Etiket arşivi: Kırmızı Kedi Yayınevi

Püritenler 11

Amerikan Yeni Dinci Sağı

  • Köktencilik çoğulculuğu, farklılığı ve demokrasiyi dışlar.
  • Köktendincilik: Tek hakikat vardır ve bunu sadece kendileri bilir. Bakış açıları: Haklı ve doğru Ben ile yanılgı ve ihanet içindeki Öteki şeklindedir.
Evanjelist bakış açısının propagandasını temel ikna tekniklerini kullanarak, etkileyici konuşma tarzı ile, sloganları ön plana çıkartarak modern medya kanalları yoluyla yapmaya televanjelizm denir. Televanjelizm, modern misyonerlik faaliyetinin genel adıdır. Fotoğraf: Tozlu Mikrofon

Evanjelist bakış açısının propagandasını temel ikna tekniklerini kullanarak, etkileyici konuşma tarzı ile, sloganları ön plana çıkartarak modern medya kanalları yoluyla yapmaya televanjelizm denir. Televanjelizm, modern misyonerlik faaliyetinin genel adıdır.
Fotoğraf: Tozlu Mikrofon

  • Amerikan Yeni Dinci Sağı’na göre de Tanrı’nın kutsadığı biricik halk beyaz ve Protestan’dır. Kapitalist ekonominin canlanmasını, dinsel/ahlaki düzenin kurulmasını, ABD’nin askeri gücünü artırmaya devam etmesini ve askeri gücünü herkese göstermesini isterler. Vietnam Savaşı’nın kaybı onlar için ABD emperyalizminin zayıfladığının göstergesidir, tekrar güçlendirilmelidir. Kadın geleneksel rolüne dönmeli, eşitlik iddiasından vaz geçmelidir. Erkeklerin kadınlardan daha yüksek ücret alması normaldir. Kürtaja karşı çıkılmalı, eşcinsellere pozitif ayrımcılık yapılmamalıdır.
  • Köktenci Evanjelist hareket, Hıristiyanlıkta köklere, Kutsal Kitap’a dönülmesiniister. 1920’lerdeki göç dalgalarının sonunda geleneklerin ve ABD’nin elden gittiğini düşünürler.
  • 1979 yılında Jerry Falwell (1933-2007) tarafından kurulan Moral Majority – Ahlaki Çoğunluk Hareketi de köktendinci bir oluşumdur. Köktendincilik önceden Bolşevizm’e, Darwinizm’e karşıyken şimdi yoksullara yapılacak yardıma, her tür devlet yardımına karşıdırlar. Politik sağ ile sıkı ittifak halindedirler. Militarize, neredeyse silahlı denebilecek bir teolojiye sahip oldukları söylenebilir. Yahudilere ve Katoliklere de karşıdırlar.
  • 1980’lerde Protestan köktendinciliğine TV yayınları çok ivme kazandırmıştır. Bu durum televanjelizm olarak adlandırılır.
  • Ünlü televanjelist Falwell, “Kendimizi başkalarından ayırmak sert, acımasız tartışmalar gerektirir. Şeytan, insanları kayıtsızlık içinde tutabilmek için sevgi propagandası yapar. İsa kuzu değil, koçtu” gibi vaazlar vermekteydi.
  • Yoksullara açıktan karşı oldukları halde bu görüşte olanların yoksulların oylarını toplamasını Condoleezza Rice, “Ezilen kişilerin geri konumlarını kabullenmemek için kendilerini egemen kişi ile özdeşleştirdiği; bu yolla ikincilliğinden kurtulmaya çalıştığı” şeklinde yorumlamıştır.

 

Yararlanılan Kaynaklar

  • Budalalıktan Deliliğe, Umberto Eco, Kırmızı Kedi Yayınevi, 2016.
  •  

    Duvar, Deniz Ülke Arıboğan, İnkılap Kitabevi, 2017.

