Etiket arşivi: Joseph Campbell

Doğu-Batı Hakkında Muhtelif 2

Çinli kadın sanatçı Yang Liu (1976-), Batı’da bireylerin daha büyük egoları olduğunu, Doğu’da ise daha mütevazı göründüklerini düşünüyor. Fotoğraf: N99.org

Çinli kadın sanatçı Yang Liu (1976-), Batı’da bireylerin daha büyük egoları olduğunu, Doğu’da ise daha mütevazı göründüklerini düşünüyor.
Fotoğraf: N99.org

“Doğu’ya özgü güzel bir düşünce: Sizden istenene kadar öğretmiyorsunuz. Misyonunuzu insanların gırtlağına dayamıyorsunuz.

Batı’nın gerçeği: Her birimiz bambaşka birer varlığız ve dünyaya bir armağan vereceksek, bu başkasının değil kendi potansiyelimizin gerçekleştirilmesinden ve kendi deneyimlerimizden çıkmak zorunda.

Öte yandan, geleneksel Doğu’da ve diğer gelenek temelli toplumlarda bireyler bir kurabiye kalıbından çıkmış gibi. Görevleri, net ve kesin olarak ona yüklenmiş halde ve onlardan kurtulmasının bir yolu yok. Manevi yolda size rehberlik etmesi için bir guruya gittiğinizde, sizin geleneksel yolda tam olarak nerede bulunduğunuzu, oradan nereye gitmeniz ve oraya gitmek için ne yapmanız gerektiğini biliyor. Aynı onun gibi olabilesiniz diye sizi kendi resminin içine oturtuyor. Bu, Batılı anlamda uygun bir pedagojik rehberlik yöntemi olmayacaktır. Biz, kendi resimlerini kendileri geliştirsinler diye öğrencilerimize rehberlik etmeliyiz. İnsanın hayatı boyunca araması gereken şey asla ne denizdeydi ne de karada. Kişi, başkasının asla yaşamadığı ve yaşayamayacağı, kendine has deneyim potansiyelinin içerisinden çıkmalı.

Batı geleneğinin en iyi tarafı, bireyi tanıması ve ona saygı göstermesidir. Toplumun görevi bireyi geliştirmektir. Bireyin görevi toplumu güçlendirmek değildir.”

 

 

Yararlanılan Kaynak

Mitolojinin Gücü, Joseph Campbell, MediaCat Kitapları, 2015.

 

 

James Joyce 11

César Abin tarafından yapılmış bir James Joyce çizimi. Fotoğraf: James Joyce Music

César Abin tarafından yapılmış bir James Joyce çizimi.
Fotoğraf: James Joyce Music

  • Ulysses’te olduğu gibi Babil Kulesi Finnegan Uyanması’nda da önemli bir izlektir. Çeyrek yüzyıl Joyce çalışmış olan Eco “Joyce da, Dante gibi, yeni bir Adem olmak istiyordu. Tıpkı onun gibi, bütün dilleri bir araya getirip hamur eden bir dilin karanlık düşü peşindeydi,” diye yazar. Joyce bu eserinde bütün dünya dillerini kapsayan evrensel bir dil, evrensel bir kelam yaratmaya çalışmıştır. Joyce’a göre yazar da Tanrı’dır.
  • ABD’li edebiyat eleştirmeni Richard David Ellmann (1918-1987), 19. yüzyıl sonlarında yayımlanıp da James Joyce’un okumadığı önemli bir kitap olamayacağını iddia ediyordu.
  • Ruslarla ve İslamiyet’le çok ilgilidir. Kars şehri ve Müthiş Türk eserde yer alır. 1971 yılında Joyce Quarterly’de Kevin Mc Carthy’nin Finnegan Uyanması’nda Türk ve Türkçe Göndermeleri adlı yazısı yayımlanmıştır.
  • Finnegan’da Ulysses ile ikizlerden azgın ve coşkun yeniyi temsil eden Şaun’un ağzıyla dalga geçer. Kalem erbabı ve durağan eskinin dile gelmiş hali olan Şeym Joyce’un kendisidir.
  • Eser, gecenin romanı diye anılır. Joyce Finnegan Uyanması’na “sanatkarane keşmekeş” demiştir.
  • Birinin/birilerinin/insanlığın bilinçaltı düşünceleridir/rüyalarıdır. Kişilerin, hikayelerin birbirine karıştığı, birden çok anlama bürünen bir metindir.
  • Finnegans Wake’te, sürekli karşımıza çıkan mistik bir sayı vardır: 1132. Karşımıza kah bir tarih olarak kah bir ev adresine dönüşmüş olarak çıkar. Hemen her bölümde vardır. Joseph Campbell 32’nin Düşüş rakamı, 11’in Kefaret rakamı; bir günah rakamı ve bir affedicilik rakamı; bir ölüm ve bir yenilenme rakamı olduğunu yazar. Ayrıca Aziz Pavlus’un Romalılara Mektup’u (11. Bölüm, 32. Ayet) ve Luther’in sözleri insan ne kadar günahkarsa, Tanrı’nın merhametinden o kadar fazlasını aldığına işaret eder; Joyce, Hıristiyan inancının bu büyük paradoksunu şaheserinin ilkesi yapmıştır, der.
  • Finnegan Uyanması’nın yalnızca uzmanlar tarafından okunabilen bir metin olduğu düşünülür.
  • Samuel Beckett, Finnegan Uyanması için “O kitap yazılmamış. Amacı okunmak değil-ya da daha doğrusu, sadece okunmak değil. Bakılması ve dinlenmesi lazım. Joyce’un yazdıkları bir şey hakkında değil, o bir şeyin ta kendisi,” demiş.
  • 1940’ta, savaşta, katliamın yoğunlaştığını duyan Joyce, “Benim Finnegans Wake romanımı okusalar daha iyi ederlerdi,” yorumunu yapmış.

