Etiket arşivi: Joseph Beuys

Çağdaş Sanata Varış 295|Çağdaş Dönemde Performans Sanatı 2

Fear Eats the Soul, Rirkrit Tiravanija, New York, 2011. Taylandlı bir aileden Buenos Aires’te doğan, Tayland, Etiyopya ve Kanada’da büyüyen, zamanını New York, Berlin ve Bangkok’ta ve Chiang Mai’de geçiren, Columbia Üniversitesi’nde öğretim üyesi olan Rirkrit Tiravanija’nın (1961-) sanatının özünü, izleyici ile paylaşmak için yaratılmış (yemek yeme, yemek pişirme, okuma, müzik dinleme, film izleme gibi amaçlara hizmet eden) ortamlar yaratmak; bu ortamlar için mekan hazırlamak oluşturuyor.  Sanatçı, izleyici kavramını yok ederek, izleyicileri birer katılımcıya dönüştüren performans örnekleri veriyor. Fotoğraf:artobserved.com

Fear Eats the Soul, Rirkrit Tiravanija, New York, 2011.
Taylandlı bir aileden Buenos Aires’te doğan, Tayland, Etiyopya ve Kanada’da büyüyen, zamanını New York, Berlin ve Bangkok’ta ve Chiang Mai’de geçiren, Columbia Üniversitesi’nde öğretim üyesi olan Rirkrit Tiravanija’nın (1961-) sanatının özünü, izleyici ile paylaşmak için yaratılmış (yemek yeme, yemek pişirme, okuma, müzik dinleme, film izleme gibi amaçlara hizmet eden) ortamlar yaratmak; bu ortamlar için mekan hazırlamak oluşturuyor. Sanatçı, izleyici kavramını yok ederek, izleyicileri birer katılımcıya dönüştüren performans örnekleri veriyor.
Fotoğraf:artobserved.com

  • Marina Abramovic (1946-), 1960’larda ortaya çıkan Vücut Sanatı akımının temsilcilerinden. Sanatçı, bugüne kadar düzenlediği Performanslarda kendini parçalara ayırdı, kırbaçladı, buz kütleleri üzerinde vücudunu dondurdu, hatta bir seferinde ölüm tehlikesi atlattı.
Sanatçı Aramızda, Marina Abramovic, 2010. New York’taki Modern Museum of Art’ta (MoMA) her gün halka açık olarak gerçekleştirilen bu Performans üç aydan fazla devam etti. Abramovic, avlunun ortasına yerleştirilen küçük, ahşap bir masaya oturmuştu; yüzünde kayıtsız bir ifade vardı. Ziyaretçilerden arzu eden sanatçının karşısına oturuyordu. Sessizce, yüz yüze bakışıyor, bu sırada gelişen çeşitli duyguları anlatmaları bekleniyordu. Bazıları sanatçının sessizliğini bir meydan okuma, kışkırtıcı bir tavır olarak görüyor; bazıları performansın altında derin bir keder algılayıp ağlamaya başlıyordu. Abramovic’in karşısına oturanlardan biri de Lady Gaga oldu. Abramovic’e göre, normal şartlarda müzeye gitmeyen, Performans Sanatı hakkında hiçbir şey bilmeyen, bu sanata önem vermeyenler bile Lady Gaga’dan ötürü izlemeye geldiler. Facebook’ta Marina ile Oturmak adlı bir sayfa açıldı. Bu süre boyunca sayfanın bir milyona yakın ziyaretçisi oldu. Fiziksel ve zihinsel sınırları zorlayan çalışmaları ile tanınan Abramovic, 2005 yılında Joseph Beuys’un 1965 tarihli Ölü Bir Tavşana Resimler Nasıl Anlatılır? Performansını yorumlamıştı. Abramovic, Beuys’tan başka da pek çok sanatçının gerçekleştirdiği ikonik performansları yeniden yorumladı. Abramovic 1976’da Alman sanatçı Ulay ile tanışmış ve on yıldan uzun bir süre birlikte çalışmışlardı. Marina Abramovic’in büyük aşkı Ulay’dan ayrılması da bir Performans ile gerçekleşti. Doksan gün süren bir Performans ile Çin Seddi’nde ayrıldılar. 1988 yılında Aşıklar adlı performanslarında Marina ve Ulay Çin Seddi boyunca üç ay yürümüştü. Bu yürüyüş onların ayrılığını temsil ediyordu. Tekrar birbirlerini görmeleri de Abramovic’in Sanatçı Aramızda adlı Performansında yirmi küsur yıl sonra gerçekleşti. Fotoğraf:www.popmatters.com

