha uygun fiyata mal olduğu için fildişi gibi, küçük boy eserler için tercih edilirdi. Bizanslılar taşın açık yeşil tonunu da severlerdi. Bu ikona altın yaldız süsleme de yapılmış. Sabun taşından yapılmış eserleri de fildişi ustalarının yaptığı tahmin ediliyor. Ancak sabun taşı kırılgan olduğu için günümüze ulaşmış çok fazla eser yoktur. Bu ikonda Meryem, bir kline üzerinde, etrafında Aziz Petrus ve Pavlus ile Havariler, uykuya yatmıştır. İsa, merkezdedir. Bir tek onun başındaki halede haç vardır. Elinde Meryem’in kundakta bebek şeklinde tasvir edilmiş ruhunu tutmaktadır. Bebeğin başı kırılmış, günümüze ulaşmamıştır. Sağdaki melek, Meryem’in ruhunu Cennet’e götürmek üzere hazırdır. Ellerinin üzerinde, kutsala çıplak elle dokunmamak için bir örtü vardır. Bütün olay, bir baldekenin altında geçmektedir. İki yandaki sütun, milattan önceden beri uygulanan Herakles düğümü ile süslüdür. Fotoğraf: Byzantium, Robin Cormack ve Maria Vasilaki, Royal Academy of Arts, 2008.

Koimesis ikonu. Konstantinopolis, 10. yüzyılın ikinci yarısı, Kunsthistorisches Museum, Viyana.
Bu, sabun taşından yapılma kişiye özel bir ikon. Sabun taşı gözeneksiz, ama işlenmesi kolay bir malzeme olduğu ve fildişinden daha uygun fiyata mal olduğu için fildişi gibi, küçük boy eserler için tercih edilirdi. Bizanslılar taşın açık yeşil tonunu da severlerdi. Bu ikona altın yaldız süsleme de yapılmış. Sabun taşından yapılmış eserleri de fildişi ustalarının yaptığı tahmin ediliyor. Ancak sabun taşı kırılgan olduğu için günümüze ulaşmış çok fazla eser yoktur.
Bu ikonda Meryem, bir kline üzerinde, etrafında Aziz Petrus ve Pavlus ile Havariler, uykuya yatmıştır. İsa, merkezdedir. Bir tek onun başındaki halede haç vardır. Elinde Meryem’in kundakta bebek şeklinde tasvir edilmiş ruhunu tutmaktadır. Bebeğin başı kırılmış, günümüze ulaşmamıştır. Sağdaki melek, Meryem’in ruhunu Cennet’e götürmek üzere hazırdır. Ellerinin üzerinde, kutsala çıplak elle dokunmamak için bir örtü vardır. Bütün olay, bir baldekenin altında geçmektedir. İki yandaki sütun, milattan önceden beri uygulanan Herakles düğümü ile süslüdür.
Fotoğraf: Byzantium, Robin Cormack ve Maria Vasilaki, Royal Academy of Arts, 2008.