  •  

    Neo-con’ların Sonu (America At The Crossroads), Francis Fukuyama, Profil Yayıncılık, 2006.

  •  

    Prof. Dr. Kürşat Demirci, Püritenizm seminer notları.

  •  

    Hakikat Sonrası Çağ, Ralph Keyes, Delidolu, 2017.

  •  

    Ulusların Düşüşü, Daron Acemoğlu ve James A. Robinson, Doğan Kitap, 2014.

  •  

    Çin İşi Japon İşi, Tayfun Atay, İletişim Yayınları, 2017.

     

 

Püritenler 9

Protestan Ahlakı

  • ABD’ye görevli olarak giden Anglikan John Wesley, orada Metodizm’in kurucularından olmuştu. Wesley, yalan söylemeyi iğrenç bir şey olarak görüyor ve bunu ayinlerde vaz ediyordu.
  • Aydınlanma sırasında bilimin yükselişi doğruluğa önem kazandırdı. Bilimsel sorgulama kesin tanıklık etiğine dayanıyordu. Aynı şekilde yeni ortaya çıkmakta olan hukukun üstünlüğü prensibi de.
  • Bu etik aynı zamanda, güvenilir bilgi ve kişisel güvene ihtiyaç duyan kapitalizmin yükselişine de katkıda bulunmuştu.
  • Max Weber’e göre bu, katı dürüstlüğe vurgularıyla Protestanların serbest piyasa ekonomilerinde neden bu kadar başarılı olduklarını açıklıyordu. Alman sosyolog, Protestan Reformu’nun ve Protestan ahlakının Batı Avrupa’nın modern sanayi toplumunun yükselişini kolaylaştıran bir rol oynadığını öne sürmüştü.
  • 17. yüzyılda yaygın olan “Bir Huguenot kadar dürüst” tabirinin hem dini hem de ekonomik tınısı vardı.
  • 17. yüzyılda İngiltere’de George Fox tarafından kurulan Quaker mezhebine mensup tüccarların sıra dışı başarısı kısmen namuslu olarak tanınmalarından kaynaklanıyordu.
  • Benjamin Franklin’in Püriten ilkesi “Dürüstlük en iyi politikadır” bile ekonomik bir önem taşıyordu. Böyle bir politika olmadan borç vadesinin uzatılması mümkün olamazdı.
  • Immanuel Kant’ın mutlak dürüstlük kavramına göre, sağlıklı bir toplumun üyeleri hangi doğruları söyleyeceklerini seçmezlerdi. Aynı Augustinus gibi Kant da hakikatin onu hak edenlere saklanması gerektiği fikrine karşı çıkıyordu. Yalan, yasanın kaynağını yozlaştırarak insanlığa zarar verirdi.
Fotoğraf: Harvard Business Review Türkiye

Fotoğraf: Harvard Business Review Türkiye

  • Nüfusun büyük çoğunluğunu Protestanların oluşturduğu ülkelerin, örneğin Hollanda ve İngiltere’nin, modern çağın ilk büyük ekonomik başarılarına imza atmalarına karşın din ve ekonomik başarı arasındaki ilişki, Daron Acemoğlu’na göre, çok sınırlıdır.
  • Çoğunluğu Katoliklerden oluşan Fransa 19. yüzyılda hızla Hollandalıların ve İngilizlerin başarısını yakalamış, İtalya da bu ülkelerden herhangi biri kadar müreffeh olmuştur. Uzak Doğu’ya baktığımızda ise Doğu Asya’nın başarılarından hiçbirisinin Hıristiyan dininin hiçbir biçimiyle alakası olmadığını görürüz. Acemoğlu, Protestanlıkla ekonomik başarı arasında özel bir ilişki olduğunu gösterecek pek bir şey olmadığını öne sürerek, ekonomik başarıyı kültür ile açıklamak isteyen hipoteze karşı çıkar.

