Etiket arşivi: Kıbrıs

Şiddet 60| Devlet Şiddeti 6

Kaba Polis, Banksy, 2002. Global Karaköy İstanbul, 2016. Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

Kaba Polis, Banksy, 2002.
Global Karaköy İstanbul, 2016.
Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

  • Görünüşleri memurun hoşuna gitmeyen kişiler, genellikle sakallı, uzun saçlı, kot pantolonlu olanlar polis tarafından taciz edilirler ve bazı ülkelere sadece görünüşlerine bakılarak ülkeye girişleri reddedilebilir.
  • Devlet güçlerinden biri olan polisin şiddeti de tüm dünyada sıkça gündeme geliyor. 2017’nin ilk ayında Hindistan’da polisin düzenlediği terörle mücadele operasyonunda polislerin 16 kadına tecavüz ettiği sonra da dövdüğü Ulusal İnsan Hakları Komisyonu tarafından bildirildi; ayrıca, bunun gibi 20 vakanın daha incelenmesi gerektiğine dikkat çekildi.
  • İtalyan siyaset felsefesi düşünürü ve eğitimcisi Giorgio Agamben (1942-) hukuk ve şiddeti bir görür. Agamben, devletin mutlak egemenliğinden yana olan Hobbes’un violence ve common power ayrımını siler. Ona göre polis, şiddetin en bariz ortaya çıktığı yerdir ve Körfez Savaşı’ndaki Uluslararası Harp ve Harekat Hukuku (jus belli, casus belli) uygulaması, bir polis operasyonu şeklinde karşımıza çıkmıştır.
Stop and Search-Study, Banksy, 2007. Global Karaköy İstanbul, 2016. ABD’li şair ve deneme yazarı Kenneth Rexroth (1905-1982), “Yoksullar, varoşlarda kalıp kendi suç yahnilerini kaynatmaya devam ederlerse polisin copu onları rahatsız etmez,” diye yazar. Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

Stop and Search-Study, Banksy, 2007.
Global Karaköy İstanbul, 2016.
ABD’li şair ve deneme yazarı Kenneth Rexroth (1905-1982), “Yoksullar, varoşlarda kalıp kendi suç yahnilerini kaynatmaya devam ederlerse polisin copu onları rahatsız etmez,” diye yazar.
Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

  • Devletin şiddeti kapsamında yer alan mübadele oldukça karmaşık bir konu. Devletin doğuşuyla birlikte ortaya çıkan korunmaya karşılık itaat mübadelesi bunların en eskisi. İki devlet arasında yapılan anlaşma gereği karşılıklı olarak insan değişimi olan nüfus mübadelesi ülkemizde de yaşanmış bir olaydır. 30 Ocak 1923 tarihinde Türkiye ile Yunanistan Krallığı arasında din esas alınarak, 1.200.000 Ortodoks Hıristiyan Rum Anadolu’dan Yunanistan’a, 500.000 Müslüman Türk de Yunanistan’dan Türkiye’ye zorunlu göçe tabi tutulmuştur.
  • Dünyada etnik, dinsel, dilsel ve kültürel açıdan TEK tipleştirme projelerinin örnekleri çoktur.
  • 1954 yılında başlayan Kıbrıs ile ilgili sürtüşmeler ve kışkırtma, 6-7 Eylül 1955 olaylarına yol açmıştır. Türk basınına göre 11 kişi ölmüştü. Yaralı sayısı resmi rakamlara göre 30, gayrı resmi kaynaklara göre 300′dü. Sadece Balıklı Rum Hastanesi‘nde 60 kadın tecavüz nedeniyle tedavi görmüştü. Resmi rakamlara göre 5.300′ü aşkın, gayrı resmi kaynaklara göre 7 bine yakın bina saldırıya uğramıştı. En büyük tahribat Beyoğlu’nda yaşanmıştı. Bunu Eminönü, Fatih, Şişli, Beşiktaş, Sarıyer, Kadıköy, Adalar, Üsküdar, Bakırköy ilçeleri izlemişti. İstanbul’daki kadar olmasa da İskenderun, İzmir ve Çanakkale’de de olaylar yaşanmıştı.
  • 1963’ten itibaren Kıbrıs’ta toplumlar arası çatışmalar hızlandı. Türkiye’de 17 Mart 1964’te tapu dairelerinde, Rum vatandaşlara dair işlemler durduruldu. Tapu daireleri bir tedbir olarak satış ve intikal işlemlerine dair muameleleri askıya aldı. 1964 yılında 12 bin kadar Rum Türkiye’yi terk etti. Daha sonradan Türkiye’deki atmosferden endişe duyanlar da ayrılınca sayı 45 bine ulaştı. 1914’te 2 milyon kadar olan Rum nüfus 2 bin kişiye kadar düşmüş oldu.
İsimsiz, Tunca Subaşı, 2012. Baksı Müzesi, 2016. Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

İsimsiz, Tunca Subaşı, 2012.
Baksı Müzesi, 2016.
Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