Sanatçı Aramızda, Marina Abramovic, 2010.
New York’taki Modern Museum of Art’ta (MoMA) her gün halka açık olarak gerçekleştirilen bu Performans üç aydan fazla devam etti. Abramovic, avlunun ortasına yerleştirilen küçük, ahşap bir masaya oturmuştu; yüzünde kayıtsız bir ifade vardı. Ziyaretçilerden arzu eden sanatçının karşısına oturuyordu. Sessizce, yüz yüze bakışıyor, bu sırada gelişen çeşitli duyguları anlatmaları bekleniyordu. Bazıları sanatçının sessizliğini bir meydan okuma, kışkırtıcı bir tavır olarak görüyor; bazıları performansın altında derin bir keder algılayıp ağlamaya başlıyordu. Abramovic’in karşısına oturanlardan biri de Lady Gaga oldu. Abramovic’e göre, normal şartlarda müzeye gitmeyen, Performans Sanatı hakkında hiçbir şey bilmeyen, bu sanata önem vermeyenler bile Lady Gaga’dan ötürü izlemeye geldiler. Facebook’ta Marina ile Oturmak adlı bir sayfa açıldı. Bu süre boyunca sayfanın bir milyona yakın ziyaretçisi oldu.
Fiziksel ve zihinsel sınırları zorlayan çalışmaları ile tanınan Abramovic, 2005 yılında Joseph Beuys’un 1965 tarihli Ölü Bir Tavşana Resimler Nasıl Anlatılır? Performansını yorumlamıştı. Abramovic, Beuys’tan başka da pek çok sanatçının gerçekleştirdiği ikonik performansları yeniden yorumladı.
Abramovic 1976’da Alman sanatçı Ulay ile tanışmış ve on yıldan uzun bir süre birlikte çalışmışlardı. Marina Abramovic’in büyük aşkı Ulay’dan ayrılması da bir Performans ile gerçekleşti. Doksan gün süren bir Performans ile Çin Seddi’nde ayrıldılar. 1988 yılında Aşıklar adlı performanslarında Marina ve Ulay Çin Seddi boyunca üç ay yürümüştü. Bu yürüyüş onların ayrılığını temsil ediyordu. Tekrar birbirlerini görmeleri de Abramovic’in Sanatçı Aramızda adlı Performansında yirmi küsur yıl sonra gerçekleşti.
Fotoğraf:www.popmatters.com

 

 

