Etiket arşivi: Kanada

Çağdaş Sanata Varış 298|Çağdaş Mimarlık 2

Spire of Dublin/Dublin İğnesi, Ian Ritchie, 1998. Dublin’de IRA’nın 1966’da bombaladığı Nelson Anıtı yerine yapılmış, formu ve aydınlatması ile Dublin’in yeni simgesi olmuştur. Paslanmaz çelikten 121,2 m uzunluğundaki İğne, dünyanın en uzun anıtı olmuştur. 2004 yılında RIBA Stirling Ödülü finalisti seçilmiştir. Fotoğraf:www.ianritchiearchitects.co.uk

Spire of Dublin/Dublin İğnesi, Ian Ritchie, 1998.
Dublin’de IRA’nın 1966’da bombaladığı Nelson Anıtı yerine yapılmış, formu ve aydınlatması ile Dublin’in yeni simgesi olmuştur. Paslanmaz çelikten 121,2 m uzunluğundaki İğne, dünyanın en uzun anıtı olmuştur. 2004 yılında RIBA Stirling Ödülü finalisti seçilmiştir.
Fotoğraf:www.ianritchiearchitects.co.uk

  • Çağdaş Dönem’de yenilikçi tasarım ofisleri mühendislik, mimarlık ve endüstriyel tasarımı bir arada düşünüyorlar. Mimari buluşların yapıcısının, mimarlardan ziyade endüstri girişimcileri ve mühendisler olduğu öne sürülüyor. Ayrıca, yeni tasarım yönteminin sosyal, politik ve felsefi tasarım eleştirisini de içermesi gerektiği düşünülüyor. Paris’te, mimar Bernard Tschumi tarafından tasarlanan Parc de la Villette’in batısında yer alan, Avrupa’nın en büyük bilim müzesinde Ian Ritchie (1947-) tarafından uygulanan bioklimatik cephelerdeki saydam cam teknolojisi ile Mitterrand’ın La Transparence (Saydamlık) politikası eş anlamlı hale gelmiş, yapının özelliklerinin politika ile paralel bir arayış içinde şekillendiği öne sürülmüştür. Camın mimaride kullanılması konusunda önemli gelişmelere imza attığı düşünülen, Sir Norman Foster ile dört yıl (1972-1976) birlikte çalışmış olan mimar Ian Ritchie, Madrid’de 1991’de yaptığı Reina Sofia Müzesi’ndeki asansörün camında yenilikçi kullanımlara bir örnek vermiştir. Burada cam, müzede sergilenen Picasso’nun Guernica tablosunun görsel imgesine uygun olarak şekillendirilmiştir.
  • Çağdaş Dönem’de ilginç tasarımlar yapmak önemseniyor. Ters dönmüş bir kilise, piyano ve kemandan oluşan bir ev, lotusa benzeyen bir bina çekim merkezleri oluyor.
50 milyon dolara mal olan, 2004 yılında tamamlanan Kansas Halk Kütüphanesi’nin cephesi kitaplık rafına dizilmiş kitaplar şeklinde tasarlanmış. Fotoğraf: Designcoholic

50 milyon dolara mal olan, 2004 yılında tamamlanan Kansas Halk Kütüphanesi’nin cephesi kitaplık rafına dizilmiş kitaplar şeklinde tasarlanmış.
Fotoğraf: Designcoholic

Kanada’nın Ontario şehrinde yer alan Ripley Binası’nın kırılmış/çatlamış görüntüsünü veren özellikleri yerli ve yabancı turistler için bir cazibe merkezi olmayı sürdürüyor. 2003 yılında tamamlanan bina, 1812’de yaşanan 8,0 büyüklüğündeki depremi anımsatıyor. Kurucusu Robert leRoy Ripley’in adıyla anılan TV şovunun idari binası olarak kullanılıyor. Dünyadaki en ilginç mimari yapılar listelerinde yer alıyor. Fotoğraf: www.youtube.com

Kanada’nın Ontario şehrinde yer alan Ripley Binası’nın kırılmış/çatlamış görüntüsünü veren özellikleri yerli ve yabancı turistler için bir cazibe merkezi olmayı sürdürüyor. 2003 yılında tamamlanan bina, 1812’de yaşanan 8,0 büyüklüğündeki depremi anımsatıyor. Kurucusu Robert leRoy Ripley’in adıyla anılan TV şovunun idari binası olarak kullanılıyor. Dünyadaki en ilginç mimari yapılar listelerinde yer alıyor.
Fotoğraf: www.youtube.com