  • Tehcir, bir topluluğun veya yerin güvenliğini sağlamak üzere devlet eli ve iradesi ile devlet sınırları içerisinde daha uygun ve sorun çıkma olasılığı düşük bir yere geçici veya kalıcı olarak göç ettirilmesidir. Tarihte bunun birçok örneğine rastlanmakla birlikte nedenleri çok çeşitli olmuştur. Türkler ve Müslümanların Balkanlar’dan göç ettirilmeleri bu bağlamdadır. Osmanlı’da tehcir, sınır dışı etmez, sınır içinde yer değiştirtir. Karamanoğulları’na, Alevi Türkmenlere ve Ermenilere uygulanmıştır. Birinci Dünya Savaşı’nda İngiltere, Almanları; İkinci Dünya Savaşı’nda Almanlar Belçikalıları, Ruslar Polonyalıları, ABD Japon asıllı ABD vatandaşlarını tehcir etmiştir.
  • 1976’da Başbakan İndira Gandi tarafından ilan edilen ve 21 ay süren Olağanüstü Hal esnasında temel haklar askıya alınmış, gazeteler sansüre uğramış ve nüfus kontrolü adı altında, çoğu Müslüman, binlerce erkek kamplara doldurulup zorla hadım edilmişti. İç Güvenliğin Temini Yasası adlı yeni bir kanunla hükumet istediğini istediği gibi gözaltına alabiliyordu.
  • Olağanüstü hal mutlak şeffafsızlık durumudur. Olağanüstü hal, şiddetle hukukun ayırt edilemediği noktadır; OHAL hukuktan kurtulmuş bir mekan yaratır.
  • İstihbarat örgütlerinin topladıkları bilgiler doğrultusunda hareket etmeyip, zaman zaman olayları önlemekten kaçınmaları derin devlet iddialarını gündeme taşır.

 

Artıklar, Luis Camnitzer, 1970. Eser Latin Amerika’da yaşanmış olan politik baskı ve kargaşa dönemini yansıtır. Ayrı ayrı paketlenmiş kutularda insan artığı bulunduğu ima edilmektedir. 1960’lı yılların sonlarında Uruguay kaosa sürüklenmişti. İşçi ayaklanmaları Devlet Başkanı Jorge Pacheco emriyle kanlı bir şekilde bastırılmış, sıkıyönetim ilan edilmiş, muhalifleri tutuklamalar ve işkence sürüp gitmişti. Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu, Tate Modern, 2017.

Artıklar, Luis Camnitzer, 1970.
Eser Latin Amerika’da yaşanmış olan politik baskı ve kargaşa dönemini yansıtır. Ayrı ayrı paketlenmiş kutularda insan artığı bulunduğu ima edilmektedir. 1960’lı yılların sonlarında Uruguay kaosa sürüklenmişti. İşçi ayaklanmaları Devlet Başkanı Jorge Pacheco emriyle kanlı bir şekilde bastırılmış, sıkıyönetim ilan edilmiş, muhalifleri tutuklamalar ve işkence sürüp gitmişti.
Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu, Tate Modern, 2017.

  • Göçmenler (immigrant) sosyal veya ekonomik nedenlerle gönüllü olarak bir başka ülkeye gidenlerdir. Mülteciler (refugee) ise ırk, dil, din, siyasal düşünce veya kimlikleri nedeniyle kendi ülkelerinde baskı görüp terk etmek zorunda kalanlardır. Bir başka ülkeye sığınma talebinde bulunup resmi süreç devam ederken veya talebin kabul edilmemesi halinde ise statü sığınmacıdır (asylum seeker).
  • Macaristan yasa dışı göçü engellemek için sınırlarına jiletli tel örgü çekmiştir.
  • Eduardo Galeano’ya göre Latin Amerika’da devlet terörü, yönetici sınıflar başka yollarla işlerini yürütemedikleri için harekete geçer. İşkence, etkili olduğu için vardır. Demokrasi güç anlarda ulusal güvenliğe, yani oligarşinin ayrıcalıklarının ve yabancı yatırımların güvenliğine karşı bir suç teşkil eder. Onur kırıcı yapı uluslararası pazarlarda ve mali merkezlerde başlar, her yurttaşın evinde biter. Posta ve banka gibi terörün de memurları vardır ve terör gerekli olduğu için uygulanır, bir sapıklar ortaklığı değildir.
  • Kanlı din, mezhep ve kabile savaşlarının eksik olmadığı Afrika kıtasında her gün yaklaşık 15 bin kişinin evlerini terk etmek zorunda kaldığı 2017 yılı Ülke İçinde Yerinden Edilme İzleme Merkezi (IDMC) ile Norveç Mülteci Konseyi (NRC) raporlarında yer aldı. Demokratik Kongo Cumhuriyeti, Nijerya ve Güney Sudan’da iç göç rakamları şiddet olayları nedeniyle bir önceki yıla göre %5 artarak %75’e çıktı. Dünya üzerinde zorunlu iç göçe maruz kalanların ⅓’ü Sahra-altı Afrika’da yaşayanlardı. Raporda evlerini terk etmek zorunda kalanların kendi hükumetlerinden çok az koruma ve yardım gördüklerine dikkat çekildi.
  • Dünyayı değiştirenler arasında mülteciler de vardı. Albert Einstein, Steve Jobs, Sigmund Freud, George Soros, Henry Kissinger bunlardan bazıları.
  • Sadece Suriye’de 6 yıl içerisinde 5 milyon kişi başka ülkelere iltica etmişti.
  • Yaklaşık 12.5 milyon insan terör, şiddet ve çatışma koşullarından kaçmak için daha güvenlikli gördükleri yerlere ulaşmaya çalışıyordu.