 

 

James Joyce 1

Yararlanılan Kaynaklar

 

1-İngiliz Edebiyatı Tarihi, Mina Urgan, YKY, 2004.

2-Ulysses, James Joyce, YKY, 1999. Çeviren: Nevzat Erkmen

3-Joyce’un Kulesi, Enis Batur, 1996,Ulysses, YKY, 1999.

4-1922’de Bir “Ulysses”, 1984’de Bir Başka “Ulysses”, Enis Batur, 1984, Ulysses, YKY, 1999.

5-Çevirenin Sözü, Nevzat Erkmen, Ulysses, YKY, 1999.

6-Joyce’un Sürgününde, Feridun Andaç, Cumhuriyet, 21 Haziran 2001.

7-Finnegan Uyanması, James Joyce, Sel Yayıncılık, 2016. Çeviren: Fuat Sevimay

8-Jim-Session, Enis Batur, 2016. (Finnegan Uyanması’nın önsözü)

9-Fuat Sevimay ile Finnegan Uyanması seminerleri.

10-Dublinliler, James Joyce, İletişim Yayınları, 2011.

11-Önsöz, Murat Belge, Dublinliler, İletişim Yayınları, 2011.

12-Giacomo Joyce, James Joyce, Aylak Adam, 2014.

13-Sunum, Nil Sakman, Giacomo Joyce, Aylak Adam, 2014.

14-Var Olarak Yok Olmak, Murat Özer, Radikal Kitap, 29 Temmuz 2011.

15-Kitap İçin 3, Selçuk Altun, Sel Yayıncılık, 2013.

16-Ben Buradan Okuyorum, Tim Parks, Metis Yayınları, 2016.

17-Budalalıktan Deliliğe, Umberto Eco, Kırmızı Kedi Yayınevi, 2016.

18-Bir Ulysses Eksikti, Umberto Eco, 2009. (Düşman Yaratmak, Doğan Kitap, 2014.)

19-Mitolojinin Gücü, Joseph Campbell, MediaCat, 2015.

20-Joyce Vakfı’nın Zor Adamı, Cem Akaş, Radikal Kitap.

21-James Joyce’u Anlamak, Yankı Enki, Remzi Kitap Gazetesi, Eylül 2012.

22-Paulo Coelho’dan Ulysses’e Aşağılama, Alison Flood, The Guardian, 6 Ağustos 2012.

23-Joyce’un Düşünce İklimi, Asuman Kafaoğlu Büke, Radikal Kitap, 8 Kasım 2013.

24-Edebiyattan Pek Anlamam, Kenneth C. Davis ve Jenny Davis, NTV Yayınları, 2011.

25-Don Kişot’tan Bugüne Roman, Jale Parla, İletişim Yayınları, 2000.

26-Entelektüelin Kutsal Kitabı, David S. Kidder ve Noah D. Oppenheim, Maya Kitap, 2014.

