Etiket arşivi: kadın hakları

Şiddet 43| Doğu’da Kadının Konumu 4 | Çin 2

  • Konfüçyüs inancı, ataerkil bir düzen getiriyor; bedeni kötü bir şey olarak görmüyor ama tehlikesine karşı uyarıyordu. Kadınların devlet içinde düzensizliğe ve karışıklığa yol açacağı ve imparatorluk sarayı için de ayıp bir şey sayılacağı için kamu görevleri kadınlar için yasaktı.
  • Emperyal Çin’de kadınlar tüccar da olamıyorlardı.
  • Qing Hanedanlığı döneminde, 17.-18. yüzyıllarda elit kadınlar matbaacılık konusunda seslerini duyurdular. 19. yüzyıl sonunda kadın hakları savunusu yapan entelektüel bir hareket gelişti.
  • Geç emperyal dönemde kadınlar bazı durumlarda miras yoluyla mülk edinebiliyordu.
  • 1928 yılında iktidara gelen Milliyetçi Parti, kadınlara vatandaşlık hakkı tanıdı ve teoride de olsa, evlilik ve miras konularında eşit statü hakkı verdi.
  • 1949 yılında Çin Komünist Partisi zafer kazanınca posterlerde kadınlar elinde tüfek, erkekler ise bebekleri beslerken görüntülendi. ÇKP dulların ve kızlarının haklarını güçlendirmek, mirastan eşit pay alabilmelerini sağlamak için önemli işler yaptı. Ancak günümüzde bile, özellikle kırsal alanlarda, erkekler miras konusunda önceliğe sahiptir.
  • Çin’deki Kültür Devrimi (1965-1969) sırasında cinsel köleliğin simgelerinden biri sayılan etek giyme yasağı getirildi. Eşitliği vurgulamak için erkeklerle kadınlar tek tip giyinmek zorundaydılar.
  • 1978 yılından sonraki reform çağında, ÇKP’deki kadın yönetici sayısı, yerel ve üst düzeyde, dramatik şekilde azaldı.
Duvar resimleri ve başka yerlerde tasvir edilen Han Hanedanı dansçılarının, dansın bu dönemde daha da geliştiğine tanıklık etmektedir. Tang Hanedanı döneminde dans, yeni doruklara ulaşmıştır. Çin'in kültürünün önemli bir parçası olan operada kadın rolleri erkekler tarafından oynanırdı. Şanghay, 1995.

Duvar resimleri ve başka yerlerde tasvir edilen Han Hanedanı dansçılarının, dansın bu dönemde daha da geliştiğine tanıklık etmektedir. Tang Hanedanı döneminde dans, yeni doruklara ulaşmıştır.
Çin’in kültürünün önemli bir parçası olan operada kadın rolleri erkekler tarafından oynanırdı.
Şanghay, 1995.