 

Nar 4

  • Bütün tanrıların ve ölülerin adlarına içkinin ilk yudumunu yere dökmek, sonra içmek; yemeden önce gıdanın bir kısmını toprağa dökmek; mevsimin ilk ürünün daima tanrıya sunulması; Hindularda ilk ürünün Brahmanlara verilmesi gibi usuller atalara tapkı ve ana tanrıça kültü (toprak ana) ile yakından ilişkilidir. Narın tanelerinin etrafa saçılması veya narı yere atıp parçalamanın bu kültlerle ilgili olduğu düşünülebilir.
Poseidon Villası dinlenme odasının taban mozaiği olan Eros (aşk) ile Psykhe (ruh) tablosunda, merkezi panonun çevresi bitki desenli geniş bir bant ile çevrilmiştir. Bandın içinde kenger yaprakları ve zambakların arasında üzüm, incir, elma, armut, erik, çam kozalağı ve narlarla yapılmış bir düzenleme vardır. Alt ve üst sıranın ortasında bıyıklı ve sakallı Bereket Maskları yer almaktadır. Mozaik taban, MS 2. yüzyıl sonuna tarihlenmektedir. Zeugma Gaziantep Müzesi. Fotoğraf: Abdullah Kocapınar, twitter.com

Poseidon Villası dinlenme odasının taban mozaiği olan Eros (aşk) ile Psykhe (ruh) tablosunda, merkezi panonun çevresi bitki desenli geniş bir bant ile çevrilmiştir. Bandın içinde kenger yaprakları ve zambakların arasında üzüm, incir, elma, armut, erik, çam kozalağı ve narlarla yapılmış bir düzenleme vardır. Alt ve üst sıranın ortasında bıyıklı ve sakallı Bereket Maskları yer almaktadır. Mozaik taban, MS 2. yüzyıl sonuna tarihlenmektedir.
Zeugma Gaziantep Müzesi.
Fotoğraf: Abdullah Kocapınar, twitter.com

  • Öteki dünyada hayatı devam ettirecek sembolik yiyeceklerden biri ve bereketi simgeleyen bir süs eşyası olan nar, deniz ticareti ile adalara da ulaşmıştır. Kıbrıs’ta MÖ 13. ve 14. yüzyıllara ait camdan yapılmış narlara, narlarla süslü altın ziynet eşyasına rastlanmıştır. Girit’te de nar şeklindeki süs eşyaları bereket ve bolluğu simgelemiş.
  • Doğu Akdeniz ülkelerinde ve Yunanistan’da narın mezarlarda bulunması insanların ölümden sonra tekrar dirilmeye inandıklarına işaret sayılır. Ölen ve yeniden dirilen tanrılara ait mitolojik hikayeler pek çok yerde karşımıza çıkmaktadır. Tammuz-İnanna, Tammuz-İştar hikayesi Fenike’de Adonis-Astarte, Kıbrıs’ta Adonis-Afrodit veya Myrha-Adonis, Anadolu’da Attis-Kibele, Yunanistan’da ise Demeter/Persephone mitleri olarak karşımıza çıkar. Hades’ten ayrılırken hiçbir bitkiden, meyveden yememesi gereken Persephone’ye Hades nar ikram eder. Persephone tam ayrılırken birkaç tane nar tanesi yer. Bu yüzden yılın yarısını yeraltında yarısını yeryüzünde geçirmek zorunda kalır. Bu mitte ölüm ve yeniden diriliş, nar ile sembolize edilmiştir.
  • Diğer bir mitte evliliği, aşkı ve dul kadınları sembolize eden tanrıça Hera, sonbaharı, yani yılın sonunu, bir nevi ölümü sembolize etmek üzere, bir elinde nar tutarak tasvir etmiştir. Nar, burada mevsimsel değişimleri açıklamak için kullanılan mitolojik bir unsurdur.
  • Persofone’nin nar taneleri yiyerek kendini eşi Hades’e adadığını gösterdiği, bu hikâyede narın, evlilik bağının gücünün sembolü olduğu da söylenir.
  • Yine Antik Yunan’da gelin, güvey evinin eşiğinden ilk adımını bir narı dişleyerek atardı. Gelinin bu hareketi kocasının emrine ve koruması altına girdiğini gösterirdi. Zira, bereket tanrıçası Persofone de ölüler ülkesinin hakimi tanrı Hades’e kendisine verilen bir narı yiyerek bağlanmıştı.
  • Nar, antik kültürler için kadınlığı en güçlü temsil eden meyve olarak öne çıkar.
Lord Julius’un malikanesinin etrafında tarımsal faaliyeti gösteren mozaik tablo. Bu canlandırma ile mevsimlerin döngüsü, dolayısıyla ölümsüzlük betimleniyor. Sağ alt köşede narları görüyoruz. Kartaca, 5. yüzyıl sonu, Bardo Müzesi, Tunus. Fotoğraf:mickiekent.blogspot.com