27-Okurken Ne Görürüz?, Peter Mendelsund, Metis Yayınları, 2015.

28-Başka Hayatlar, Nilüfer Kuyaş, Dünya Kitapları, 2003.

29-Avrupa Romanı Üzerine On Bir Makale, Richard P. Blackmur, İletişim Yayınları, 2017.

30-Edebiyat Üstüne Yazılar, Murat Belge, YKY, 1994.

31- Sevin Emiroğlu, Batı Edebiyatı seminer notları.

32- The Modern World – Ten Great Writers, Malcom Bradbury, The Penguin Books, 1988.

33- Yazınsal Yaşamlar, Javier Marias, Can Yayınları, 2008.

 

 

Dublin, 2001. Fotoğraf: Hülya Bakır

Dublin, 2001.
Fotoğraf: Hülya Bakır

JAMES JOYCE

(1882-1941)

 

  • Dublin’in gözde bir semtinde, hizmetlileri olan üst-orta sınıf bir ailede dünyaya gelmiş, altı yaşında saygın bir Cizvit okuluna yatılı olarak verilmişti. James on bir yaşına geldiğinde babasının birikmiş borçlarının ödenebilmesi için mülkler satıldı.
  • 2 Şubat günü dünyaya geldiği için bu günü özelleştirmek adına hem Ulysses hem de Finnegan Uyanması kitaplarının ilk baskılarını bu güne denk getirmek istediği söylenir.
  • İlk şiir kitabı 4, ilk romanı 13, ilk öykü kitabı 8 yayınevi tarafından reddedilmiştir.
  • Hafızası kuvvetli, şarkı söylemeyi seven, piyano dersleri alan, tiyatro oyunlarında oynamaktan zevk alan bir çocuk ve aynı zamanda iyi de bir koşucuymuş.
  • Büyüyünce kendine ve dış görünüşüne önem veren, ayrıca poz vermesini de seven biri olmuş.
  • Joyce yirmi yaşında ilk Paris yolculuğuna çıkarken, kardeşi Stanislaus’a kendisine bir şey olursa yazılarının dünyanın bütün büyük kütüphanelerine gönderilmesini istediğini söylemişti.
  • “Ben yaşarken meşhur olmak istiyorum,” dediği söylenir.
  • En gözde yazarı Dante, en favori düşünürleri Aquinolu Thomas ve Giordano Bruno’dur. O sıralar sesini duyurmaya başlayan Ibsen’i de seviyordu.
  • James Joyce, Robinson Crusoe’ya yazdığı bir önsözde, yabancı yapıtlara öykünmediği, kişilerini gerçek İngilizler olarak canlandırdığı, daha önce var olmayan bir edebiyat türünü biçimlendirdiği için, Daniel Defoe’yu İngiliz romanının babası saydığını yazmıştır.

 

Çağdaş Sanata Varış 302|Ekolojik Sanat 2

Joseph Campbell (1904-1987), toprağın başına ne gelirse, toprağın çocuklarının başına da o gelir; dünyaya zarar vermek, onun yaratıcısına hakarettir, der. Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu, Global Karaköy’deki Banksy sergisinden, 2016.

Joseph Campbell (1904-1987), toprağın başına ne gelirse, toprağın çocuklarının başına da o gelir; dünyaya zarar vermek, onun yaratıcısına hakarettir, der.
Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu, Global Karaköy’deki Banksy sergisinden, 2016.

Radyoaktif Atık İşleme ve Depolama Tesisi,  Taryn Simon, 2005/2007. Yapıtları 54. Venedik Bienali’nde (2011) yer alan ABD’li sanatçı Taryn Simon’ın (1975-) fotoğrafları son derece detaylı, hatta Hipergerçekçi’dir. Yukarıdaki eserinde Washington Eyaleti’nin güneydoğusunda bulunan radyoaktif atık depolama tesisi içindeki, mavi ışık saçan, tüketilmiş yakıt içeren çubuklar görülmektedir. Sanatçı kamuoyundan saklanan nesneleri, yerleri ve olayları belgelemesi ile ünlüdür. Fotoğraf:tarynsimon.com

