Etiket arşivi: Kapitalizm

Püritenler 1

  • 16. yüzyıla kadar Hıristiyanlıkta Katolik, Ortodoks, Ermeni, Süryani, Nasturi, Kıpti mezhepleri vardı.
  • 16. yüzyılda Reform Hareketi ile ortaya çıkan Protestanlık bir devrimdir.
  • Tüm Avrupa’yı etkileyen Reform Hareketi dinsel olduğu kadar siyasal bir devrim olarak da düşünülebilir. Otuz Yıl Savaşları ve Seksen Yıl Savaşları’nın sonunda 1648 yılında birkaç antlaşmayı içine alan Vestfalya Antlaşması ile barış yapılmış, böylece Aydınlanma’nın yolu açılmıştır. Reform hareketleri önce Almanya’da ve İsviçre’de sonrasında ise Fransa, İngiltere ve Kuzey Avrupa ülkelerinde etkili olur. Reform’u düşünürken Avrupa’nın güneyine inmesine engel olunan Germenlerin Latin nefretini de hesaba katmak gerekir.
Fotoğraf: YouTube

Fotoğraf: YouTube

  • Protestanlığın temel formülü
    *Sola Fide,
    (Yalnız İman. Kalben, samimiyetle inanmak.)
    *Sola Scriptura,
    (Yalnız Kutsal Kitap. Eski Ahit ve Yeni Ahit)
    *Sola Gracia,
    (Yalnız İzzet: Tanrı’nın/İsa’nın seni seçmesi. Bu inanç, aracı bir kurum olan Kiliseyi önemsiz kılar. Çünkü Protestan olarak Tanrı’nın lütfu zaten o kişinin üzerine olmuştur.)
    *Solo Christo.
    (Yalnız İsa. Kişiyi kurtaracak olan sadece İsa’dır. Kişiyi devlet değil, İsa kurtarır. Anti-laik bir söylemdir.)
  • Katoliklikte ibadet çok önemlidir. Protestanlıkta ise iman etmişsen, ritüele uymasan da olur.
  • Katoliklikte cennete gitmek için ibadetin yanı sıra hayırlı iş yapmak da önem taşır. Protestanlık ise imanlı kişinin zaten doğru işler yapan, doğru bir adam olacağını düşünür.
  • Protestanlarda çalışmak Tanrısal bir emirdir. Çalışmak, kendini Tanrı’ya adamanın bir yoludur.
  • Katoliklerin şarap-ekmek ayini kiliseye gitmeyi gerektirir. Oysa Protestanlık Kilisenin gücünü kırmayı hedefler.
  • Protestanlığın Germanik bir dünyayı amaçladığı düşünülür.
  • Protestanlığın İzzet ilkesi, Püritenizm ve Calvinizm’de zenginlik olarak düşünüldüğünde kişinin seçildiğinin belirtisi sayılır. Lütercilerin inanışı da zengin olmak izzeti gösterir şeklindedir.
  • Denklem iman = para gibi olur.
  • Kapitalizm, Protestanlık ile yürümüştür.
  • Hıristiyan köktenciliği Protestan çevrelerde doğar ve Kutsal Metinleri harfiyen yorumlama kararıyla tanımlanır. (Katolik köktenciliğinden söz edilemez, zira Kutsal Metinlerin yorumunu Katolikler adına sadece Kilise yapar.)
  • Yahudilikteki “Seçilmiş Millet” kavramını Calvin Hıristiyanlığa taşımıştır. Seçilişleri, kişileri İsa’nın yoluna çekmek içindir.

