Etiket arşivi: kırmızı

Renk 18 Marquez ve Atwood

Özellikle niteleyici sözcüklere ve sıfatlara çok önem veren; tatları, kokuları, renkleri niteleyen sözcükleri çok öznel olarak kullanan; sözcüklerin anlamlarının kişinin bakış açısına göre değiştiğini söyleyen Gabriel Garcia Marquez (1927-2014), her sabah sözlüğü açıp birkaç sayfa okurmuş. Sözlüklerde sarı sözcüğünün açıklamasına baktığında, her bir sözlükte başka, yani öznel bir açıklama görmüş. Kiminde limonun rengi, kiminde altının rengi, kiminde mutsuzluğun rengi, kiminde hastalığın rengi, bazısında ise aşıkların rengi. Marquez, iyi bir romancıyla kötü bir romancı arasındaki farkın da sözcükleri böyle öznel bir biçimde kullanmaları olduğunu söylermiş.

Çevirmenin Gözünden G. G. Marquez, İnci Kut, Cumhuriyet Kitap 803.

Fotoğraf: Kayıp Rıhtım

Fotoğraf: Kayıp Rıhtım

Kanadalı yazar Margaret Atwood (1939-) 1985 yılında basılan Damızlık Kızın Öyküsü (The Handmaid’s Tale) adlı apokaliptik fantezisinde kadınların sosyal sınıfları renklerle tanımlanıyor:

Kadın hiyerarşisinin tepesinde yer alan komutan eşleri mavi;
Damızlık olarak kullanılan kızlar kırmızı;
Orta yaşlı kısır kadınlardan oluşan denetim mekanizmasında yer alanlar haki;
Komutan eşlerinin emrindeki dadılar ve hizmetçiler gri;
En alt sınıf olan yoksul erkeklerin karıları çizgili giymek zorundalar.

Damızlık Kızın Öyküsü, Margaret Atwood, Doğan Kitap, 2017.

Damızlık Kızın Öyküsü Valker Schlondorff tarafından sinemaya aktarılmış, TV dizisi de çekilmiş. Fotoğraf: Sinema Türk

Damızlık Kızın Öyküsü Valker Schlondorff tarafından sinemaya aktarılmış, TV dizisi de çekilmiş.
Fotoğraf: Sinema Türk

 

 

Renk 17 Müzik ve Renkler 2

  • Renklere müzikal olarak bakma düşüncesi renkli bir klavsen yapan Gottlob Krüger (1715-1759) ile devam etmiştir. Krüger’in yaptığı bu enstrüman ile göze hitap eden bir müzik üretilmiştir.
  • 18. yüzyılın son dönemlerinde ise nota ve renklerin birebir mukayese edilmesi fikri doğmuştur.
  • 20. yüzyılda besteciler eserlerini ve eserlerinin bölümlerini renklerle isimlendirmişlerdir. İngiliz besteci ve şef Arthur Bliss (1891 – 1975), Renkli Senfoni adlı bestesinin dört bölümünü mor, kırmızı, mavi ve yeşil renkleriyle adlandırmıştır.
  • 1889’da Rimsky Korsakov Mlada isimli operasında librettodaki renk sözcükleri ile nota kalıplarını, renkli sahne ışıklandırmalarıyla senkronize etmiştir.
  • Tablolar bestecilere ilham kaynağı olurken, ressamlar da müziğin soyut fikrinden ve bestelerinden ilham almışlardır. Sadece resmin adının esin kaynağı olduğu kompozisyonlar olduğu gibi, resmin yapısal özelliklerini müziğe aktaranlar da olmuştur. Resim ve müzik arasındaki etkileşimin yoğunlaşması 20. yüzyılın başlarında gerçekleşmiştir.
  • Vasiliy Kandinsky (1866-1944), renklerin duyulması fikrini ileri sürmüştür. Kandinski’ye göre renk, klavyedir.
  • Renklerin sesleri konusuyla ilgilenen pek çok kuram ve çalışma bulunmaktadır.
  • Sacharjin-Unkowsky, yıllarca konu üzerinde çalıştıktan sonra “sesleri doğal renklerle, renkleri de doğal seslerle tanımlayarak, rengin duyulması ve sesin görülmesi”ne yönelik bir sistem geliştirmiştir. Yöntem, hem kendi okulunda, hem de St.Petersburg Konservatuvarı’nda yıllarca  başarıyla kullanılmıştır. Alexander Scriabin (1872-1915), daha ruhsal bir yol izleyerek, Unkowsky’nin geliştirdiği yöntemden pek de farklı olmayan bir çizelgede, seslerle renkleri karşılaştırmıştır.
  • Sesin renk olarak görülmesi ya da rengin, ses olarak duyulması, duyuların birbirini etkileyerek harekete geçirmesine sinestezi denir.
  • Duyuların birliği Hindular’ın kutsal kitaplarından Vedalar’da da mevcuttur. Kozmik sayı olarak kabul edilen yedi temel alınarak, yedi sesi karşılayan yedi farklı renkten bahsedilir.
  • Özdeş renk ve ses skalaları Sembolistlerle popülerlik kazanmıştır. Ruh, renk ve tınıda dile gelmektedir.
  • Renkler kullanılarak yapılan müzik eğitimlerinin başarısı yüksek olmaktadır.