  • İmparatorluk döneminde kadına karşı ön yargılı bakış açısı dul kadınların tekrar evlenmesini istememek, bedensel hareket kabiliyetini kısıtlamaya da yönelik olan kızların ayaklarının bağlanması, memuriyet sınavlarının sadece erkeklere açık olması ile kendini göstermişti.
  • Cumhuriyet döneminde (1912-1949) cinsiyet ve aile ilişkilerini düzenlemeye yönelik hamleler yapıldı. 1911 Devrimi’nden hemen sonra kadınlara oy hakkı tanınmıştı. Ancak bu dönemde seçimler pek de önem verilmeyen bir hak olmuştur. Ayak bağlama uygulaması ise devlet tarafından hoş görülmeyen bir uygulamaya dönüşmüştü.
  • Mao Çin’de kadınlara farklı bir baskı uygulandığına dikkat çekmiş, kadınların sadece sınıfsal adaletsizlikten değil, erkek akrabaların uyguladıkları şiddetten de mustarip olduklarını belirtmişti.
  • Çin Halk Cumhuriyeti’nde ulus çapındaki ilk hareket 1950 tarihli Yeni Evlilik Kanunu oldu. Bu uygulama ile:
             * Eskiden aile büyüklerine ait olan kimin kimle evleneceği uygulamasına son verilerek, nikahın  özgür iradeleri ile karar vermiş iki birey arasında kıyılması gerektiği;
             *Eski sistemde erkek için çok daha kolay olan boşanma hakkında da eşitlik ilkesinin geçerli kılınarak karı ve kocaya hukuk önünde eşit muamele edileceği hükme bağlandı.
  • ÇHC’de evlilik törenlerinde aile büyüklerinin resimlerinin yerini Mao’nun portresi almış, daha önce damadın anne babasının önünde eğilen yeni evli çift, 1949 sonrasında Mao’nun portresinin önünde eğilir olmuştur.
  • Köyde yaşayan bir gelinin evlendiğinde kocasının ailesinin yanına taşınma zorunluluğu hakkında yeni yasa hiçbir değişiklik getirmemiştir.
  • ÇHC, kanunlarla cinsiyet eşitliği tanındığı için Tibet kadınlarının statüsünü yükselttiğini savlar.
  • Devrim öncesi kız ceninlerin öldürülmesi bilinen bir uygulamaydı. 1949’dan sonra hızla terk edilmişti. 1980’lerin başında bu uygulama hortladı. Cinsiyete dayalı kürtajlar yeniden başladı.
  • Çinlilerde de cinsellik utanma duygusu ya da günah düşüncesiyle yüklü değildir. Ancak kadınlar başka alanlarda baskı altındadır.
  • Eski Çin’de cenazenin layıkıyla kalkabilmesi için her ailenin bir oğul sahibi olması gerekiyordu. Kadının bir erkek çocuk doğurmamış olması boşanma için sağlam bir sebepti. Bir genç kız için ülkü, erkek çocuk doğurmaktı. Oğlan çocuk doğurmayan kadın yerini başka bir kadına bırakıyordu.
  • Çin’de nüfusun %92’si Han ırkından. Nüfus patlamasının yarattığı endişeyle 1979 yılında çocuk sayısı konusunda Han ırkına sert kısıtlamalar getirildi. İlk önlem erken evlilikleri caydırmak oldu. Erkeklerin 22, kızların 20 yaşından önce evlenmesi yasaklandı. İkinci önlem, çocuk sayısını kısıtlamak oldu. Büyük kentlerdeki çiftlerin tek çocuk yapmasına izin verildi. İzin verilenden fazla çocuğu olanlar, yaşadıkları bölge ve gelir durumuna göre değişen para cezaları ödüyor. Kırsal kesimde ilk doğan çocuk kız ise ya da kalıtımsal olmayan bir sakatlığı varsa, ikinci bir çocuğa izin veriliyordu. Nüfus yoğunluğu çok düşük olan bölgelerde yaşayan ailelere ve etnik azınlıklara, ikinci çocuk izni vardı.
  • Kentte olsun, köyde olsun art arda çocuk sahibi olmak mümkün değil. İki çocuk arasında 4-5 yıl beklemek gerekiyor.
  • Bugün de Çin’de oğlan çocuklara öncelik verilmektedir. Çoğu hamile kadın, karnında taşıdığı bebeğin erkek olmadığını öğrenince kürtaja karar veriyor.
  • Çin’de kürtaj serbest. Üstelik gebeliğin her aşamasında mümkün.