 

Çağdaş Sanata Varış 275|Çağdaş Kavramsal Sanat 6

Kimlik 5
Feminist Sanat 2

Fotoğraf sanatçısı Melisa Mızraklı’nın Contemporary İstanbul 2015’te yer alan eseri. Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

Fotoğraf sanatçısı Melisa Mızraklı’nın Contemporary İstanbul 2015’te yer alan eseri.
Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

Kadın Halleri, Beril Anılanmert, 2008. Sanatçı,” Çalışmalarımda, kadının günlük yaşam döngüsünü, kültür taşıyıcısı olarak rolünü veya erkek akrabaların arasına sıkışmış kız çocuklarını ve genelde gelenek adı altında uygulanan şiddete karşı görüşü ele almaktayım,” diyor. Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu, Baksı Müzesi, 2016.

Kadın Halleri, Beril Anılanmert, 2008.
Sanatçı,” Çalışmalarımda, kadının günlük yaşam döngüsünü, kültür taşıyıcısı olarak rolünü veya erkek akrabaların arasına sıkışmış kız çocuklarını ve genelde gelenek adı altında uygulanan şiddete karşı görüşü ele almaktayım,” diyor.
Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu, Baksı Müzesi, 2016.

Miles After Miles, Tayeba Begum Lipi, 2015. Paslanmaz çelik tıraş bıçaklarından, 36 numara ayaklar için yapılmış kadın ayakkabısı İstanbul’da, Art International 2015’te sergilendi. 1965 Bangladeş doğumlu sanatçı resim, baskı, video ve enstalasyonlarında kadının dünyadaki marjinalliği ve kadın bedeni temalarını kullanıyor. Objelerini küvet, tekerlekli sandalye, tuvalet masası ve kadın iç çamaşırı gibi gündelik eşyalardan seçiyor ve bunların yapımında çoğunlukla çengelli iğne ve jilet kullanıyor. Materyal seçiminde Bangladeş’teki kadına karşı şiddeti simgelemek için batıcı ve kesici aletler kullanmayı tercih ediyor. Kırsal kesimde doğumda kullanılan jilet, sanatçının çocukluğunda gözlemcisi olduğu evde, ebe ile doğan yeğenlerinin ve kuzenlerinin doğumunda kullanıldığı için görsel hafızasına kazınmış bir malzeme. Lipi, ilkin fabrikasyon jilet kullanırken, daha sonra farklı büyüklüklerdeki objeleri için özel üretim jilet kullanmaya başlamış. Kadın bedeninin düşündürdüğü yumuşaklık ile zıtlık oluşturan, bedene koruyucu bir zırh olan eserler yaratıyor. Aktivist sanatçı duvara asılı, saç telleri bakırdan yapılma beş peruk ile ülkesinde cinsiyet değiştirmiş bireylerin sesi olmak, onların korkusunu yansıtmak ve toplumdan yalıtılmışlıklarını ifade etmek için Aynı Olamayız adlı eserini yaratmıştı. Ülkesinin önde gelen çağdaş sanatçılarından biri olan Lipi, iki kez ülkesini Venedik Bienali’nde temsil etmiş, bol ödüllü bir sanatçı. Kendisi gibi sanatçı olan eşi ile birlikte 2002 yılında Bangladeşli sanatçılara yardımcı olmak için bir vakıf kurdu. Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

