Etiket arşivi: Kilise

James Joyce 2

  • Joyce İrlanda’dan ayrılmasını bir taşra atmosferinde, milliyetçi ve Katolik bir ortamda büyük bir yazar olamadığı için ayrılmaya mecbur kaldığını ileri sürer. Oysa oradan ayrıldığında kitapları yayımlanmakta, şöhreti artmaktaydı. Bazı iddialara ise genç ve eğitimsiz kız arkadaşını ailesine ve entelektüel dostlarına eşi olarak tanıştırmaktan utandığı için İrlanda’dan ayrıldığı yönündedir.
  • İrlanda onun için üç bağımlılığı, aileyi, dini ve İrlanda ulusçu politikasını temsil ediyordu.
  • İrlanda, öteden beri Avrupa’nın en koyu Katolik üyesiydi. Kilise şekillere sımsıkı bağlı, çok güçlü bir örgüte sahip, karşı çıkılmaz bir gericilik kurumuydu. Ulusçuluk akımını da kendi bünyesi içine almayı başarmıştı.
  • 1898’de bugünkü adıyla University College of Dublin’e girmiş, Modern Filoloji bölümünden (Latince, İtalyanca, Fransızca, Almanca ve Norveç dilleri) yeterlik derecesiyle 1902 yılında mezun olur. Sonra Paris’te tıp okumaya gider fakat dersleri Fransızca takip etmekte zorlandığı için eğitimini yarıda bırakır.
  • Dublin’de üniversitede okurken Yeats’in bir tiyatro oyununu protesto etmeyi reddetmiş, Dublinli Katolikler tarafından aforoz edilen Henrik Ibsen’i savunan makaleler yazmış, İrlanda tiyatro sahnelerinin dar görüşlülüğüne hücum eden denemeler yayımlamıştır.
  • Koyu bir Katolik olan annesi Mary Joyce’un kanser olduğunu öğrenince Fransa’dan İrlanda’ya döner. Annesinin ölümünün ardından çok zor bir dönem geçirir. Geçimini gazete makaleleri yazarak ve ders vererek kazanır. Şarkı söylediği de bilinir, hatta tenor sesinin güzelliği sayesinde bir yarışmada ikincilik almış ve hakkında güzel şeyler yazılmıştır. Bu dönem Joyce’un içmeye başladığı dönemdir.
  • Yine o günlerde bir otelde oda hizmetçisi olan Nora ile tanışır. İlkokul mezunu Nora ile olan birlikteliği dini ve toplumsal baskılara maruz kalmasına sebep olur. Birlikte kıta Avrupa’sına kaçarlar, Trieste, Roma, Paris, Zürih, Pula’da (Hırvatistan) yaşarlar. Trieste o sırada Avusturya işgali altındadır. İtalyan gazetesinde İrlanda ile İngiltere’nin ilişkisini anlatarak Avrupa’da İrlanda’nın sesi olduğu gibi, benzeşim yoluyla Avusturya sansürünü de kırmış olur. Sürgünde yaşayabilmek için gazete yazarlığından başka bankada memurluk ve öğretmenlik de yapar.

  • Byron, Shelley, Lawrence gibi Joyce da sürgünü kendisi istedi. Bu yazarların tümü henüz hayattayken uluslararası şahsiyetler oldular. Onları büyütmüş olan uluslar için ve çoğunlukla onlara karşı yazmaya devam ettiler. ABD’li edebiyat eleştirmeni Richard David Ellmann (1918-1987), Joyce’un yaşamı bir yerde yeterince karmaşa içine girince onu çözmek yerine başka bir yere gitmeyi tercih ettiğini savunmuştur.
  • Joyce her zaman şiddet karşıtı, ırkçılığa ve baskıya karşı sesini duyurmuştur. Ülkesindeki dini baskının gücünü, katı Katolik halkın bireyler üzerindeki dayanılmaz baskısını da anlatmış, şüpheciliğin engellenemediğini, fikir üretiminin olanaksız kılındığını da dile getirmiştir. “Kendisine saygısı olan hiç kimse İrlanda’da kalmak istemez. Aksine Jüpiter tarafından lanetlenmiş gibi ülkeden kaçmak ister” diye kendi sürgün nedenini açıklamıştır.
  • 1904 yılında terk ettiği İrlanda’ya üç kez döner. Bunlar mecburi yapılmış dönüşlerdir ve hep kısa kalmıştır. Son gelişi 1912 yılındadır. Şehirle ilişkisi bir aşk/nefret ilişkisidir. Giacomo Joyce hariç bütün eserleri Dublin’de geçer, başka bir yeri yazmamıştır, Dublin eserlerinin başkarakteri gibidir.
  • Fredric Jameson’a göre, Joyce ya da Mallarmé’nin başını çektiği bir modernizmin peşinde koştuğu ideal, “vatansız sözü” söylemekti; bunun için her türlü anlatı biçimi kullanılmalı, karıştırılmalıydı ki söz evrensellikle buluşsun.

