Etiket arşivi: Jüstinyen

Libya 38 Kasr Libya

Al-Bayda şehrinin batısında yer alan bu bölgeyi Vandallar’dan Justinyen’in komutanı Belisarius (500-565) almış. Buranın eski adı Olbia idi. Bizans döneminden önce burası Pentapolis’e dahildi, yani beş Roma şehrinden biriydi. Kasr Libya, Libya Sarayı anlamına geliyor. Fotoğraftaki Doğu Kilisesi’nde gezdiğimiz yapı Justinyen döneminden, 6. yüzyıldan kalma. Burası bir Piskoposluk imiş. Doğu ve Batı Kiliseleri’nin halkın gayretiyle yapıldığı sanılıyor. Burası, 1957 yılında, inşaat çalışmaları yapılırken bulunmuş. Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

Al-Bayda şehrinin batısında yer alan bu bölgeyi Vandallar’dan Justinyen’in komutanı Belisarius (500-565) almış.
Buranın eski adı Olbia idi. Bizans döneminden önce burası Pentapolis’e dahildi, yani beş Roma şehrinden biriydi.
Kasr Libya, Libya Sarayı anlamına geliyor. Fotoğraftaki Doğu Kilisesi’nde gezdiğimiz yapı Justinyen döneminden, 6. yüzyıldan kalma. Burası bir Piskoposluk imiş. Doğu ve Batı Kiliseleri’nin halkın gayretiyle yapıldığı sanılıyor.
Burası, 1957 yılında, inşaat çalışmaları yapılırken bulunmuş.
Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

Doğu Kilisesi’nin taban mozaiklerini rüzgardan, yağmur ve rutubetten korumak için küçük bir müze yapılmış ve mozaik çerçevelerin içindeki 50 mozaik panel oraya taşınmış. Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

Doğu Kilisesi’nin taban mozaiklerini rüzgardan, yağmur ve rutubetten korumak için küçük bir müze yapılmış ve mozaik çerçevelerin içindeki 50 mozaik panel oraya taşınmış.
Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

Kasr Libya Müzesi’ndeki mozaikler ülkedeki en iyi Bizans mozaik  koleksiyonudur. Mozaiklerde dört nehir tanrılarla betimlenmiş: Nil, Dicle, Fırat ve Tuna. Aralarında hiç tanrıça yok.  Kilisede pagan döneme ait mozaikler bulunması yadırganabilir. Mozaiklerin pagan söylem ile Hıristiyanlığı yaymak amacıyla yapıldığı düşünülüyor. Antik dünyanın yedi harikasından biri olan İskenderiye Feneri, Helios’un (Güneş Tanrısı) bronz heykeli ayna tutarken; su perisi; kadın figürü ile temsil edilen yeniden doğuş; Nil Nehri’nden sahneler nilüferler, timsahlar, balıklar ve ördeklerle betimlenmiş. Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

Kasr Libya Müzesi’ndeki mozaikler ülkedeki en iyi Bizans mozaik koleksiyonudur. Mozaiklerde dört nehir tanrılarla betimlenmiş: Nil, Dicle, Fırat ve Tuna. Aralarında hiç tanrıça yok.
Kilisede pagan döneme ait mozaikler bulunması yadırganabilir. Mozaiklerin pagan söylem ile Hıristiyanlığı yaymak amacıyla yapıldığı düşünülüyor. Antik dünyanın yedi harikasından biri olan İskenderiye Feneri, Helios’un (Güneş Tanrısı) bronz heykeli ayna tutarken; su perisi; kadın figürü ile temsil edilen yeniden doğuş; Nil Nehri’nden sahneler nilüferler, timsahlar, balıklar ve ördeklerle betimlenmiş.
Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

Batı Kilisesi. Burasının 5. yüzyılda inşa edildiği, 6. yüzyılın sonlarında tadil edildiği düşünülüyor. Grek haçı planlı. Tabandaki mozaik tabloda, kuşlar ve iki ceylan arasına konmuş haç vardır. “Sonsuzluk pınarından su içmiş” olan geyik, Budizm’de olduğu gibi Hıristiyanlık’ta da önemli simgelerden biridir. Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