Miles After Miles, Tayeba Begum Lipi, 2015.
Paslanmaz çelik tıraş bıçaklarından, 36 numara ayaklar için yapılmış kadın ayakkabısı İstanbul’da, Art International 2015’te sergilendi.
1965 Bangladeş doğumlu sanatçı resim, baskı, video ve enstalasyonlarında kadının dünyadaki marjinalliği ve kadın bedeni temalarını kullanıyor. Objelerini küvet, tekerlekli sandalye, tuvalet masası ve kadın iç çamaşırı gibi gündelik eşyalardan seçiyor ve bunların yapımında çoğunlukla çengelli iğne ve jilet kullanıyor. Materyal seçiminde Bangladeş’teki kadına karşı şiddeti simgelemek için batıcı ve kesici aletler kullanmayı tercih ediyor. Kırsal kesimde doğumda kullanılan jilet, sanatçının çocukluğunda gözlemcisi olduğu evde, ebe ile doğan yeğenlerinin ve kuzenlerinin doğumunda kullanıldığı için görsel hafızasına kazınmış bir malzeme. Lipi, ilkin fabrikasyon jilet kullanırken, daha sonra farklı büyüklüklerdeki objeleri için özel üretim jilet kullanmaya başlamış. Kadın bedeninin düşündürdüğü yumuşaklık ile zıtlık oluşturan, bedene koruyucu bir zırh olan eserler yaratıyor. Aktivist sanatçı duvara asılı, saç telleri bakırdan yapılma beş peruk ile ülkesinde cinsiyet değiştirmiş bireylerin sesi olmak, onların korkusunu yansıtmak ve toplumdan yalıtılmışlıklarını ifade etmek için Aynı Olamayız adlı eserini yaratmıştı. Ülkesinin önde gelen çağdaş sanatçılarından biri olan Lipi, iki kez ülkesini Venedik Bienali’nde temsil etmiş, bol ödüllü bir sanatçı. Kendisi gibi sanatçı olan eşi ile birlikte 2002 yılında Bangladeşli sanatçılara yardımcı olmak için bir vakıf kurdu.
Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

  • Tüketim, kapitalizmin kendisini ayakta tutmak için vazgeçemeyeceği bir araçtır. Kadın ve zevk de metalaştırılmış bir tüketim nesnesidir. Vücut Sanatı ve özellikle onun feminist versiyonları yerleşik, egemen kadın algılarına, kadının görsel ideoloji içindeki konumuna karşı bir direniştir. Bu direniş, kadının bir tutku ve zevk nesnesi olmasına ve kadının metalaştırılmasına bir başkaldırıyı da içerir.
ORLAN(1947-) takma adını kullanan ve adını büyük harflerle yazan Fransız performans sanatçısı ve akademisyen, bedenini bir sanat yapıtı olarak kullandı. 1990’da, dokuz ameliyat performansından ilkini gerçekleştirdi. Renkli perdelerle dekore edilmiş tiyatrolarda, bilinci yerinde ama lokal anestezi altında, ünlü modacıların imzasını taşıyan kostümler giyerek, şiir ve müzik eşliğinde, estetik ameliyat geçirdi. Omnipresence adlı yedinci performans, New York’ta gerçekleşti ve uydu yoluyla dünya çapında yayınlandı. Yani izleyici performanstan fiziki olarak ayrıldı. O ameliyatların bazıları videoya kaydedildi. ORLAN, işlemler sırasında çekilmiş fotoğraflarını birer sanat yapıtı olarak izleyiciye sundu. Ameliyatları yapan feminist estetik uzmanı, implantlar yerleştirerek sanatçının yüzünü yeniden şekillendirdi. Bir dizi ameliyatla alnının iki yanına birer boynuz yapıldı (1990’ların başı ile ortası). Kendisini Kolomb öncesi sanat ile özdeşleştirdiği işleri de oldu. ORLAN çalışmasının estetik ameliyatlara değil, güzellik standartlarına karşı olduğunu; kadına ve bedene gittikçe daha çok dayatılan ideolojiye karşı olduğunu belirtmiştir. Bir ifade aracı olarak vücudun kullanılışı ilk kez Yves Klein tarafından 1958-60'ta gerçekleştirilmiş, bu yöntem, 1964 yılı sonrasında Vücut Sanatı olarak adlandırılmıştır. ORLAN’ın girişimi ile, bedenin sahibi kimdir; devlet ve bireyin bedenlere hükmetme yetkisi nereye kadardır; sanatın bedenle ilişkisindeki eşik nerede başlar gibi Çağdaş Döneme ait sorularla beden olguları Çağdaş dönemde de devam etmiştir. ORLAN performanslarında kendi bedenini, feminist sorunlara eğilmek için bir ortam olarak kullanmıştır. Burada Kavramsal Sanat, Beden Sanatı, Feminist Sanat, Performans Sanatı, Video Sanatı iç içedir. Žižek’e göre Batı’nın toplumsal sistemi “liberal kadınları” rekabet güçlerini koruyabilmek için güzellik ameliyatlarına katlanmak için devasa bir baskı altına almaktadır. Kadınların gönüllü olarak güzellik ameliyatı eziyetine katlandıkları Batılı toplumun, kadınları sünnete maruz bırakan Afrika toplumundan ilke olarak farkı yoktur. Fotoğraf: biografieonline.it