Çağdaş Sanata Varış 199| Yeni Dışavurumculuk 2 Almanya’da Yeni Dışavurumculuk

  • Yeni Dışavurumculuk, 20. yüzyılın ilk yarısında etkili olmuş Alman Dışavurumculuğu ile ilişkilendirildiği için akıma Almanya’da Yeni Fovizm, Yeni Vahşiler adı da verilmiştir. Alman Yeni Dışavurumculuk’u, Die Brücke’nin koyu Dışavurumcu renkleri ile Der Blaue Reiter’in daha lirik tonlarını harmanlamaktaydı.
  • Almanya’da sergilenen yoğun, ham, şiddetli dışavurumculuk ile primitif çağrışımlı ögelere yer verilmiş, Nazilerin dejenere sanat diye damgaladıkları Alman Dışavurumcuların mirasçısı oldukları gerekçesiyle Yeni Vahşiler olarak da adlandırılmışlardır.
  • Aslında, 1980’li yılların Alman Neo Ekspresyonist çalışmalarının önemli bir kısmı, Almanya’nın İkinci Dünya Savaşı sonrasındaki bölünmüş bir ülke olarak yaşanan sorunlu dönemiyle açık bir yüzleşme çağrısıdır.
  • İkinci Dünya Savaşı sonrası Alman sanatında, Alman kimliğine dair göstergelerin kullanımından kaçınılmıştı. Yeni Alman Dışavurumcuları, Joseph Beuys’un açtığı yolda giderek, ama resim sanatı aracılığıyla, kendi geçmişleri ile hesaplaşmayı ön planda tutmuşlardır.
  • Hukuk eğitimi gören, Horst Antes ve Joseph Beuys’dan sanat dersleri alan Anselm Kiefer (1945-), Kavramsal Sanat yaparak başladığı kariyerini ressam olarak sürdürmüştür. Doğal malzemeler de kullandığı dev boyutlu anıtsal resimlerinde Almanya’nın eski tarihine, uzak geçmişe yönelik mitolojisine ve Nazi dönemine ilişkin göndermelere yer veren Kiefer, simgeci bir tarihsel anlatı anlayışı sergilemiştir. Saman, kül, kan gibi malzemelerin kullanımı ile savaş, yıkım, soykırım gibi olgulara işaret etmiştir. Almanlığı ve Alman geçmişini anıtsallaştırdığı için eleştiri de almıştır. Resimlerinin koyu, karanlık atmosferi Almanya’ya yakılmış ağıt niteliğindedir. Kiefer, diğer Alman Yeni Dışavurumcuları içinde en karamsar vizyonu ortaya koyan sanatçıdır. Kiefer’in siyasal resimleri doğrudan Nazizm, Savaş, Alman kimliği ve ulus olma meselelerine eğilmekteydi. Kiefer, resimlerinde, toplumun kefareti ya da rehabilitasyonunun peşindedir: “Ne kadar geriye gider ve aşağıya inebilirseniz, o kadar ileri sıçrayabilirsiniz”, demiştir. Kiefer, “Avrupa’nın tarihi, Amerika’nın medyası vardır ve Amerikan sanatı hep kitle kültürü ile ilgili olmuştur” yorumunu yapmıştır.

Kiefer Çağdaş Dönemde fotoğraf üzerine akrilik, emülsiyon, yağ ve şellak (bir böceğin salgısı) kullanarak eserler vermeye devam etmektedir.

Wege der Weltweisheit: die Hermanns-Schlacht, Anselm Kiefer, 1978. Kiefer’den bir alıntı: “Heidegger gibi parlak bir zekanın Nazilere yakınlık duyması, toplumsal anlamda bu kadar sorumsuz olması nasıl olabilir? Céline’de de aynı sorun var: sefil bir Yahudi düşmanı ama harika bir yazar. Bir resmimde Heidegger’in beyninde büyüyen mantarımsı bir ur resmettim. Genel olarak düşüncelerdeki çelişikliği ifade etmek istiyorum. Çelişki, sanatımın ana temasıdır. Almanya kadar çelişkilerle dolu başka bir yer yoktur. Nietzsche ve Heine, Almanya’nın çelişkilerine yönelik duygularını, Almanya’ya duydukları nefretle ifade etmişlerdir. Ben de sanatımda tıpkı Heine gibi, hem Alman entelektüelliğini, hem Yahudi ahlakını aynı anda ifade etmek istiyorum. Sanatın sorumluluk alması gerektiğine, ama bunu yaparken sanat olmaktan çıkmaması gerektiğine inanıyorum. Minimalizm kadar saf bir sanatın içeriğe zarar verdiğini düşünüyorum. Sanatın mutlaka bir içeriği olmalıdır. Benim sanatımın içeriği çağdaş olmayabilir ama politik ve eylemcidir. Bence sanat, sanatın dışındaki olgulara tepki verdiğinde en iyiye ulaşır.” Fotoğraf:art.db.com

Wege der Weltweisheit: die Hermanns-Schlacht, Anselm Kiefer, 1978.
Kiefer’den bir alıntı: “Heidegger gibi parlak bir zekanın Nazilere yakınlık duyması, toplumsal anlamda bu kadar sorumsuz olması nasıl olabilir? Céline’de de aynı sorun var: sefil bir Yahudi düşmanı ama harika bir yazar. Bir resmimde Heidegger’in beyninde büyüyen mantarımsı bir ur resmettim. Genel olarak düşüncelerdeki çelişikliği ifade etmek istiyorum. Çelişki, sanatımın ana temasıdır. Almanya kadar çelişkilerle dolu başka bir yer yoktur. Nietzsche ve Heine, Almanya’nın çelişkilerine yönelik duygularını, Almanya’ya duydukları nefretle ifade etmişlerdir. Ben de sanatımda tıpkı Heine gibi, hem Alman entelektüelliğini, hem Yahudi ahlakını aynı anda ifade etmek istiyorum. Sanatın sorumluluk alması gerektiğine, ama bunu yaparken sanat olmaktan çıkmaması gerektiğine inanıyorum. Minimalizm kadar saf bir sanatın içeriğe zarar verdiğini düşünüyorum. Sanatın mutlaka bir içeriği olmalıdır. Benim sanatımın içeriği çağdaş olmayabilir ama politik ve eylemcidir. Bence sanat, sanatın dışındaki olgulara tepki verdiğinde en iyiye ulaşır.”
Fotoğraf:art.db.com