Batı Kilisesi. Burasının 5. yüzyılda inşa edildiği, 6. yüzyılın sonlarında tadil edildiği düşünülüyor. Grek haçı planlı. Tabandaki mozaik tabloda, kuşlar ve iki ceylan arasına konmuş haç vardır. “Sonsuzluk pınarından su içmiş” olan geyik, Budizm’de olduğu gibi Hıristiyanlık’ta da önemli simgelerden biridir.
Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

Kıyıdan biraz içerde Ömer Muhtar’ın vadisi, Vadi Kuf (Mağara Vadisi).  1968 yılında İtalyan’lar buraya asma bir köprü inşa etmiş. Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

Kıyıdan biraz içerde Ömer Muhtar’ın vadisi, Vadi Kuf (Mağara Vadisi). 1968 yılında İtalyan’lar buraya asma bir köprü inşa etmiş.
Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

 

Libya 30 Leptis Magna 2

  Ören yerine 203 yılında yapılan, imparatoru ailesi ile birlikte gösteren görkemli Septimus Severus Kemeri’nden giriliyor. Roma şehri kurulurken kuzey-güney doğrultusunda bir ana cadde (cardo maximus), doğu-batı doğrultusunda bir ana cadde (decumanus maximus) tasarlanırdı. İki ana caddenin kesiştiği nokta, kolonlu anıtsal bir kavşak noktası ile süslenirdi. Roma’da caddeler birbirini dik keserdi. Caddenin mutlaka düz olması istenirdi. Caddenin düz olmaması yüz kızartıcı bir sebepti. Via recta, düz cadde, Roma mühendisliğinin yüz akı idi. Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu


Ören yerine 203 yılında yapılan, imparatoru ailesi ile birlikte gösteren görkemli Septimus Severus Kemeri’nden giriliyor.
Roma şehri kurulurken kuzey-güney doğrultusunda bir ana cadde (cardo maximus), doğu-batı doğrultusunda bir ana cadde (decumanus maximus) tasarlanırdı. İki ana caddenin kesiştiği nokta, kolonlu anıtsal bir kavşak noktası ile süslenirdi. Roma’da caddeler birbirini dik keserdi. Caddenin mutlaka düz olması istenirdi. Caddenin düz olmaması yüz kızartıcı bir sebepti. Via recta, düz cadde, Roma mühendisliğinin yüz akı idi.
Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

  • MS 192’de Roma İmparatoru Commodus öldürüldü. Hükümdarsız geçen ara dönemde eyaletlerdeki valiler savaş çıkartmaya karar verdiler. Saldırıyı başlatan, Balkanlar ve Ren ordularına önderlik eden, Septimus Severus’tu. Roma’ya ulaşarak imparatorluğun ilk Kuzey Afrikalı imparatoru oldu. MS 69 yılından beri hiçbir komutan iktidarı ele geçirmek için Roma üzerine yürümemişti ama bu son olmayacaktı.
  • Leptis’te doğan İmparator Septimus Severus (193-211), kente mal ve arazi vergilerinden bağışıklık hakkı, ius Italicum, verdi. Leptis Magna’nın büyük yapılarından çoğu Severus döneminden kalmadır. Afrika kökenli ilk Roma imparatoru olan Severus,  Byzantion‘u cezalandırmak için yakıp yıkan, sonra da yeniden inşa eden Roma imparatorudur. (2. yüzyılın sonlarında İmparator Severus ve Niger arasındaki savaşta şehir Niger’in yanında saf tutunca Septimus Severus şehri 195/196′da ele geçirerek harabeye çevirdi. Ancak şehrin jeopolitik öneminden dolayı İmparator Severus, Byzantion’u tamir ettirip yeni yapılarla donattı. İmparator Severus’un inşa faaliyetiyle antik dönemin Byzantion’u tarihi misyonunu tamamlamış ve yeni bir Roma şehrinin tarihi başlamıştı.)
  • Severus döneminde Leptis, Afrika’nın en büyük Roma kenti idi.
Medusa ve su perisi başları ile ünlü devasa Severus Forumu. Medusaların yüz ifadeleri farklı farklı işlenmiş. Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