ORLAN(1947-) takma adını kullanan ve adını büyük harflerle yazan Fransız performans sanatçısı ve akademisyen, bedenini bir sanat yapıtı olarak kullandı. 1990’da, dokuz ameliyat performansından ilkini gerçekleştirdi. Renkli perdelerle dekore edilmiş tiyatrolarda, bilinci yerinde ama lokal anestezi altında, ünlü modacıların imzasını taşıyan kostümler giyerek, şiir ve müzik eşliğinde, estetik ameliyat geçirdi. Omnipresence adlı yedinci performans, New York’ta gerçekleşti ve uydu yoluyla dünya çapında yayınlandı. Yani izleyici performanstan fiziki olarak ayrıldı.
O ameliyatların bazıları videoya kaydedildi. ORLAN, işlemler sırasında çekilmiş fotoğraflarını birer sanat yapıtı olarak izleyiciye sundu. Ameliyatları yapan feminist estetik uzmanı, implantlar yerleştirerek sanatçının yüzünü yeniden şekillendirdi. Bir dizi ameliyatla alnının iki yanına birer boynuz yapıldı (1990’ların başı ile ortası). Kendisini Kolomb öncesi sanat ile özdeşleştirdiği işleri de oldu.
ORLAN çalışmasının estetik ameliyatlara değil, güzellik standartlarına karşı olduğunu; kadına ve bedene gittikçe daha çok dayatılan ideolojiye karşı olduğunu belirtmiştir.
Bir ifade aracı olarak vücudun kullanılışı ilk kez Yves Klein tarafından 1958-60′ta gerçekleştirilmiş, bu yöntem, 1964 yılı sonrasında Vücut Sanatı olarak adlandırılmıştır. ORLAN’ın girişimi ile, bedenin sahibi kimdir; devlet ve bireyin bedenlere hükmetme yetkisi nereye kadardır; sanatın bedenle ilişkisindeki eşik nerede başlar gibi Çağdaş Döneme ait sorularla beden olguları Çağdaş dönemde de devam etmiştir.
ORLAN performanslarında kendi bedenini, feminist sorunlara eğilmek için bir ortam olarak kullanmıştır.
Burada Kavramsal Sanat, Beden Sanatı, Feminist Sanat, Performans Sanatı, Video Sanatı iç içedir.
Žižek’e göre Batı’nın toplumsal sistemi “liberal kadınları” rekabet güçlerini koruyabilmek için güzellik ameliyatlarına katlanmak için devasa bir baskı altına almaktadır. Kadınların gönüllü olarak güzellik ameliyatı eziyetine katlandıkları Batılı toplumun, kadınları sünnete maruz bırakan Afrika toplumundan ilke olarak farkı yoktur.
Fotoğraf: biografieonline.it

 