 

Şiddet 39| Batı’da Kadının Konumu 4

ORLAN(1947-) takma adını kullanan ve adını büyük harflerle yazan Fransız performans sanatçısı ve akademisyen, bedenini bir sanat yapıtı olarak kullandı. 1990’da, dokuz ameliyat performansından ilkini gerçekleştirdi. Renkli perdelerle dekore edilmiş tiyatrolarda, bilinci yerinde ama lokal anestezi altında, ünlü modacıların imzasını taşıyan kostümler giyerek, şiir ve müzik eşliğinde, estetik ameliyat geçirdi. Omnipresence adlı yedinci performans, New York’ta gerçekleşti ve uydu yoluyla dünya çapında yayınlandı. Yani izleyici performanstan fiziki olarak ayrıldı. O ameliyatların bazıları videoya kaydedildi. ORLAN, işlemler sırasında çekilmiş fotoğraflarını birer sanat yapıtı olarak izleyiciye sundu. Ameliyatları yapan feminist estetik uzmanı, implantlar yerleştirerek sanatçının yüzünü yeniden şekillendirdi. Bir dizi ameliyatla alnının iki yanına birer boynuz yapıldı (1990’ların başı ile ortası). Kendisini Kolomb öncesi sanat ile özdeşleştirdiği işleri de oldu. ORLAN çalışmasının estetik ameliyatlara değil, güzellik standartlarına karşı olduğunu; kadına ve bedene gittikçe daha çok dayatılan ideolojiye karşı olduğunu belirtmiştir. Bir ifade aracı olarak vücudun kullanılışı ilk kez Yves Klein tarafından 1958-60'ta gerçekleştirilmiş, bu yöntem, 1964 yılı sonrasında Vücut Sanatı olarak adlandırılmıştır. ORLAN’ın girişimi ile bedenin sahibi kimdir; devlet ve bireyin bedenlere hükmetme yetkisi nereye kadardır; sanatın bedenle ilişkisindeki eşik nerede başlar gibi Çağdaş Döneme ait soruları konu alan sanatsal etkinlikler devam etmektedir. ORLAN performanslarında kendi bedenini, feminist sorunlara eğilmek için bir ortam olarak kullanmıştır. Burada Kavramsal Sanat, Beden Sanatı, Feminist Sanat, Performans Sanatı, Video Sanatı iç içedir. Žižek’e göre Batı’nın toplumsal sistemi “liberal kadınları” rekabet güçlerini koruyabilmek için güzellik ameliyatlarına katlanmak için devasa bir baskı altına almaktadır. Kadınların gönüllü olarak güzellik ameliyatı eziyetine katlandıkları Batılı toplumun, kadınları sünnete maruz bırakan Afrika toplumundan ilke olarak farkı yoktur. Fotoğraf: biografieonline.it

ORLAN(1947-) takma adını kullanan ve adını büyük harflerle yazan Fransız performans sanatçısı ve akademisyen, bedenini bir sanat yapıtı olarak kullandı. 1990’da, dokuz ameliyat performansından ilkini gerçekleştirdi. Renkli perdelerle dekore edilmiş tiyatrolarda, bilinci yerinde ama lokal anestezi altında, ünlü modacıların imzasını taşıyan kostümler giyerek, şiir ve müzik eşliğinde, estetik ameliyat geçirdi. Omnipresence adlı yedinci performans, New York’ta gerçekleşti ve uydu yoluyla dünya çapında yayınlandı. Yani izleyici performanstan fiziki olarak ayrıldı.
O ameliyatların bazıları videoya kaydedildi. ORLAN, işlemler sırasında çekilmiş fotoğraflarını birer sanat yapıtı olarak izleyiciye sundu. Ameliyatları yapan feminist estetik uzmanı, implantlar yerleştirerek sanatçının yüzünü yeniden şekillendirdi. Bir dizi ameliyatla alnının iki yanına birer boynuz yapıldı (1990’ların başı ile ortası). Kendisini Kolomb öncesi sanat ile özdeşleştirdiği işleri de oldu.
ORLAN çalışmasının estetik ameliyatlara değil, güzellik standartlarına karşı olduğunu; kadına ve bedene gittikçe daha çok dayatılan ideolojiye karşı olduğunu belirtmiştir.
Bir ifade aracı olarak vücudun kullanılışı ilk kez Yves Klein tarafından 1958-60′ta gerçekleştirilmiş, bu yöntem, 1964 yılı sonrasında Vücut Sanatı olarak adlandırılmıştır. ORLAN’ın girişimi ile bedenin sahibi kimdir; devlet ve bireyin bedenlere hükmetme yetkisi nereye kadardır; sanatın bedenle ilişkisindeki eşik nerede başlar gibi Çağdaş Döneme ait soruları konu alan sanatsal etkinlikler devam etmektedir.
ORLAN performanslarında kendi bedenini, feminist sorunlara eğilmek için bir ortam olarak kullanmıştır.
Burada Kavramsal Sanat, Beden Sanatı, Feminist Sanat, Performans Sanatı, Video Sanatı iç içedir.
Žižek’e göre Batı’nın toplumsal sistemi “liberal kadınları” rekabet güçlerini koruyabilmek için güzellik ameliyatlarına katlanmak için devasa bir baskı altına almaktadır. Kadınların gönüllü olarak güzellik ameliyatı eziyetine katlandıkları Batılı toplumun, kadınları sünnete maruz bırakan Afrika toplumundan ilke olarak farkı yoktur.
Fotoğraf: biografieonline.it