Medusa ve su perisi başları ile ünlü devasa Severus Forumu. Medusaların yüz ifadeleri farklı farklı işlenmiş.
Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

Septimus Severus Bazilikası. Bazilika çok büyük üç nefli ve kolonadlı bir salondan oluşur. Her iki ucunda yarım daire biçimli birer apsis ve yan neflerinin üzerinde galeriler bulunur. Orta nef 40 m genişlikte, 70 m uzunlukta ve en az 33 m yüksekliktedir. Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

Septimus Severus Bazilikası.
Bazilika çok büyük üç nefli ve kolonadlı bir salondan oluşur. Her iki ucunda yarım daire biçimli birer apsis ve yan neflerinin üzerinde galeriler bulunur. Orta nef 40 m genişlikte, 70 m uzunlukta ve en az 33 m yüksekliktedir.
Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

Yukarıda solda, Herkül’ün İşleri frizi. Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

Yukarıda solda, Herkül’ün İşleri frizi.
Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

Bazilikada birbirinden güzel işlenmiş frizler var. Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

Bazilikada birbirinden güzel işlenmiş frizler var.
Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

Septimus Severus Bazilikası, 6. yüzyılda Justinyen döneminde kiliseye çevrilmiş. Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

Septimus Severus Bazilikası, 6. yüzyılda Justinyen döneminde kiliseye çevrilmiş.
Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

 

 

Bizans İmparatorluğu 137|Konstantinopolis Limanları 1

  • 5. yüzyılda kente hizmet veren dört limandan ikisi, Haliç’teki Prosphorion ve Marmara’daki Theodosius veya Kaisarios daha sonra terk edilirken, Haliç’teki diğer liman Neorion savaş filosuna ayrılmıştı. Yalnızca Marmara’daki Julianus ve Sophia Limanı ticari gemicilik için kullanıma açık kalmıştı. Justinyen, deniz yoluyla gelen malların Neorion’dan Julianus Limanı’na nakline karar vermişti. Cyril Mango bu naklin Arap tehdidi karşısında deniz kuvvetlerinin büyümesinin bir sonucu olarak 7. yüzyılda gerçekleştiğini ifade ediyor.
Haliç ve Marmara’daki limanları gösteren harita. Fotoğraf: Ortaçağ’da İstanbul, Paul Magdalino, Koç Üniversitesi Yayınları, 2012.

Haliç ve Marmara’daki limanları gösteren harita.
Fotoğraf: Ortaçağ’da İstanbul, Paul Magdalino, Koç Üniversitesi Yayınları, 2012.