Lord Juliusun malikanesinin etrafında tarımsal faaliyeti gösteren mozaik tablo. Bu canlandırma ile mevsimlerin döngüsü, dolayısıyla ölümsüzlük betimleniyor. Sağ alt köşede narları görüyoruz.
Kartaca, 5. yüzyıl sonu, Bardo Müzesi, Tunus.
Fotoğraf:mickiekent.blogspot.com

  • Tanrıça Afrodit’in de kutsal meyvesi nardır. Söylenceye göre, aşk ve şehvet tanrıçası Afrodit kutsal nar ağacını Kıbrıs adasına kendi eliyle dikmiştir.
  • Efsaneye göre, şarap tanrısı Dionysos aynı zamanda bir ağaç tanrısıdır. Dionysos, üvey annesi Hera/Juno’nun kışkırtmaları sonucu parçalanarak öldürüldüğünde, bedeninden akan kanlardan nar ağacı bitmiştir. Anemonlar Adonis’in, menekşeler Attis’in, narlar Dionysos’un kanından ürer.
  • Homeros‘un Odysseia destanında adı geçen Kalypso’nun yaşadığı adanın güzelliğini oluşturan meyve bahçeleri içerisinde nar ağaçları da vardır.
  • Tanrıça Demeter elinde sık sık haşhaş ve nar tutar. Kadınların doğurganlığına adanmış Demeter festivallerinin üçüncü gününde kadınlar nar yerlerdi. Yunanistan’da günümüzde sonbaharda kapıları süsleyen çelenklerde buğday ve nar kullanılır. Eski çağlarda yeni yıl sonbaharda başlardı. Bugün de nar bazı yerlerde yeni yılın sembolü olarak kabul edilmektedir.
  • Yunan asıllı Romalı hekim ve farmakoloji bilgini Dioscorides (MS 40-90), narın ilaç ve parfüm elde etmekte kullanıldığını belirtir ve dizanteri, ishal hastalıklarının tedavisinde kullanıldığını, diüretik  özelliği olduğunu yazar. Güneşte kurutulmuş nar çekirdeğinin toz haline getirilerek etle kaynatıldığında, hem mideyi rahatlattığı, hem de ishali durdurduğu; ayrıca çekirdeğinin iyice ezilerek kaynatılması ve bal ile karıştırılmasının ağızdaki ülserlere, parmak arasındaki deri ülserlerine, burun uçuklarına, kulak ağrılarına iyi geldiği yazılmıştır.
  • Bugün de Yunanistan’da evliliklerin bolluk ve refah içinde geçmesi ve evlerin çocuklarla dolması için gelinler yeni evlerinin kapısından içeri girerken nar taneleri serperler.
  • Benzer bir gelenek Çin’de de bulunmaktadır. Orada da nar bereketin sembolüdür. Düğünlerde evlenen çifte, nardaki taneler kadar oğulları olması için ortasından bölünmüş bir nar resmi hediye edilir.
  • Yunanistan’da ölülerin arkasından buğday, üzüm, ceviz, badem ve narla yapılan koliva hazırlanır. Bu geleneğin benzeri, Muharrem ayının onunda yapılan aşure ile İslam dünyasında ve Türkiye’de de vardır. Muharrem ayının onunda yapılmasının arkasında (aşere on anlamındadır), Nuh Tufanı’nda gemidekilerin on Muharremde gemiden karaya çıktıklarına, yine Muharremin onuncu gününde Hz. Hüseyin’in Kerbela’da şehit edildiğine dair inançlar vardır. Nuh Peygamber ile ilgili dini hikaye, bizi aşurenin sembolik anlamı ile ölüm ve yeniden doğuşla Tammuz mitolojisine götürmektedir. Bu yüzden aşure, hem mitik hem dini anlamı olan bir tatlıdır.