 

 

 

 

Püritenler 7

Fotoğraf: portside.org

Fotoğraf: portside.org

  • 11 Eylül 2001 terörist saldırı sonrası ABD El Kaide’yi barındırmış olan Afganistan’ı işgal etti, ardından Irak’a girdi.
  • Kendilerini neo-con olarak adlandıran kişilerin sahip oldukları görüşlerde son yirmi beş yılda çok büyük farklılıklar olmuştur. Bununla birlikte bu kişilerin takındıkları politik tutumları hakkında şunları söyleyebiliriz (ancak bu ilkeler, Amerikan siyasi yaşamındaki diğer önemli gruplar tarafından da geniş ölçüde paylaşılmaktadır):
    *Demokrasi, insan hakları ve devletlerin iç politikaları ile ilgilenilmesi gerekir,
    *ABD’nin gücü ahlaki amaçlar için kullanılabilir (iyiliksever hegemonya), ABD’nin güvenlik alanında özel sorumlulukları vardır,
    *Ciddi güvenlik sorunlarının çözülmesinde uluslararası hukuk ve kurumların gücü konusuna şüpheci yaklaşmak yararlıdır,
    (Birleşmiş Milletlerin etkin ve meşru bir küresel yönetim makamı olmadığını ve olamayacağını düşünürler. Kuvvet politikasının aşılıp onun yerine uluslararası hukukun geçebileceği hayali, bugün Amerikan liberal enternasyonalistler ve birçok Avrupalı tarafından paylaşılmaktadır. Neo-con’lar, uluslararası hukukun saldırganlığı önleyemeyecek kadar zayıf olduğuna emindirler.)
    *Göç ve serbest ticarete karşı çıkılmalıdır,
    *Hırslı sosyal mühendisliğin çoğu kez beklenmedik sonuçlara yol açtığı ve kendi amaçlarını baltaladığı; sosyal adalet aramaya yönelik çabaların sol görüşlü toplumları daha kötü hale getirdiği şeklinde özetlenebilir.
  • Neo-con düşünceyi şekillendiren ilk savaş, 1930’lu ve 1940’lı yıllarda Stalincilerle; ikincisi ise 1960’larda Yeni Sol ve onun doğurduğu karşı kültür ile yapılmıştır.
  • Neo-con düşünce bugün Amerikan dış politikasındaki dört yaklaşımdan biridir. Neo-con dış politikasının özellikleri iyiliksever hegemonya, tek kutupluluk, önleyici eylem ve Amerikan ayrıcalığı gibi kavramları içerir. W. Bush döneminde (2000-2008) birçok neo-con savaşı aleni olarak desteklemiştir.
  • Birçok yorumcu, Paul Wolfowitz, Douglas Feith, Richard Perle gibi Irak savaşının önde gelen birkaç destekçisinin Yahudi olduğuna dikkat çekerek Irak politikasının nihayetinde Ortadoğu’yu İsrail için güvenli hale getirmek için tasarlandığını ileri sürmüştür.
  • Teolojik-politik sorunla uğraşan Leo Strauss’un (1899-1973) anlayışına göre din de rejimin bir parçasıdır. Leo Strauss, Nazilerden kaçarak 1930’larda ABD’ye göç etmiş, Chicago Üniversitesi’nde ders vermiş Alman Yahudi’si bir siyaset kuramcısıydı.
  • Strauss, sadece küçük bir seçkinler grubunun gerçeği bilmeye uygun olduğunu, halk kitlelerine yalan söylemenin esasen bir görev olduğunu düşündüğü için Irak savaşının sorumluluğunu neo-con hareketin Straussçu kanadına yükleyenler çok olmuştur.
Fotoğraf: Gawker