 

Kağıt

Fotoğraf: www.oyka.com.tr

Fotoğraf: www.oyka.com.tr

  • Kağıdın icat edilmesinden önce taş, tahta, ipek, bez, deri ve Eski Yunan’da cam üzerine yazı yazılmıştır. Roma imparatorlarına ait temel kayıtlar bronz üzerine kaydedilmiştir. Ortadoğu’da kurşun kağıt yerine kullanılmıştır. Fildişi bir başka malzeme olmuştur. Yanan Konstantinopolis Kütüphanesi’nde yılan bağırsağı üzerine yazılmış eserlerden bahsedilir.
  • Bulunan en eski yazılı metin, altı bin yıl öncesine aittir ve Mısır’da ahşap üzerine kakılmıştır.
  • Çin’in kuzeyinde, Urumçi’de, Avrupa’da kağıdın ortaya çıkmasından 9 yüzyıl önce yazılmış bir elyazması var.
  • Japonlar 600 yılında kağıt üretmeye başlamışlar.
  • Kağıdın Avrupa’ya gelişi Araplar vasıtasıyla oluyor.
  • Araplar, kelamın mekanı olarak düşündükleri kağıda büyük önem vermişler; her gittikleri yere kağıt üretimini götürmüşler.
  • 860 yılında kağıt Sicilya üzerinden Avrupa’ya girmiş.
  • Hıristiyanlık kağıda ilgi göstermiyor. Okuma yazma tamamen keşişlerin tekelinde. Kilise parşömeni yeterli görüyor. Ayrıca kağıdı getiren Araplar olduğu için kağıda dine aykırı ve şeytan işi olarak bakıyorlar.
  • 1221’de Kutsal Roma-Germen İmparatoru II. Frederic, kağıdı dine aykırı ilan edip idari faaliyetlerde kullanımını yasaklamış.
  • Fransisken Tarikatı‘nın kurucusu Aziz Francesco (1181-1230), İtalya’da Fabriano’da tutsak Arap korsanları kullanarak kağıt üretimini başlatıyor.
  • 14. yüzyılda Avrupa’da kağıt değirmenleri ile üretim endüstrileşmeye başlıyor.
  • Kağıdı hammaddesi olarak paçavra kullanılıyor. Çöp toplayıcıların çöplerden ayıkladıkları paçavraları sınırdan geçirmeleri yasak.
  • Hiçbir işçiye gerek kalmadan mekanik yollarla kağıt üretimini 1799’da Fransız Nicolas-Louis Robert bulmuş; ama icadına maddi destek bulamadığı için iflas etmiş.
  • Günümüzde Hindistan’da sadece çöp kullanarak kağıt üreten fabrikalar varmış. Bu yüksek teknolojili kağıt, sutyen yapımı, hoparlör imali gibi farklı alanlarda da kullanılıyormuş.
  • Dijitalleşmenin gelişmesi ile matbaalarda kullanılan kağıt miktarı azalırken, ambalaj ve temizlik malzemeleri alanında kağıt tüketimi artmış.
  • Kullanılmış her tür kağıttan yeniden kağıt üretilebiliyor. Mürekkebi kağıttan arındırma işlemi başarıldıktan sonra matbu kağıtta da geri kazanım oranı artmaya başlamış.

 

Yararlanılan Kaynaklar

  • Kağıt Yolunda, Metin Celal, Cumhuriyet Kitap, 30 Ocak 2014.
  • Kağıt Yolunda, Erik Orsenna, Metis Yayınları, 2013.
  • Bir Kitap Elifbası Denemesi VIII, Enis Batur, Cumhuriyet Kitap, 27 Nisan 2017.