  • Feminizm, felsefeye yeni bir boyut katmıştır: Kişinin cinsiyetinin dünyaya yaklaşım tarzını belirleyen önemli bir koşul olduğunda ısrar eder; biyolojik koşulların da felsefi problemlerin formüle edilmesinde belli farklılıklara neden olacağını öne sürer.
  • 19. yüzyılda Avrupa ve Kuzey Amerika’da ilk evre feminist hareketler özellikle kadınların oy verme hakkında ısrarlı oldular.
  • Feminist felsefenin ikinci evresi, 1949’da Simone de Beauvoir’nın İkinci Cins kitabının yayımlanmasıyla başladı. Beauvoir, Varoluşçuluk ile feminizmi birleştirerek felsefedeki cinsiyet ve biyolojik farklılıklarla ilgili tartışmayı başlattı. Beauvoir, kadınların erkeklere göre Öteki olduklarını kabullenerek toplumsallaştıklarını öne sürüyordu. Kadınların bu içsel sınırlardan kendilerini kurtarmaları gerekiyordu. Kadınların özgürlüğünün erkeklerin özgürlüğünü de sağlayacağını söylüyor, “Kadın olarak doğulmaz; kadın olunur” iddiası ile, temel önemde bir ayrımın, cinsiyet ile toplumsal cinsiyetin ortaya çıkmasına yol açıyordu.
  • 1960’ların sonlarında, Amerika ve Avrupa’daki sol hareketlerin parçası olan feminist hareketler, kadınları boyun eğmeye zorlayan toplumsal ve psikolojik yapıların yok edilmesiyle ilgilendiler; farkında olmadan sürdürülen seksist varsayımları analiz ettiler. Batı felsefesinin “evrensel” ve “nesnel” tutumu beyaz erkeğin tutumuydu.
  • 1968 sonrası karşı kültürcü eleştiri geleneğinden doğan, aktif azınlık hareketi olan Feminizm, Çağdaş Dönemde Avrupa toplumlarında çoğunluğun egemen değeri haline geldi. Erkek üzerinden kadına dayatılanları; erkek dünyasına hizmet veren kadınları; çok küçük yaşta zorla evlendirilenleri; evdeki baskıdan dolayı evden kaçan genç kızları; bir kocaya ve babaya ait olarak kadının var olabilmesini kabullenmek Batı’da artık mümkün değil.
  • Feminizmin üçüncü dalgası daha alt düzeydeki toplumsal sınıflar ile kültürlerden gelen kadınlarla özel olarak ilgilenmeye önem verdi. Feminizm, azınlık grupların ve üçüncü dünyadan kadınların bakış açısıyla yeniden ele alınıyor ve yeniden tanımlanıyor, birçok kadının marjinalleştirilmesi giderilmeye çalışılıyor.
  • Feministler cinsiyetçi dile karşı çok eleştireldir. Tahakküm ideolojilerinin kız/kadın kelimelerinin kullanımı ile kurumsallaştığı öne sürülür. İş “adamları”ndan bahsettiğimizde de aynı sonuca ulaşırız.
  • Feministler, tecavüzü cinsel bir suç olarak değil, bir şiddet suçu olarak görürler. Tecavüz, güç isteminin cinsel bir ifadesidir. Tecavüzcü, toplumsallaşması eksik olan kişidir.
  • Polonyalı psikolog Elisabeth Brami’nin yazdığı, Fransız çizer Estelle Billon-Spagnol’un resimlediği Kız Çocuk Hakları Bildirgesi adıyla Türkçeye de çevrilen çocuk kitabı, kadınların da her şeyi yapabileceğini anlatan, cinsiyet ayrımcılığına karşı çıkan 15 maddeden oluşan küçük bir kitap ama misyonu büyük. Konunun beyinlere genç yaşta işlenmesi gerektiğinin altını çizen bir çalışma.
  • UNESCO verilerine göre, bilim eğitimi alanların %53’ü kadınken çalışma hayatında bu rakam %28’e geriliyor. Nedenler, ülkelerin ve bölgenin bulunduğu konuma göre ele alındığında:
    Arap ülkelerinde bilim politikasıyla ilgili birikim olmaması; araştırma enstitüleri ve fonların sayısının düşük olması öne çıkarken İngiltere ve ABD’de ise eşitlik, terfi ve fırsatlarda denklik olmaması bu duruma neden olarak görülüyor.
  • 2017 yılında Paul Auster, ABD başkanlık seçim sonuçlarını değerlendirirken, ABD halkının kadın başkan fikrine hala hazır olmadığının anlaşıldığını söylüyor.