 

Yararlanılan Kaynaklar

  1. Zaman İçinde Müzik, Evin İlyasoğlu, YKY, 1994.
  2. Resimde Müziğin Etkisi, Nazan İpşiroğlu, Remzi Kitabevi, 1994.
  3. Müzik ve Renk İlişkisi, Hande Mestan, Uludağ Üniversitesi Felsefe Dergisi Kaygı, 20/2013, 300-303.
  4. Renkler ve Müzik Arasındaki İlişki, Umut Otyakmaz , www.academia.edu, 2015.

 

Çağdaş Sanata Varış 249|Global Sanat Pazarı

Varoluşsal Boşluk, Grayson Perry, 2012. Bu çömlek sanat dünyasının entrikalarıyla ve sanat eserlerine yakıştırılan hale ile dalga geçiyor. Kendisini Meta Çömlek ve bir İmzalı Parça olarak ilan eden seramiğe gömülü metin sanatın konuştuğu ve ekonomik dolaşımın egemen olduğu post kapitalist bir toplumda, sanat eserinin toplumsal ve finansal durumuna gönderme yapıyor. Picasso Peçetesi Sendromu cümlesi ile, ünlü bir sanatçının peçete kadar önemsiz bir şey üzerindeki imzasının, peçeteyi önemli bir kültürel yapıt statüsüne yükseltebileceği vurgulanıyor. Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

Varoluşsal Boşluk, Grayson Perry, 2012.
Bu çömlek sanat dünyasının entrikalarıyla ve sanat eserlerine yakıştırılan hale ile dalga geçiyor. Kendisini Meta Çömlek ve bir İmzalı Parça olarak ilan eden seramiğe gömülü metin sanatın konuştuğu ve ekonomik dolaşımın egemen olduğu post kapitalist bir toplumda, sanat eserinin toplumsal ve finansal durumuna gönderme yapıyor. Picasso Peçetesi Sendromu cümlesi ile, ünlü bir sanatçının peçete kadar önemsiz bir şey üzerindeki imzasının, peçeteyi önemli bir kültürel yapıt statüsüne yükseltebileceği vurgulanıyor.
Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

Küresel sanat ekonomisi, 2000-2014 arasında %13 oranında büyüdü.

Global sanat pazarının ulaştığı büyüklük 2013 yılında 66 milyar dolar olarak gerçekleşti.

Küresel sanat pazarında 2012’ye göre artış %8 olmuştu.

İlk dönemlerde sanat piyasasında alıcı Avrupalılar ve İngilizler olurken, daha sonra Amerikalılar devreye girdi. Son yıllarda en pahalı eserleri alanlar ise Asyalılar ve Japonlar.

2000 yılında sanat pazarının en büyük oyuncusu %55 payı ile ABD idi. Onu %27 ile İngiltere, %7 ile Fransa izliyordu.

2014 yılına gelindiğinde ABD’nin payı %37’ye düşerken Çin %27 pay ile ikinci sıraya oturmuştu. İngiltere ve Fransa’nın payları ise sırasıyla %21 ve %4 olmuştu.

Çağdaş Sanat Piyasası 2014-2015 Raporu’na göre, çağdaş sanat müzayedelerinin cirosu 1.76 milyar dolar oldu. Türkiye, Çağdaş Sanat müzayedelerinde en fazla gelirin elde edildiği 15 ülke arasında. İlk üçte ABD (650 milyon dolar), Çin (542,8 milyon dolar) ve İngiltere (410 milyon dolar) var. Türkiye 6,5 milyon dolarla kişi başı milli geliri çok daha yüksek ülkelerin önünde yer alıyor.