  • Neorion Limanı, Julianus Sophia Limanı yapılıncaya kadar başkentin en önemli ticaret limanlarından biriydi. Yarım daire planlıydı. Bir revakla kıyıya bağlanıyordu.
  • Terk edilmiş liman ile veba salgını arasında kurulan bağdaştırma, Konstantinopolis’e ilk defa 542’de gelen veba salgını ile başlar. Halk veba salgınının bu limandan kaynaklandığına inanmıştır. 698 yılında İmparator Leontios’un donanmaya yer açmak için Neorion Limanı’nın dibini taratmak zorunda kaldığı biliniyor. Bu da bize Neorion’un bir süredir kullanım dışı olduğu gösteriyor. Ancak bu işlemin, aynı yıl başlayan hıyarcıklı veba salgını adına yapıldığını düşünenler de var.
  • Neorion Limanı etrafındaki bölgelere 10.-11. yüzyıllarda Frenk ve Yahudi işadamları yerleşmiştir.  Limanın batısında Pisalılar oturuyordu. 12. yüzyılın sonlarında limanın güney ve doğusuna Cenevizliler yerleşti. Osmanlı döneminde, 17. yüzyılda buraya Yahudiler yerleştirildi.
  • Pontus Novus, Kontaskalion da denen Julianus Sophia Limanı’nın inşaatının İmparator Julianus (361-363) döneminde başladığı biliniyor. İmparator Anastasius (491-518) limanı temizletmiş ve önüne mendirek yaptırmıştır. Liman,  II. Justinos (565-578) ve eşi Sophia tarafından onarılmıştır. Limana Justinos ve karısının heykeli dikilmiştir. Bu heykeller ve kaideleri günümüze ulaşmamıştır.  İmparator Theophilos (824-842) limanı temizletmiş, limana kuleler eklemiştir.
  • Deniz ticaretini Haliç’in oluşturduğu doğal limandan Marmara’ya Julianus  Sophia Limanı’na taşıma kararının, Kutrigur Hunları’nın 559 yılındaki istilası ve 561 yılındaki isyanda kıyıdaki ambarların ateşe verilmesi sonucu alınmış olduğu düşünülüyor..
  • 10. yüzyıla ait bir eserde Sophia Limanı civarında oturan çok zengin bir zanaatkardan söz edilir. Bu da burasının müreffeh bir ticaret bölgesi olduğunun göstergesi sayılır.
  • Liman, Osmanlı döneminde Kadırga Limanı olarak bilinirdi. Liman, günümüze ulaşmamıştır.
  • Alman mimarlık tarihçisi Prof. Johannes Cramer 1998 yılında, İstanbul yeraltı şehrinin Roma’nınkinden sekiz kat daha geniş olduğunu söylemişti. Bu görüş, İstanbul’da yapılacak Marmaray ve Metro inşaat kazıları başlamadan önce, İstanbul Arkeoloji Müzeleri Müdürlüğü tarafından 2004-2010 yılları arasında yapılan kurtarma kazıları ile doğrulanmıştır. Neolitik, Helenistik, Roma, Bizans, Osmanlı dönemlerine ait yaklaşık 25.000 buluntu ele geçmiş olmakla birlikte biz burada sadece Bizans eserlerine odaklanacağız.
  • Yüzlerce yıl İstanbul’un sebze ve meyve bahçeleri olarak bilinen ve Osmanlı Dönemi’nde Langa (Vlanga) olarak adlandırılan Yenikapı’da I. Andronikos Komnenos’un (1183-1185) bir köşk yaptırdığı ve 13. yüzyılın ikinci yarısında bu bölgeye Yahudilerin yerleştirildiği bilinmekteydi. Yenikapı’da dört ayrı bölgede başlatılan kazılarda Konstantinopolis’in 4. yüzyıl ile erken 7. yüzyıllardaki en büyük ticari ulaşım merkezi olan Theodosius Limanı gün ışığına çıkartılmıştır.

 

Bizans İmparatorluğu 136|Bizans’ta Felsefe 2

  • Roma siyasal otoritesi gibi Bizans siyasal otoritesi de filozofların oluşturduğu yıkıcı potansiyel konusunda daima dikkatli davranmıştır.
  • Felsefe öğretimini kontrol altına almak için önce Atina’da doğrudan imparator tarafından finanse edilen kürsüler oluşturulur. Sonra da Beyrut, Atina ve İskenderiye gibi antikçağın retorik, hukuk ve felsefe alanlarındaki eğitim merkezlerini zayıflatmak amacıyla, İmparator II. Theodosius tarafından (401-450), 425 yılında Konstantinopolis Üniversitesi olarak bilinen kurum yaratılır.
  • Atina ve İskenderiye 5.-6. yüzyıllar arasında didaktik ve felsefi araştırma merkezleri olarak itibarlarını korumayı başarırlar.
  • Zıt bir felsefi amaca sahip olmalarına ilaveten siyasi ve dini meseleler karşısında sergiledikleri tavırlar da farklı olan Atina ve İskenderiye Okulları arasında sürekli olarak öğretmen değiş tokuşu olur.
  • Başta Hıristiyanlığa karşı daha az düşmanca tavırlar sergileyen, hatta daha sonra Hıristiyanlığa açıkça destek veren İskenderiye Okulu, siyasal açıdan merkezi iktidara karşı daha temkinli ve uzlaşmacıdır.
  • Atina Okulu’nun temsilcileri azimli paganlardır ve Platon’un Devlet’ini örnek alan bir toplumu desteklerler.
  • Atina Okulu, Justinyen tarafından 529 yılında bir emirname ile kapatılmış, emirnamede dini, kültürel ve siyasi yönler vurgulanmıştır.
Raphael’in Atina Okulu adlı tablosunun (1509) merkezinde yer alan Platon (solda) ve Aristo (sağda). Fotoğraf:kulturakademietexphil.wordpress.com