 

 

Bizans İmparatorluğu 125| Patrikhane 4

Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

  • Katoliklerden farklı olarak, Ortodoks dünyası, çok kutuplu bir yapıya sahip.
  • Ortodoksların tarihsel olarak dört merkezi var: Kudüs, İskenderiye, Antakya ve İstanbul. Bir görüşe göre, bunlardan ilk üçü, doğrudan doğruya İsa’nın havarileri tarafından kuruldukları için, daha kutsal olarak kabul ediliyor. İstanbul Kilisesi’nin önceliği ise Bizans’ın başkenti olmasından kaynaklanıyor, deniyor.
  • Osmanlı İmparatorluğu’nun zayıflaması, Fener Patrikhanesi’nin Ortodoks Kiliseler üstündeki otoritesini de zayıflattı. Osmanlı’dan bağımsızlığını kazanan ülkelerin kiliseleri Patrikhane’nin yetkilerini kabul etmediklerini açıklayarak birer milli kiliseye dönüştü. Balkanlar’da yeni devletlerin kurulması ile birlikte bölgede otosefal kilise yapılanması hakim oldu. Bunlardan biri de Atina’daki Yunan Ortodoks Kilisesi idi. Fener Patrikhanesi’nin yetkilerini kabul edenler Yunanistan’a sonradan bağlanan kuzey kesimdeki kiliseler, Girit ve 12 Ada Metropolitleri ve Yunanistan dışında yaşayan Yunanlıların mensubu oldukları kiliselerdir. Dolayısıyla Yunanistan’ın bir bölümü otosefaldir. 1883’ten beri Yunan Kilisesi bağımsız ise de bazı tasarruflarını patriğin onayına sunuyor.
Ayios Yeoryios Kilisesi’nin içinden. Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

Ayios Yeoryios Kilisesi’nin içinden.
Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

  • Otosefal kiliseler, patriklere bağlı olmalarına rağmen kilise işlerini ulusal düzeyde herhangi bir patrikten bağımsız olarak yönlendirebilen, ama Ortodoksluğu bağlayıcı kararlar alamayan kiliselerdir.
  • Dünya üzerindeki Ortodoks Kiliseleri üç gruptan oluşuyor:
    *Patriklik Düzeyindeki Kiliseler: İskenderiye, Antakya (Şam), Kudüs, İstanbul.
    *Ulusal Kiliseler: Moskova, Belgrad, Bükreş, Sofya, Tiflis.
    *Otosefal Kiliseler: Yunanistan, Güney Kıbrıs, Arnavutluk, Polonya, Gürcistan, Kanada, ABD, Afrika Metropolitlikleri.
  • Fener Patrikhanesi’ne bağlı metropolitlikler ve başpiskoposluklar şunlardır: Kadıköy, Gökçeada, Bozcaada, Prens Adaları, Terkos, Girit, 12 Adalar, ABD, Avustralya, Yeni Zelanda, Avrupa.

ABD, Avustralya, Yeni Zelanda ve Avrupa’da yaşayan bütün Ortodokslar Fener’e bağlı değildir. Sadece buralarda yaşayan Yunanlıların bağlı oldukları kiliseler Fener’e bağlıdır. ABD’de 14 milyon civarında Ortodoks nüfus vardır ve bunların 2 milyonu Yunan’dır ve Fener’e bağlıdır. Ayrıca, Aynaroz, Patmos, Selanik, Cenevre ve Kore’de de bazı kurumlar Fener’e bağlı olarak çalışmaktadır.

  • Fener Patriği’nin otoritesi altında olmayan otosefal Ortodoks kiliseleri liderlerini kendileri seçer, ama meşruiyet, İstanbul’daki Eşitler Arasında Birinci (Pirumus Inter Pares) olan Patrikhane’den gelir. Bunlar, liderlerini İstanbul’a teklif eder ve son seçimi İstanbul yapar.
  • Fener Rum Patrikhanesi, 9. yüzyıldan bu yana ayinlerde ilk sırada anılmaktadır. Ayinlerde sayılış sırası İskenderiye, Antakya, Kudüs, Rusya, Belgrad, Romanya, Bulgar, Tiflis Patriklikleri, Kıbrıs ve Atina Başpiskoposluğu, Polonya Metropolitliği, Arnavutluk ve Çekoslovakya Başpiskoposluğu şeklindedir.
  • Ancak kesin olan şey, Ortodoks dünyasının onursal merkezi Fener Rum Patrikhanesi’dir.
  • Yunanistan Başpiskoposunun Patrik Bartholomeos ile arası çok bozuk ama, genellikle Yunanlılar, Osmanlı İmparatorluğu devrinde Yunan kültürünü ve milli kimliğini ayakta tuttuğu için Patrikhane’ye karşı şükran duygusu içindeler. İstanbul’a gelen Yunanların çoğu mutlaka Patrikhane’ye giderler. Bir ara Yunanlılar, Patrikhane’yi bir Yunan adasına taşıyıp ona “zulme uğramış sürgünde Patrikhane” adını vermeyi düşünmüşlerdi.

 

Bizans İmparatorluğu 22 | Din 7 | İkona

55-70 yıllarına tarihlenen bir mumya için yapılan kadın portresi. British Museum, Londra, İngiltere. Fotoğraf: Byzantium, Robin Cormack ve Maria Vasilaki, Royal Academy of Arts, 2008.