  • Alman ressam ve heykeltıraş Georg Baselitz (1938-), Doğu Berlin’de başladığı eğitimine Batı’da devam etmiş, Berlin’de eğitimcilik de yapmıştır. Gençlik döneminde yaptığı şiddet ve cinsel içerikli eserleri arasında sansürlenenler, polis tarafından el konanlar olmuştur. 1969 yılında imgeleri tersyüz ederek yapmaya başladığı tepetaklak resimleri ile tepetaklak olmuş bir dünya çağrışımı vermek ve dikkati konudan çok tuval yüzeyindeki ham, dışavurumcu enerjiye çekmeyi amaçlamıştır.
Der Brückechor (The Brücke Chorus), Georg Baselitz, 1983. “Resimlerimin anlamdan ve çağrışımlardan bağımsız olması için standart motifleri tepetaklak resmetmeye başladım. Bu şekilde resmetme, içeriğin yorumlanmasını engelliyor. İnancım odur ki, resim yapacaksan, önemli bir nedenin, önemli bir yaklaşımın, önemli bir amacın olması gerekir.” Fotoğraf:www.saatchigallery.com

Der Brückechor (The Brücke Chorus), Georg Baselitz, 1983.
“Resimlerimin anlamdan ve çağrışımlardan bağımsız olması için standart motifleri tepetaklak resmetmeye başladım. Bu şekilde resmetme, içeriğin yorumlanmasını engelliyor. İnancım odur ki, resim yapacaksan, önemli bir nedenin, önemli bir yaklaşımın, önemli bir amacın olması gerekir.”
Fotoğraf:www.saatchigallery.com

  • Gerhard Richter (1932-) ve Sigmar Polke (1941-), 1960’larda Pop Sanat’a ilgi duymuş, 1970’lerden 1980’lere uzanan süreçte parodi kullanmışlardır.
  • Soyut Dışavurumcu tavrı kavramsallıkla ve Pop Sanat ögeleriyle harmanlayan Polke’nin resimleri, Modernizm’in bir tür ironik yorumudur.
  • Gerhard Richter’inresimleri, Geometrik Soyutlamadan Soyut Dışavurumculuğa, Foto Gerçekçilikten tek renkli resimlere uzanan bir üslupsal çeşitlilik gösterir. Zaman zaman siyasi boyutlu simgesel ögeler de kullanmıştır.

 

Çağdaş Sanata Varış 197| Performans Sanatı 3 Joseph Beuys, Carolee Schneemann, Marina Abramoviç

  • Deneysel, sıra dışı, yerleşik anlayışa karşı çıkan eserleriyle tanınan heykeltıraş ve performans sanatçısı Joseph Beuys (1921-1986), sanatı sosyal bir olgu, bir değişim dinamiği, bir devinim çabası olarak algılamıştır.
  • Beuys, birer ritüele dönüştürdüğü çeşitli performanslarında, sanatın bir süreç olduğu düşüncesini yansıtmıştır. Verdiği derslerini ve konferanslarını da birer sanat eylemi olarak düşünmüştür.
  • 1962 yılında Fluxus hareketinin üyesi olan Beuys, sanatı toplumsal ideallerini dile getirebileceği bir alan olarak görmüştür.
  • Fluxus ve Happening gibi eylemci sanatların katılımcılık yönündeki ısrarı ile demokrasinin gerçek anlamda işlerlik kazandığını öne sürmüştür.
Ölü Bir Tavşana Yapıtlar Nasıl Anlatılır,  Joseph Beuys, Düsseldorf, 1965. Beuys bu performansında ölü bir tavşana sanat anlatmanın, uygarlaşmış insana dert anlatmaktan daha kolay olduğunu ima ediyor. Fotoğraf:sanatatak.com