 

Şiddet 38| Batı’da Kadının Konumu 3

  • Hitler’in gözünde ideal kadın, sevimli, yumuşak, tatlı ve aptaldır. Onun yakın ilişkide olduğu altı kadından beşi intihar etmişti. Onun gözetimindeki kuzeni de kendisini tabancayla vurmuştu.
  • Nasyonal Sosyalist Alman İşçi Partisi,1921 yılında yapılan ilk kongresinde oybirliği ile kadınların parti yönetiminde yer almasını yasaklamıştı. Parti kadınları daha sonraki yıllarda da kamu görevlerinden tümüyle uzaklaştırmayı hedefleyecekti. Onlar için kadın, üç K’dan ibaretti: Çocuk, mutfak ve kilise. Asker üretme aracı yerine konmak kadınları ürkütmemiş olmalı ki, partiye destek oldular, ari kadının ve ari annenin idealini oluşturdular. Alman kadınına değersiz bir ırk ile ilişki içinde olmak yasa yoluyla yasaklandı. Partinin görüşüne göre, gerçek bir Alman kadını ruju, yüksek topuklu ayakkabıyı ve ojeyi reddedip, erkekler gibi sistematik değil, duygusal düşünmeliydi. 1938 yılından itibaren kadının çocuk yapmayı reddetmesi boşanma sebebi olarak tanındı ve kürtaj yasaklandı, doğuranlara onur nişanı verildi.
Gazeteci Sylvia Harden’in Portresi, Otto Dix, 1926. Kendisine aristokrasiyi çağrıştıran yeni bir isim seçen; Yeni Almanya için makaleler yazan; gözünde monoklü, elinde sigarası, kısa saç kesimi, önünde içkisi ile Yeni Kadın’ı temsil eden bir kişinin portresini görüyoruz. Yeni Objektif akımı sanatçıları Gerçekçilik’e sinik, sosyal eleştiri getiren felsefi bir yön kattı. Modernliğe olumsuz yaklaşanlar için, 1920’lerin eşit haklara sahip, yüksek topuklu, ruj sürülmüş dudakları arasına sigarasını iliştirmiş kadınlardan daha tehlikeli hiçbir şey olamazdı. Modern bir kadın, ailenin çökmesine neden olurdu. Çocuk doğurmamak, doğaya ihanetti. Otto Dix de inadına bu kadınların en göze batanını resmetti. Fotoğraf: en.wikipedia.org