55-70 yıllarına tarihlenen bir mumya için yapılan kadın portresi.
British Museum, Londra, İngiltere.
Fotoğraf: Byzantium, Robin Cormack ve Maria Vasilaki, Royal Academy of Arts, 2008.

1843 yılında İngilizler tarafından Mısır’ın Fayyum bölgesinde başlatılan arkeolojik kazılarda, büyük bir nekropol alanı bulundu. Bu alanda Roma döneminden kalma, mumyaların üzerine yerleştirilen ahşap plakalara yapılmış, ölünün bireysel niteliklerini ayrıntılı biçimde gösteren, tempera tekniği ile yapılmış, gerçekçi portreler ele geçti.

Fayyum portreleri’nin, ölüye sonsuz yolculuğu sırasında eşlik etmek amacıyla resmedildiği, MS 1.-3.yüzyıllar arasında Roma Mısır’ında yapıldığı sanılmaktadır. Bir başka yorum ise paganların her insanın bir ka’sı olduğuna ve ka’nın ölümden bir yıl sonra geri döndüğünde başka bedene girmesini önlemek için yapıldıklarıydı.

Mısır’ın kuru ve sıcak iklimi sayesinde günümüze kadar ulaşabilen, bazı kaynaklara göre 146, bazı kaynaklara göre 900 adet portrenin, Doğu Akdeniz sanatını derinden etkilediği, Ortodoks İkonasının da atası olduğu kabul ediliyor.

Bir başka Fayyum portresi. Royal Museum of Scotland. Fotoğraf:en.wikipedia.org

Bir başka Fayyum portresi. Royal Museum of Scotland.
Fotoğraf:en.wikipedia.org

  • Bizans’ta ikona terimi taşınabilir ahşap paneller üzerine, duvarlara ve küçük el sanatı ürünlerine resmedilmiş kutsal kişi ve olay imajlarına, dini tasvirlere verilen addır.
  • Geleneğe göre, Yüce Varlık ile iletişim aracı olarak ilk ikonu boyayan İncil yazarı Luka’dır.
  • İkonalar öpüldüğü, el sürüldüğü için ikonaları korumak amacıyla gümüş, pirinç gibi madeni plakalarla kaplanır. Ama bu metal levhalar içlerinde toz birikmesine neden olduğu gibi, tarihlendirmede de zorluk yaratır.
  • İkonalar halkı Hıristiyanlık üzerine eğitmek için kullanılan dini imgelerdir.
  • 4.-5.-6. yüzyılda ikonaların şifa dağıttığı; duaları kabul edip, çözüm bulduğu düşünülmüştür. Ayrıca mahkemelerde ikona üzerine yemin ettirilmiştir. Aydınlar, bu uygulamanın putperestlik olduğunu düşünerek, karşı çıkmışlardır.
  • Ortodoks Kilise için ikonalar (kutsal kişilerin ya da olayların görüntüleri) ibadet ve teolojinin ayrılmaz parçası olup Enkarnasyon (ete-kemiğe bürünme) öğretisinin gerçekliğine kanıt oluşturur.
  • İkonaya gösterilen saygı, temsil ettiğinedir. İkonaya tapılmaz. Tanrıyla kul arasında bir araçtır. İnançlı kişi, ikonada kutsalın dolaysız varlığını algılar.
  • Müminle Tanrı arasında iletişim kuran ikonalar, Bizans döneminde halk kesiminde olduğu gibi aristokratik kesimde de ibadete damgasını vurmuştur.
Bakire Hodegetria ikonası, 12. yüzyıl, ahşap panel üzerine yumurta akı kullanılarak yapılmış tempera. Hodegetria, yol gösteren, kılavuz demektir. Bu Kılavuz Meryem ikonası, Aziz Luka’nınkinin kopyasıdır, denir. Taşınabilir ikonalar, savaş alanına götürülerek koruyucu etkisinden yararlanılmak istenirdi. Meryem, Konstantinopolis’in koruyucusu idi. Bizans Müzesi, Gazimagosa, Kıbrıs.

Bakire Hodegetria ikonası, 12. yüzyıl, ahşap panel üzerine yumurta akı kullanılarak yapılmış tempera. Hodegetria, yol gösteren, kılavuz demektir. Bu Kılavuz Meryem ikonası, Aziz Luka’nınkinin kopyasıdır, denir.
Taşınabilir ikonalar, savaş alanına götürülerek koruyucu etkisinden yararlanılmak istenirdi. Meryem, Konstantinopolis’in koruyucusu idi.
Bizans Müzesi, Gazimagosa, Kıbrıs.