2010-2015 yılları arasında yüz milyon doların üzerinde fiyatla alıcı bulan sekiz eser oldu: Amedeo Modigliani Yatan Çıplak 170.4 milyon dolar; Francis Bacon Lucian Freud’un Üç Taslağı 142.4 milyon dolar; Andy Warhol Silver Car Crash 104.5 milyon dolar; Edvard Munch Çığlık 119.9 milyon dolar; Pablo Picasso Çıplak, Yapraklar ve Büst 106.5 milyon dolar; Alberto Giacometti  Yürüyen Adam 1 104.3 milyon dolar. Diğer ikisi:

Mayıs 2015’te Picasso’nun 1954-55 tarihli Cezayirli Kadınlar-0 Versiyonu tablosu, Christie’s’in New York’taki açık artırmasında 179,4 milyon dolara satılarak bir müzayedede satılan en pahalı resim oldu.

Aynı müzayedede, Alberto Giacometti’nin gerçek boyutlardaki İşaret Eden Adam (1947) adlı heykeli 141,3 milyon dolara satılarak dünyanın en pahalı heykeli oldu.

Yine 2015 yılında Sotheby’s’in New York müzayedesinde, Van Gogh’un Alyscamps’da Ağaçlıklı Yol (1888) adlı yapıtı, 66.3 milyon dolara satılarak, sanatçının  manzara resimlerindeki rekoru oldu.

Sotheby’s’in aynı müzayedesinde, Monet’nin Nymphalar (1905) isimli tablosu, 54 milyon dolara satılarak, Monet için ödenen en yüksek üçüncü fiyat oldu.

2015’te Christie’s New York’ta başka bir müzayedede Lucian Freud’un Sosyal Yardım Görevlisi Uyuyor (1995), 56.2 milyon dolara satılarak sanatçının rekorunu kırdı.

Yine Christie’s New York’ta Piet Mondrian’ın Kırmızı, Mavi, Sarı ve Siyahlı Kompozisyon No. III (1929) adlı yapıtı 50.6 milyon dolara satılarak sanatçının müzayede rekorunu kırdı.

Christie’s New York’ta Roy Lichtenstein’ın Hemşire isimli eseri de sanatçının kendi rekorunu kırarak 95.4 milyon dolara alıcı buldu. Sanatçının daha önceki müzayede rekoru 56 milyon dolardı.

Bunların hepsi 15-20 gün içinde 2015 yılında gerçekleşti. Christie’s’deki tarihi müzayedeye telefonla bağlanan koleksiyoncular sunulan 34 esere toplamda 491.4 milyon dolar ödediler.

Müzayede evlerinin ve koleksiyonerlerin kazancı, müzelerin, yani halkın kaybı anlamına geliyor. Yükselen fiyatlarla müze bütçelerinin baş etmesi mümkün gözükmüyor.

Empresyonist ve Modern sanat yapıtları, değerleri kanıtlanmış oldukları için piyasaya egemen olmayı sürdürüyor. Bu dönemlerden yapıtlara ödenen fiyatlar her müzayede döneminde yükseliş gösteriyor.

Hayatı boyunca tek bir tablosunu satabilmiş olan Van Gogh 1889 yılında yaptığı İrisler tablosundan hiç para kazanmamıştı. Tablo 48 yıl Fransa’da çeşitli koleksiyonlar arasında el değiştirdi. 1937 yılında New York’ta bir galeriye geldi; 1947 yılında 80 bin dolara (yaklaşık olarak 450 bin dolar) satın alındı; 1987 yılında ise 53.9 milyon dolara alıcı bularak 40 yılda 130 kat değer kazanmış oldu.

Sanat yapıtının değeri, birinin ona ne kadar ödemeye hazır olduğu ile ölçülüyor.

Bu düzeyde sanat yapıtlarının satışı ve değeri, küresel, hiperkapitalist kültürün değerleri ile bağlantılıdır, deniyor.

 

 

