Etiket arşivi: Jorge Luis Borges

Büyülü Gerçekçilik

  • Gerçeküstücülük’te anlam, ussallık dışı olandadır. Büyülü/Fantastik Gerçekçilik’te anlam, katmanlı düzlemlerde fantastik ögeler ve imgelerin metin içinde yoğrulmasıyla oluşur.
  • Büyülü Gerçekçilik terimi ilk olarak 1920’lerde Almanya’da gerçeküstü görüntüler resmeden sanatçılar için kullanılmış.
  • Latin Amerikalı yazarların yerli kültüründen gelen fantastik ögeleri, mitolojiyi, yani sözlü geleneği gerçekçi bir kurguyla bir araya getirmeleri olarak tanımlanır.
  • Büyülü Gerçekçilik, dili büyüye dönüştürürken, insanı ve anlattığı gerçekliği de büyüleyen bir yaratma gücüdür.
  • Meksikalı yazar Juan Rulfo (1917-1986) ve Arjantinli Jorge Luis Borges (1899-1986) Büyülü Gerçekçilik’in babaları olarak kabul edilirler.
  • Gabriel Garcia Marquez (1927-2014), Büyülü Gerçekçilik’in mitlerden, büyüden, doğanın yarattığı sıra dışı olaylardan, Latin Amerika’nın biricik yaşam biçiminden ve Avrupa gerçekçiliğinin gereksiz görüp dışladığı deneyimlerden oluştuğunu söyler.
  • Büyülü Gerçekçilik hep coşkuludur, acılardan grotesk tuhaflıklar ya da mizah çıkarır.
  • İtici gücü anlatım biçimidir. Gerçekle örtüşmesi olanaksız olanı dışa vurur.
  • Genelde Latin Amerika’nın günlük hayatındaki fantastiği açığa çıkarır.
  • Büyülü Gerçekçilik, Latin Amerikalı yazarların anlatım biçimini tam olarak niteleyen bir terim olduğu gibi, Kafka, Boris Vian, Gunter Grass, John Fowles gibi Batılı yazarları da kapsar.
  • Son Masallar kitabıyla Bilge Karasu, Yanık Saraylar adlı eseriyle Sevim Burak, Onat Kutlar, Nazlı Eray da Büyülü Gerçekçi eserler veren yazarlarımız arasında yer alırlar.
  • Faruk Duman, Onat Kutlar ile Juan Rulfo’nun kendi ülkelerindeki yerleri arasında benzerlik görür.
  • Fantastik Gerçekçiler, gerçekçi olanı açıklanamaz olanla, düşlerin ve peri masallarının mitolojik mantığını sıradan düşünceyle birleştirerek logos hegemonyasına meydan okumaktadırlar.

Yararlanılan Kaynaklar

  • Söyle, Öldürmesinler Beni; Faruk Duman; Cumhuriyet Kitap Sayı 832.
  • Çevirmenin Gözünden G. G. Marquez, İnci Kut, Cumhuriyet Kitap 803.
  • Büyü Bunun Gerçekliğinde, Semih Gümüş, Radikal Kitap, 13 Mayıs 2005.
  • Sevgiden Öte Sürekli Ölüm, Füsun Akatlı, Yeni Yayınlar, 1980.
  • Klasiğimiz, Marquez; Semih Gümüş, Milliyet Sanat.
  • Mitlerin Kısa Tarihi, Karen Armstrong, Merkez Kitaplar, 2005.