Ölü Bir Tavşana Yapıtlar Nasıl Anlatılır, Joseph Beuys, Düsseldorf, 1965.
Beuys bu performansında ölü bir tavşana sanat anlatmanın, uygarlaşmış insana dert anlatmaktan daha kolay olduğunu ima ediyor.
Fotoğraf:sanatatak.com

  • Beuys, Fluxus performanslarının anlık etkisinin çok ötesine uzanan Ölü Bir Tavşana Resimler Nasıl Anlatılır (1965) ve Amerika Beni Seviyor Ben De Amerika’yı (1974) gibi performansları ile yeni sanat anlayışının bireye, topluma ve doğaya yönelik duyarlılığını ifade etmiştir.
  • Beuys’un sanatı 1968 olaylarından sonra giderek daha politik bir kimlik kazanmıştır.
  • Almanya’da Yeşiller Partisi üyesi olan Beuys’un ortaya attığı sosyal heykel kavramı, daha iyi bir toplumsal yapının şekillendirilebileceği düşüncesinden hareket etmiştir.
  • 1972 yılında Berlin’de çöpçülere yardım etmek için sokakları süpürmesi gibi performansları ile sanatı, toplumsal dönüşüme yönelik bir araç olarak kullanmıştır. 1973 yılında yazdığı bir makalesinde kötü bir sosyal sistemin baskılayıcı unsurlarını çözmenin, yalnızca sanatla mümkün olduğunu yazmıştır.
  • Beuys, 1970’li ve 1980’li yıllarda Avrupa’da Avangard sanatın başlıca temsilcilerinden biri olmuştur.
  • Beuys, 1974 yılında Almanya’dan ABD’ye gitti. Havaalanında bir ambulans onu bekliyordu. Keçeye sarılı Beuys, ambulansla galeriye gitti. Galeride parmaklıkların arkasındaki çakalın yanına üzerinde keçe, elinde eldiven ve bastonla girdi. Samanla kaplı yerde üç gün boyunca sekizer saat çakalla birlikte oldu. Üçüncü günün sonunda Beuys, çakalla dost olmuştu. Ambulans onu havaalanına götürdü, Beuys Almanya’ya döndü.
  • Mitoman (yalan söyleme hastası) olduğu söylenen Beuys, İkinci Dünya Savaşı’nda uçağının Kırım Tatarları bölgesine düştüğünü; Tatarların kemikleri kırılmış olan Beuys’u iç yağı ile ovup, keçeye sararak iyileştirdiklerini; gerek bu yöntemin gerekse sanatın başlangıçta bir Şaman eylemi olduğunu belirtmiş, bu verileri performanslarında kullanmıştı.
  • Beuys, 7000 çınar ağacının dikilmesi gibi projelere de katıldı.
  • Enstalasyon ve Performans, izleyicileri daha açık yanıtlara teşvik ettikleri için ilişkisel sanat formlarıdır.
  • Kavramsal Sanat/Feminist Sanat bahsinde söz ettiğimiz Carolee Schneemann (1939-), Interior Scroll adlıçalışmasını ilk olarak 1975 yılında New York’ta sergiledi. Çoğunluğu kadın sanatçılardan oluşan bir izleyici kitlesi karşısında, çıplak vücudu fırça darbeleriyle boyanmış halde izleyicilere kitap okudu. Daha sonra kitabı bir kenara bırakarak vajinasından bir kağıt çıkardı ve yüksek sesle okudu. Yılanların sembolizmi ile antik kültürlerdeki yer tanrıçalarıyla bağlantıları hakkındaki araştırmasıyla ilgili metin, feminist fikirleri işliyordu. Araştırmasında, geleneksel fallik yılan sembolizminin, kadın cinsel organı ile ilişkilendirildiği sonucuna ulaşmıştı.
  • Performanslarda kadın sanatçıların kendi bedenlerine uyguladıkları şiddet, kadınların maruz kaldığı toplumsal baskı ve şiddetin bir metaforudur.
Marina Abramoviç ve Ulay, Saç Yapıtı, 1978. Saç Yapıtı’nda bile, yedi ya da on saatten sonra saçla olan o bağlantı formel olarak vardır, aynı şeyi yapan iki beden vardır ama olayın içinde farklı deneyimler söz konusudur. Fotoğraf:sanatkaravani.com