 

 

Şiddet 17 | Cinsel Şiddet 2

  • Aziz Augustinus (354-430) ilk günah mitini geliştirmişti. Suç, hazzı Tanrı’da değil, yaratıklarda arayan akıldışı arzu demek olan, şehvet ile kirlenmiş cinsel eylemdi.
  • Bastırılan cinsellik, giderek şiddete dönüşüyor. Şiddet ve arzu, cezalandırma ve tatmin isteği iç içe geçerek vahşi bir karanlık oluşturuyor.
  • Sigmund Freud’un bilinçaltı üzerine temellenen Psikanalitik anlayışında esas olan çocukluk süreci, cinsellik ve saldırganlık dürtüleridir. Bilinçdışı alan olan id; cinsel ve saldırgan dürtülerin, arzuların ve hazların kaynağı olarak kişinin karakter oluşumunda en önemli unsur olarak kabul edilir.
  • Cinsel duyguları bastırma, cinsel saplantının bir başka formudur.
  • Bedensel arzularını tatmin edemeyen ve kendi bedenine yabancılaşan insanın şiddete yöneldiği biliniyor. Tatminsizliğin yarattığı zihinsel gerilim, şiddet olarak dışa yansıyor.
  • Diğer güdüler gibi cinsel güdü de kontrol altına alınabilir. Aileden topluma kadar uzanan çevrenin eğitici, yönlendirici, ya da tersine, kışkırtıcı etkisi önemli rol oynar.
  • Kontrol altına alınamayan cinsellik ve saldırganlık güdüsü birbirini tetikler.
  • Kadın bedeni, işlenip karın doyuran toprakla özdeş tutulmuş, işlenip soyu devam ettiren bir tarla gibi algılanmıştır.
  • Jacques Lacan’a (1901-1981) göre, cinselliğin çeşitli tarzlarının cinsel gereksinimin hazzından öte, bir kendine saygı sağlama aracı olarak kullanılması olgusuyla karşılaşılır.
  • 16. yüzyılın sonlarına kadar Kilise, Aristo’nun kuramını benimsemiş, erkek ceninin döllenmeden 40 gün, dişi ceninin 60 gün sonra bir ruh kazandığına inanmıştı. Bu süreler içinde kürtaj yapılabilirdi.  1588 yılında Papa’nın çocuk aldırmanın ceninin gelişmesinin her döneminde cinayet olacağı yönündeki açıklaması ile durum değişmişti.

(Bloğumuzda 25 Aralık 2015 tarihinde yayımlanan Katolikler ve Kürtaj adlı yazıya da bakabilirsiniz.)

  • 1960’lı yıllarda piyasaya çıkan doğum kontrol hapı günümüzde de Papaların hışmına uğruyor.
  • Bugün bütün uygar toplumlar, cinsel ilişkiye zorlamanın suç olduğunda birleşiyor. Bunu yapan erkek tecavüz suçlusudur ve bu suçun cezası vardır. Katolik Kilisesi’nin anlayışına göre ise, hamile kalmada kadının onayı önemli değildir.
  • Köktenci Protestan kuruluşların baskısı ile 1980’li yıllarda Başkan Ronald Reagan kürtaj yapan ya da bu konuda kadınları bilgilendiren sosyal hizmet kuruluşlarına bütün maddi destekleri kesmişti. En önemli destekçileri köktendinci çevrelerden olan George W. Bush da kürtaja karşı savaş açtı; tüm aile planlaması ve sağlık örgütlerine yapılan yardımları tamamen kesti; yoksul ülkeleri de ya kürtaj yardımlarını tamamen durdurma ya da ABD yardımlarından vazgeçmeye zorladı.
  • Katolik Kilisesi ile Protestan köktendinciler kürtaj konusunda ittifak içinde.
  • Eşcinseller, transseksüeller şiddetin konusu olmaktadır. 1960-1970’lerden başlayarak kadın ve erkek kategorilerinin baskıcı olduğuna; biyolojik ve toplumsal cinsiyet arasındaki ayrıma dikkat çekilmeye başlanmıştır. Biyolojik cinsiyet, kadınlar ve erkekler arasındaki biyolojik ayrımlara, toplumsal cinsiyet ise onları ayıran kültürel farklılıklara işaret eder. Toplumsal cinsiyet (gender) cinsel kimliğin kültürel tanımıdır; toplumsal temelli değer, rol ve beklentilerin tümüyle ilişkilendirilir.