İlk ikonalarda pagan dönemden izler görülür. İsa’nın Vaftizci Yahya tarafından Şeria (Ürdün) Nehri’ndeki vaftizi sahnesinde nehrin dibinde Yunan Nehir Tanrısı Okeanos da görülmektedir. Fotoğraf:www.oodegr.com

İlk ikonalarda pagan dönemden izler görülür. İsa’nın Vaftizci Yahya tarafından Şeria (Ürdün) Nehri’ndeki vaftizi sahnesinde nehrin dibinde Yunan Nehir Tanrısı Okeanos da görülmektedir.
Fotoğraf:www.oodegr.com

  • İkonalar sert, reçinesiz ağaçlardan elde edilen ahşap üzerine yapılır. Servi, gürgen, ceviz tercih edilir.
  • İkona yapım tekniğinde ahşabın üzerine bol tutkal sürülür, zımparalanır. Tutkalla karıştırılan alçı tekrar sürülür. Bazen araya keten konur. Alçı, ikonayı nemden korur. Sivri uçlu madeni kalem ile resim çizilir. Bizans’ta önce koyu, sonra açık renkler boyanarak gölge yapılır. Batı’da ise uygulama tam tersidir; önce açık, sonra koyu renklerle ışık oyunu yapılır. Fayyum portrelerinde uygulanan tekniğin kullanıldığı sıcak balmumu ile pigmentleri (boyar maddeleri) bağlanmış olan ikonalar daha iyi durumda günümüze ulaşmıştır. İkonaklast dönemden (726-842/3) sonra ikona boyamanın standart tekniği yumurta akı kullanılarak yapılan tempera (boyar maddenin tutkallı suyla, veya yumurta akıyla karıştırılmasıyla elde edilen boya) oldu. Bu yöntemle yapılan resme de tempera denir.
  • İkonanın resmi yapıldıktan sonra yazıları yazılır. Yazılar İsa’nın ve Meryem’in başının üzerine veya omuzuna gelir. Meryem’in başının üzerindeki yazılar mutlaka Grekçe olur, diğer yazılar ülkenin kendi dilinde yazılır.
  • İsa’nın halesine mutlaka haç çizilir.
  • İkonlarda figürün ermişliği önemliydi, onun insani değerleri vurgulanmazdı. İkonik portrelerde fiziksel özellikler ihmal edilir, insancıl hisler yüz ifadelerinde belirtilmezdi. Bu yüzden figürlerin vücutları da iki boyutlu, neredeyse hacimsizdi. İkonalarda yüzler doğaüstü, gözler normalden büyük, burun ince uzun, elbiseler bol ve kıvrımlı, eller ayaklar küçük betimlenmiştir. Perspektif yoktur. Bu kurallar ilk bin yıl geçerli olmuş, daha sonraki uygulamalar bu kadar şematik olmaktan çıkmıştır. 18.-19. yüzyıllara gelindiğinde ikonalar tuval resminin özelliklerini taşır.
  • Her bir azizi ayırıcı özelliklerinden tanımak mümkündür. Saçı, harmaniyesi, sakalı, elinde tuttuğu obje, kim olduğunu gösterir. Aya Yorgi’nin elindeki mızrakla ayağının altındaki canavarı öldürürken betimlenmesi gibi. Hıristiyan İkonografisi başlı başına bir disiplindir.
  • Erken tarihli ikonalarda yapanın kim olduğu bilinmez.
  • İkonalar iki (diptikon), üç (triptikon) veya çok kanatlı da olabilir. Bunlar genelde zengin kişilerin yaptırttığı, şahsi ibadet için olan ikonalardır.
  • İki tarafı resimli ikonalar, tören yürüyüşlerinde kullanılmak için yapılır. 14. yüzyıldan sonra sayıları çok artmıştır.
  • İkonaklazm öncesi yapılmış olan ikonalar, yönetim merkezine uzak olan, Sina Dağı’ndaki Azize Catherine Manastırı’nda korundu. Günümüze ulaşan en eski ikona 6. yüzyıla aittir ve buradadır. Burası 2000’in üzerinde ikona ile dünyanın en büyük koleksiyonuna sahiptir. Bazıları 1845-1850 yıllarında Kiev’deki Uspenski’ye hediye edilmiştir.
  • En güzel ikonaların 12.-15. yüzyıllar arasında Konstantinopolis ve Selanik’te üretildiği düşünülür.
  • Ruslar, ikona yapımını Bizanslı ustalardan öğrenmişlerdir. 10. yüzyılda Hıristiyanlığı kabul eden Rusların günümüze ılaşan en eski ikonaları 12.-13. yüzyıllara aittir.
  • Konstantinopolis’in Osmanlılar tarafından fethi ile ikona ustalarının çoğu Girit’e, Balkanlar’a, özellikle Selanik’e gittiler. İznik, Trabzon ve Adalar’da ikona yapımı devam etti.
  • İkona sanatı, Bizans çöktükten sonra da bütün Ortodoks dünyasında varlığını sürdürmüştür. İkonalar sadece Bizans sanatının değil, Ortodoks dindarlığının da simgesidir.
  • Özellikle İsa ve Meryem Ana portrelerinin Konstantinopolis modellerinden kaynaklandığı bilinmektedir.
  • Konstantinopolis atölyelerine mal edilen en eski ikona, Sina’daki, 6. yüzyıla ait İsa ikonasıdır. Bu, 14. yüzyıla kadar kubbelerdeki bütün Pantokrator İsa figürlerinin ilk örneklerinden biridir.
  • Latin işgalinden önceki döneme tarihlendirilen birkaç örneğin çoğu Rusya’dadır. Vladimir Meryem Anası, 1130’a doğru Konstantinopolis’ten getirilmiştir.
Meryem’in Uykusu ikonası. Konstantinopolis, erken 15. yüzyılda tutkallı alçı taban üzerine altın yaprak ve tempera ile yapılmış. Paul ve Alexandra Kanellopoulos Müzesi, Atina. Fotoğraf: Byzantium, Robin Cormack ve Maria Vasilaki, Royal Academy of Arts, 2008.