Çağdaş Sanata Varış 256|Çağdaş Sanat 4

  • Her ikisi de yeni düşüncelerin ürünü olan sanat ve teknoloji birbirine koşut ilerliyor.
  • İnternet, TV ve basın gibi kitle iletişim araçları, yalnızca satın alma pratiğimizi değil, dünyaya ilişkin algımızı da değiştirmiştir, deniyor.
  • İnternet vatandaşlarının ortaya çıkması, hiyerarşiyi ortadan iyice kaldırmıştır.
  • Ekran tabanlı ortamlar Çağdaş Sanat’ın önemli bir parçasıdır.
  • Çağdaş sanatçıların hepsi yapıtlarını üretirken en yeni teknolojiyi kullanmıyorsa da çoğu, teknolojinin yönetsel bir araç olduğunu kabul eder.
  • Artık yapay zekanın sanatı diye de bir şey var: Uluslararası Cannes Lions Yaratıcılık Festivali 2016’nın Yaratıcı Veri Kullanımı kategorisinde büyük ödül, bilgisayar aracılığıyla tümüyle yeniden yaratılan bir Rembrant tablosuna verildi. Eser, bilgisayarlar aracılığıyla analiz edilerek, boya katmanları, kalınlıkları, tonları, açıları gibi tüm ayrıntıların hesaplanmasıyla ortaya çıkmış.
2004 yılında Martin- Gropius-Bau’da, Fabrizio Plessi’nin sergisini gezmiştim. Plessi, sanat hayatı boyunca elektronik teknolojilerle sanal imge geliştirme işi ile uğraşmış. Böylece güncel sanatta geleceğe dönük yollar açmış. Plessi bugün güncel sanatın onsuz olmasının düşünülemeyeceği bir sanatsal uygulamanın öncülerinden sayılmakta. Plessi bütün kıtalarda önemli müzelerde sergiler tasarımlamış. Almanya- Berlin Fotoğraf: Gunter Lepkowski

2004 yılında Martin- Gropius-Bau’da, Fabrizio Plessi’nin sergisini gezmiştim. Plessi, sanat hayatı boyunca elektronik teknolojilerle sanal imge geliştirme işi ile uğraşmış. Böylece güncel sanatta geleceğe dönük yollar açmış. Plessi bugün güncel sanatın onsuz olmasının düşünülemeyeceği bir sanatsal uygulamanın öncülerinden sayılmakta. Plessi bütün kıtalarda önemli müzelerde sergiler tasarımlamış.
Almanya- Berlin
Fotoğraf: Gunter Lepkowski

  • Kapitalizmi şu veya bu şekilde eleştirmeyen, şu veya bu şekilde kapitalizme ve yerleşik kurumlara muhalif olmayan güçlü bir güncel sanat örneği bulmak çok zordur. Ancak, Çağdaş Sanat galeri-müzayede-fuar-bienal –koleksiyoner ekseninde gelişmektedir ve bu, kapitalizmin biçimlendirdiği bir yapıdır. Çağdaş sanatçı küratörlerden, eleştirmenlerden, akademisyenlerden, koleksiyonerlerden, sanatseverlerden ve diğer sanatçılardan oluşan bir ağın parçasıdır.
  • Çağdaş Dönem’de sanatsal alanlardaki iş olanakları çarpıcı biçimde artmıştır.
  • Hayırseverlerlikten çok ticari bir ortaklık niteliği taşısa da şirketlerin sanat alanındaki girişimleri 1990’lardan sonra giderek artmıştır. Sanata yatırdığı paranın karşılığını alabilen şirketler sanata daha fazla harcama yapmaya devam edecekler, diye düşünülüyor.
  • Çağdaş Sanat Piyasası 2014-2015 Raporu’na göre, dünyadaki en pahalı 500 sanatçı arasında Çinli sanatçılar çoğunlukta.
  • Zaman zaman sanatçılar ile yapıtlarının abartılarak tanıtıldıkları, bir sanatsal arz fazlası olduğu yönünde yakınmalar da oluyor.