Fotoğraf: Gawker

  • Amerikan dış politikasında refleks haline gelen müdahale, Mısır’daki seçim sonuçlarına göre oluşmuş hükumetin devrilmesine, Libya lideri Muammer Kaddafi‘ye bağlı birliklerin halka baskı ve şiddet uygulaması ile Libya’nın BM kararlarına riayet etmemesi sebep gösterilerek Libya’ya askeri operasyon başlatılması sonrası Libya’da çıkan iç savaş ile devam etti ve bizi Suriye savaşına getirdi.
  • Başkanlığının son yılı olan 2016’da Obama, başkanlığı boyunca yaptığı en büyük hatanın Libya olduğunu söyleyecekti. Kaddafi’nin devrilmesinden sonraki süreç için hiçbir plan yapılmadığı; rejimin çökmesine neden olan kısmi işgallerin işe yaramadığı uluslararası arenada konuşulan konular oldu.Kaynaklara göre, iç savaşta her iki tarafın ve sivillerin toplam kaybı 25,000 – 30,000 ölü, 4000 kayıp olmuştur. Suriye’de savaş devam etmekte olduğu için bilançosu henüz bilinmiyor. Bir başka mesele de Suriye’den sonraki hedefin neresi olacağı.

 

 

 

 

 

Faşizm / Diktatörlük 2

Ortaçağlardaki Gibi, John Heartfield (1891-1969), 1934. Eserin teması şehitliktir. Ortaçağdaki din şehitleri ile Üçüncü Reich veya diğer adıyla Nazi Almanyası’nın kanına girdiklerini gamalı haçı Çarmıh gibi kullanarak ifade ediyor. Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu, Tate Modern, Londra, 2017.

Ortaçağlardaki Gibi, John Heartfield (1891-1969), 1934.
Eserin teması şehitliktir. Ortaçağdaki din şehitleri ile Üçüncü Reich veya diğer adıyla Nazi Almanyası’nın kanına girdiklerini gamalı haçı Çarmıh gibi kullanarak ifade ediyor.
Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu, Tate Modern, Londra, 2017.