Norveç, Lillehammer'daki spor salonu. Ters dönmüş bir Viking gemisini yansıtan bu bina kış olimpiyatları için 1994 yılında açılmış. Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

Norveç, Lillehammer‘daki spor salonu. Ters dönmüş bir Viking gemisini yansıtan bu bina kış olimpiyatları için 1994 yılında açılmış.
Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

 

 

Yok Olacak Yerler

Dünyada yok olma tehlikesi ile karşı karşıya olan pek çok yer var. Bunlardan on tanesini sayalım:

  • Tanzanya’daki Afrika’nın en yüksek yeri olan Klimanjaro Dağı’nın tepesindeki buzulların hızla eridiği, 15 yıl içinde karsız ve buzsuz çıplak bir dağ haline geleceği bilim insanları tarafından ifade ediliyor.
  • Doğal yaşam alanlarının azalması, avcılık ve hastalıklar nedeniyle Afrika kıtasında 50 bin aslan kalmış. Yani soylarının tükenme tehlikesi var.
Aslanları doğal yaşam alanlarında görmek için gittiğimiz Güney Afrika Cumhuriyeti’ndeki doğal park ve safari merkezi Kruger National Park’ın yanındaki Sabi Sand Reserve’de aslanlar. Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu, 1999.

Aslanları doğal yaşam alanlarında görmek için gittiğimiz Güney Afrika Cumhuriyeti’ndeki doğal park ve safari merkezi Kruger National Park’ın yanındaki Sabi Sand Reserve’de aslanlar.
Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu, 1999.

  • Avustralya’nın doğusunda yer alan, uzaydan bile görülebilen, içinde bir milyondan fazla deniz canlısını barındırabilen Büyük Mercan Resifi, küresel ısınma ve kirlilik tehdidi altında. Deniz suyunun ısınması, sudaki asit ve karbondioksit oranının artması yüzünden 20 yıl içinde buradaki ekosistemin çökeceği ve resifin yok olacağı uzmanlar tarafından bildiriliyor.
  • Küresel ısınma nedeniyle buzulların hızla eridiği uyarısı sıklıkla yapılıyor. Alp Dağları’nın doruklarından biri olan, vadinin içine kadar inen Bossons Buzulu (Fransa) da tehlike altında.
  • Küresel ısınma nedeniyle buzulların eriyip deniz seviyesini yükseltmesi ile Pasifik ve Hint Okyanusu’ndaki Mikronezya, Tuvalu, Kiribati gibi ada devletlerinin tamamen; Maldivler’in ise %80’inin su altında kalarak haritadan silinmesi söz konusu.
  • Florida yakınlarında, Florida panteri, iki milyon timsah, ayı ve pek çok kuş türünü barındıran; Dünya Biyosfer Rezervi ilan edilen ve UNESCO Dünya Mirası Listesi’ne alınan bataklık ve sazlıklardan oluşan bir nehir olan Everglades, tarım yapmak için kurutulmaya çalışılması ve bölgeden su çekilmesi sonucu epey küçülmüş. Koruma çalışmalarına rağmen hala küçülen bataklık yüzünden buradaki ekosistem de tehlike altında.
  • Endonezya’nın Borneo Adası, barındırdığı canlı türleri bakımından dünya üzerindeki en zengin üçüncü ada olma özelliğine sahip. Tarım, madencilik ve ormancılık yüzünden yağmur ormanlarının giderek azalması sonucunda burada yaşayan 50 bin orangutanın soyu tükenme tehlikesi altında.
  • 17. yüzyıl yapısı, dünyanın yedi harikasından biri sayılan Agra’daki Tac Mahal, çarpık kentleşmenin ve bölgede yer alan 200 kadar demir dökümhanesinin yarattığı (kurum, is ve asit yağmuru) hava kirliliğinin kurbanı olma yolunda.
  • Grönland, Norveç, Alaska ve Kanada’da yaşayan, kutup ayılarının küresel ısınma sebebiyle soyunun tükenme tehlikesi var. Buzullar olmadan barınamıyor, avlanamıyor, beslenemiyor, boğulma tehlikesiyle karşı karşıya kalıyorlar.
  • Alçak düzlüklerdeki yağmur ormanlarının aksine, bulut ormanları sadece yüksek kesimlerde bulunuyor. Buradaki dev ağaçlar su ihtiyacını havadaki nemden, bulutlardan karşılıyor. Costa Rica’daki Monteverde Bulut Ormanı’nda bulutlar artık daha az görülüyor, ağaçların sayısı azalıyor, birçok farklı canlı türü de yok oluyor.

 

Yararlanılan Kaynak

  • Yok Olmadan Önce Görmeniz Gereken 10 Yer, Allianz, Buluşma 2015.

 

Bizans İmparatorluğu 125| Patrikhane 4

Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

  • Katoliklerden farklı olarak, Ortodoks dünyası, çok kutuplu bir yapıya sahip.
  • Ortodoksların tarihsel olarak dört merkezi var: Kudüs, İskenderiye, Antakya ve İstanbul. Bir görüşe göre, bunlardan ilk üçü, doğrudan doğruya İsa’nın havarileri tarafından kuruldukları için, daha kutsal olarak kabul ediliyor. İstanbul Kilisesi’nin önceliği ise Bizans’ın başkenti olmasından kaynaklanıyor, deniyor.
  • Osmanlı İmparatorluğu’nun zayıflaması, Fener Patrikhanesi’nin Ortodoks Kiliseler üstündeki otoritesini de zayıflattı. Osmanlı’dan bağımsızlığını kazanan ülkelerin kiliseleri Patrikhane’nin yetkilerini kabul etmediklerini açıklayarak birer milli kiliseye dönüştü. Balkanlar’da yeni devletlerin kurulması ile birlikte bölgede otosefal kilise yapılanması hakim oldu. Bunlardan biri de Atina’daki Yunan Ortodoks Kilisesi idi. Fener Patrikhanesi’nin yetkilerini kabul edenler Yunanistan’a sonradan bağlanan kuzey kesimdeki kiliseler, Girit ve 12 Ada Metropolitleri ve Yunanistan dışında yaşayan Yunanlıların mensubu oldukları kiliselerdir. Dolayısıyla Yunanistan’ın bir bölümü otosefaldir. 1883’ten beri Yunan Kilisesi bağımsız ise de bazı tasarruflarını patriğin onayına sunuyor.
Ayios Yeoryios Kilisesi’nin içinden. Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

Ayios Yeoryios Kilisesi’nin içinden.
Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

  • Otosefal kiliseler, patriklere bağlı olmalarına rağmen kilise işlerini ulusal düzeyde herhangi bir patrikten bağımsız olarak yönlendirebilen, ama Ortodoksluğu bağlayıcı kararlar alamayan kiliselerdir.
  • Dünya üzerindeki Ortodoks Kiliseleri üç gruptan oluşuyor:
    *Patriklik Düzeyindeki Kiliseler: İskenderiye, Antakya (Şam), Kudüs, İstanbul.
    *Ulusal Kiliseler: Moskova, Belgrad, Bükreş, Sofya, Tiflis.
    *Otosefal Kiliseler: Yunanistan, Güney Kıbrıs, Arnavutluk, Polonya, Gürcistan, Kanada, ABD, Afrika Metropolitlikleri.
  • Fener Patrikhanesi’ne bağlı metropolitlikler ve başpiskoposluklar şunlardır: Kadıköy, Gökçeada, Bozcaada, Prens Adaları, Terkos, Girit, 12 Adalar, ABD, Avustralya, Yeni Zelanda, Avrupa.

ABD, Avustralya, Yeni Zelanda ve Avrupa’da yaşayan bütün Ortodokslar Fener’e bağlı değildir. Sadece buralarda yaşayan Yunanlıların bağlı oldukları kiliseler Fener’e bağlıdır. ABD’de 14 milyon civarında Ortodoks nüfus vardır ve bunların 2 milyonu Yunan’dır ve Fener’e bağlıdır. Ayrıca, Aynaroz, Patmos, Selanik, Cenevre ve Kore’de de bazı kurumlar Fener’e bağlı olarak çalışmaktadır.