Radyoaktif Atık İşleme ve Depolama Tesisi, Taryn Simon, 2005/2007.
Yapıtları 54. Venedik Bienali’nde (2011) yer alan ABD’li sanatçı Taryn Simon’ın (1975-) fotoğrafları son derece detaylı, hatta Hipergerçekçi’dir. Yukarıdaki eserinde Washington Eyaleti’nin güneydoğusunda bulunan radyoaktif atık depolama tesisi içindeki, mavi ışık saçan, tüketilmiş yakıt içeren çubuklar görülmektedir. Sanatçı kamuoyundan saklanan nesneleri, yerleri ve olayları belgelemesi ile ünlüdür.
Fotoğraf:tarynsimon.com

ABD’de Nevada’da kurulan 110 megavatlık Crescent Dunes Güneş Enerjisi Santrali’nde, güneşin ısıl enerjisini toplamak için, heliostat (gündüşürücü) adı verilen 10 bini aşkın ayna kullanılıyor. İki adet eriyik tuz deposunda tutulan ısı, buhar elde etmekte ve talebin en üst düzeye çıktığı dönemlerde 75 bin eve elektrik sağlamakta kullanılıyor. Crescent Dunes Güneş Enerjisi Santrali’nin havadan çekilmiş fotoğrafını içeren James Stillings’in projesi daha sürdürülebilir bir gelecek inşa etme çabasını belgelemeyi amaçlıyor. Güneş enerjisi gibi bir fikir dahi, daha önce doğal halinde olan bir arazinin insan kullanımına açılması anlamına geliyor. Gündüşürücülerin geometrileri, açıları ve ölçüleri, ortaya çıkardıkları soyut gölgeler.  Fotoğraf:www.tumblr.com

ABD’de Nevada’da kurulan 110 megavatlık Crescent Dunes Güneş Enerjisi Santrali’nde, güneşin ısıl enerjisini toplamak için, heliostat (gündüşürücü) adı verilen 10 bini aşkın ayna kullanılıyor. İki adet eriyik tuz deposunda tutulan ısı, buhar elde etmekte ve talebin en üst düzeye çıktığı dönemlerde 75 bin eve elektrik sağlamakta kullanılıyor. Crescent Dunes Güneş Enerjisi Santrali’nin havadan çekilmiş fotoğrafını içeren James Stillings’in projesi daha sürdürülebilir bir gelecek inşa etme çabasını belgelemeyi amaçlıyor. Güneş enerjisi gibi bir fikir dahi, daha önce doğal halinde olan bir arazinin insan kullanımına açılması anlamına geliyor.
Gündüşürücülerin geometrileri, açıları ve ölçüleri, ortaya çıkardıkları soyut gölgeler.
Fotoğraf:www.tumblr.com

İstanbul Kültür Sanat Vakfı tarafından 2016 yılında düzenlenen 3. Tasarım Bienali’nde Galata Özel Rum İlköğretim Okulu’nda yer alan Biz İnsan mıyız? başlıklı sergiden. Glasgow’dan Stuart Grey’in Uzay Çöpü adlı araştırması, 1957-2016 yılları arasında uzaydaki çöp miktarını görsellerle ortaya koyuyor.  1957 yılı, ilk yapay uydu olan Sputnik 1’in SSCB tarafından uzaya fırlatıldığı sene. Araştırma, son 60 yılda insan üretimi nesnelerin dünyanın etrafında, yörüngede olduğunu ve bunların 20.000 kadarının radarla veya teleskoplarla yeryüzünden takip edilecek kadar büyük olduğunu ortaya koyuyor. Bu nesneler, uydulardan boş yakıt tanklarına, kopmuş metal parçalarından astronotların kaybettikleri el aletlerine kadar değişiklik gösteriyor. Dünyaya en yakın olan nesneler, yukarıdaki seyrek atmosferde eninde sonunda yavaşlayacak ve tek tük birkaç sefer dışında hepsi yanarak tekrar atmosfere girecekler. Atmosfere giremeyecek kadar uç noktada olanlar binlerce yıl yörüngelerinde kalarak bizim anıtımızı oluşturacaklar, diye yazıyor Stuart Grey. Sanatçı, gezegenimizin yörüngesinde giderek yayılan uzay çöpü kümelenmesini bir animasyon video ile görselleştirmiş. Nükleer atıkların on bin yıl boyunca radyoaktif güçlerini koruduğu biliniyor. Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