Raphael’in Atina Okulu adlı tablosunun (1509) merkezinde yer alan Platon (solda) ve Aristo (sağda).
Fotoğraf:kulturakademietexphil.wordpress.com

  • 7.-12. yüzyıllar arasındaki Orta Bizans Dönemi’nde felsefe ile teoloji arasında gidip gelen bir durum vardır.
  • Bir efsaneye göre, Platon Hades’te İsa’nın vaaz ettiklerine ilk inanan kişiydi.
  • Ama bu dönemde bile Platon ve Aristo’nun otoritesine açıkça atıfta bulunulduğu ortamlar da az değildi.
  • Aristo’ya olan ilgi, 9. yüzyılda yaşanan ilk Bizans hümanizmi döneminde de devam etti.
  • Hem Yunan dönemi öncesi Doğu’nun ilmiyle hem de Hıristiyanlığın temel dogmalarıyla fikir birliğinde olan Platon lehine daha önce sergilenmiş olan ilgi vurgulanmış; dünyanın bir başlangıcının olmadığını savunan Aristocu doktrin Hıristiyan dogması ile uzlaştırılamayacağı için kınanmıştır.
  • Makedon Rönesansı’ndan (920-1057) itibaren Yeni Platoncu felsefe ile Aristoculuk’un destekçileri arasında tartışmalar yaşanır.
  • Farklı eğilimlere rağmen, Bizans teoloji-felsefe alanında ne tamamıyla klasik karşıtı yönelim ne de felsefi-akılcı yönelim baskın olmayı başarır.
  Aziz Thomas Aquinas’ın Yüceltilmesi, Francisco De Zurbaran, 1631. Fotoğraf: www.salvemariaregina.info


Aziz Thomas Aquinas’ın Yüceltilmesi, Francisco De Zurbaran, 1631.
Fotoğraf: www.salvemariaregina.info