Nar 1

Fotoğraf: www.ugallery.com

Fotoğraf: www.ugallery.com

  • Narın vatanı Hazar Denizi’nden Kafkaslar’a ve Anadolu’nun kuzey doğusuna uzanan topraklardır.
  • Nar ağacı en erken MÖ 4000-3000lerde görülür. Bunu, Mezopotamya’da bulunan vazolarda, seramik objelerdeki betimlemelerde görüyor, şiirler ve diğer metinler sayesinde biliyoruz.
  • Nar, Asur Devleti zamanında Mezopotamya’daki servi, sedir, çam, hurma, asma gibi kutsal ağaçlar arasındaydı. Nar, burada MÖ 2000’lerden itibaren ölüm ve hayatı, bereketi ve bolluğu, aşkı ve kutsal evliliği sembolleştiren stilize Asur ağacının bir parçasıdır. Asur’da nar, ölüme, hüzne ve göz yaşına, hayata, aşka ve sevince, tanelerinin renginden ötürü kana ve hayat enerjisine çağrışım yapmış, dini ve mistik şiirlerde, efsanelerde ve görsel sanatlarda yer almıştır.
  • MÖ 2000’lerden itibaren nar, Fenike’de, İsrail ve Filistin’de de dini ve mistik düşüncelerin sembolü olmuştur.
  • Tevrat’ta Tanrı, Hz. Musa’ya (ö. MÖ 1353) rahiplerin kırmızı, mavi ve mor renkli nar çiçekleriyle ve altın çanlarla işlenmiş elbiseler giymesini emretmiştir. Bu şekilde hazırlanmış ilk kıyafeti Hz. Musa’nın kardeşi Hz. Harun giymiştir. Buğday, arpa, üzüm, incir, zeytin ve bal gibi nar da İsrail’e ait özel ürünler arasındadır. Hz. Süleyman Tapınağı’nın önüne dikilen iki tunç sütunun başlığındaki kaselerin içinde 200 tane tunçtan yapılmış nar bulunduğu; sütun başlıklarının her birinin ağla kaplı olduğu, ağın üzerinin 7 sıra örgülü zincirle ve iki sıra nar motifiyle bezeli olduğu yazılıdır. Bu sütunların, eski çağdaki kutsal hayat ağacının bir versiyonu olduğu; narların hayatı ve bereketi, ölümden sonra dirilişi simgelediği düşünülüyor. Yahudi topluluğunun narla Mısır’da tanıştığını, Mısır’dan çıktıktan sonra gittikleri yerden şikayetçi olma nedenleri arasında orada nar ağacı olmamasının da bulunduğunu kutsal kitaptan öğreniyoruz.
  • İsrail’de ve Suriye’de önemli kişilerin mezarlarına nar ve nar şeklinde objelerin gömüldüğünü Eriha’daki MÖ 1600 yılına ait bir mezardan ve MÖ 13. yüzyıla ait Tel Nami’deki, Hama’daki, Tel Lachish’teki mezarlarda bulunan camdan, fildişinden, tahtadan yapılma nar şeklindeki objelerden biliyoruz. Bu buluntular, Suriye’de ve İsrail’de narın hayat ağacı ile bağlantılı olarak düşünüldüğünü, ölüm ve ölümden sonra dirilişi simgelediğini düşündürüyor.

 

 

Renkler 13

  • Giysi renklerine de özel anlamlar yüklenmiştir.
  • Sayılar Kitabı’nda çocukları koruması için giysilerinin kenarına mavi kurdele geçirilmesi önerilir.
  • Gebelik sırasında mikroplardan korunmak için kadınlar mavi atkılar, eşarplar tercih ederdi.
  • Önceleri Hıristiyanlar arasında, belki kilise avlularının, belki de toprağın yeşil olmasından ötürü, bu renkte giysi yaptırmanın yakışık almadığına, insan bedeninde yeşilin uğursuzluk getireceğine inanılmıştır. “Yeşil giyersen, yakınların da çok geçmeden siyahlar giyer” sözü bir zamanlar yaygın olarak söylenegelmiştir. Doğanın önem kazanmasıyla birlikte bu inanç da yavaş yavaş silinmiştir. Doğanın egemen rengi olduğu için İrlanda’da her zaman yeşilin şans getirdiğine inanılmıştır.
  • Victoria Dönemi’nde (1837-1901) Britanya’da, kumaş ve duvar kağıdı boyalarında, özellikle yeşilde, arsenik kullanılıyordu. Bu yüzden de yeşil renk sakıncalı bulunuyordu.
  • Mezarlıktaki rengi hatırlattığı için kahverengi giyside uğursuz sayılmıştır.
  • Siyah giyenin yaşamında bir değişiklik olacağına, kırmızı giyenlerin büyük bir güce kavuşacağına hükmedilmiştir.
Kırmızılar İçinde Madame Juillard’ın Portresi, Giovanni Boldini (1842-1931). Fotoğraf:stlukesguild.tumblr.com

Kırmızılar İçinde Madame Juillard’ın Portresi, Giovanni Boldini (1842-1931).
Fotoğraf:stlukesguild.tumblr.com

  • Kırmızı, sonsuz enerjinin simgesidir. 10. yüzyılda insanlar hastalıkları iyileştirmek için kırmızı örtülere sarınırlardı. Bir ara kırmızı giyen kadınlara yosma gözüyle bakılır oldu. Soyguncular, sadece tanınmamak için değil, korunmak isteği ile de yüzlerini kırmızı mendille örttüler.

 

Yararlanılan Kaynak

  1. Batıl İnançlar, Peter Lorie, Milliyet Kitapları, 1997.