  • İtalyan faşizmi bir Avrupa ülkesinde iktidara gelenilk sağcı diktatörlük olmuştu. İtalyan faşizmi bir liturji, bir folklor, bir giyim tarzı yaratan ilk rejimdir. Öteki faşist hareketler ( Letonya, Estonya, Litvanya, Polonya, Macaristan, Romanya, Bulgaristan, Yunanistan, Yugoslavya, İspanya, Portekiz, Norveç, Almanya ve Güney Amerika’da) 1930’lu yıllarda ortaya çıkmıştır. Avrupa’nın liberal liderlerini, bu yeni rejimin ilginç toplumsal reformlar gerçekleştirdiğine ve komünizm tehlikesine karşı ılımlı devrimci bir seçenek oluşturduğuna ikna eden İtalyan faşizmi olmuştur.
  • Adolf Hitler’in Kavgam adlı kitabı, bir siyasal program bildirisidir. Naziliğin bir ırkçılık ve Ari ırk kuramı, bir yoz sanat anlayışı, bir iktidar istenci ve üstinsan felsefesi vardı.
  • Mussolini’ninbir felsefesi yoktu. Başlangıçta ateistken sonradan faşizmi kutsayan piskoposlar ile yakın ilişki içinde olmuş, “Tanrı’nın Gönderdiği Adam” olarak anılmıştı. İtalyan faşizmi monarşi ile devrimi, kraliyet ordusu ile Mussolini’nin özel milisini, mutlak denetim ile piyasa ekonomisini bir araya getirmişti. Devrimciydi ama tutucu toprak sahipleri tarafından finanse edilmişti. Başlangıçta cumhuriyetçiydi ama yirmi yıl boyunca kraliyet ailesine bağlılığını dile getirdi. İtalya’daki iki önemli sanat ödülünden biri olan Bergamo Ödülü avangart sanatın yeni denemelerini teşvik ediyordu. Oysa Almanya’da avangart sanat, üstü örtülü bir komünizm propagandası sayılıyordu; yozlaşmışlığın ürünü olarak görülüp yasaklanmıştı.
  • İtalyan faşizmi de Nazizm gibi bir diktatörlüktü ama felsefi zayıflığı yüzünden diğeri gibi tam totaliter bulunmaz. Ama muhalefet liderleri suikasta kurban gitmişler, siyasal muhalifler sürgüne gönderilmiş, özgür basın susturulmuş, sendikalar dağıtılmış, yasama erki kağıt üstünde kalmış, yürütme yargıyı ve kitle iletişim araçlarını denetlemiş, doğrudan yasalar çıkartmış, ırkın saflığını korumaya yönelik yasalar yapılmış, Yahudi katliamı resmen desteklenmiştir. Benito Mussolini, demokratik bir parlamentonun temelinin en iyi içeriden, yavaş yavaş çürütülebileceğini biliyordu.
  • İtalya’da Benito Mussolini döneminde (1922-1943) söylevlerinin önemli bulunan bölümleri okullarda ezberletilirdi.
  • Faşizmden emperyalizmi çıkardığımızda karşımızda İspanya’dan Franco’nun aşırı Katolik falanjizmini ve Portekiz’den Salazar’ı buluruz.
  • Faşizmden sömürgeciliği çıkardığımızda Balkan faşizmiyle karşılaşırız.
  • İtalyan faşizmine radikal bir kapitalizm karşıtlığını eklediğimizde Ezra Pound’a; faşizme Kelt mitolojisi kültü ile Kutsal Kase mistisizmini eklediğimizde Julius Evola’ya ulaşırız.
  • 1940’lı yılların sonunda Bertolt Brecht şöyle yazar: “Demokratik ülkelerde ekonominin şiddet özelliği fark edilmez, otoriter ülkelerde fark edilmeyen, şiddetin ekonomik özelliğidir.”
  • Eduardo Galeano’ya göre Latin Amerika’da devlet terörü, yönetici sınıflar başka yollarla işlerini yürütemedikleri için harekete geçer. İşkence, etkili olduğu için vardır. Demokrasi güç anlarda ulusal güvenliğe, yani oligarşinin ayrıcalıklarının ve yabancı yatırımların güvenliğine karşı bir suç teşkil eder. Onur kırıcı yapı uluslararası pazarlarda ve mali merkezlerde başlar, her yurttaşın evinde biter. Posta ve banka gibi terörün de memurları vardır ve terör gerekli olduğu için uygulanır, bir sapıklar ortaklığı değildir.
  • Günümüzde Avrupa’nın çeşitli yerlerinde etkinlik gösteren Nazi çizgisinde hareketler var. Bunlar tabii ki kaygı uyandırıyor. 1997 yılında Umberto Eco, Nazizm’in özgün biçimiyle, ulusal bir hareket olarak yeniden doğacağına inanmadığını ancak en masum kılıklarla yanaşmaya başladığında maskesini düşürmek gerektiğini yazmıştı.
Sapar Murad Niyazov (1940-2006), 1985 yılından beri Türkmen Komünist Partisi Birinci Sekreteri olarak yönettiği ülkenin, Sovyetler’in çökmesi sonrası 1991’de bağımsızlığını ilan etmesiyle Türkmenistan’ın ilk devlet başkanı olmuştu. Türkmenbaşı adını benimsemiş, 1999 yılında kendisini ebedi devlet başkanı ilan ettirmiş, sonra 70 yaşında görevi bırakacağını açıklamıştı. 2001 yılında çıkardığı Ruhname adlı kitabının okullarda okutulmasını, üniversiteye giriş ve ehliyet alımında sınav konusu olmasını zorunlu kıldı. Ocak ayına kendi adını, nisan ayına annesinin adını verdi. Türkmenbaşı adı bir meteora, ayda bir kratere, ülkenin en yüksek tepesine, caddelere, çiftliklere, at sürülerine, bir kente verildi. Her sokağa bir heykeli yapıldı, her binaya posteri asıldı. Hipokrat yeminini kaldırıp doktorları kendisine yemin ettirdi.  Aşkabat’ta yaptırttığı 95 metre yüksekliğindeki heykelin en üstündeki altın çocuk kendisini temsil ediyor. Başka altın Türkmenbaşı heykelleri de yapılmıştı. Fotoğraflar: Füsun Kavrakoğlu