2015 yılında ArtInternational İstanbul’da sergilenen Alexandre ve John Gaillard’ın eseri. Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

2015 yılında ArtInternational İstanbul’da sergilenen Alexandre ve John Gaillard’ın eseri.
Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

  • Evlilik de ataerkilliğin ve baskının dayanaklarından biri olarak görülmeye başlanmış; devletin, cinsel davranışların düzenlenmesine ve bireyler arasındaki ilişkinin nitelenmesine el koyuşu olduğu yönünde yorumlar gelişmiştir.
  •  1960’lı yıllardan bu yana pek çok feminist sanatçı medya aracılığıyla inşa edilen cinsel rollere ve tarihsel erkek egemen sanata odaklanmıştır. Bu konuları canlandırmak için popüler kültürde sık sık yer alan kadının bir cinsel obje ve/veya “evinin tanrıçası” imajlarını kullanmışlardır. Bunu bazen sosyal beklentilere paralel giyinip makyaj yaparak bir Performans’ta sergilemişlerdir. Bazı sanatçılar kozmetik kullanımının şahsiyeti nasıl ortadan kaldırdığını vurgulayan işler yaparken, bir kısmı da kalıplaşmış cinsel rolleri makyaj ile vurgulamayı seçmiştir.
Fotoğraf sanatçısı Zanele Muholi (1972-) ülkesi Güney Afrika Cumhuriyeti’ndeki siyah lezbiyenler ile cinsiyet değiştirmiş olanların karşılaştıkları nefret ve dışlanma ile gördükleri şiddeti görselleştirmeyi amaçlar. Kendisi de eşcinsel olan sanatçı, onlar adına konuşan ve görseller yayımlayanlara, kendilerinin de bunu yapabilecek yetenekte olduğunu göstermek ve suskun kalmamak adına bu işe soyunduğunu söylüyor. Bordeaux, Zanele Muholi, 2013. Fotoğraf: Media Diversified

Fotoğraf sanatçısı Zanele Muholi (1972-) ülkesi Güney Afrika Cumhuriyeti’ndeki siyah lezbiyenler ile cinsiyet değiştirmiş olanların karşılaştıkları nefret ve dışlanma ile gördükleri şiddeti görselleştirmeyi amaçlar. Kendisi de eşcinsel olan sanatçı, onlar adına konuşan ve görseller yayımlayanlara, kendilerinin de bunu yapabilecek yetenekte olduğunu göstermek ve suskun kalmamak adına bu işe soyunduğunu söylüyor.
Bordeaux, Zanele Muholi, 2013.
Fotoğraf: Media Diversified

 

 

Şiddet 15 | Kutsal Şiddet 2

  • Kilise’nin temsil ettiği Hıristiyanlık anlayışına isyan eden; Eski Ahit Tanrısı ile Yeni Ahit Tanrısının farklı ve ilkinin kötü olduğuna inanan; Kilise’nin görkemli zenginliğine de karşı olan ve din dışı görülen mezhep, bölgelere göre değişen adlar alırdı; Kathar, Bogomil, Patarini gibi. Katharlar’a karşı Papa III. Innocentius 1208 yılında bir Haçlı Seferi başlattı. 30 yıl içinde yüz binlerce kişi kılıçtan geçirildi. Özellikle kadınlar yoğun bir vahşete maruz kaldı. Bir çukura atılıp ölünceye kadar taşlanan kadınlar oldu. Bunlar aynı zamanda Trubadur denen, din dışı şarkılar söyleyen ozanlardı. Katar Katliamı ve veba salgını ile nüfus çok azaldı, Trubadur geleneği de son buldu.
St. John’s Co-Cathedral, Valetta, Malta. Katedralde bir şövalyeye ait mezar taşı. Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

St. John’s Co-Cathedral, Valetta, Malta.
Katedralde bir şövalyeye ait mezar taşı.
Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