  • 14. yüzyılda Nicephoros Chumnos ve Theodoros Metochites gibi dönemin ileri gelenleri Aristocu olmuşlardır. Bizans’ta felsefe alanında 15. yüzyılda, Georgios Gemistos Plethon’un Yeni Platoncu okulundan da bahsetmek gerekir.
  • 13.-16. yüzyıllarda, Bizans için, en belirleyici olay, Konstantinopolis’te Latin Krallığı’nın kurulmasıdır (1204-1261). Bu dönemde Bizans dünyası Batı’nın skolastik felsefesiyle doğrudan bağlantıya geçer.
  • Haçlı işgali, imparatorun prestijini kaybetmesi, Latinler’in başlıca düşman olarak görülmeye başlanmasıyla Helenizm ile yakınlaşmayla doğan yeni bir etik, yeni bir yönetim kuramı olarak Yunan felsefesinin, özellikle de Platonculuk’un dirilişi buradan kaynaklanmıştır. Ancak, düşünsel düzeyde kalan bu hümanist akım, dar entelektüel çevrelerde kalmıştır. Bizans halkının beklentilerini karşılamaktan uzak kalmış, bir teoloji çatışmasına dönüşmüştür. Aziz Aquino’lu Thomas’ın izinde ilerleyen, gerçeğin akıl yoluyla araştırılmasını savunan Calabria’lı keşiş Barlaam’ın görüşü, tefekküre ve çileye çekilerek Tanrı esinine aracıya gerek kalmadan kavuşulacağını ileri sürenler tarafından eleştirilmiştir.
  • Güney İtalya’daki Yunan manastırları özellikle 14. yüzyılda Bizans ile İtalyan hümanizmi arasında dindışı gelenek ve dini kültür arasında aracılık rolü üstlenir. Dominikenler, Thomas Aquinas’ın (1221-1274) yazılarını Doğu’da yaymak için ilk çabayı gösterenler olur.
  • Aquinas’a duyulan ilgi Aristo üzerine yapılan araştırmaları artırır.
  • Teolog Patrik Gennadios Skolarios (1403?-1472), Aquinas’ı Aristo’nun yorumcuları arasında en önemlisi ilan eder.
  • Doğu ile Batı Kiliselerinin birleştirilmesi için son bir kez daha gayret gösterilen Floransa Konsili’nin (1438-39) teolojik-felsefi temelleri büyük ölçüde bu etkiden kaynaklanır.
  • Patrik Skolarios’un Aristo yanlısı tutumu Bizans dönemi sonrası Ortodoks Kilisesi’nin, Platon öğretileri konusunda çok şüpheci davranan resmi ideolojisinin gelişiminde önemli rol oynamıştır.

 

Bizans İmparatorluğu 133|Bizans’ta Kültür 1

  • Kültürel açıdan ilk Bizans dönemi  geç Antikçağ ve Justinyen klasisizmidir. Bu dönemde muhteşem dini şiir ortaya çıkmıştır (özellikle 527-641).
  • Bizans İmparatorluğu’ndaki ilk büyük kültürel kırılma İkonaklazm dönemidir (726-842).
  • İkonaklazm’ı 9.-11. yüzyıllar arasındaki Makedonya Hanedanı Rönesansı izler (920-1057).
  • Komnenos Hanedanı zamanında, entelektüel canlılık zayıflar ama Batı ile ve özellikle Venedik’le ilişkiler yoğunlaşır.
  • Latin İmparatorluğu’nun (1204-1261) çöküşüyle de son yükseliş olan Paleologos Hanedanı Rönesansı (1261-1453) gerçekleşir.
Bizans ansiklopedisi Suda 995 yılına aittir. Suda, Suidas adlı bir yazar tarafından yazılmış Antik Akdeniz dünyası ile ilgili bilgi veren dev bir ansiklopedidir. 30.000 tanım içeren ansiklopedik bir sözlüktür. Tanımlar kelimelerin kullanımını, kökenini ve tarihsel gelişimini filolojik olarak açıklar. Kimi kısımları günümüze ulaşmıştır. Fotoğraf: Ortaçağ, Umberto Eco, Alfa/Tarih, 2014.

Bizans ansiklopedisi Suda 995 yılına aittir. Suda, Suidas adlı bir yazar tarafından yazılmış Antik Akdeniz dünyası ile ilgili bilgi veren dev bir ansiklopedidir. 30.000 tanım içeren ansiklopedik bir sözlüktür. Tanımlar kelimelerin kullanımını, kökenini ve tarihsel gelişimini filolojik olarak açıklar. Kimi kısımları günümüze ulaşmıştır.
Fotoğraf: Ortaçağ, Umberto Eco, Alfa/Tarih, 2014.