Sapar Murad Niyazov (1940-2006), 1985 yılından beri Türkmen Komünist Partisi Birinci Sekreteri olarak yönettiği ülkenin, Sovyetler’in çökmesi sonrası 1991’de bağımsızlığını ilan etmesiyle Türkmenistan’ın ilk devlet başkanı olmuştu. Türkmenbaşı adını benimsemiş, 1999 yılında kendisini ebedi devlet başkanı ilan ettirmiş, sonra 70 yaşında görevi bırakacağını açıklamıştı. 2001 yılında çıkardığı Ruhname adlı kitabının okullarda okutulmasını, üniversiteye giriş ve ehliyet alımında sınav konusu olmasını zorunlu kıldı. Ocak ayına kendi adını, nisan ayına annesinin adını verdi. Türkmenbaşı adı bir meteora, ayda bir kratere, ülkenin en yüksek tepesine, caddelere, çiftliklere, at sürülerine, bir kente verildi. Her sokağa bir heykeli yapıldı, her binaya posteri asıldı. Hipokrat yeminini kaldırıp doktorları kendisine yemin ettirdi.
Aşkabat’ta yaptırttığı 95 metre yüksekliğindeki heykelin en üstündeki altın çocuk kendisini temsil ediyor. Başka altın Türkmenbaşı heykelleri de yapılmıştı.
Fotoğraflar: Füsun Kavrakoğlu

 

Yararlanılan Kaynaklar

  • Budalalıktan Deliliğe, Umberto Eco, Kırmızı Kedi Yayınevi, 2016.
  • Latin Amerika’nın Kesik Damarları, Eduardo Galeano, Sel Yayıncılık, 2014.
  • Yere Göğe Adını Verdi, Aklına Eseni Yasakladı, Radikal Gazetesi, 22 Aralık 2006.
  • Beş Ahlak Yazısı, Umberto Eco, Can Yayınları, 2014.

 

 

James Joyce 1

Yararlanılan Kaynaklar

 

1-İngiliz Edebiyatı Tarihi, Mina Urgan, YKY, 2004.

2-Ulysses, James Joyce, YKY, 1999. Çeviren: Nevzat Erkmen

3-Joyce’un Kulesi, Enis Batur, 1996,Ulysses, YKY, 1999.

4-1922’de Bir “Ulysses”, 1984’de Bir Başka “Ulysses”, Enis Batur, 1984, Ulysses, YKY, 1999.

5-Çevirenin Sözü, Nevzat Erkmen, Ulysses, YKY, 1999.

6-Joyce’un Sürgününde, Feridun Andaç, Cumhuriyet, 21 Haziran 2001.

7-Finnegan Uyanması, James Joyce, Sel Yayıncılık, 2016. Çeviren: Fuat Sevimay

8-Jim-Session, Enis Batur, 2016. (Finnegan Uyanması’nın önsözü)

9-Fuat Sevimay ile Finnegan Uyanması seminerleri.

10-Dublinliler, James Joyce, İletişim Yayınları, 2011.

11-Önsöz, Murat Belge, Dublinliler, İletişim Yayınları, 2011.

12-Giacomo Joyce, James Joyce, Aylak Adam, 2014.

13-Sunum, Nil Sakman, Giacomo Joyce, Aylak Adam, 2014.

14-Var Olarak Yok Olmak, Murat Özer, Radikal Kitap, 29 Temmuz 2011.

15-Kitap İçin 3, Selçuk Altun, Sel Yayıncılık, 2013.

16-Ben Buradan Okuyorum, Tim Parks, Metis Yayınları, 2016.

17-Budalalıktan Deliliğe, Umberto Eco, Kırmızı Kedi Yayınevi, 2016.