  • Haçlı Seferleri 1095 ve 1272 yılları arasında yapılan, Avrupalı Katolik Hıristiyanların Papanın talebi ve çeşitli vaatleri üzerine Müslümanların elindeki kutsal topraklar üzerinde askeri ve siyasi kontrol kurmak, oradaki zenginliği ele geçirmek için düzenlemiş oldukları seferlerdir. İslam dünyası ile Batı arasındaki husumetin başlangıç noktası Kudüs’ün yağmalanmasıdır denebilir. Doğu, Haçlı Seferlerinden beri Batı’yı doğal düşman; Batı ise Doğu’yu Öteki olarak görmüştür. Bu seferler Doğu ile Batı arasındaki kırılma noktası olmuştur. Doğu algısında İsrail, Yeni Haçlı Devleti’dir.
  • Bu süre zarfında pek çok şövalye tarikatı doğmuştur. Şövalyeler bir karar aldıklarında, bunun kral tarafından bile değiştirilemediği, iptal edilemediği durumlar yaşanmıştır. Daha sonra bu tarikatlardan kurtulmak da ancak şiddet kullanarak olabilmiştir.
  • Bir dinin mensupları, diğer bir dinin yayılmasını durdurmak için harekete geçtiğinde, sonuç bunun tamamen tersi olmuştur.
  • Din savaşları iki ayrı din arasında olabildiği gibi, aynı dinin farklı grupları arasında da gerçekleşmiştir. Her dinin kendi içinde heretik saydığı en az bir grup vardır.
  • Fransa’da 1562′de başlayan Din Savaşları 1598′e değin aralıklarla sürdü. Bu dönemdeki en önemli olay, 1572′de Paris’te başlayan ve bütün Fransa’ya yayılan Aziz Bartolomeus Yortusu Kıyımıydı. Fransa tarihinin en karanlık sayfalarından birisi olan Kıyımda, Paris’teki hemen bütün Huguenot, Fransız Protestanları önderleri yok edildi, bütün ülkede binlerce Protestan katledildi. Bundan sonra Din Savaşları yeniden alevlendi. 1574′te IX. Charles‘ın yerine tahta çıkan III. Henry döneminde kısa aralıklarla sürdü. III. Henry’nin 1589′da öldürülmesinden sonra tahta çıkan IV. Henry Protestan’dı, ama o da ancak Temmuz 1593′te Katolik olmayı kabul ederek ülkede barışı sağlayabildi. 1598′de Henry’nin yayımladığı Nantes Fermanı‘yla Huguenot’ya dinsel ve siyasal özgürlük tanındı. 1685′te XIV. Louis Nantes Fermanı’nı yürürlükten kaldırdı. Bunu izleyen birkaç yıl içinde 250 bini aşkın Fransız Protestan’ı İngiltere, Prusya, Felemenk ve Amerika’ya göç etti.
  • Avrupa’da Reform yanlıları ile Katolikler arasında yaşanan din savaşları 1648 yılında yapılan Westfalia Antlaşması’na kadar, neredeyse yüz yıl sürdü.
  • R. Smith, İskoç sosyal antropolog Sir James Frazer (1854-1941) ve Avusturyalı nörolog Sigmund Freud (1856-1943) dini, toplumu ve kültürü, primitif şiddetin farklı formları olarak görmüşlerdir.
  • Sadhu, Hinduizm inancında ermiş kişidir. Ona yakın olmak, tanrıya yakın olmak demektir. Savaşçı Sadhu’lar olan Naga’ların ortaya çıkışı Müslümanların Hindistan’a gelişi ile olmuştur. Kendi aralarında İslam propagandası ile savaşmak üzere ordular kurmuşlar, önce Mughal daha sonra Britanya İmparatorluklarına karşı savaşmışlardır. Başbakan Indira Gandhi (1966-1977 ve 1980-1984) büyük şehirlerden kutsal inekleri kaldırmak isteyince silahlanıp Parlamentoya yürümüşler ve tasarıya engel olmuşlardı. Hinduizm’in savaşçıları olan Naga’lar günümüzde de savaş oyunları ile eğitiliyorlar.
  • Babası Ku Klux Klan üyesi olan Vaiz Jim Jones (1931-1978) ABD’de People’s Temple (Halkın Tapınağı) adlı tarikatın kurucusuydu. 1978 yılında Guyana‘da Jonestown kasabasında 911 müridini aynı anda intihar etmeye ikna etmiş ve kendisi de müritleriyle birlikte ölmüştür.