 

Çağdaş Sanata Varış 238|Çağdaş Dönem 13 Neoliberalizm

Margaret Thatcher ve Ronald Reagan. Fotoğraf:www.telegraph.co.uk

Margaret Thatcher ve Ronald Reagan.
Fotoğraf:www.telegraph.co.uk

  • Neoliberalizm ideolojisi aslında köklerini klasik liberalizm teorisinden ve 1944 tarihli Bretton Woods anlaşmasından almaktadır.
  • Neoliberalizm, ekonominin devlet işlerinden ayrılmasını ve piyasayı özel teşebbüsün yönetmesi gerekliliğini savunan bir düşünce akımıdır.
  • Neoliberalizm, kapitalizme özgü bir örgütlenmedir.
  • Rekabetin piyasayı yönetmesi gerektiğini söyler. Dengelenmiş bütçeyi, serbest piyasa kapitalizmini ve serbest ticareti savunur.
  • Devletin sadece herhangi bir kriz anında acil ve keskin müdahaleler yapmasını, bunun dışında piyasadan tamamen çekilmesini önerir.
  • Kişisel hürriyeti pozitif şekilde tanımlar ve sosyal reform için kanunların kullanımına karşı çıkar.
  • Klasik liberalizmden farklı olarak, kişilerin topluma doğal bazı haklarla girdiklerini kabul etmez. Özel mülkiyeti savunur ve bu savunusunu “kişisel hürriyet ve açık piyasalar en geniş kitleler için en büyük faydayı sağlar” şeklinde ifade eder.
  • Neoliberalizmin yükselişini hazırlayan faktörler 1970’lerde gelişmeye başladı. O güne kadar çok başarılı işleyen Keynesçi ekonomi düzeninin, dünya petrol fiyatlarının petrol krizi (1973-1974) sonrası aniden yükselmesi nedeniyle sıkıntıya girmesi neoliberal tutumun başlamasındaki en önemli sebepti.
  • 1980’lerde dünya genelinde sol hükümetlerin yerini liberal-sağcı iktidarlar alıyordu. İngiltere’de muhafazakar-liberal Demir Leydi Margaret Thatcher’ın, Amerika Birleşik Devletleri’nde milliyetçi-liberal  Ronald Reagan’ın başa gelmeleriyle dünyada neoliberalizm mutlak iktidarını ilan etmeye hazırlanıyordu.
  • 1979 –  1990 yılları arasında Birleşik Krallık’ta en uzun süre başbakanlık yapan ve ülkenin tek kadın başbakanı olan Margaret Thatcher’ın (1925-2013) etkisi öyle güçlü oldu ki, İşçi Partisi’ni de etkileyecek şekilde İngiliz siyasetini temelden dönüştürdü.
  • Neoliberaller çevre sorunlarında ve sosyal felaketler durumunda da piyasa dengelerine güvenilmesi gerektiğini ifade ediyorlardı.
  • Neoliberalizmin temel amaçları mal ve hizmetlerin ve sermayenin tüm dünya çapında serbestçe dolaşımını sağlamak; pazarın genişletilmesi için küresel kapitalizme entegre olmayan yapı ve blokların dağıtılarak yatırım özgürlüğünün tüm dünyada sağlanması idi. Neoliberalizm, finansal piyasanın buyruklarını önemser.
  • 1989 yılında  Doğu Bloku’nun çözülmesiyle beraber neoliberalizm yayıldı.
  • Tüm dünyada sosyal devletler zayıfladı ve özelleştirme trendi baş gösterdi.
Thatcherizm, 1979-1990 arasında İngiltere başbakanlığını yapan Margaret Thatcher'ın iktisadi ve sosyal görüşlerini ve siyaset tarzını ifade eder. Thatcherizm, Thatcher'dan sonra başbakanlık yapan ve onun siyasetini kısmen sürdüren John Major, Tony Blair, Gordon Brown ve David Cameron dönemlerini de kapsayacak şekilde kullanılabilir. Thatcherizm, düşük enflasyonu, devleti iktisadi sahada küçültmeyi ve serbest pazar ekonomisini geliştirmeyi savunur. Kullandığı başlıca araçlar para arzı üzerinde sıkı kontrol, mali disiplin, özelleştirme, kamu harcamaları üzerinde sıkı kontrol, vergi kesintisi, milliyetçilik, Victoria dönemi değerlerinin korunması ve işçi haklarının kısıtlanmasıdır. Thatcherizm, Margaret Thatcher ile aynı dönemde ABD'de, Avustralya'da, Kanada'da, Türkiye'de ve diğer ülkelerde uygulanan Neoliberal siyasetle benzeşir. Sol kesimde Thatcher, halk hareketlerini ezmek için güç kullanan, işçi sınıfının çıkarlarına karşı  kararlar alan ve orta sınıflarla işadamları gibi varlıklı kesimleri destekleyen bir lider olarak görülür. Merkez sağda ise Thatcher, güçlü sendikalara karşı çıkabilen, iktisattaki darboğazları ortadan kaldıran bir muhafazakâr olarak sempatiyle hatırlanır. Sol ve sağ görüşlü yorumcuların fikir birliği içinde olduğu bir konu, Thatcher'ın Britanya siyaset sahnesini ciddi ölçüde değiştirdiği, önemli partilerin sağa kaymasına neden olduğudur. Thatcher'ın yok ettiği refah devleti uygulamaları, Thatcher sonrası dönemde de geri gelmemiştir. Yine Thatcher tarafından başlatılan özelleştirme siyaseti de devam etmiştir. Aslında İşçi Partisi ve Muhafazakâr Parti hükümetleri devletin iktisat üzerindeki etkisini daha da azaltmış, kamu sektörünün rolünü daha da küçültmüştür. Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