Marina Abramoviç ve Ulay, Saç Yapıtı, 1978.
Saç Yapıtı’nda bile, yedi ya da on saatten sonra saçla olan o bağlantı formel olarak vardır, aynı şeyi yapan iki beden vardır ama olayın içinde farklı deneyimler söz konusudur.
Fotoğraf:sanatkaravani.com

  • Sırp performans sanatçısı Marina Abramoviç (1946-), 1970’lerden itibaren insan bedeninin ve aklının dayanıklılık sınırlarını irdeleyen performansları ile tanınmıştır. İlk dönem performanslarının büyük bölümünü 1976’da tanıştığı partneri Alman sanatçı Ulay (1943-) ile birlikte gerçekleştiren Abramoviç, sanatçı kimliği ve egosu üzerine odaklanan bu dönem performanslarının ardından 1988’de Ulay’dan ayrılarak bireysel performanslar yapmayı sürdürmüştür. Sanatçılar birlikte yaşayıp, birlikte çalışmışlar; yaşadıkları yerleri terk ederek göçmen gibi yaşamaya başlamışlardır. Sürekli hareket halinde olmanın getireceği yoğunluğu tecrübe etmeyi amaçlamışlardır.
  • Abramoviç performansın evrelerini şöyle sıralamıştır: “Önce bir fikir geliştirilir, hazırlıklara başlanır, mekan bulunur, teknik koşullar nedir öğrenilir, performansı kaydetme olanakları araştırılır. Belli bir zaman ve mekanda karar kılındığında, kendi tasarımın olan o zihinsel ve fiziksel kurgunun içine girerek, performansa başlanır. O rasyonel başlangıçtan sonra öyle bir an gelir ki, yapıtın kendisiyle özdeşleşmeye başlarsınız, yapıtın kavramıyla tam anlamıyla bir özdeşleşme söz konusu olur, rasyonel kontrolü, bilinci yavaş yavaş yitirmeye başlarsınız. Bazen sonuna doğru neler olduğunu hatırlamazsınız. Performansın en önemli evresi olan bilincin yitirilmesi anında, kendi sınırlarınla yüzleşmeye başlarsın. Doğaçlama yapmak mümkündür. Ulay ile ikimiz için daima farklı bir süreç olmuştur, tamamen kişisel bir süreç yaşamış oluruz. Performanstan sonra kendimizi bomboş hissederiz, sanki hiçbir duygu kalmamıştır. Sonra videoyu, fotoğrafları görürüz ama hiçbir belge size o anda yaşananı veremez. Belgeleme sırasında o yoğunluk kaybolmuştur, elinizde anısından başka hiçbir şey kalmamıştır.”

Abramoviç’in çağdaş dönemde gerçekleştirdiği performansları ise Çağdaş Sanat bölümünde paylaşacağız.

Çağdaş Sanata Varış 193| Performans Sanatı’nın Öncülleri 1

  • “Hiçbir şey yoktan var olmaz” prensibi her konu için geçerli bir önermedir. Performans Sanatı’nın köklerine baktığımızda da bunu görüyoruz.
  • Başkaldırının ve deneyciliğin tarihi boyunca Performans Sanatı , Fütürizm, Rus Devrimi deneysel tiyatrosu, Dadacılık, Sürrealizm, Bauhaus, Cage ve Cunningham, Happeningler, Anna Halprin  ve yeni dans, Yves Klein, Piero Manzoni, Joseph Beuys, Beden Sanatı, Norman Bluhm (1920–1999) ve Frank O’Hara’nın (1926–1966) şiir-resimlerinin mirasçısı olmuştur.
  • Daha da geriye gidersek, Klasik dönemin müzisyenleri, mimcileri, jonglörleri, ip cambazlarını; Ortaçağ’ın müzik adamları trubadurları, şairleri, acı çekme oyunlarını, zafer alaylarını; 1490’da da Vinci, 1638’de Bernini tarafından tasarlanan saray gösterilerini; 17. yüzyıl sonunda Londra ve Paris’teki meşhur sirkler ve fuarlardan bahsedebiliriz. 1970’lerde sirk bir yeniden doğuş yaşamış, yeni sirk, hem tarihsel hem de sanatsal açıdan Performans Sanatı’nın doğuşu ile yakından ilişkili olmuştur. Pazar yeri, sirk gibi geniş halk kitlelerinin bir araya geldikleri yerler geleneksel olarak performanslar için en çok tercih edilen yerler olmuştur. Bu performansların bir kısmı avangard, bir kısmı oldukça gelenekseldir. 19. yüzyılın başında Amerika’da zenci icracılarla başlayan siyah maske toplulukları minstreller ve vodvillerden de söz etmemiz gerekir. ABD’de teatral yönelim, formel ya da yazınsal dram değil, icracının baskın figür olduğu enformel tiyatroya olmuştur. Dickens ve Twain halka açık okumalar yapmışlar, solo monologcular ABD’de gözde olmuşlardır. Bu gelenek, Performans Sanatı içinde de sürdürülmüştür. 19. yüzyılın sonlarına doğru gelişen kabare, popüler formları yeni biçimlerle kullanması, eklektizmi ile 20. yüzyıl Performans Sanatı ’ndaki yeniliklerin başlangıcı olmuş, performans dinamiğini diğer bütün avangard hareketlerden daha fazla etkilemiştir. Isadora Duncan’ın (1877-1927) dansı da, deneysel performansın gelişimine önemli katkılarda bulunmuştur.
  • Ancak bunların hiçbiri Performans Sanatı’nın yaptığı gibi, sanatçının fiziksel performansını asıl meselesi haline getirmemiştir.
Ünlü ip cambazı Madam Saqui (1786-1861). 18. yüzyılın sonunda Paris’te cambazlık ve ip cambazlığının tiyatrolarda bulunması zorunluydu. Fotoğraf:nl.wikipedia.org