  • Fener Patriği’nin otoritesi altında olmayan otosefal Ortodoks kiliseleri liderlerini kendileri seçer, ama meşruiyet, İstanbul’daki Eşitler Arasında Birinci (Pirumus Inter Pares) olan Patrikhane’den gelir. Bunlar, liderlerini İstanbul’a teklif eder ve son seçimi İstanbul yapar.
  • Fener Rum Patrikhanesi, 9. yüzyıldan bu yana ayinlerde ilk sırada anılmaktadır. Ayinlerde sayılış sırası İskenderiye, Antakya, Kudüs, Rusya, Belgrad, Romanya, Bulgar, Tiflis Patriklikleri, Kıbrıs ve Atina Başpiskoposluğu, Polonya Metropolitliği, Arnavutluk ve Çekoslovakya Başpiskoposluğu şeklindedir.
  • Ancak kesin olan şey, Ortodoks dünyasının onursal merkezi Fener Rum Patrikhanesi’dir.
  • Yunanistan Başpiskoposunun Patrik Bartholomeos ile arası çok bozuk ama, genellikle Yunanlılar, Osmanlı İmparatorluğu devrinde Yunan kültürünü ve milli kimliğini ayakta tuttuğu için Patrikhane’ye karşı şükran duygusu içindeler. İstanbul’a gelen Yunanların çoğu mutlaka Patrikhane’ye giderler. Bir ara Yunanlılar, Patrikhane’yi bir Yunan adasına taşıyıp ona “zulme uğramış sürgünde Patrikhane” adını vermeyi düşünmüşlerdi.

 

Çağdaş Sanata Varış 151| Postmodern Politika 5 Susan Sontag, Slavoj Zizek

1960’lı yıllar aile düzenine, devlet düzenine, siyasal düzene, eğitim sistemlerine, tüketim ekonomisine başkaldırı yıllarıydı. 1960’lı yıllarda kat edilen yol, kendini bulmak için değilse de kendini aramak içindi. Katmandu bir ütopya idi.

Susan Sontag. Fotoğraf: articles.latimes.com

Susan Sontag.
Fotoğraf: articles.latimes.com

  • 1960-1970’li yılların ne kadar sanatçısı varsa hepsiyle haşır neşir olan, tarzını koruyarak her alanda eser üretenve her daim yenilikçi olan  Susan Sontag (1933-2004), “popüler” ve “yüksek kültürün”her ikisine de duyduğu sadakatten ödün vermedi. Şöyle demiş: “The Doors ile Dostoyevski arasında seçim yapmam gerekseydi, o zaman elbette Dostoyevski’yi seçerdim. Ama seçmek zorunda mıyım?.
  • Sontag, klişelere uyum sağlamaya itilmenin baskıcı bir tutum olduğunun altını çizmiş.
  • Kadınların özgürleşmesinin sadece eşit haklar elde etmeleriyle olamayacağını, eşit güç de elde etmeleri, bunun için de halihazırda var olan yapılara dahil olmaları gerektiğini belirtmiş.
  • Susan Sontag, zamanı on yıllık bölümlere ayırma alışkanlığını her açıdan yanlış bulduğunu, bunun mitlerden biri olduğunu; on yıllarla konuşma olayını çok ideolojik bulduğunu belirtmiş. Bu yöntemin, altmışlarda umulan ve denen hiçbir şeyin başarılı olmadığı ve olamayacağı fikrini dayattığına inanmış. 1970’lerin sonunda, altmışların ruhunun canlı tutulduğu Banff (Kanada), Goa (Hindistan, 1961 yılına kadar Portekiz sömürgesi) ve İbiza (İspanya) gibi birkaç yer kaldığını belirtmiş.
  • Sontag Neo Nazi fenomenini, Nazi sembollerinin moda olması; faşizmin yeniden doğuşundan ziyade nihilizm ile, güçlü hissiyata duyulan arzunun bir dışavurumu olarak değerlendirmiş. Toplumun temelinde nihilizm olduğunu, televizyonun nihilizm olduğunu; nihilizmin bazı avangard sanatçıların modernist buluşu olmadığını, nihilizmin kültürün tam kalbinde yattığını belirtmiş.
Slavoj Žižek. Fotoğraf: www.prospectmagazine.co.uk