İstanbul Kültür Sanat Vakfı tarafından 2016 yılında düzenlenen 3. Tasarım Bienali’nde Galata Özel Rum İlköğretim Okulu’nda yer alan Biz İnsan mıyız? başlıklı sergiden.
Glasgow’dan Stuart Grey’in Uzay Çöpü adlı araştırması, 1957-2016 yılları arasında uzaydaki çöp miktarını görsellerle ortaya koyuyor.
1957 yılı, ilk yapay uydu olan Sputnik 1’in SSCB tarafından uzaya fırlatıldığı sene.
Araştırma, son 60 yılda insan üretimi nesnelerin dünyanın etrafında, yörüngede olduğunu ve bunların 20.000 kadarının radarla veya teleskoplarla yeryüzünden takip edilecek kadar büyük olduğunu ortaya koyuyor. Bu nesneler, uydulardan boş yakıt tanklarına, kopmuş metal parçalarından astronotların kaybettikleri el aletlerine kadar değişiklik gösteriyor. Dünyaya en yakın olan nesneler, yukarıdaki seyrek atmosferde eninde sonunda yavaşlayacak ve tek tük birkaç sefer dışında hepsi yanarak tekrar atmosfere girecekler. Atmosfere giremeyecek kadar uç noktada olanlar binlerce yıl yörüngelerinde kalarak bizim anıtımızı oluşturacaklar, diye yazıyor Stuart Grey.
Sanatçı, gezegenimizin yörüngesinde giderek yayılan uzay çöpü kümelenmesini bir animasyon video ile görselleştirmiş.
Nükleer atıkların on bin yıl boyunca radyoaktif güçlerini koruduğu biliniyor.
Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

 

Çağdaş Sanata Varış 297|Çağdaş Mimarlık 1

  • “Batı’da en yüksek binanın hangisi olduğuna bakarak bir topluma karakterini neyin verdiğini söylemek mümkündür. Bir Ortaçağ kentinde en yüksek bina katedraldir. 18. yüzyıl kentinde en yüksek bina saraydır. Modern bir şehirde ise en yüksek yerler ekonominin merkezleri olan ofis binalarıdır” der karşılaştırmalı mitoloji ve din alanlarında çalışmış olan Joseph Campbell (1904-1987).
  • İleri teknoloji mimarlığı daha önce hiç görülmemiş malzemeleri kullanmaya çabalar; yabancı, tanıdık olmayan oranlar üretir. “Büyüleyici başkalık” önemsenir.
  • Çağdaş Dönem, “yıldız mimar”ların, starchitect’lerin ve akıllı binaların çağıdır.
Reichstag, Berlin, Almanya. 1894 yılında yapımı tamamlanan Neo-Barok bina 1933 yılına kadar İmparatorluğun ve Weimar Cumhuriyeti’nin parlamento binasıydı. Büyük cam bir kubbesi vardı. İkinci Dünya Savaşı’nda çok zarar görmüş olan kubbe 1954’te kaldırıldı. Berlin Duvarı’nın Batı kısmında kalmıştı ve Duvar hemen yakınından geçmekteydi. 1972’den itibaren Bundestag’ın ( Lower House of Parliament – Yasama Organı Meclisi ) Berlin ofisi ve kongre merkezi olarak kullanıldı. 1990’da birleşmiş Almanya’nın ilk Bundestag toplantısı burada yapıldı. 1991’de ise Berlin’in yeniden başkent olması kararlaştırılınca binanın tüm Almanya’nın parlamento binası olmasına karar verildi. Başkentin Bonn’dan Berlin’e taşınma kararı 338 evet, 320 hayır oyu ile alındı. Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

Reichstag, Berlin, Almanya.
1894 yılında yapımı tamamlanan Neo-Barok bina 1933 yılına kadar İmparatorluğun ve Weimar Cumhuriyeti’nin parlamento binasıydı. Büyük cam bir kubbesi vardı. İkinci Dünya Savaşı’nda çok zarar görmüş olan kubbe 1954’te kaldırıldı. Berlin Duvarı’nın Batı kısmında kalmıştı ve Duvar hemen yakınından geçmekteydi. 1972’den itibaren Bundestag’ın ( Lower House of Parliament – Yasama Organı Meclisi ) Berlin ofisi ve kongre merkezi olarak kullanıldı. 1990’da birleşmiş Almanya’nın ilk Bundestag toplantısı burada yapıldı. 1991’de ise Berlin’in yeniden başkent olması kararlaştırılınca binanın tüm Almanya’nın parlamento binası olmasına karar verildi. Başkentin Bonn’dan Berlin’e taşınma kararı 338 evet, 320 hayır oyu ile alındı.
Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