  • 5.-6. yüzyıllarda Hıristiyanlık Helenizm ile arasındaki ideolojik karşıtlığı zorlukla da olsa aşar ve antik kültürün ifade şekillerini, edebi türlerini ve yapılarını benimser. Antik ve pagan kültür sık sık kınanırsa da, Antikçağ geleneği ile Hıristiyan geleneğinin bir araya geldiği bir kültür ortaya çıkar. Bu dönemde Antikçağ bilgi dağarcığı Hıristiyanlık ışığında yeniden tanımlanır.
  • Justinyen’in imparatorluğu iki dillidir. Erken Ortaçağ’da İtalya’da, Roma dünyasının ana özelliklerinden biri olan Yunan-Latin dil ve kültür birliğinin yok oluşuna tanık olunur; Ravenna’ya rağmen Yunanca kaybolmaya başlar ve bir tek Roma’da, 7. ve 8. yüzyıllarda İkonoklazm’dan dolayı Bizans’tan ayrılan Yunan ve Doğulu keşişlerin varlığı sayesinde Helenistik bir kültür ortamı oluşur. Birçok papa Yunan veya İtalyan-Yunan asıllıdır.
  • Yunancada söz anlamına gelen üç kelime vardır:
    Logos: bilimin sözü,
    Egos: ozanın sözü (epope, epik)
    Mitos: efsane, hikaye.
  • 9. yüzyılın ikinci yarısında ve 10. yüzyılda Roma’daki Yunan-Latin kültürel yapı zayıflarken Güney İtalya’da ve özellikle Sicilya’da Yunan kültürünün varlığı daha güçlü hale gelir ve bu bölgeler çok verimli bir edebi üretime sahne olur. Arap fethinden sonra bu kültür Calabria bölgesine geçer.
  • 7.-11. yüzyıllar arasında Batı’nın geri kalan kısmında Yunanca bilinmeye ve eski Yunan ilmine genel anlamda saygı beslenmeye devam edilir. Ancak kiliseler arasında 1054’te oluşan kopuşla Yunanlara karşı genel bir güvensizlik duygusu hakim olur.
  • Bizanslılar arasında Latince sadece pratik nedenlerle öğrenilirdi ve sadece Patristik edebiyat tercüme edilirdi.
  • Bizans kültürü, özellikle 10. yüzyılda ilmi derlemeler ve ansiklopedi yazarlığında görüldüğü üzere, muhafaza etme, inceleme ve düzenleme tutumu sergiler.
Madrid Skilicis'te İmparator I. Yannis Çimiskes (969 – 976) ile Kiev Büyük Knezi I. Svyatoslav  (942 -972) arasındaki  toplantı. Madrid Skilicis,  İoannis Skilicis'in yazdığı, 811-1057 yılları arası tarihi konu eden Tarihin Özeti adlı elyazmasıdır. Madrid Skilicis, 12. yüzyılda Sicilya'da üretilmiştir ve şu anda Madrid Ulusal Kütüphane’de muhafaza edilmektedir. Bu eser Skyllitzes Matritensis olarak da bilinir. Eser, bu yazarın günümüze ulaşan resimli tek el yazmasıdır ve 574 minyatür içerir. Fotoğraf:tr.wikipedia.org

Madrid Skilicis‘te İmparator I. Yannis Çimiskes (969 – 976) ile Kiev Büyük Knezi I. Svyatoslav (942 -972) arasındaki toplantı.
Madrid Skilicis, İoannis Skilicis’in yazdığı, 811-1057 yılları arası tarihi konu eden Tarihin Özeti adlı elyazmasıdır. Madrid Skilicis, 12. yüzyılda Sicilya’da üretilmiştir ve şu anda Madrid Ulusal Kütüphane’de muhafaza edilmektedir. Bu eser Skyllitzes Matritensis olarak da bilinir. Eser, bu yazarın günümüze ulaşan resimli tek el yazmasıdır ve 574 minyatür içerir.
Fotoğraf:tr.wikipedia.org

  • Makedonya Hanedanı döneminde edebi metinlerde büyük harfli yazıdan küçük harfli yazıya geçilir, kelimeler ayrı yazılır; Aristophane dile ayırt edici aksan ve noktalama işaretlerini ilave eder. Homeros’un notlarını içeren, ilk eksiksiz elyazması 10. yüzyılda yapılır.
  • Yüksek edebiyat için üstün dil sayılan Attika lehçesi, diğer edebiyat ve ifade şekilleri için ise dilin çeşitli düzeyleri kullanılır. Bizans edebi kültüründe farklı edebi türlere bağlı olarak dilin ve üslubun farklı düzeylerinden söz etmek gerekir.
  • Bizans’ın nesir üretimi de çok zengindir: Teolojik doktrinci ve çileci edebiyat,hem halkın hem de daha kültürlü sınıfların ilgisini çekenazizlerin yaşam öyküleri, retorik ve tarih yazımı, biyografi , teknik-bilimsel nesir (matematik, tıp, astronomi) üretimi gibi.
  • Justinyen dönemindeki ünlü tarihçi Prokopius (500-565), sonra gelen Agathias (530-582) ve sayısız tarih yazarı söz konusudur.
  • Edebi açıdan Komnenos Dönemi, babasını konu alan Alexiad adlı epik şiirin yazarı Anna Komnena (1083-1150) sayesinde bilinir. Komnenos dönemi ile Batı ile ilişkiler yoğunlaşmaya başlar ve entelektüel alış veriş sürekli hale gelir. Erken Ortaçağ’da görülen Batı ile verimli diyalog tekrar başlar. Yunanca metinlerin Latinceye, Latince metinlerin Yunancaya tercümesi yoğun bir şekilde başlar.
  • 12. yüzyılda üst sınıf erotik yazım, hem nesir hem manzum olarak rağbet görür.
  • Bizans aristokrasisi üzerinde Batı’nın etkili olması ile şövalye edebiyatı işlenmeye başlamıştır.
  • 13. yüzyılda Güney İtalya’da Yunan kültürü yeniden doruğa çıkar, büyük klasik yazarların metinleri kopyalanır.
  • Paleologos Hanedanı döneminde Bizans İmparatorluğu’nun elinde sadece Konstantinopolis şehri kalmıştır. Haçlı işgali ile imparator prestijini kaybetmiştir. Latin dünyası baş düşmandır.
  • Katolik Avrupa’nın temsil ettiği Latin barbarlığına karşı Antikçağa dönüşün aracı olarak, Helenizm’in gözde olması ile tasvire canlılık kazandıran, donukluktan uzak yeni bir ifade getiren yazma geleneğine dönüşten söz edilebilir. Böylece, Antikçağı kaynak alan hümanist bir akım, entelektüel bir Rönesans’ın mayasını oluşturmuştur, denir. Bu akım, Antikçağ metinlerinin araştırılmasına yeniden canlılık kazandırmış, o dönemin anıtlarına ve sanat yapıtlarına duyduğu hayranlığı dile getirmiştir.
  • Paleologos Rönesansı resim sanatının en güzel örnekleri Aya Sofya, Khora ve Pammakaristos manastırlarının duvarlarını süsler.
  • Konstantin Lips Manastırı’ndaki Paleologos dönemi süslemeleri duvarlarda nakış gibi işlenmiştir. Her sıradaki motif farklıdır. Zikzak, ağ, balıksırtı, meander (geometrik kıvrımlar yapan şerit biçiminde süsleme), gamalı haç, S motifi, düz ve ters üçgen, yürek nişi, fırıldak kullanılan motiflerdir.
  • Panagia Muhliotissa Kilisesi/Kızıl Kilise/Kanlı Kilise büyük olasılıkla daha erken dönemde yapılmış olan bir kilisenin üzerine VIII. Mikail Paleologos’un kızı Maria Paleologina tarafından 1282’lerde yaptırılmıştır. Kilise dört yapraklı yonca planlıdır. Bu plan tipinin şehirde başka örneği yoktur. Heybeliada’daki Panagia Kamariotissa Kilisesi de bu planı yansıtır.
  • Paleologos dönemi resmi, aynı dönemdeki Batı resminin yöneldiği natüralizmden uzaktır. Khora mozaiklerinde göze çarpan canlılık, birkaç yıl sonra alışılmış tasvirlere geri dönülmesiyle donmuştur.