Slavoj Žižek.
Fotoğraf: www.prospectmagazine.co.uk

  • Slavoj Žižek (1949-), psikoanalitik teori (Lacan), politik teori (Marks) ve felsefe (Hegel) arasında bağlantılar yapmakla tanınır.
  • Žižek için Gerçek, travma ve yoklukla ilişkilidir ve Freud’un bilinçdışı kavramıyla bağlantılı psişik boşluktur.
  • Demokrasi, kimlik ve ulus gibi konular, dilin ve temsilin gerçekliği, bu boşluğu örtmeye çalışır.
  • Ancak, Žižek Hıristiyanlık ve komünizm gibi büyük anlatıları da destekler.
  • Žižek, her siyaset, gerçekliğin teolojik bakışı üzerinde temellenir ve her teoloji doğası gereği siyasidir, diyerek Spinoza’nın izinden gider. Žižek’e göre, ne modern ateist Tanrı’ya inanmayı bırakabilmiş, ne de dindar yazarlar Tanrı’sız bir evren fikrine alışabilmiştir. Bilinçdışı yasakların alanı haline gelen bir özne vardır. Žižek’e göre, bastırılan yasak arzular veya hazlar değil, yasakların ta kendisidir.
  • Etik olan, teolojik-siyasi olarak askıya alınır.
  • Žižek, felsefe, politika, film ve diğer popüler sanat üzerine ayrıntılı Lacancı analizler yapmıştır.
  • 1960’larda, Fransa’da Mayıs 1968, Alman öğrenci hareketleri, ABD’de hippilerin ayaklanmaları yaşandı. 1968’in retoriği cinsel özgürlük ve hiyerarşi karşıtlığı idi.
  • Žižek, radikal bir ideoloji eleştirisi içeren Mayıs 1968’in, küresel kapitalist uygarlığı radikal bir şekilde sorgulamaya yönelik son girişim olduğunu söyler. 68’in gözlüğü ile bakınca bugünkü dönemin post-ideolojik olduğuna hükmeder.
  • 68’in özü liberal kapitalist sistemin reddedilmesiydi.
  • Paris duvarlarına yazılmış ünlü duvar yazısı ile (“yapılar sokağa çıkamaz”), kimsenin 68’in büyük öğrenci ve işçi gösterilerini Yapısalcılık terimleriyle açıklayamayacağı ifade ediliyordu. Žižek, bu yüzden bazı tarihçiler 1968’i Yapısalcılığı Postyapısalcılıktan ayıran tarih olarak belirtirler, diyor.
  • Žižek’e göre, 68’in olayları paradigma değişikliği yaratmış, 68’in öğretisi Elveda Bay Sosyalizm iken, gerçek devrim Postmodern dijital kapitalizm devrimi olmuştur.
  • Kapitalizmin birinci, girişimci ruhu 1930’ların Büyük Depresyon’una dek sürdü; ikinci ruhu girişimciyi değil, büyük şirketlerin maaşlı müdürünü ideal olarak kabul etti. 1970’lerden günümüze ise, yeni kapitalizm ruhu 1968’in eşitlikçi ve anti-hiyerarşik retoriğini benimsedi. Kapitalizmin yeni ruhu işyerinde çalışanların inisiyatif ve otonomisine dayanan bir örgüt biçimi geliştirdi. İşi ekipler ya da projeler biçiminde örgütleyen, müşteri tatminini hedefleyen.. Bu şekilde, kapitalizm dönüşmüş ve eşitlikçi bir proje olarak yasallaştırılmıştır. Hatta solun öz-yönetim söylemini de kapitalist bir slogan haline getirdi. İşte bu yeni ruh, diyor Žižek, kültür kapitalizmidir; günümüzün kapitalizmi merkezsizdir. Hardt ve Negri’nin iddiası bu yeni ruhun komünist olduğudur.
  • Mayıs 1968 ayaklanması politik açıdan kaybetti; kapitalizm muzaffer oldu. Ama toplumsal açıdan kazandı; toplumsal ahlak kurallarını yeniledi, cinsel özgürleşme, yeni bireysel özgürlükler, kadınlar için daha güçlü toplumsal konumlar kazandırdı. Ama, yeni post-ataerkil otorite ve baskı biçimleri de getirdi.
  • Postmodern kapitalizmin ideologlarına göre, hiyerarşik devlet denetimi mantığında kalan ve bu yüzden yeni bilgi devriminin toplumsal etkileriyle başa çıkamayan şey, Marksist kuram ve uygulamasının kendisidir.
  • Postmodern direniş politikası estetik fenomenlerle doludur: vücut delme (piercing), karşı cinsin kılığına girme gibi.
  • Žižek 1968 olaylarını anti kapitalist bir parlamenter demokrasi eleştirisi, 1989 ayaklanmasını ise parlamenter demokrasi talep eden, politik açıdan birbirine karşı iki hareket olarak tanımlar.
  • 1968 ayaklanmasının yönetici ideoloji tarafından hızla sahiplenildiğini, söyler.
  • 1990’lardan itibaren, en ünlü Lacancı kuramcı olmuştur. Lacan’ın kuramlarını örneklemek için sık sık sinemayı kullanmıştır.