Reichstag binasının yeniden yapımı için yarışma 1992’de açıldı. 1993’te üç mimari proje yarışmayı kazandı. Hiçbirinin mimarı Alman değildi. Council of Elders, Norman Foster’ın projesinin uygulanmasına karar verdi. Aynı kurul, 1994 yılında Reichstag binasının kubbesi olması gerektiğine karar verdi ki bu, Foster’ın projesinde yoktu, birinci gelen projelerden biri olan Santiago Calatrava’nın projesinde vardı. Tarihi Reichstag binasının dışı bırakıldı, tüm içi yıkıldı. 1999’da parlamento Bonn’dan Berlin’e taşındı. Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

Reichstag binasının yeniden yapımı için yarışma 1992’de açıldı. 1993’te üç mimari proje yarışmayı kazandı. Hiçbirinin mimarı Alman değildi. Council of Elders, Norman Foster’ın projesinin uygulanmasına karar verdi. Aynı kurul, 1994 yılında Reichstag binasının kubbesi olması gerektiğine karar verdi ki bu, Foster’ın projesinde yoktu, birinci gelen projelerden biri olan Santiago Calatrava’nın projesinde vardı. Tarihi Reichstag binasının dışı bırakıldı, tüm içi yıkıldı. 1999’da parlamento Bonn’dan Berlin’e taşındı.
Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

Reichstag kubbesinin içinde tabanda yer alan camlardan toplantı salonunu izlemek mümkün. Konideki açılı aynalardan gün ışığı yansıyarak binanın elektrik kullanım ihtiyacını azaltıyor. Koni aynı zamanda kirli havanın toplantı salonundan dışarı atılmasını sağlıyor. Tarihi binada da mevcut olan büyük borularla toplantı salonunun altından temiz hava veriliyor. Temiz hava taban döşemesinde filtre edilerek salona giriyor. Binanın ısıtması rapiska yağından üretilen biyolojik dizel ile yapılıyor. Cam kubbenin tepesi açık, koniden gelen kirli hava buradan tahliye ediliyor. Fonksiyon ile teknolojiyi birleştiren bir akıllı bina örneği. Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

Reichstag kubbesinin içinde tabanda yer alan camlardan toplantı salonunu izlemek mümkün. Konideki açılı aynalardan gün ışığı yansıyarak binanın elektrik kullanım ihtiyacını azaltıyor. Koni aynı zamanda kirli havanın toplantı salonundan dışarı atılmasını sağlıyor. Tarihi binada da mevcut olan büyük borularla toplantı salonunun altından temiz hava veriliyor. Temiz hava taban döşemesinde filtre edilerek salona giriyor. Binanın ısıtması rapiska yağından üretilen biyolojik dizel ile yapılıyor. Cam kubbenin tepesi açık, koniden gelen kirli hava buradan tahliye ediliyor. Fonksiyon ile teknolojiyi birleştiren bir akıllı bina örneği.
Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

Berlin’in yeni binaları arasında yer alan 26 katlı, cam cepheli Sony Center 103 m. yüksekliği ile Potsdamer Platz’ın en yüksek binası.  Mimarı, ABD’ye yerleşmiş, cam ve çelik mimarisinde usta, Almanya’da pek çok eseri bulunan bir Alman, Helmut Jahn. Yerine yapıldığı 1911’in lüks oteli Esplanade’ın iki odası da yeni bina ile bütünleşmiş. Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

Berlin’in yeni binaları arasında yer alan 26 katlı, cam cepheli Sony Center 103 m. yüksekliği ile Potsdamer Platz’ın en yüksek binası. Mimarı, ABD’ye yerleşmiş, cam ve çelik mimarisinde usta, Almanya’da pek çok eseri bulunan bir Alman, Helmut Jahn.
Yerine yapıldığı 1911’in lüks oteli Esplanade’ın iki odası da yeni bina ile bütünleşmiş.
Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

Sony Center’ın, oval,  tenteye benzeyen cam çatısı çelik halat ve direklerle inşa edilmiş, plazanın üzerinde dalgalanıyormuş hissi veren bir mühendislik harikası. Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

Sony Center’ın, oval, tenteye benzeyen cam çatısı çelik halat ve direklerle inşa edilmiş, plazanın üzerinde dalgalanıyormuş hissi veren bir mühendislik harikası.
Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu