Etiket arşivi: Joseph Campbell

Çağdaş Sanata Varış 302|Ekolojik Sanat 2

Joseph Campbell (1904-1987), toprağın başına ne gelirse, toprağın çocuklarının başına da o gelir; dünyaya zarar vermek, onun yaratıcısına hakarettir, der. Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu, Global Karaköy’deki Banksy sergisinden, 2016.

Joseph Campbell (1904-1987), toprağın başına ne gelirse, toprağın çocuklarının başına da o gelir; dünyaya zarar vermek, onun yaratıcısına hakarettir, der.
Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu, Global Karaköy’deki Banksy sergisinden, 2016.

Radyoaktif Atık İşleme ve Depolama Tesisi,  Taryn Simon, 2005/2007. Yapıtları 54. Venedik Bienali’nde (2011) yer alan ABD’li sanatçı Taryn Simon’ın (1975-) fotoğrafları son derece detaylı, hatta Hipergerçekçi’dir. Yukarıdaki eserinde Washington Eyaleti’nin güneydoğusunda bulunan radyoaktif atık depolama tesisi içindeki, mavi ışık saçan, tüketilmiş yakıt içeren çubuklar görülmektedir. Sanatçı kamuoyundan saklanan nesneleri, yerleri ve olayları belgelemesi ile ünlüdür. Fotoğraf:tarynsimon.com

Radyoaktif Atık İşleme ve Depolama Tesisi, Taryn Simon, 2005/2007.
Yapıtları 54. Venedik Bienali’nde (2011) yer alan ABD’li sanatçı Taryn Simon’ın (1975-) fotoğrafları son derece detaylı, hatta Hipergerçekçi’dir. Yukarıdaki eserinde Washington Eyaleti’nin güneydoğusunda bulunan radyoaktif atık depolama tesisi içindeki, mavi ışık saçan, tüketilmiş yakıt içeren çubuklar görülmektedir. Sanatçı kamuoyundan saklanan nesneleri, yerleri ve olayları belgelemesi ile ünlüdür.
Fotoğraf:tarynsimon.com

ABD’de Nevada’da kurulan 110 megavatlık Crescent Dunes Güneş Enerjisi Santrali’nde, güneşin ısıl enerjisini toplamak için, heliostat (gündüşürücü) adı verilen 10 bini aşkın ayna kullanılıyor. İki adet eriyik tuz deposunda tutulan ısı, buhar elde etmekte ve talebin en üst düzeye çıktığı dönemlerde 75 bin eve elektrik sağlamakta kullanılıyor. Crescent Dunes Güneş Enerjisi Santrali’nin havadan çekilmiş fotoğrafını içeren James Stillings’in projesi daha sürdürülebilir bir gelecek inşa etme çabasını belgelemeyi amaçlıyor. Güneş enerjisi gibi bir fikir dahi, daha önce doğal halinde olan bir arazinin insan kullanımına açılması anlamına geliyor. Gündüşürücülerin geometrileri, açıları ve ölçüleri, ortaya çıkardıkları soyut gölgeler.  Fotoğraf:www.tumblr.com

ABD’de Nevada’da kurulan 110 megavatlık Crescent Dunes Güneş Enerjisi Santrali’nde, güneşin ısıl enerjisini toplamak için, heliostat (gündüşürücü) adı verilen 10 bini aşkın ayna kullanılıyor. İki adet eriyik tuz deposunda tutulan ısı, buhar elde etmekte ve talebin en üst düzeye çıktığı dönemlerde 75 bin eve elektrik sağlamakta kullanılıyor. Crescent Dunes Güneş Enerjisi Santrali’nin havadan çekilmiş fotoğrafını içeren James Stillings’in projesi daha sürdürülebilir bir gelecek inşa etme çabasını belgelemeyi amaçlıyor. Güneş enerjisi gibi bir fikir dahi, daha önce doğal halinde olan bir arazinin insan kullanımına açılması anlamına geliyor.
Gündüşürücülerin geometrileri, açıları ve ölçüleri, ortaya çıkardıkları soyut gölgeler.
Fotoğraf:www.tumblr.com