Meryem’in Uykusu ikonası. Konstantinopolis, erken 15. yüzyılda tutkallı alçı taban üzerine altın yaprak ve tempera ile yapılmış.
Paul ve Alexandra Kanellopoulos Müzesi, Atina.
Fotoğraf: Byzantium, Robin Cormack ve Maria Vasilaki, Royal Academy of Arts, 2008.

İki defa tahta çıkmış (474-475 ve 476-491) Doğu Roma İmparatoru Zeno, kendisine Konstantinopolis’e getirilen Aziz Barnabas’ın kemiklerinin ve azizin kemikleriyle bulunan Matta İncili’nin Kıbrıs’ta bulundukları yerde muhafaza edilmesi için bağış yapar ve manastır 477 yılında inşa edilir. Aziz Barnabas Kilisesi ve Manastırı bugünkü şeklini Osmanlı döneminde, 1756’da almıştır. 1992 yılından itibaren Gazimagosa’da, Manastır dahilinde içinde ikonaların sergilendiği kilise restore edilmiş, yeni ikonaların da buraya getirilmesiyle bir İkona Müzesi kurulmuştur.

İki defa tahta çıkmış (474-475 ve 476-491) Doğu Roma İmparatoru Zeno, kendisine Konstantinopolis’e getirilen Aziz Barnabas’ın kemiklerinin ve azizin kemikleriyle bulunan Matta İncili’nin Kıbrıs’ta bulundukları yerde muhafaza edilmesi için bağış yapar ve manastır 477 yılında inşa edilir. Aziz Barnabas Kilisesi ve Manastırı bugünkü şeklini Osmanlı döneminde, 1756’da almıştır. 1992 yılından itibaren Gazimagosa’da, Manastır dahilinde içinde ikonaların sergilendiği kilise restore edilmiş, yeni ikonaların da buraya getirilmesiyle bir İkona Müzesi kurulmuştur.

  • 11. yüzyıldan sonra Batı’da da ikona önünde dua etme yaygınlaştı.
  • 12. ve 13. yüzyıllarda Bizans dini görselleri özellikle İtalya’da resim sanatında çok etkili oldu. Bu tarza maniera greca dendi. Dini tasvirlerde İsa ve Meryem Bizans stilinde betimlenmeye başlandı. Batılı sanatçılar, Bizanslı sanatçıların stilini ve tekniğini taklit etmeye başladılar. Dönemin yazma dekorlamasında, duvar resimlerinde, ikona boyama ve mozaiklerinde bu öykünme çok barizdir.
  • Doğu Akdeniz ile yoğun ilişkiler içinde olan tüccar kentler Cenova, Pisa ve Venedik Bizans sanatının Batı’da tanınmasında öncü rol oynadılar. Haçlı Seferleri de Doğu ile Batı’nın hemen her düzeyde karşı karşıya gelmesini sağladı. Özellikle Dördüncü Haçlı Seferi sonrası Latin İşgali (1204-1261) ile Bizans topraklarının yağmalanması sonucu Batı’ya taşınan eserler; Batı’da çalışan ve Batı’dan aldığı siparişi yapıp Batı’ya gönderen sanatçıların eserleri de iki kültürün tekrar tekrar tanışmasını sağladı.
Aya Yorgi. 13. yüzyıl ortasına tarihlenen, Filistin yapımı, Londra’da British Museum’da bulunan ikonada Bizans sanatının yanı sıra Fransız, İtalyan, Ermeni, Arap, İsevi ve İslami elemanlar birlikte yer almaktadır. Fotoğraf: Byzantium, Robin Cormack ve Maria Vasilaki, Royal Academy of Arts, 2008.

Aya Yorgi. 13. yüzyıl ortasına tarihlenen, Filistin yapımı, Londra’da British Museum’da bulunan ikonada Bizans sanatının yanı sıra Fransız, İtalyan, Ermeni, Arap, İsevi ve İslami elemanlar birlikte yer almaktadır.
Fotoğraf: Byzantium, Robin Cormack ve Maria Vasilaki, Royal Academy of Arts, 2008.