 

 

Okuma Alışkanlığı

  • İskenderiye Kütüphanesi’nde (MÖ 3. yüzyıl) 700.000 parşömen tomarı olduğu söylenir.
  • Fransa Kralı I. François (1494-1547) birikimli bir soyluydu. Avcı ve sporcu olmasının yanı sıra şair, estet, bibliyofil ve koleksiyonerdi. Sarayın kütüphanesine alınan kitapları önce o okurdu. Kütüphanesini bibliyofillerin kullanımına açması da bir öncülüktü. Leonardo da Vinci’yi Fransa’ya getirten de odur.
  • Emily Dickinson: “Goncalar ve kitaplar, hüznün tesellileri…”
  • Karl Marx (1818-1883) Londra’da sürgünde yaşarken her gün British Museum’un okuma odasına gider, akşam yediye kadar çalışırdı.
  • Çocuklar için Birkenau temerküz kampının 8 kitaplık gizli bir kütüphanesi vardı.
  • Jorge Luis Borges’in kitap raflarında 5.000 cilt kitap olduğu biliniyor.
  • Susan Sontag, Borges’e yazdığı mektupta “Kimileri kitap okumayı sadece bir kaçış olarak görür: Gerçek dünyadan hayali bir dünyaya, kitapların dünyasına bir kaçış. Oysa kitaplar çok daha fazlasıdır. Onlar, tamamıyla insan olmamızın bir yoludur” diyordu. Sontag’ın New York’taki dairesinde “özlemler arşivim” diye adlandırdığı sekiz bin kitaplık bir kütüphanesi vardı.
Eligée I, Jacques Lebescond, bronz, Contemporary İstanbul 2015. Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

Eligée I, Jacques Lebescond, bronz, Contemporary İstanbul 2015.
Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

  • Okumayı üç yaşında öğrenen Susan Sontag günde bir kitap okuduğunu yazmış. “Okumak benim eğlencem, kafa dağıtma yolum, beni her şeyden uzaklaştıran küçük bir uzay gemisi gibidir.”

 

 

Yararlanılan Kaynaklar

  • Kitap İçin…140, Selçuk Altun, Cumhuriyet Kitap, 4 Aralık, 2014.
  • Okumalar Okuması, Alberto Manguel, YKY, 2013.
  • Bilincin Kapısını Aralamak, Susan Sontag, Sel Yayıncılık, 2014.

 

Çağdaş Sanata Varış 156| Postmodern Edebiyat 5

  • Postmodern yazar ve sanatçı filozof konumundadır. Eseri önceden yerleşmiş kurallar tarafından yönetilmez. Bilinen kategorilerin yapıta uygulanmasıyla yargılanamaz. Yapıt o kural ve kategorileri “aramaktadır”.
  • Kaygı ve yabancılaşma gibi Modernist kavramların Postmodern’de yeri yoktur. Öznenin yabancılaşması yerini öznenin parçalanmasına bırakmıştır.
  • Yazar ve sanatçı sayısınca Postmodernizm tanımlanıyor. Öyle ki Postmodernizm, edebiyatta çeşitli tarzları anlatmak için kullanılan çok genel bir deyim haline gelmiştir.
  • Postmodern edebiyatın en önemli temsilcileri Umberto Eco (1932), John Berger (1926), Italo Calvino (1923-1985), Vladimir Nabokov (1899-1977), John Fowles (1926-2005), Thomas Pynchon (1937), Jorge Luis Borges (1899-1986), A. Robbe-Grillet (1922-2008), Paul Auster (1947), Truman Capote (1924-1984), Salman Rushdie (1947), Toni Morrison’dır (1931).
  • Postmodern edebiyat eserlerinde, evrensellik yerine her özne, her değer, tarihin belli bir dönemi içinde, sınırlı ele alınır. Tümel bakış yerine, kısmi özellikler yüceltilir. Yerel olan, kadınlar, azınlıklar, dış mahalleler, kendi bakış açılarından anlatılır.
  • Kahramanlar evrensel insanı değil, bazen toplumun ufak bir kesitini, bazen sadece kendilerini temsil ederler.
  • Postmodern romanda karmaşık anlatım, zamanı bölme, biçem karşıtlığı çok kullanılır.
  • Postmodern yaklaşımın özelliği sanatçıyı ya da yapıtı ortaya çıkarmaktan çok izleyiciyi ön plana almasıdır. İzleyici yapıtta ne görüyorsa yapıt odur. Okur da romanını kendi yazar.
  • Edebiyatta Postmodern yapıtlar, çoğunlukla yazın geleneklerini bozan, yazın sınırlarını zorlayan, gerçek/gerçek-dışı ayrımlarına girmeyen, edebiyat tarihinde “yazın metni” olarak algılanmayan bütün metin türlerini de “yazın metni” sayan durumdur.
  • Octavio Paz, Postmodern’i Latin Amerika’ya uymayan bir başka ithal proje olarak değerlendirmişti.
Fotoğraf:f4t1h89.wordpress.com