Thatcherizm, 1979-1990 arasında İngiltere başbakanlığını yapan Margaret Thatcher’ın iktisadi ve sosyal görüşlerini ve siyaset tarzını ifade eder. Thatcherizm, Thatcher’dan sonra başbakanlık yapan ve onun siyasetini kısmen sürdüren John Major, Tony Blair, Gordon Brown ve David Cameron dönemlerini de kapsayacak şekilde kullanılabilir.
Thatcherizm, düşük enflasyonu, devleti iktisadi sahada küçültmeyi ve serbest pazar ekonomisini geliştirmeyi savunur.
Kullandığı başlıca araçlar para arzı üzerinde sıkı kontrol, mali disiplin, özelleştirme, kamu harcamaları üzerinde sıkı kontrol, vergi kesintisi, milliyetçilik, Victoria dönemi değerlerinin korunması ve işçi haklarının kısıtlanmasıdır.
Thatcherizm, Margaret Thatcher ile aynı dönemde ABD’de, Avustralya’da, Kanada’da, Türkiye’de ve diğer ülkelerde uygulanan Neoliberal siyasetle benzeşir.
Sol kesimde Thatcher, halk hareketlerini ezmek için güç kullanan, işçi sınıfının çıkarlarına karşı kararlar alan ve orta sınıflarla işadamları gibi varlıklı kesimleri destekleyen bir lider olarak görülür.
Merkez sağda ise Thatcher, güçlü sendikalara karşı çıkabilen, iktisattaki darboğazları ortadan kaldıran bir muhafazakâr olarak sempatiyle hatırlanır.
Sol ve sağ görüşlü yorumcuların fikir birliği içinde olduğu bir konu, Thatcher’ın Britanya siyaset sahnesini ciddi ölçüde değiştirdiği, önemli partilerin sağa kaymasına neden olduğudur.
Thatcher’ın yok ettiği refah devleti uygulamaları, Thatcher sonrası dönemde de geri gelmemiştir. Yine Thatcher tarafından başlatılan özelleştirme siyaseti de devam etmiştir. Aslında İşçi Partisi ve Muhafazakâr Parti hükümetleri devletin iktisat üzerindeki etkisini daha da azaltmış, kamu sektörünün rolünü daha da küçültmüştür.
Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