Gazeteci Sylvia Harden’in Portresi, Otto Dix, 1926.
Kendisine aristokrasiyi çağrıştıran yeni bir isim seçen; Yeni Almanya için makaleler yazan; gözünde monoklü, elinde sigarası, kısa saç kesimi, önünde içkisi ile Yeni Kadın’ı temsil eden bir kişinin portresini görüyoruz.
Yeni Objektif akımı sanatçıları Gerçekçilik’e sinik, sosyal eleştiri getiren felsefi bir yön kattı.
Modernliğe olumsuz yaklaşanlar için, 1920’lerin eşit haklara sahip, yüksek topuklu, ruj sürülmüş dudakları arasına sigarasını iliştirmiş kadınlardan daha tehlikeli hiçbir şey olamazdı. Modern bir kadın, ailenin çökmesine neden olurdu. Çocuk doğurmamak, doğaya ihanetti.
Otto Dix de inadına bu kadınların en göze batanını resmetti.
Fotoğraf: en.wikipedia.org

  • 19. yüzyılda sosyalistler kadın haklarını desteklediler. Friedrich Engels (1820-1895) kadının özgürleşmesinin ön koşulu olarak kamusal alana katılmasını talep etti.
  • Lenin (1870-1924), iktidara gelir gelmez kadınlara ve erkeklere sınırsız eşit haklar tanıyan yasaları çıkarttı. SSCB, 1920’de kürtajı yasallaştıran ilk modern ülke oldu. Makyaj yapmak, kadını burjuvaziye özgü bir aşağılama aracı olarak görüldü. Stalin döneminde, 1936’da kürtaj yeniden yasaklandı.
  • Farklı rejimler (ABD, Çin, SSCB ), farklı hedefler uğruna, kadınların kendi bedeni üzerinde egemen olma, kendi yaşamını biçimlendirme hakkını elinden almaya çalışarak kadınları aşağılamıştır.
  • Kilise için kötü ve sapkın bir eğilim olan doğurganlığın programlanması, siyasi olarak ırka karşı cinayet olarak algılandı.
  • SSCB’de ve diğer sosyalist ülkelerde Stalin’in ölümünden sonra 1955’te; İngiltere’de 1967’de, ABD’de 1973’de, Fransa’da 1974’te, İtalya’da 1978’de, 1983 yılında Türkiye’de kürtaj yasal hale geldi. Türkiye’deki yasaya göre, hamileliğin ilk on haftasında kürtajın yasal zeminde yapılabilmesinin önü açılıp tıbbi zorunluluk olması halinde on hafta sonrasında bile yapılabilmesi sağlandı.
Hollywood yıldızlarının en özellerinden biri olan Katharine Hepburn (1907-2003), 1940 yılında George Cukor tarafından yönetilen, tüm haklarını satın aldığı, dolayısıyla da kendi isteklerini dayatabildiği, The Philadelphia Story adlı filmden başlayarak, oynadığı tüm filmlerde merkezde yer alan güçlü kadını canlandırdı; kadın cinselliğini ön plana çıkartan, erkeksi giysileri tercih eden, kadın savunusu yapan rolleri tercih eden oyunculardan biri oldu. Fotoğraf: gravitas magazine

Hollywood yıldızlarının en özellerinden biri olan Katharine Hepburn (1907-2003), 1940 yılında George Cukor tarafından yönetilen, tüm haklarını satın aldığı, dolayısıyla da kendi isteklerini dayatabildiği, The Philadelphia Story adlı filmden başlayarak, oynadığı tüm filmlerde merkezde yer alan güçlü kadını canlandırdı; kadın cinselliğini ön plana çıkartan, erkeksi giysileri tercih eden, kadın savunusu yapan rolleri tercih eden oyunculardan biri oldu.
Fotoğraf: gravitas magazine