İstanbul Kültür Sanat Vakfı tarafından 2016 yılında düzenlenen 3. Tasarım Bienali’nde Galata Özel Rum İlköğretim Okulu’nda yer alan Biz İnsan mıyız? başlıklı sergiden. Glasgow’dan Stuart Grey’in Uzay Çöpü adlı araştırması, 1957-2016 yılları arasında uzaydaki çöp miktarını görsellerle ortaya koyuyor.  1957 yılı, ilk yapay uydu olan Sputnik 1’in SSCB tarafından uzaya fırlatıldığı sene. Araştırma, son 60 yılda insan üretimi nesnelerin dünyanın etrafında, yörüngede olduğunu ve bunların 20.000 kadarının radarla veya teleskoplarla yeryüzünden takip edilecek kadar büyük olduğunu ortaya koyuyor. Bu nesneler, uydulardan boş yakıt tanklarına, kopmuş metal parçalarından astronotların kaybettikleri el aletlerine kadar değişiklik gösteriyor. Dünyaya en yakın olan nesneler, yukarıdaki seyrek atmosferde eninde sonunda yavaşlayacak ve tek tük birkaç sefer dışında hepsi yanarak tekrar atmosfere girecekler. Atmosfere giremeyecek kadar uç noktada olanlar binlerce yıl yörüngelerinde kalarak bizim anıtımızı oluşturacaklar, diye yazıyor Stuart Grey. Sanatçı, gezegenimizin yörüngesinde giderek yayılan uzay çöpü kümelenmesini bir animasyon video ile görselleştirmiş. Nükleer atıkların on bin yıl boyunca radyoaktif güçlerini koruduğu biliniyor. Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

İstanbul Kültür Sanat Vakfı tarafından 2016 yılında düzenlenen 3. Tasarım Bienali’nde Galata Özel Rum İlköğretim Okulu’nda yer alan Biz İnsan mıyız? başlıklı sergiden.
Glasgow’dan Stuart Grey’in Uzay Çöpü adlı araştırması, 1957-2016 yılları arasında uzaydaki çöp miktarını görsellerle ortaya koyuyor.
1957 yılı, ilk yapay uydu olan Sputnik 1’in SSCB tarafından uzaya fırlatıldığı sene.
Araştırma, son 60 yılda insan üretimi nesnelerin dünyanın etrafında, yörüngede olduğunu ve bunların 20.000 kadarının radarla veya teleskoplarla yeryüzünden takip edilecek kadar büyük olduğunu ortaya koyuyor. Bu nesneler, uydulardan boş yakıt tanklarına, kopmuş metal parçalarından astronotların kaybettikleri el aletlerine kadar değişiklik gösteriyor. Dünyaya en yakın olan nesneler, yukarıdaki seyrek atmosferde eninde sonunda yavaşlayacak ve tek tük birkaç sefer dışında hepsi yanarak tekrar atmosfere girecekler. Atmosfere giremeyecek kadar uç noktada olanlar binlerce yıl yörüngelerinde kalarak bizim anıtımızı oluşturacaklar, diye yazıyor Stuart Grey.
Sanatçı, gezegenimizin yörüngesinde giderek yayılan uzay çöpü kümelenmesini bir animasyon video ile görselleştirmiş.
Nükleer atıkların on bin yıl boyunca radyoaktif güçlerini koruduğu biliniyor.
Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

 

Çağdaş Sanata Varış 297|Çağdaş Mimarlık 1

  • “Batı’da en yüksek binanın hangisi olduğuna bakarak bir topluma karakterini neyin verdiğini söylemek mümkündür. Bir Ortaçağ kentinde en yüksek bina katedraldir. 18. yüzyıl kentinde en yüksek bina saraydır. Modern bir şehirde ise en yüksek yerler ekonominin merkezleri olan ofis binalarıdır” der karşılaştırmalı mitoloji ve din alanlarında çalışmış olan Joseph Campbell (1904-1987).
  • İleri teknoloji mimarlığı daha önce hiç görülmemiş malzemeleri kullanmaya çabalar; yabancı, tanıdık olmayan oranlar üretir. “Büyüleyici başkalık” önemsenir.
  • Çağdaş Dönem, “yıldız mimar”ların, starchitect’lerin ve akıllı binaların çağıdır.
Reichstag, Berlin, Almanya. 1894 yılında yapımı tamamlanan Neo-Barok bina 1933 yılına kadar İmparatorluğun ve Weimar Cumhuriyeti’nin parlamento binasıydı. Büyük cam bir kubbesi vardı. İkinci Dünya Savaşı’nda çok zarar görmüş olan kubbe 1954’te kaldırıldı. Berlin Duvarı’nın Batı kısmında kalmıştı ve Duvar hemen yakınından geçmekteydi. 1972’den itibaren Bundestag’ın ( Lower House of Parliament – Yasama Organı Meclisi ) Berlin ofisi ve kongre merkezi olarak kullanıldı. 1990’da birleşmiş Almanya’nın ilk Bundestag toplantısı burada yapıldı. 1991’de ise Berlin’in yeniden başkent olması kararlaştırılınca binanın tüm Almanya’nın parlamento binası olmasına karar verildi. Başkentin Bonn’dan Berlin’e taşınma kararı 338 evet, 320 hayır oyu ile alındı. Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

Reichstag, Berlin, Almanya.
1894 yılında yapımı tamamlanan Neo-Barok bina 1933 yılına kadar İmparatorluğun ve Weimar Cumhuriyeti’nin parlamento binasıydı. Büyük cam bir kubbesi vardı. İkinci Dünya Savaşı’nda çok zarar görmüş olan kubbe 1954’te kaldırıldı. Berlin Duvarı’nın Batı kısmında kalmıştı ve Duvar hemen yakınından geçmekteydi. 1972’den itibaren Bundestag’ın ( Lower House of Parliament – Yasama Organı Meclisi ) Berlin ofisi ve kongre merkezi olarak kullanıldı. 1990’da birleşmiş Almanya’nın ilk Bundestag toplantısı burada yapıldı. 1991’de ise Berlin’in yeniden başkent olması kararlaştırılınca binanın tüm Almanya’nın parlamento binası olmasına karar verildi. Başkentin Bonn’dan Berlin’e taşınma kararı 338 evet, 320 hayır oyu ile alındı.
Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

Reichstag binasının yeniden yapımı için yarışma 1992’de açıldı. 1993’te üç mimari proje yarışmayı kazandı. Hiçbirinin mimarı Alman değildi. Council of Elders, Norman Foster’ın projesinin uygulanmasına karar verdi. Aynı kurul, 1994 yılında Reichstag binasının kubbesi olması gerektiğine karar verdi ki bu, Foster’ın projesinde yoktu, birinci gelen projelerden biri olan Santiago Calatrava’nın projesinde vardı. Tarihi Reichstag binasının dışı bırakıldı, tüm içi yıkıldı. 1999’da parlamento Bonn’dan Berlin’e taşındı. Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

Reichstag binasının yeniden yapımı için yarışma 1992’de açıldı. 1993’te üç mimari proje yarışmayı kazandı. Hiçbirinin mimarı Alman değildi. Council of Elders, Norman Foster’ın projesinin uygulanmasına karar verdi. Aynı kurul, 1994 yılında Reichstag binasının kubbesi olması gerektiğine karar verdi ki bu, Foster’ın projesinde yoktu, birinci gelen projelerden biri olan Santiago Calatrava’nın projesinde vardı. Tarihi Reichstag binasının dışı bırakıldı, tüm içi yıkıldı. 1999’da parlamento Bonn’dan Berlin’e taşındı.
Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

Reichstag kubbesinin içinde tabanda yer alan camlardan toplantı salonunu izlemek mümkün. Konideki açılı aynalardan gün ışığı yansıyarak binanın elektrik kullanım ihtiyacını azaltıyor. Koni aynı zamanda kirli havanın toplantı salonundan dışarı atılmasını sağlıyor. Tarihi binada da mevcut olan büyük borularla toplantı salonunun altından temiz hava veriliyor. Temiz hava taban döşemesinde filtre edilerek salona giriyor. Binanın ısıtması rapiska yağından üretilen biyolojik dizel ile yapılıyor. Cam kubbenin tepesi açık, koniden gelen kirli hava buradan tahliye ediliyor. Fonksiyon ile teknolojiyi birleştiren bir akıllı bina örneği. Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

Reichstag kubbesinin içinde tabanda yer alan camlardan toplantı salonunu izlemek mümkün. Konideki açılı aynalardan gün ışığı yansıyarak binanın elektrik kullanım ihtiyacını azaltıyor. Koni aynı zamanda kirli havanın toplantı salonundan dışarı atılmasını sağlıyor. Tarihi binada da mevcut olan büyük borularla toplantı salonunun altından temiz hava veriliyor. Temiz hava taban döşemesinde filtre edilerek salona giriyor. Binanın ısıtması rapiska yağından üretilen biyolojik dizel ile yapılıyor. Cam kubbenin tepesi açık, koniden gelen kirli hava buradan tahliye ediliyor. Fonksiyon ile teknolojiyi birleştiren bir akıllı bina örneği.
Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

Berlin’in yeni binaları arasında yer alan 26 katlı, cam cepheli Sony Center 103 m. yüksekliği ile Potsdamer Platz’ın en yüksek binası.  Mimarı, ABD’ye yerleşmiş, cam ve çelik mimarisinde usta, Almanya’da pek çok eseri bulunan bir Alman, Helmut Jahn. Yerine yapıldığı 1911’in lüks oteli Esplanade’ın iki odası da yeni bina ile bütünleşmiş. Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

Berlin’in yeni binaları arasında yer alan 26 katlı, cam cepheli Sony Center 103 m. yüksekliği ile Potsdamer Platz’ın en yüksek binası. Mimarı, ABD’ye yerleşmiş, cam ve çelik mimarisinde usta, Almanya’da pek çok eseri bulunan bir Alman, Helmut Jahn.
Yerine yapıldığı 1911’in lüks oteli Esplanade’ın iki odası da yeni bina ile bütünleşmiş.
Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

Sony Center’ın, oval,  tenteye benzeyen cam çatısı çelik halat ve direklerle inşa edilmiş, plazanın üzerinde dalgalanıyormuş hissi veren bir mühendislik harikası. Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

Sony Center’ın, oval, tenteye benzeyen cam çatısı çelik halat ve direklerle inşa edilmiş, plazanın üzerinde dalgalanıyormuş hissi veren bir mühendislik harikası.
Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

 

 

Çağdaş Sanata Varış 290|Sokak Sanatı 1

  • Sokak Sanatı, seyirci kitlesine sunduğu eseri ile sanat nesnesinin konumunu, geleneksel algılama ve sahip olma araçlarını sorgular. Bu sanatçılar, her yapıtın üretilmesinden önceki ve sonraki süreç üzerine daha çok odaklanır. Derrida’nın görüşlerine uygun olarak, gönüllü bedensel emeğin ve zaman adamanın buradaki gerçek armağan olduğu söylenebilir.
  • Kamusal Sanat, sanat eserini ve bu eser vasıtasıyla kamusal alanları ve sokağı Öteki ile ilişkilerin geliştirilmesi potansiyeline açık tutar.
  • Çağdaş Kamusal Sanat eserleri bize bazen modanın, siyasi sıradanlığın ve medyatik adetlerin ortasında hala heterojenlik üretebileceğimizi hatırlatır.
2016 yılının Avrupa Kültür Başkentlerinden biri seçilen Polonya’nın Wroclaw şeh¬rinde, çeşitli işler yapan iki yüzden faz¬la cü¬ce hey¬ke¬li var. Cü¬ce hey¬kel¬le¬ri ko¬mü¬nizm dal¬ga¬sı¬nın gel¬di¬ği dö¬nem¬ler¬de ko-mü¬niz¬mi des¬tek¬le¬yen, Turuncu lakaplı bir gru¬bun anı¬sına yapılmış. İlginç bulunmaları üzerine sayıları artmış, kentin her yerine yerleşmişler. Fotoğraf:seferia.com

2016 yılının Avrupa Kültür Başkentlerinden biri seçilen Polonya’nın Wroclaw şehrinde, çeşitli işler yapan iki yüzden fazla cüce heykeli var. Cüce heykelleri komünizm dalgasının geldiği dönemlerde komünizmi destekleyen, Turuncu lakaplı bir grubun anısına yapılmış. İlginç bulunmaları üzerine sayıları artmış, kentin her yerine yerleşmişler.
Fotoğraf:seferia.com

  • Sokak Sanatı, şablonları, yapıştırmaları, posterleri, ahşap kutuları, kartonu, çerçevenin içindeki renkleri, ahşap baskıları, kaldırım resimlerini, mozaikleri, haritaları, hatta örgü ve dantelleri de içine alıyor. Lambadan otobüse kadar her şeyi örgü malzeme ile kaplayanlar, tığ işi ile grafiti yapanlar var. Olek, New York’ta, bronz inek heykelini tığ işi ile kaplamıştı. Çalışması birkaç saat sonra yerinden kesilip çıkarılmıştı.
  • Grafiti Sanatı, Şehir Sanatı, Sokak Sanatı ya da Dışlanmış Sanat adı verilen sanatın ünlü çizerleri: D*Face, Swoon, Shepard Fairey, Belçikalı Roa, Ben Eine, Robbo, Inkie, Pure Evil, Tox..
  • Ben Eine, grafiti Vandalizm’inden 20 kez tutuklanmış, 6 kez suçlu bulunmuş. David Cameron başbakan olarak Beyaz Saray’a yaptığı ziyarette Obama’ya Ben Eine’nin resmini hediye etmişti. Eine artık çok ünlü, fiyatı yükseldi ve San Francisco’daki bir gösteride tüm eserleri satıldı.
  • İngiltere’nin Bristol kenti tam bir grafiti şehridir. 1989 yılında İngiliz polisi 72 ressamı Vandalizm’den yakaladı. Açılan dava, sanatçılara büyük tanınırlık sağladı; hepsi ulusal kanala çıktı; BBC 2 konu ile ilgili bir belgesel hazırladı. Bu durum pek çok kişi için esin kaynağı oldu ve yeni bir heves yarattı. Bristol’de Barton Hill tehlikeli bir yer olarak ün kazandı; grafiti çizerleri için bir vahaya dönüştü.
  • Bristol grafitiyi sahiplenmeye karar verince şehir meclisi Inkie’nin düzenlediği Sokak Sanatı sergisine 40 bin pound destek verdi. Şehir merkezindeki bir sokak dünyanın en büyük açık hava sanat sergisine ev sahipliği yaptı.
  • David Samuel, Londra metrosunun durak isimlerini ünlü grafiti ressamlarının adları ile değiştirmişti.
  • Joseph Campbell ABD’nin büyük şehirlerinde çok grafiti olmasını ABD’de gençlerin kendi mitlerini kendilerinin oluşturma arzusuna bağlamıştı.

 

Çağdaş Sanata Varış 277|Çağdaş Kavramsal Sanat 8

Kimlik 7
Azınlıklar

Fabrizio Corneli, Contemporary İstanbul 2015. Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

Fabrizio Corneli, Contemporary İstanbul 2015.
Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

  • Sovyetlerin dağılması ile, SSCB’deki toplumsal kimlik ile bireysel kimlik arasındaki farklar da irdelenmiştir.
  • Yahudi Soykırımı’na göndermede bulunan; ırkı, etnik kimliği, cinsiyeti, cinsel tercihi, her türlü farklılığı yok sayan zihniyetin tehlikesini anlatmayı amaçlayan yapıtlar üretilmiştir. 1990’lı yıllardan günümüze çok geniş bir üretim alanını kapsayan kimlik politikaları sanatı, toplumda yaygınlık kazanmış temsillerin üzerine giderek toplumsal ayrımcılığı gözler önüne sermek ve Yapısöküm’e uğratmayı hedefler.
  • Evanjelik hareket, 1920’lerdeki göç dalgalarını, geleneklerin ve ABD’nin elden gidişi olarak değerlendirir.
  • Olayların gelişimiyle bir göçmen toprağı haline gelen, ama böyle bir misyon için kendini uygun görmeyen Batı Avrupa’da bazı halklar, kimliklerini sadece kendi öz kültürlerine referanstan başka türlü algılamada hala zorlanıyorlar.
50. Venedik Bienali’nde Giardini’de yer alan İspanyol Pavyonu’nda İspanya’nın adı siyah bir malzeme ile örtülmüş, pavyonun ana giriş kapısı tuğla ile örülmüş. Bir işaret izleyiciyi pavyonun arkasına yönlendiriyor. Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

50. Venedik Bienali’nde Giardini’de yer alan İspanyol Pavyonu’nda İspanya’nın adı siyah bir malzeme ile örtülmüş, pavyonun ana giriş kapısı tuğla ile örülmüş. Bir işaret izleyiciyi pavyonun arkasına yönlendiriyor.
Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

İspanyol Pavyonu’nun arka tarafında iki polis bekliyor ve pasaport soruyor. Sadece İspanyolları içeri aldıklarını söylüyorlar.  İspanyol sanatçı Santiago Sierra (1966-), “Bir duvar örerek İspanya’yı yabancılara kapatıyorum; bu da Berlin Duvarı gibi, Batı Şeria Duvarı gibi bir duvardır,” diyerek ülkesinin göçmen sorunu ile ilgili tutumunu protesto ediyor. Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

İspanyol Pavyonu’nun arka tarafında iki polis bekliyor ve pasaport soruyor. Sadece İspanyolları içeri aldıklarını söylüyorlar.
İspanyol sanatçı Santiago Sierra (1966-), “Bir duvar örerek İspanya’yı yabancılara kapatıyorum; bu da Berlin Duvarı gibi, Batı Şeria Duvarı gibi bir duvardır,” diyerek ülkesinin göçmen sorunu ile ilgili tutumunu protesto ediyor.
Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

  • Çağdaş Dönem’in ilk kırılma noktasının 1989, bir diğerinin ise 11 Eylül 2001 olduğu rahatlıkla söylenebilir.
  • 2001, Britanya’da Çokkültürcülük konusunda rüzgarın tersine döndüğü yıl oldu. Çokkültürcülüğün bütünleşme yerine ayrışmayı beslediği; çokkültürcülüğün vaktiyle işe yaradığı fakat artık miadını doldurduğu, zira azınlıkları hakiki Britanyalılar olmaya teşvik etmekten çok farklılığı fetiş haline getirdiği yazılmaya başlandı. İngiltere’de 2005’te gerçekleştirilen bombalı saldırılardan sorumlu olan bireylerin çoğunun Britanya’da doğmuş olmaları, Çokkültürcülüğün bu saldırılardan bizzat sorumlu olduğunun iddia edilmesine yol açtı. Hollanda’da yaşanan olaylardan sonra 2005 yılında Francis Fukuyama, pek çok açıdan Çokkültürcülüğün öncülüğünü yapmış olan Hollanda ve Britanya’yı, köktendinciliğin kılıfı haline gelmiş çokkültürcü siyasetlerden vazgeçmeye ve sert önlemler almaya çağırdı.
  • 2001’den sonra başlayan terörle mücadele süreci için Uzun Savaş adı önerildi.
  • Asimilasyon, yeni gelenlerin yerleşik topluma verecekleri rahatsızlığın en alt seviyede tutulmasını ve diğer yurttaşlara olabildiğince benzemelerini tercih eder. Bütünleşme politikası, çoğunluğu oluşturan topluluk üyelerinin de ellerini taşın altına sokmalarını, toplumsal etkileşim süreçlerinin çift yönlü olmasını önerir. Çokkültürcülük de çift yönlü bir etkileşim öngörürken, bu sürecin farklı gruplar için farklı şekilde işlemesi gerektiğini zira herkese aynı şekilde uygulanabilecek tek bir şablonun olmadığını savunur.
  • Buna karşılık, liberal demokratik bir devletin, kimi yurttaşlarının İrlandalı-Amerikalı, Hintli-Britanyalı gibi tireli kimlik sahibi olabilecekleri düşüncesine açık olması gerektiği vurgulanır. Tireli kimlikler, elbette siyasal niteliktedir. Tireli kimlikler, yeni etnikliklerdir.
  • Çağdaş Dönem’de kimlikler eskiden olduğundan daha akışkandır. 1980’lerin başında kendilerini siyah olarak tanımlamış olanlar on yıl sonra Bangladeşli olabilmekte, bugün ise kendini Britanyalı Müslüman diye tarif edebilmektedir.
  • Karşılaştırmalı mitoloji ve karşılaştırmalı din alanlarında tanınan Joseph Campbell (1904-1987), sevgi ve merhameti kendi grubumuzdakilere saklarken, öfke ve istismarı dışarı, “öteki”lere yönlendirdiğimize dikkat çeker.

 

 

Şiddet 4 | Şiddetin Çeşitleri 1

  • Çok nedenli ve karmaşık bir konu olan şiddet ya da birey davranışı olarak saldırganlık, iç içe geçen etkenlerle farklı şiddet tanımlarını karşımıza çıkartır.
  • Kaynaklandığı yere veya hedefine bakarak şiddeti adlandırabileceğimiz gibi, tarihsel olarak veya derecesine göre de ayırabiliriz. Bazen de aynı şiddet türü farklı kuramcılar tarafından farklı isimlerle anılmıştır.
  • Fiziksel şiddet, kaba bedensel şiddet, işkence ve zevk ekonomisi, psikolojik şiddet, olumluluğun şiddeti, uzlaşmacı şiddet, reel şiddet, makrofizik şiddet, mikrofiziksel şiddet, ilahi şiddet, ritüelleşmiş şiddet, mitsel şiddet, sisteme içkin/yapısal şiddet, simgesel şiddet, nesnel şiddet, hayvanlara yönelik şiddet, doğaya karşı şiddet, kendine yönelik şiddet, Öteki’ne yönelik şiddet, küreselliğin şiddeti, aynılığın şiddeti, şeffaflığın şiddeti, dilsel şiddet; kültürel, psikolojik, toplumsal, içgüdüsel şiddet; kültür mirasına uygulanan şiddet; devletten kadına, erkeğe, çocuğa, toplumlara, ülkelere, doğaya, diğer canlılara yönelik şiddet; estetik şiddet, medyanın şiddeti ve daha pek çokları….
Interrogation II, Leon Golub, 1981. ABD’li Yeni Dışavurumcu ressam Leon Golub (1922-2004), savaş ve şiddet olgularıyla ilgilenmiş; savaşlar, işkenceler, şiddet ve saldırganlık, ölüm, ırksal eşitsizlik, cinsiyet belirsizliği ve baskı gibi temaları konu edinmiştir. Ölüm temasını, köpekler, aslanlar ve iskeletler gibi ölümü çağrıştıran imgelerle eserlerine yansıtmıştır. Fotoğraf:blog.gitmomemory.org

Interrogation II, Leon Golub, 1981.
ABD’li Yeni Dışavurumcu ressam Leon Golub (1922-2004), savaş ve şiddet olgularıyla ilgilenmiş; savaşlar, işkenceler, şiddet ve saldırganlık, ölüm, ırksal eşitsizlik, cinsiyet belirsizliği ve baskı gibi temaları konu edinmiştir. Ölüm temasını, köpekler, aslanlar ve iskeletler gibi ölümü çağrıştıran imgelerle eserlerine yansıtmıştır.
Fotoğraf:blog.gitmomemory.org

  • Makrofiziksel şiddet kendini dışa vururken patlayıcı, açık seçik, fevri, işgalcidir. Özneyi, içine zorla girip yok eder. Ayırıcı ve dışlayıcıdır. Kurbanı radikal bir edilgenliğe mahkum eder.
  • Mikrofiziksel şiddet örtük ve içe dönüktür. Özneyi aşırı ölçüde olumluluğa yönlendirerek dağıtır. Toparlayıcı ve içericidir. Yıkıcılığı aşırı faallikten kaynaklanır.
  • Bir şiddet eyleminin gerçekleştiği durum sıklıkla sisteme, sosyal sisteme içkin örtük yapılara gömülüdür. Şiddet kurbanları, bu yapılar görünmez olduğu için, iktidar ilişkilerini hemen kavrayamaz. İktidarın gücü de buradan gelir. Sosyal yapılar direniş oluşmasına baştan izin vermez. Yapısal şiddet, dar anlamda bir şiddet değildir. Açık şiddete dayalı bir iktidardan çok daha etkin ve mahremdir. Fransız sosyolog, antropolog ve felsefeci Pierre Bourdieu (1930-2002), sorgulanmadan kabul edilmiş, davranış kalıplarına sinmiş, sosyal sistemin içine gömülü şiddete simgesel şiddet adını verir. Simgesel şiddet, hiç fiziksel şiddete başvurmaya gerek kalmaksızın iktidarı ayakta tutmaya yeter. İktidara gösterilen rıza bilinçli değildir. Simgesel şiddet, yaşanana anlayış ile hükmedene rızayı birleştirir. İktidar ilişkisi neredeyse doğaldır ve çok etkilidir. Bourdieu, iktidarı ve şiddeti neredeyse eşanlamlı kullanır.
  • Karşılaştırmalı mitoloji ve karşılaştırmalı din alanlarında tanınmış ABD’li yazar Joseph Campbell (1904-1987), “Belli bir süredir homojen bir halde olan bir kültürde, insanların bunlara göre yaşadıkları bir dizi uzlaşılmış, ancak yazılı olmayan kurallar vardır. Burada bir etos vardır, biz bunu böyle yapmayız şeklinde bir üslup ve bir anlayış vardır”, der. Son derece katı ve otoriter sosyal koşullarda büyüyen kişilerin kendileri hakkında bilgiye ulaşması asla mümkün olamıyor; anbean ne söyleniyorsa onu yapıyorlar, diye ekliyor.
  • Hem yapısal hem de simgesel şiddet hiyerarşik bir sınıf ilişkisini şart koşar. Fail ve kurban nettir. Dış sömürü vardır. Simgesel-yapısal şiddet bir olumsuzluk şiddetidir.
Laleli, İstanbul, 2016. Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

Laleli, İstanbul, 2016.
Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

 

  • Sloven Marksist sosyolog, filozof ve kültür eleştirmeni Slavoj Žižek’in (1949-) nesnel şiddet dediği şey de simgesel-yapısal şiddetten pek farklı değildir. Söz konusu şiddet, açık bir şiddet eylemini önceleyen ama göze görünmeyen, sisteme içkin bir şiddettir. Egemen sınıf tarafından ezilen sınıfa uygulanan, küresel kapitalizmin toplumsal koşullarına içkin bir şiddet vardır ve evsiz, işsiz bireyler yaratır.