Ünlü ip cambazı Madam Saqui (1786-1861). 18. yüzyılın sonunda Paris’te cambazlık ve ip cambazlığının tiyatrolarda bulunması zorunluydu.
Fotoğraf:nl.wikipedia.org

  • Varyete Tiyatrosu, belli bir geleneğe, ustaya, kurala bağlı olmayışı; bir giriş-gelişme-sonuç izlemeyen; izleyicinin pasif konumuna müdahale eden yapısı ile Performans Sanatı’nın köklerinden biridir.
  • Varyete Tiyatrosu’nun prensipleri Fütüristler için de ideal bir model olmuştur.
  • Performans Sanatı’nın birden çok formu barındıran karakteri, 20. yüzyıl başlarındaki avangard hareketlerle ilişkilendirilir çünkü amaçlar paraleldir. Erken dönem avangard hareketlerin doğası, içerik yerine biçime, konudan ziyade estetik etkiye önem veren kurallara meydan okumayı amaçlar ve bu, Performans Sanatı’nın da ruhunu oluşturur.
  • Daha 1913 yılında, tramvayların, motor patlamalarının, trenlerin ve kalabalık sokakların seslerine benzer sesleri çıkaran çeşitli aletler tasarlayan Luigi Russolo’nun (1885-1947) gürültü müziği olarak adlandırılan ses performansları; gürültü müziğine eşlik eden mekanik hareketli koreografiler Performansın erken örnekleri arasındadır.
Luigi Russolo, Corale Classic Industrial Noise Experimental Music, 1921. Russolo’nun deneysel müziğini dinlemek isteyenler aşağıdaki adresi kullanabilir. Fotoğraf:www.youtube.com

Luigi Russolo, Corale Classic Industrial Noise Experimental Music, 1921. Russolo’nun deneysel müziğini dinlemek isteyenler aşağıdaki adresi kullanabilir.
Fotoğraf:www.youtube.com

 

 

Çağdaş Sanata Varış 187| Sanatta Zaman Kavramı Süreç Sanatı

  • Fluxus akımını anlatırken bahsettiğimiz performans sanatçısı, heykeltıraş, yerleştirme sanatçısı, sanat kuramcısı, grafiker ve sanat pedagogu Alman Joseph Beuys (1921-1986), Süreç Sanatı’nın da öncülerindendir. Birçok yapıtında kullandığı malzemeler üzerinde kimyasal reaksiyonlar, renk değişimleri, çürüme, kuruma gibi çeşitli fiziksel süreçler ile “süreçselliği” simgelemiştir.
  • Terim, 1960-70 yıllarında, kömür, iç yağı, çelik, keçe, ot, süt ve çok çeşitli malzeme ile gerçekleştirilmiş, öncelikle yapım sürecini ve yapıtın oluşumu sırasında geçen evreleri göstermeye yönelik çalışmaları tanımlar.
  • Örneklerde çoğu kez malzemenin organik, canlı yönü vurgulanır, süreç görselleştirmek istenir.
  • Kavramsal Sanat ile Süreç Sanatı arasındaki sınır çok yakındır, bazen tümüyle ortadan kalkar.
Today Series, On Kawara (1933-2014), 1966 – 2014. Sanatçı günün tarihini rakamlarla betimleyen bir tuval yaparak zamanı görselleştirmiş, geleneksel bir aracı zamanın nesnelleştirmek için kullanmıştır. Fotoğraf:www.phaidon.com

Today Series, On Kawara (1933-2014), 1966 – 2014.
Sanatçı günün tarihini rakamlarla betimleyen bir tuval yaparak zamanı görselleştirmiş, geleneksel bir aracı zamanın nesnelleştirmek için kullanmıştır.
Fotoğraf:www.phaidon.com

Duration Pieces No. 5, Douglas Huebler (1924-1997), 1969. ABD’li sanatçı hazırladığı bu seride zamanı etkin bir öge olarak kullanmıştır. Serinin yukarıda resmi bulunan parçası, New York, Central Park’ta çekilmiş. Huebler, parkta yürürken on dakikada on siyah-beyaz kare çekmiş. Deklanşöre basışını, bir kuş öttüğü veya bir ses duyduğu anda yapmış ve sesin geldiği yöne objektifi çevirmiş. Sanatçı bir başka eserinde bir paketi postaya vermiş ve paketin gideceği uzun yolu harita üzerinde işaretlemiş. Bu çalışma aynı zamanda Mail Art, Posta Sanatı kapsamında da değerlendirilebilir. Zaten pek çok kavramsal sanatçı çeşitli sanatsal eğilimlerin sunduğu olanaklardan yararlanmıştır. Fotoğraf:www.museumofnewmexico.org

Duration Pieces No. 5, Douglas Huebler (1924-1997), 1969.
ABD’li sanatçı hazırladığı bu seride zamanı etkin bir öge olarak kullanmıştır. Serinin yukarıda resmi bulunan parçası, New York, Central Park’ta çekilmiş. Huebler, parkta yürürken on dakikada on siyah-beyaz kare çekmiş. Deklanşöre basışını, bir kuş öttüğü veya bir ses duyduğu anda yapmış ve sesin geldiği yöne objektifi çevirmiş.
Sanatçı bir başka eserinde bir paketi postaya vermiş ve paketin gideceği uzun yolu harita üzerinde işaretlemiş. Bu çalışma aynı zamanda Mail Art, Posta Sanatı kapsamında da değerlendirilebilir. Zaten pek çok kavramsal sanatçı çeşitli sanatsal eğilimlerin sunduğu olanaklardan yararlanmıştır.
Fotoğraf:www.museumofnewmexico.org

“Eski resim formüllerini, geleneksel sanat görüşünü arkamda bırakmak için tuvalde bir delik açıyorum ve hem sembolik anlamda hem de somut olarak, durağan yüzeyin zindanından kaçıyorum” diyen Lucio Fontana (1899-1968) ile Belçikalı sanatçı Jef Verheyen (1932-1984), 1962 yılında tuhaf bir mekanda bulunuyorlar. Fontana elindeki aletle Verheyen’in tuvalinin üstüne delikler açıyor. İşini yaklaşık 10 saniyede bitiriyor. Bu bir sanat eserinin yapılış, meydana geliş sürecini gösteriyor. Sanatçıya göre iş, tuvalde kalan izler değil, tuvale bu izlerin yapıldığı süreç. Fotoğraf:news.artnet.com

“Eski resim formüllerini, geleneksel sanat görüşünü arkamda bırakmak için tuvalde bir delik açıyorum ve hem sembolik anlamda hem de somut olarak, durağan yüzeyin zindanından kaçıyorum” diyen Lucio Fontana (1899-1968) ile Belçikalı sanatçı Jef Verheyen (1932-1984), 1962 yılında tuhaf bir mekanda bulunuyorlar. Fontana elindeki aletle Verheyen’in tuvalinin üstüne delikler açıyor. İşini yaklaşık 10 saniyede bitiriyor. Bu bir sanat eserinin yapılış, meydana geliş sürecini gösteriyor. Sanatçıya göre iş, tuvalde kalan izler değil, tuvale bu izlerin yapıldığı süreç.
Fotoğraf:news.artnet.com