  • Ortodoks inancına göre papazın ahlaki değerinin, ayinin geçerliliği üstünde hiçbir etkisi yoktur.
  • Bizansın kuvvetli bir dini pozisyonu vardı. 6. yüzyılda Justinyen, Bizans Kilisesini diğer bütün kiliselerin başı ilan etti. Bu Roma’daki Papa tarafından protesto edildiyse de günümüze kadar süren etkileri olmuştur.
  • 797’de imparatoriçe ve imparator naibi İrene pek çok entrikadan sonra kendini hükümdar ilan etti. Papa III. Leo, İsa’nın nasıl tasvir edileceğine dair sert bir anlaşmazlık içinde olduğu Bizans’ın karşısına güçlü bir rakip çıkarmak amacıyla,  başta bir erkek olmadığı için Bizans tahtını boş ilan edip 800’de Şarlman’ı  İmparator ilan etti. Bu Bizanslılar için kutsal devlete karşı işlenmiş bir günah değilse bile gücün kötüye kullanılması sayıldı. Bu olay Papalık ile Doğu Kilisesi arasındaki ilişkileri kötü etkiledi.
  • Roma ve Bizans kiliseleri arasındaki anlaşmazlıklar tırmandı ve 1054 yılında iki kilise birbirlerini tanımadıklarını ilan ettiler.
  • Katolikler ve Ortodokslar ilk günah’ı kabul ederler; Katolikler bunu her fırsatta hatırlatır, Ortodokslar bu kavramı yumuşatmışlardır.
  • Ruslar, Bulgarlar, Romenler, Yunanlar Ortodoksturlar.
  • Ticaret ve din ile Rusya, Bizans kültürünün içine çekildi. Güçlü Ruslarla barış içinde yaşamanın tek yolunun onları kendi dinlerinin nüfuzu içine almak olduğunu Bizanslılar biliyordu. Kiev Prensi İgor’un (941 yılında donanması ile Konstantinopolis’e saldırmıştı) dul eşi Kiev Prensesi Olga, 975 yılında yaptığı Konstantinopolis ziyaretinde vaftiz edilmişti. Çok sonra Olga, Ortodoks Kilisesi’nin ilk Rus azizesi olarak ilan edilmiştir. Olga’nın torunu  I. Vladimir 988 yılında kendisinin ve halkının Bizans tipi bir Hıristiyanlığa bağlı olduğunu açıklayarak Ortodoksluğu resmi din olarak benimsemiştir. Aslında 860 yılında Bizans kaynakları bu müjdeyi vermiştir. Yani tarih net değildir.  Aziz Vladimir ayrıca Bizans Prensesi Anna ile evlenmiştir. Birkaç yıl sonra Ortodoksluk yalnızca yöneticilerin değil, tüm Rus halkının dini haline gelir ve 1037’den itibaren Rus Kilisesi Konstantinopolis’teki Patrik tarafından yönetilir.
  • Büyük Knez olarak değil de “Çar” olarak ilk taç giyen IV. İvan’dır (Korkunç İvan). Taç giymesi Doğu Roma uygulamalarını temel almıştır: Tanrı tarafından seçilmiş, taç giydirilmiş ve takdis edilmiştir. İvan, Çar ünvanını, takdis etmesi için İstanbul Patriği’ne başvurmuş, 1561’de Patrik’in onayını almıştı. Ancak Bizans’ta imparator ile patriğin işlevleri özel bir yasa ile belirlenmişken, Rusya’da din-devlet ilişkisi güce bağlı olarak belirlenmiştir. Rusya Bizans’tan Hıristiyanlığı aldıktan sonra Rus toprağına taşınan kültürün önemli bir bölümü de Bizans sanatıydı. Rus prensleri İstanbul’a gelip vaftiz olurlardı.
“Çar’ın yeri” diye bilinen “Monomakh’ın tahtı,” Ebedi Uyku Katedrali’nin içine yerleştirildi. Alt rölyeflerinde Bizans İmparatoru Konstantin Monomakh’ın (1042-1055), Vladimir Büyük Knezi’ne barış istemek için gönderdiği elçilerin ve hediyelerin tasvir edildiği, dört arslan üzerinde yükselen 1051 yapımı büyük bir ahşap oyma eserdir. Biz gittiğimizde fotoğraf çekme izni alamamıştık. Fotoğraf:www.richard-seaman.com.

“Çar’ın yeri” diye bilinen “Monomakh’ın tahtı,” Ebedi Uyku Katedrali’nin içine yerleştirildi. Alt rölyeflerinde Bizans İmparatoru Konstantin Monomakh’ın (1042-1055), Vladimir Büyük Knezi’ne barış istemek için gönderdiği elçilerin ve hediyelerin tasvir edildiği, dört arslan üzerinde yükselen 1051 yapımı büyük bir ahşap oyma eserdir. Biz gittiğimizde fotoğraf çekme izni alamamıştık.
Fotoğraf:www.richard-seaman.com.

  • İnançsızların  ikna yoluyla ya da zorla bir dine geçirilmesi, o çağda çok önem verilen bir konuydu. Justinyen devrinde Bizans yasalarına eklenen bir maddeye göre, bir Hıristiyanı Yahudi yapmaya çalışanın cezasının yakılarak ölüm olacağı duyurulmuştur.