 

Şiddet 36| Batı’da Kadının Konumu 1

  • Kuzey Amerika Yerlilerinin dişli vajina miti kadının gücü ile erkeğin korkusunun uyarlamasıdır. Mecazi anlamda her vajinanın gizli bir dişi olduğu varsayılır; bu nedenle erkek her seferinde eksilerek dışarı çıkar. Cinsellik, erkek enerjisinin kadının doygunluğu ile tüketilmesi anlamına gelir.
  • Freud, erkeğin, gücünün kadın tarafından ele geçirilmesinden, onun dişiliğinin kendisine bulaşmasından ve güçsüz görünmekten korktuğunu yazar.
  • Medusa’ya baktığında taş kesilenler, kadınlar değil erkekler olmuştur. Freud bunu, ilk defa kadın cinsel organı gören erkek çocuğun iğdiş edilme korkusu ile özdeşleştirir.
  • Erkek, doğanın vekili olan kadın tarafından yok edilmekten korkar. Macar psikanalist Sandor Ferenczi (1873-1933), kadın cinselliğinin periyodik nabzı (ergenlik, adet, gebelik, doğum, menopoz) erkekten çok, kadının baskı altında tutulmasını gerektirir.
  • Ne ABD’de, ne de Fransa’da büyük devrimden sonra kurulan Ulusal Meclis, kadınlara erkeklerle eşit haklar tanımıştı. Her iki ülkede de seçim hakkı kadınlara verilmemişti. Baskıcı önyargılar devam ediyordu. Platon’dan beri süregelen, kadının bedeni, erkeğin aklı temsil ettiği yönündeki düalist görüş devam ediyordu.
  • Kadınlar çok sonra ABD üniversitelerine girmeye hak kazanmışlar, 1948 yılında ilk kez bir kadın, Cambridge Üniversitesi’nden diploma almıştır. Ama aynı üniversitenin bazı tutucu bölümlerinin kadınları kabul etmesi 40 yıl sonra olacak ve protesto için erkek öğrenciler kollarına siyah bant takacaklardı.
  • Tüm dünyada Mason dernekleri ve Batı’daki erkek kulüpleri kadınların girmesi yasak olan yerlerdir. Bu kulüpler, erkeklerin buluştuğu, sohbet ettiği, iş konuştuğu, oyun oynadığı yerlerdir. Bu kulüplere ülkemizde en yakın düşen kurum kıraathanelerdir. Ama aradaki fark, kıraathanelere kadınların gitmesi yaygın bir uygulama olmasa bile yasak değildir.
  • Kraliçe Victoria’nın tahta çıktığı 1837 yılında başlayan Viktoryen Dönem, cinselliği sofu bir anlayışla ele almış, cinsellik, düşkün kadınların ve proletaryanın karakter yapısı olarak görülmüştü. Cinsel arzu, yalnızca erkekleri ilgilendiren bir konuydu. Kadın için cinsel ilişkiden zevk alma, ahlaksal bozulmanın ve bir hastalığın (melankoli, histeri, nemfomani vs) işareti veya sebebiydi. Aynı cinse cinsel eğilim göstermek ise bir hastalık ve ahlaksızlıktı. Kraliçe, kadın haklarını, bütün gelenek, görenek ve görgü kurallarının ihlali olan, tehlikeli bir çılgınlık olarak görüyordu.
  • Masalar örtülü kullanılıyordu çünkü masa bacakları cinsel duyguları uyandırabilirdi!
  • Kadınlara karşı şiddet, Viktoryen toplumun yabancısı değildi. Bu dönemde, Viktoryen küçük kız çocuğu kültü denen durum oluştu, Londra, çocuk genelevleri ile doldu taştı.
  • Hiç evlenmemiş olan Arthur Schopenhauer (1788-1860) için kadın erişkin bir çocuktu. Sadece insan cinsinin devamı için vardı.
  • Friedrich Nietzsche’ye (1788-1824) göre ise, kadının her şeyi bir bilmeceydi ve çözümü hamilelikti. Erkeğin yapısındaki derinlik kadında yoktu; kadının yapısı yüzeyseldi. İtaati ile yüzeyselliğine bir derinlik kazandırmalıydı. Kadın Gerçeğin rakibiydi.
  • 19. yüzyılda Fransa’da kadın haklarına kısıtlamalar getirildi. 1804 yılında çıkartılmış Code Napoléon adlı yasa paketiyle, büyük devrimin kadınlara getirdiği haklar geri alınmıştı. Erkek, kayıtsız şartsız karısının ikamet yerini belirleme, boşanma durumunda onun bütün mülküne el koyma, ihanete uğramışsa hapis cezasına çarptırma, çocukların bütün haklarını elinden alma hakkına sahipti. Kendi ihanetinin cezası yoktu.
Hiçbir Yerin Haritası, Grayson Perry, 2008. Immanuel Kant’a (1724-1804) göre kadın, güzelliğin simgesiydi. Yaşamdaki rolü, çiçek buketi yapmak ve erkek düşüncesinin hizmetinde olmaktı. Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