 

 

Libya 42 Apollonia

  • Apollonia (MÖ 600 – MS 600) önemli bir liman kenti olmasına rağmen zenginlik açısından Cyrene’nin gölgesinde kalmış. Akdeniz, zayıf Yunan gemileri için zorlu bir denizdi. Kuzey Afrika kıyılarının doğal girintilerini duvarlarla çevirip korunaklı hale getirmek onlar için önemliydi.
  • Apollonia, Helenistik dönemde tam bir liman kenti oldu. Şehir adını, Cyrene’nin koruyucu tanrısı Apollon’dan almıştır.
  • Roma döneminde uzun ve güçlü surlar inşa edildi, borular döşenerek 3 km uzaktan şehre su getirildi.
  • Bizans döneminde önemsenen bir kent olduğu, dördü kent surları içinde, biri sur dışındaki kiliselerden anlaşılıyor. Kiliselerin çatısı ahşap, zemini mermer imiş. Vaftizhaneler için sarnıçlar yapılmış.
  • Bizans, Roma dönemi malzemesini yapılarında kullanmıştır. Şehrin pek çok yerinde kumlar arasında mozaik döşemeler görülmektedir.
  • Antik kentin büyük kısmı bugün sular altındadır. Kentten günümüze ulaşanlar kıyı boyunca uzanır.
  • Apollonia antik kentinin bulunduğu şehrin adı Susa. Bu şehre 1897 yılında Girit’ten Rumca konuşan Müslümanlar gelip yerleşmiş.
Orta Kilise ve Roma Hamamı. Orta Kilise’nin yanındaki Roma hamamlarının 75-125 yıllarında yapıldığı sanılıyor. Sütunlardan birinin üzerinde ise 138 tarihi görülüyor. Romalılar hamamı Helenistik gimnasyumun üzerine kurmuşlar ve havuzu korumuşlar. Sütunların Dor, İyon ve Korint başlıklı olanları var. Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

Orta Kilise ve Roma Hamamı.
Orta Kilise’nin yanındaki Roma hamamlarının 75-125 yıllarında yapıldığı sanılıyor. Sütunlardan birinin üzerinde ise 138 tarihi görülüyor. Romalılar hamamı Helenistik gimnasyumun üzerine kurmuşlar ve havuzu korumuşlar. Sütunların Dor, İyon ve Korint başlıklı olanları var.
Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

Haçın altındaki yuvarlak Hıristiyanlığın dünya egemenliğini simgelemek için kullanılır. Orta Kilise’nin kutsal bölümündeki sütunlar haçlarla süslenmiş. Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

Haçın altındaki yuvarlak Hıristiyanlığın dünya egemenliğini simgelemek için kullanılır. Orta Kilise’nin kutsal bölümündeki sütunlar haçlarla süslenmiş.
Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

Doğu Kilisesi. Burası bölgedeki en büyük kilise idi. Nefleri ayıran mermer sütunların Paros Adası’ndan, granit blokların çoğunun Mısır’dan  getirildiği düşünülüyor. Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

Doğu Kilisesi. Burası bölgedeki en büyük kilise idi. Nefleri ayıran mermer sütunların Paros Adası’ndan, granit blokların çoğunun Mısır’dan getirildiği düşünülüyor.
Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

Bizans valisinin sarayı, bölgedeki en büyük saraydır. Girişte bekleme odası, kütüphane, kitaplar için raflar olduğu düşünülüyor. Valinin ailesi bir bölümde, asker ve hizmetkarlar diğer bölümde kalıyor, üst katın valinin kendisine ait olduğu sanılıyor. Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

Bizans valisinin sarayı, bölgedeki en büyük saraydır. Girişte bekleme odası, kütüphane, kitaplar için raflar olduğu düşünülüyor. Valinin ailesi bir bölümde, asker ve hizmetkarlar diğer bölümde kalıyor, üst katın valinin kendisine ait olduğu sanılıyor.
Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

Beyaz ve yeşil hareleri olan Cipoline mermerinden yapılma sütunlar. Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

Beyaz ve yeşil hareleri olan Cipoline mermerinden yapılma sütunlar.
Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

Apollonia Tiyatrosu. Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

Apollonia Tiyatrosu.
Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu