Etiket arşivi: Kariye

Bizans İmparatorluğu 130|Khora (Hora) Manastırı / İsa Kilisesi / Kariye Müzesi 1

Khora (Kariye), dıştan. Güney doğu cephesi. Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

Khora (Kariye), dıştan. Güney doğu cephesi.
Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

  • Edirnekapı’dadır.
  • Khora, eski Yunancada kent dışı, kırsal alan anlamına gelir. Kariye de Arapça kent dışı demektir. Bu adın, yapıldığı dönemde Konstantin Surlarına nazaran şehrin dışında kaldığı için verildiği sanılmaktadır. Bu görüş doğru ise ilk yapının 413 yılından önce yapılmış olması gerekir.
  • Büyük Konstantin’in inşa ettirdiği surlara 70 yıl sonra, İmparator II. Theodosius döneminde ilave yapılmış, sur içinde kalan bölge büyütülmüştü. İlave edilen 1.5 kilometre genişliğindeki bölüm için khora tanımı uygundu. Zenginler burada kır evleri yapmışlar, bu evlerde rahip ve rahibeleri ağırlamışlardı. 6. yüzyıl başlarına gelindiğinde Konstantinopolis’in içinde ve civarında en az 100, Konstantin-Theodosius surları arasında ise en az 25 manastır oluşmuştu.
  • Khora Manastırı’nın yerinde önce tarihi kesin olarak bilinemeyen bir şapel vardı. Manastırın inşa tarihi kesin olarak bilinmez; 6.-8. yüzyıllar arasına tarihlenir.
  • 531 yılında Konstantinopolis’e gelen Filistinli Aziz Sabas’ın Khora’yı ziyaret ettiği rivayet edilir. Khora Manastırı’nın Filistin ile bağlantısının 800’lü yıllara kadar devam ettiği söylenir.
  • Khora’nın baş keşişleri, İkonaklazm devrinde imparatorun dini politikasına uyumlu hareket etmiştir.
  • İkonaklazm döneminden sonra Khora’daki keşişlerin sayısı yüzü geçmiştir. Bu sayı Bizans standartları için yüksektir.
  • Kesin arkeolojik ve tarihsel bulgularına sahip olduğumuz ilk kilise, Komnenoslar döneminin hemen başına aittir ve 1077-1081 yıllarında Aleksios I. Komnenos’un (1081–1118) kayınvalidesi Maria Dukaina tarafından inşa ettirildiği sanılmaktadır, yani Orta Bizans dönemine aittir. Bu yapının planı, kapalı Yunan haçı biçimindeydi.
  • Kilise yaklaşık elli yıl sonra, Aleksios’un imparator olmayan oğlu, beste yapan, şiir yazan, üç tane felsefe kitabının yazarı İsaakios Komnenos (1093 – 1152′den sonra) tarafından yeniden inşa ettirildi; İsaakios tek nefli bir kilise yaptırdı.
Narteksin güney kubbesinin altında büyük nişte yer alan Deisis sahnesinde Vaftizci Yahya yoktur. İsa ve Meryem’in iki yanında dua eden küçük figürler İsaakios Komnenos ve Altın Ordu Hanı Toktay ile yapmış olduğu evlilikten dolayı Moğolların Hanımı adı verilen II. Andronikos’un kızı Maria’dır. Fotoğraf: gezginhayta.blogspot.com

Narteksin güney kubbesinin altında büyük nişte yer alan Deisis sahnesinde Vaftizci Yahya yoktur. İsa ve Meryem’in iki yanında dua eden küçük figürler İsaakios Komnenos ve Altın Ordu Hanı Toktay ile yapmış olduğu evlilikten dolayı Moğolların Hanımı adı verilen II. Andronikos’un kızı Maria’dır.
Fotoğraf: gezginhayta.blogspot.com

  • Komnenoslar Dönemi’nde (1081-1185) Blakhernai Sarayı’nda başlayan yaşam, saraya yakın olan Khora’nın önemini artırdı.
  • Latin işgali esnasında kutsal emanetlerinden bazılarını yitiren ve bakımsız kalan kilisenin, 13. yüzyıl sonlarına doğru  kubbesi de yıkılmıştır.
  • Andronikos II. Paleologos (1282-1328) döneminin devlet yönetiminin ileri gelenlerinden, baş hazinedar, siyasetçi, edebiyatçı, matematik ve astronomi alanlarında bilgin, Aristo üzerine çeşitli yorumların yazarı ve büyük kitapsever Theodoros Metokhides (1270-1332) kilisenin kubbesini yeniden yaptırdı, bir narteks ve Parekklesion ile son bulan bir dış narteks ekletti. Yapım çalışmaları 1316 yılında başlamış, 1321 yılına kadar sürmüştü. Metokhides Khora için en iyi ustaları görevlendirmişti. Yapım sırasında, Komnenoslar devrinde yapılan ana mekana dokunulmamıştı. İç ve dış narteks mozaiklerle, Parekklesion freskolarla bezenmiştir.
  • Khora’nın 1279 yılında Roma Kilisesi ile birleşme yanlısı Patrik XI. Yuhanna Bekkos’un ve Patrik I. Athanasios’un ikametgahı olduğu bilinmektedir. Aynı dönemde burada ders vermeye başlayan, antik yazmaları inceleyen; Latinceden Grekçeye, Aziz Augustinus ve Boethius’tan tercümeler yapan Maksimos Planudes Khora’yı akademik açıdan da önemli bir yer haline getirdi. Bu, aslında pek yapılmazdı. “Heretik Batı”dan öğrenebilecekleri herhangi bir şey olduğunu düşünmezlerdi.
  • Khora’nın restorasyonu sırasında, çok bilgili biri olan Metokhides, Planudes’in açtığı yoldan gitmiş, Khora’da zengin, hem antik hem de Hıristiyan yazarların eserlerini barındıran bir kütüphane de oluşturmuştu. 1305-1328 yılları arasında sarayda önemli bir konumu olan Theodoros Metokhides bu sırada da entelektüel faaliyetlerine ara vermemişti. Çoğu günümüze de ulaşmış çalışmalarının basılmış hali 12 cilt tutacak miktardadır. Kütüphaneyi kendisi gibi bir polymath (çok bilgili kimse, allame, her şeyi bilen) olan yetiştirmesi Nikephoros Gregoras’a emanet etmişti.
  • III. Andronikos tahta çıkınca Metokhides’in mal varlığına el koyulmuş, sarayı yağmalanıp ateşe verilmiş, sürgüne gönderilmiştir.
  • Metokhides, görevini kötüye kullanarak çok zengin olmuş, Trakya’ya sürülmüş, 1330’da Konstantinopolis’e dönmesine izin verilmiş, son iki yılını restore ettirdiği Khora’da keşiş olarak geçirmişti. Metokhides teolojik tartışmalardan daima uzak durmuştu. Ama Gregoras bunu başaramadığı için 1351’de hüküm giydi ve Khora’da hapsedildi. 1400’lü yıllara kadar aktif olan Khora’daki kütüphaneden günümüze sadece birkaç eser ulaşmıştır.
Metokhides kendisini de nartekste, diz çökmüş, kilisesini İsa’ya sunarken betimletmiştir. Fotoğraf: www.flickr.com

Metokhides kendisini de nartekste, diz çökmüş, kilisesini İsa’ya sunarken betimletmiştir.
Fotoğraf: www.flickr.com

  • Burası, 1511 yılında Sultan II. Beyazıt döneminde camiye çevrilmiş, mozaiklere hiç dokunulmamıştır. Sadrazam Hadım Ali Paşa, burada namaz kılarken tahta kepenk ile mozaiklerin üzerlerini örttürürmüş, denir.
  • 1945 yılında müzeye dönüştürülmüş, mozaikler bakım görmüştür.
  • Son geniş kapsamlı restorasyon 1948-1959 yılları arasında Amerikan Bizans Enstitüsü tarafından yapılmıştır.
  • Yaldızlı tesseraların gelen giden turiste hediye verildiği, bazı mozaik tabloların bu yüzden bozulduğu söylenir ama, ABD Araştırma Enstitüsü’nden Paul Underwood Khora’da kasıtlı tahribata rastlamadıklarını belirtmiştir.

 

Bizans İmparatorluğu 93| Paleologos Hanedanı

  • 1204 yılından önce Karadeniz ile Akdeniz birbirlerinden bağımsız ticaret bölgeleriydi. Her biri farklı ürünlere ve nakliyat ağına sahipti. Konstantinopolis bu iki bölge dahilindeki ticaret ve sevkiyat faaliyetleri için ana varış ve kalkış yeri, transit geçiş ve aktarma limanı konumundaydı.
  • IV. Haçlı Seferi’nin Konstantinopolis ekonomisi üzerinde hem kısa hem uzun vadeli etkileri oldu. Çıkan yangınlar zanaat ve ticaretin yoğun olarak yapıldığı alanları yıkıma uğratmıştı. Talan ve yağmacılık da mal kayıplarına neden olmuştu.
  • Latin istilası ile Bizans saray erkanı ve seçkinlerin birçoğu göç etmişti.  Bu gelişmeler şehrin sanayiini ve ticari altyapısını felce uğratarak toplumun orta ve alt katmanlarını da göçe zorlamıştı.
  • Bizans, Latinlerin işgal ettiği toprakların önemli bir bölümünü geri alamadığı için taşradan başkente para ve mal akışı önemli ölçüde azaldı. Genel çaplı yerel tüketimin ve üstün nitelikli imalata yönelik yatırımın eksikliği de şehir ekonomisinde gerilemeye sebep oldu. 1261’e gelindiğinde, devlet teşebbüslerinin teşvikiyle canlanan ekonomik büyümeye rağmen, gidişatı tersine döndürme imkanı kalmamıştı.
  • İtalyan tüccarlar başlarda faaliyetlerini Konstantinopolis ahalisinin artan talebine dayandırmışlardı. Oysa 1260’dan itibaren Konstantinopolis ve Karadeniz’deki İtalyan ticaretine yoğunluk kazandıran, Batılıların tahıl, sanayi hammaddesi ve mamul maddelere artan talebi olmuştur.
  • Venedik Cumhuriyeti, imparatorluğun ayrıcalıklı ticaret ortağıydı. Oysa 1204 yılındaki yağmanın en büyük suç ortağı olmuş, Konstantinopolis’in Latin işgalinden sonra bütün ticaret merkezlerini ele geçirmişti. Mihail Paleologos, Venedik’ten ayrıcalıkları geri almış, Venedik’in baş rakibi ve düşmanı Ceneviz Cumhuriyeti’ne vermişti.
  • Dördüncü Haçlı Seferi’nin dini bakiyesi, 1054 yılındaki hizipleşmeyi, birbirine can düşmanı iki mezhebe dönüştürmesi oldu.
Venediklilerin 1204’te Konstantinopolis’i Fethi, Venedikli sanatçı Domenico Tintoretto (1518-1594), Hamburger Kunsthalle, Almanya. Fotoğraf:www.mystudios.com

Venediklilerin 1204’te Konstantinopolis’i Fethi, Venedikli sanatçı Domenico Tintoretto (1518-1594), Hamburger Kunsthalle, Almanya.
Fotoğraf:www.mystudios.com

PALEOLOGOS HANEDANI
1261-1453

 

  • 1261 yılında Paleologos Hanedanı yönetimi geri aldı ve Fatih Sultan Mehmet’e kadar aynı aile tahtta kaldı.
  • Latin istilası deneyimi, Bizans’ın, Konstantinopolis olmadan da, parçalanmış dahi olsa hayatta kalmaya devam edebileceğini göstermişti.
  • Parçalardan ikisi, Trabzon İmparatorluğu ve Epir Despotluğu, Bizans İmparatorluğu ile bütünleşmeye direndiler.
Galata Pera Podestası, Cenovalı Grimaldi’nin yaptırdığı kulenin tamamlanması anısına hazırlanmış levha (1443), İstanbul Arkeoloji Müzeleri’nde sergilenmektedir.

Galata Pera Podestası, Cenovalı Grimaldi’nin yaptırdığı kulenin tamamlanması anısına hazırlanmış levha (1443), İstanbul Arkeoloji Müzeleri’nde sergilenmektedir.

  • Silivri, Selanik ve Mistra yerel yönetim modeline sahipti.
  • Şehri Latinlerden geri alan VIII. Mihail Paleologos, Ortodoks Kilisesi’nin Papalık ile birleşerek batılı düşmanlarından kurtulmasının doğru bir strateji olacağını da düşünüyordu. Bu düşüncesi bile topluma nifak tohumları ekmişti.
  • VIII. Mihail Paleologos, IV. İoannes ’in şahsında Laskaris Hanedanı’na ihanet etti. Laskaris Hanedanı’na bağlı bir keşiş olan Patrik Arsenios taraftarları bir muhalefet gücü oluşturmuşlardı. Bu hareket “çuval kumaşlılar” denilen bir hizbe dönüşmüştü. Bu isim ile eskiçağ çileciliğine ve heretikliğe anıştırma yapılıyordu.
  • Konstantinopolis’te tutunabilmek için deniz kuvvetlerine gereksinimi vardı. Venediklilerle boy ölçüşebilecek tek güç olan Cenevizlilerle Nymphaeum Antlaşması’nı imzaladı. Bizans, 1204’e kadar kendi tekelinde olan Karadeniz ticaretini Cenevizlilere açmak zorunda kaldı. 1204’te Venedikliler tarafından Konstantinopolis’teki mahallerinden dışarı atılmış Cenevizlilere Konstantinopolis’te çok daha geniş bir yerleşim alanı vermek gerekti. Galata’daki ilk Ceneviz imtiyaz alanı, bugünkü Galata Köprüsü’nden Atatürk Köprüsü’ne ve Haliç’ten bugünkü Bankalar Caddesi’ne uzanan bir araziydi. Bu alanda Podesta Sarayı, borsa olarak kullanılan Loggia, Dominiken ve Fransisken tarikatlarına ait kiliseler, 1349’da inşa edilen, Podesta Sarayı’nın üstündeki yamacın tepe noktasında, İsa Kulesi adını verdikleri bugünkü Galata Kulesi vardı. 14. yüzyılın ilk yarısına gelindiğinde yaşadıkları bölge neredeyse özerk bir mıntıka halini almıştı. Cenevizlilere verilmiş arazi 15. yüzyılın başına kadar genişleyerek 37 hektara ulaşarak son şeklini aldı.
  • Bütün bu olanlardan sonra, Konstantinopolis ekonomik üstünlüğünü kaybetti. Tarımsal tabanın küçülmesi ile vergi gelirleri azalmış, ticari tavizler vermek zorunda kalmışlardı. Cenevizlilerin Pera kolonisi Konstantinopolis’ten bütünüyle bağımsız konumdaydı ve ticaretin çoğunu ele geçirmişti.
  • VIII. Mihail Paleologos terk edilmiş, soyulmuş ve tahrip edilmiş bir şehri geri aldı. Haçlıların saldırısı karşısında çökmüş olan deniz surları sağlamlaştırıldı, Blakhernai Sarayı’nın ve kamu binalarının onarımı yapıldı.
  • Paleologos Rönesansı adı verilen atılımın ürünü olan yapıtların çoğu VIII. Mihail’in oğlu II. Andronikos (1282-1328) dönemine aittir.
  • II. Andronikos, babasının Roma ile birleşmeden yana olan tutumuna derhal son verdi.
  • Paleologoslar döneminin bilinen en önemli kamu yapısı Tekfur Sarayı’dır. Yakın dönemde yapılan araştırmalar onu 14. yüzyıl ortasına tarihlendirmektedir.
  • Pammakaristos Meryem Ana Kilisesi (Fethiye Camii), Muhliotissa Kilisesi (Moğol Kilisesi veya Kanlı Kilise), Khora Manastırı (Kariye Müzesi) Paleologos döneminin en önemli yapıları arasındadır.
  • Dönemin resim sanatının en güzel örnekleri Khora (Kariye) ve Pammakaristos’un duvarlarını süsledi.
Zonaras’ın Tarih adlı eserinde Paleologos Hanedanı imparatorları. Eser, İtalya, Modena’daki Biblioteca Estense’de bulunuyor. Fotoğraf: Bizantion’dan İstanbul’a Bir Başkentin 8000 Yılı, Sakıp Sabancı Müzesi, 2010.

Zonaras’ın Tarih adlı eserinde Paleologos Hanedanı imparatorları. Eser, İtalya, Modena’daki Biblioteca Estense’de bulunuyor.
Fotoğraf: Bizantion’dan İstanbul’a Bir Başkentin 8000 Yılı, Sakıp Sabancı Müzesi, 2010.

 

 

Bizans İmparatorluğu 67 | Bizans Sanatı 8

  • Altın fincanlar, gümüş kaşıklar, mücevherler, işlemeli halılar, mine işleri, mücevherli rölikler günümüze kalan önemli eserlerdir.
  • Boyutları küçük fakat değerleri büyük bu hazineleri saldırılarda düşmanın eline geçmesin diye gömerlerdi.
  • Bu dönemden günümüze ulaşan en eski gümüş obje 4. yüzyıldandır, Roma’da bulunmuştur. Bizans’ta gümüş eşya kullanılmıştır, sadece süs değildir. Zengin evlerinde gümüş el yıkama tasları, gümüş kaşıklar, tabaklar kullanılmıştır. Bazıları monogramlıdır. Altın ve gümüş sofra takımlarının ve servis kaplarının zengin kişilere gerekli olduğu düşünülmüştü.
  • Gümüş tabaklar servet ve toplumsal statü simgesiydi. Gümüş tabakların üzerindeki yıpranma izleri gerçekten yemek yemek için kullanıldıklarına işaret etmektedir.
  • Geç antik çağdan kalma gümüşlerin büyük bölümü küçük yemek masalarının ortasına yerleştirilen servis tabaklarından oluşur; küçük tabaklar antreler, garnitürler ve tatlılar için kullanılırdı.
  • Efsane kahramanları, mevsimleri ve erdemleri simgeleyen figürler, av sahneleri gümüş tabaklarda yer alan belli başlı bezeme temalarıdır.
  • Hem gümüşlerde hem toprak ve cam kaplarda 4. yüzyıldan itibaren haç ve İsa’nın monogramı gibi Hıristiyanlık simgeleri de görülür.
  • Geç antik çağda kullanılmış önemli sayıda gümüşe karşılık, Ortaçağda dünyevi alanda kullanılmış gümüş tabaklara pek az rastlanır. Sırlı seramik imalatının gelişmesi nedenlerden biridir.
  • II. İoannes Komnenos, 1183 yılında Danişmentlileri yendiğinde, zafer törenlerinde binmek üzere yarı değerli taşlarla süslü gümüş kaplama bir savaş arabası yapılmasını emretmişti.
  • Gümüş eşyaların dekorunda mitolojik, laik ve Hıristiyanlık motifleri; bazı eserlerde Hıristiyan ikonografisi ile mitolojik sahneler birlikte kullanılmıştır.
Kutsal Kitap’tan öykülerle dekorlanmış, geç 4. yüzyıla tarihlenen gümüş, altın yaldızla süslenmiş ibrik. National Museum of Scotland. Fotoğraf: Byzantium, Robin Cormack ve Maria Vasilaki, Royal Academy of Arts, 2008.

Kutsal Kitap’tan öykülerle dekorlanmış, geç 4. yüzyıla tarihlenen gümüş, altın yaldızla süslenmiş ibrik.
National Museum of Scotland.
Fotoğraf: Byzantium, Robin Cormack ve Maria Vasilaki, Royal Academy of Arts, 2008.

  • 10.-12. yüzyıl arasındaki olumlu toplumsal ve ekonomik iklim, yenilikçi eğilimlere ve özellikle el sanatlarında dış etkinin artmasına yol açtı. Makedon ve Paleologos hanedanları dönemlerinde antik çağ kültürü bir canlanma gösterdi.
  • Batı ile temaslar, karşılıklı etkileşimleri de beraberinde getirmiştir. Hemen her imparatorluk gibi çok kültürlü bir toplum olan Bizans’a Latin İmparatorluğu döneminde (1204-1261) Latinler de Bizans’a kendi adetlerini taşımışlardır.
  • Mine işinin Karolenjler’den (8.-9. yüzyıllar) öğrenildiği düşünülür. Paleologoslar devrinde (1259-1453) resim ve heykelde Gotik etkiler görülmüş; Kariye’de, narteksteki betimlemelerde  İtalyan tarzı, erken Rönesans stili uygulanmıştır. Erken 14. yüzyıl eseri Kariye’deki bu uygulamalardan iki örnek vermek istiyoruz.
Kana Mucizesi, dış narteks.

Kana Mucizesi, dış narteks.

Meryem’in Tapınağa Takdimi, iç narteks.

Meryem’in Tapınağa Takdimi, iç narteks.

 

 

Bizans İmparatorluğu 56 | Bizans’ta Mimari 6 Geç Dönem

Geç Bizans Dönemi ise Latin işgalinin bittiği1261 yılı ile 1453’e kadar olan döneme verilen addır. Paleologos’lar devridir.

  • Dikey elemanlar, kolon gibi, bol kullanılmaya başlıyor. Binalar yükseliyor. Orta dönem kiliselerinin tek kubbesi varken bu dönemde genellikle 5 kubbe yapılıyor. Merkezde bir büyük, kenarlarda 4 küçük kubbe. Konstantinopolis’te kiliselerin genel görünümleri aynı kalırken diğer yörelerde dış yüzeyler zenginleşiyor; tuğla her zamankinden daha çok kullanılıyor ve katronpiyer, kör arklar ve diğer dekoratif elemanlara çok rastlanıyor.
  • Paleologoslar daha önce yapılmış binaları da süslemişlerdir.
  • 15. yüzyılda maddi sıkıntı ve Osmanlılar’ın sıkıştırması sonucu pek sanatsal etkinlik olmamıştır.
  • Ana kilisesi Orta Bizans döneminden kalmış olan Khora Manastırı’nın (Kariye) mihraba desteği uçan payanda ile yapılmıştır (Aya Sofya’da da payanda vardır, ama Khora’nınki uçan payandadır).
Pammakaristos Manastırı 13. yüzyıl sonunda inşa edilmiştir. Bizans’ın ileri gelenlerinden Mihail Glabas Tarkaniotes tarafından inşa ettirilmiştir.

Pammakaristos Manastırı 13. yüzyıl sonunda inşa edilmiştir. Bizans’ın ileri gelenlerinden Mihail Glabas Tarkaniotes tarafından inşa ettirilmiştir.

Pammakaristos Manastırı’nın  Mihail Glabas Tarkaniotes ailesinin mezar şapeli olması ihtimalinden de bahsedilir. Fetihten sonra Patrikhane kilisesi önce Büyük Konstantin döneminde yapılan Havvariyun Kilisesi’ne taşınmış, Fatih Sultan Mehmet buraya cami ve külliye inşa etmek isteyince Pammakaristos Manastırı’na taşınmış,  1601 yılına Fener’deki Hagios Manastırı’na geçinceye kadar da burada kalmıştı. 1601 yılında yapılan fetihlerin hatırasına camiye dönüştürülmüş, adı da Fethiye Camii olmuştur. Bina camiye dönüştürülürken kilisenin apsis kısmı yıkılarak yerine bir mihrap yapılmıştır. 1955 yılında Amerikan Bizans Enstitüsü binayı restore etmiş, içindeki mozaik ve freskler temizlenmiş, sonradan yapılan kemer sökülüp yerine eski haline uygun sütunlar yapılmıştır. Taş ve tuğladan örülü dış duvarlarında yazılar vardır. Buradaki bazı ikonaların şimdiki Patrikhane’ye taşındığı söyleniyor. Uzun süre buradaki vaftiz sahnesinin şehirde tek olduğu düşünüldü. Galata’daki Arap Camii’nde mihrabın üstündeki sıvalar dökülünce bir vaftiz sahnesi daha ortaya çıktı. Vaftize ait bir fresk de Azize Öfemya Martiryomu’nda vardır. Yeri, Fatih ilçesinin Çarşamba semtindedir. Fotoğraflar: Füsun Kavrakoğlu

Pammakaristos Manastırı’nın Mihail Glabas Tarkaniotes ailesinin mezar şapeli olması ihtimalinden de bahsedilir.
Fetihten sonra Patrikhane kilisesi önce Büyük Konstantin döneminde yapılan Havvariyun Kilisesi’ne taşınmış, Fatih Sultan Mehmet buraya cami ve külliye inşa etmek isteyince Pammakaristos Manastırı’na taşınmış, 1601 yılına Fener’deki Hagios Manastırı’na geçinceye kadar da burada kalmıştı. 1601 yılında yapılan fetihlerin hatırasına camiye dönüştürülmüş, adı da Fethiye Camii olmuştur. Bina camiye dönüştürülürken kilisenin apsis kısmı yıkılarak yerine bir mihrap yapılmıştır.
1955 yılında Amerikan Bizans Enstitüsü binayı restore etmiş, içindeki mozaik ve freskler temizlenmiş, sonradan yapılan kemer sökülüp yerine eski haline uygun sütunlar yapılmıştır. Taş ve tuğladan örülü dış duvarlarında yazılar vardır.
Buradaki bazı ikonaların şimdiki Patrikhane’ye taşındığı söyleniyor. Uzun süre buradaki vaftiz sahnesinin şehirde tek olduğu düşünüldü. Galata’daki Arap Camii’nde mihrabın üstündeki sıvalar dökülünce bir vaftiz sahnesi daha ortaya çıktı. Vaftize ait bir fresk de Azize Öfemya Martiryomu’nda vardır.
Yeri, Fatih ilçesinin Çarşamba semtindedir.
Fotoğraflar: Füsun Kavrakoğlu

Antalya Müzesi’nde sergilenmekte olan iki kuş desenli sütun başlığı. Fotoğraflar: Füsun Kavrakoğlu

Antalya Müzesi’nde sergilenmekte olan iki kuş desenli sütun başlığı.
Fotoğraflar: Füsun Kavrakoğlu