Hiçbir Yerin Haritası, Grayson Perry, 2008.
Immanuel Kant’a (1724-1804) göre kadın, güzelliğin simgesiydi. Yaşamdaki rolü, çiçek buketi yapmak ve erkek düşüncesinin hizmetinde olmaktı.
Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

  • 17. yüzyıl modası, kadın bedenini sımsıkı saran bir korse içine hapsediyordu.
  • John Locke (1632-1704) herkesin doğuştan eşit olduğunu; insan aklının doğuşta boş bir sayfa olduğunu söyledi. Bu durumda kadın da erkek gibi boş bir sayfa olduğundan, doğuştan aşağılık unsurlar taşıyamazdı. Ancak kadının eğitimsizliği tartışılabilirdi. Locke, kadınların acılar çekerek dar korseler içine hapsedilmesine de karşı çıkan ilk düşünürlerden biriydi. Aileyi, anne ve babanın aynı derecede pay sahibi olduğu bir birlik olarak görmüştü.
  • İngiliz filozof John Stuart Mill (1806-1873) inançlı bir kadın hakları savunucusuydu. Siyasete tabula rasa kuramını ilk getirenlerdendi. İnsan doğası diye bir şey yoktu; bütün etik ve bireysel farklılıklar dış etkiler sonucu ortaya çıkıyordu.
  • Charles Darwin (1809-1882) kadınların daha küçük kafatasları, bu nedenle de daha az gelişmiş bir beyinleri olduğu açıklamasını yaptı.
  • 1857 yılında İngiltere’de kadınlara boşanma, 1870’de kadına kendi servetini yönetebilme hakkı tanındı.
  • İngiltere Başbakanı William Gladstone (1809-1898) kadınların seçilme hakkına karşı çıkıyordu.
  • Batı felsefesi tarihsel olarak, kadınları sonradan akla gelen bir düşünce olarak tartışmış ya da içermiştir. Bu durum, erkek cinsinin asıl paradigma olduğu varsayımına dayanır.
  • 20. yüzyıldan önce kadınların felsefi eğitim görmeleri hemen hemen olanaksızdı. Yalnızca Platon ve Phythagoras’ın kadın öğrencileri vardı.
  • Erdem kelimesi, virtue, erkeği dile getiren vir kökünden gelir. İnsan anlamına kullanılan man, erkek demektir. Aynı şekilde bütün insanlar için kullanılan mankind, insanlık ve erkeklik anlamını taşır. (Türkçedeki adam sözcüğünün insan anlamına kullanılması gibi.) Zaman içinde iş adamı tabiri, iş insanına dönüşmüştür.