  • Liberalizm, piyasanın doğal akış içinde kendi kendini gerçekleştirdiği inancına dayanır.
  • Bu, Neoliberalizmin karşı çıktığı bir görüştür. Neoliberalizm, doğalcılığa değil, bir tür inşacılığa inanır. Neoliberalizm’e göre piyasa, inşa edilmesi, kurulması gereken bir alandır.
  • Neoliberal devlet, bir spekülatör gibi davranır.
  • Neoliberalizm, ekonomik bir ideoloji değildir. Hayatın bütün alanlarını yönetme eğilimindeki bir pratikler ve söylemler bütünüdür.
  • Neoliberal yönetimin inşacı aklı, bireylerin davranışlarına karar verme biçimlerini hedef alır ve bir neoliberal özne üretir.
  • Piyasa normları, kendilerini piyasanın ötesinde de dayatınca, birey de tıpkı bir şirket gibi, riskler almak, yatırımlar yapmak, verimli olmak, yetkinliklerini geliştirmek (yaşam boyu gelişim, sürekli eğitim, kendini aşma vb.), bunları pazarlamak, kendi kendisinin girişimcisi olmak durumundadır. Sürekli risk ortamındaki bireyler, kendilerini sürekli artan performans normlarına göre yönetmeye sevk edilir.

 

 

Malevich’ten Kapitalizm ve Sosyalizme Farklı Bir Bakış

“Düşünce, insanı çalışmaktan kurtaran makineler yaratır.

Kapitalist sınıf üretimi sermayeyi garanti altına alan bir değer olarak görürken, sermeyenin de tembelliği garanti altına aldığını düşünür.

Sosyalist sistemler çalışma araçlarını eşit biçimde dağıtmak isterken, tembellik araçlarını da eşit biçimde dağıtmak ister.

Kapitalist olmayan sistemin amacı, çalışma saatlerini artırmak değil aksine düşürmektir.

Kapitalist olmayan sistemlerin zaferi, çalışmada eşitliği getirecek, bu da kapitalist sınıfın tembellikte bulduğu mutluluğu kaybetmesi anlamına gelecektir.

Tanrı da artık yaratmıyor, tembellik tahtında dinleniyor ve kendi hikmetini temaşa ediyor.”

 

Kazimir Malevich, Beyaz Üstüne Beyaz, 1918.   Kazimir Malevich (1879-1935), siyah ve renkli evrelerden sonra resimsel Suprematizm tarafından ulaşılan tam nesnesizlik evresine beyaz evre adını verir. Malevich’in beyaz düşüncesi Hiç’te, felsefi mutlaklıkla sonlanıyor. Malevich’e göre, önce takıntılarımızdan kurtulup, “hiç” olmamız gerekir. 19. yüzyıl ortalarında Hiççilik, Nihilizm, Yokçuluk yükselen bir felsefi yaklaşımdır. Her şeyin anlamdan ve değerden yoksun olduğunu, hiçbir doğru, genel-geçer bilginin olamayacağını savunur. Toplumsal düzene baş kaldırmayı temsil eder. Yukarıdaki alıntılar, Malevich’in Sel Yayıncılık’tan çıkan İnsanın Esas Gerçekliği: Tembellik adlı eserindendir.

Kazimir Malevich, Beyaz Üstüne Beyaz, 1918.
Kazimir Malevich (1879-1935), siyah ve renkli evrelerden sonra resimsel Suprematizm tarafından ulaşılan tam nesnesizlik evresine beyaz evre adını verir. Malevich’in beyaz düşüncesi Hiç’te, felsefi mutlaklıkla sonlanıyor. Malevich’e göre, önce takıntılarımızdan kurtulup, “hiç” olmamız gerekir. 19. yüzyıl ortalarında Hiççilik, Nihilizm, Yokçuluk yükselen bir felsefi yaklaşımdır. Her şeyin anlamdan ve değerden yoksun olduğunu, hiçbir doğru, genel-geçer bilginin olamayacağını savunur. Toplumsal düzene baş kaldırmayı temsil eder.
Yukarıdaki alıntılar, Malevich’in Sel Yayıncılık’tan çıkan İnsanın Esas Gerçekliği: Tembellik adlı eserindendir.