18-Bir Ulysses Eksikti, Umberto Eco, 2009. (Düşman Yaratmak, Doğan Kitap, 2014.)

19-Mitolojinin Gücü, Joseph Campbell, MediaCat, 2015.

20-Joyce Vakfı’nın Zor Adamı, Cem Akaş, Radikal Kitap.

21-James Joyce’u Anlamak, Yankı Enki, Remzi Kitap Gazetesi, Eylül 2012.

22-Paulo Coelho’dan Ulysses’e Aşağılama, Alison Flood, The Guardian, 6 Ağustos 2012.

23-Joyce’un Düşünce İklimi, Asuman Kafaoğlu Büke, Radikal Kitap, 8 Kasım 2013.

24-Edebiyattan Pek Anlamam, Kenneth C. Davis ve Jenny Davis, NTV Yayınları, 2011.

25-Don Kişot’tan Bugüne Roman, Jale Parla, İletişim Yayınları, 2000.

26-Entelektüelin Kutsal Kitabı, David S. Kidder ve Noah D. Oppenheim, Maya Kitap, 2014.

27-Okurken Ne Görürüz?, Peter Mendelsund, Metis Yayınları, 2015.

28-Başka Hayatlar, Nilüfer Kuyaş, Dünya Kitapları, 2003.

29-Avrupa Romanı Üzerine On Bir Makale, Richard P. Blackmur, İletişim Yayınları, 2017.

30-Edebiyat Üstüne Yazılar, Murat Belge, YKY, 1994.

31- Sevin Emiroğlu, Batı Edebiyatı seminer notları.

32- The Modern World – Ten Great Writers, Malcom Bradbury, The Penguin Books, 1988.

33- Yazınsal Yaşamlar, Javier Marias, Can Yayınları, 2008.

 

 

Dublin, 2001. Fotoğraf: Hülya Bakır

Dublin, 2001.
Fotoğraf: Hülya Bakır

JAMES JOYCE

(1882-1941)

 

  • Dublin’in gözde bir semtinde, hizmetlileri olan üst-orta sınıf bir ailede dünyaya gelmiş, altı yaşında saygın bir Cizvit okuluna yatılı olarak verilmişti. James on bir yaşına geldiğinde babasının birikmiş borçlarının ödenebilmesi için mülkler satıldı.
  • 2 Şubat günü dünyaya geldiği için bu günü özelleştirmek adına hem Ulysses hem de Finnegan Uyanması kitaplarının ilk baskılarını bu güne denk getirmek istediği söylenir.
  • İlk şiir kitabı 4, ilk romanı 13, ilk öykü kitabı 8 yayınevi tarafından reddedilmiştir.
  • Hafızası kuvvetli, şarkı söylemeyi seven, piyano dersleri alan, tiyatro oyunlarında oynamaktan zevk alan bir çocuk ve aynı zamanda iyi de bir koşucuymuş.
  • Büyüyünce kendine ve dış görünüşüne önem veren, ayrıca poz vermesini de seven biri olmuş.
  • Joyce yirmi yaşında ilk Paris yolculuğuna çıkarken, kardeşi Stanislaus’a kendisine bir şey olursa yazılarının dünyanın bütün büyük kütüphanelerine gönderilmesini istediğini söylemişti.
  • “Ben yaşarken meşhur olmak istiyorum,” dediği söylenir.
  • En gözde yazarı Dante, en favori düşünürleri Aquinolu Thomas ve Giordano Bruno’dur. O sıralar sesini duyurmaya başlayan Ibsen’i de seviyordu.
  • James Joyce, Robinson Crusoe’ya yazdığı bir önsözde, yabancı yapıtlara öykünmediği, kişilerini gerçek İngilizler olarak canlandırdığı, daha önce var olmayan bir edebiyat türünü biçimlendirdiği için, Daniel Defoe’yu İngiliz romanının babası saydığını yazmıştır.