Fotoğraf:f4t1h89.wordpress.com

  • 1980’lerin başında ortaya çıkan Siberpunk, yakın bir gelecekte vuku bulacak distopik ortamları yansıtır. Yaygın temaları arasında bilgi teknolojilerindeki gelişmeler, İnternet, siber uzay, teknolojinin getirdiği olumsuzluklar ve sorunlar ile şirketlerin devletlerden daha etkin olduğu demokrasi ötesi toplumsal kontrol sistemleri sayılabilir. Ana karakterler isyankar anti kahramanlardır ve teknoloji ile mücadele içindedirler. Bilim kurgu kahramanları sorunları teknoloji vasıtasıyla çözerken Siberpunk kahramanları teknoloji ile ters düşerler.
  • Bazı Siberpunk eserlerde gerçek ile sanal gerçek arasındaki sınır bulanıktır.
  • Bazı bilimkurgu yapıtlarda totaliter sistemler sterilize, düzenli ve toplumcudur. Bazı bilimkurgularda ama neredeyse tüm Siberpunklarda totaliter sisteme karşı verilen savaş işlenir.
  • Siberpunk eserlerinde bilimkurgu eserlerinde olduğu gibi teknolojik ve geleceğe ait objeler veya terimler kullanılsa da Siberpunk akımını diğer bilimkurgu veya edebiyat akımlarından farklı kılan önemli bir özelliği günlük yaşama da yansımasıdır: Siberpunk, sinemada, modada, müzikte izler bırakmış bir alt kültürdür.
  • Bu türün yazarları arasında William Gibson, Bruce Sterling, Alfred Bester ve Pat Cadigan‘ı sayabiliriz.
  • 1982 yapımı Blade Runner filmi görsel Siberpunk türüne bir örnektir.
  • Dönemin ses getiren çizgi romanları Red, Akira (Manga), Outlanders ve V for Vendetta’dır.

 

Çağdaş Sanata Varış 155| Postmodern Edebiyat 4

  • 1955 yılında yayımlanan Vladimir Nabokov’un Lolita adlı eserinin ana karakteri güvenilmez anlatı konseptinin parlak bir örneğidir. Bu konsept daha sonra Postmodern edebiyatın çok önemli bir unsuru oldu. Eserin ana karakteri Humbert, anlatı boyunca okuyucuyu ikna edebilmek için gerçekleri eğip büker.
  • Mo Yan, İri Memeler Geniş Kalçalar adlı eserine 2009 yılında yazdığı önsözde, karakterin kaderinin yanlış okumalara ve tartışmaya çok açık olduğunu; en doğru olanın okuyucunun kendi görüşü olduğunu ve edebiyatın en büyük cazibelerinden birinin bu yanlış okumalar olduğunu söyler.
  • Postmodern romanın işlevi gerçekliği yansıtmak değildir. Romanın uydurma olduğunun altını çizer. Postmodern romanda, kurgusalla gerçek ayırt edilemez.
  • Postmodern yazar boşluklar, suskunluklar ile asıl gerçek olan değişkenliği, belirsizliği ve çeşitliliği aktarmak ister.
  • Roman türünün yerleşmiş konvansiyonlarını vurgulayıp parodisini yaparlar. Önsözle, eleştiriyle alay gibi.
  • Postmodernist yazar, sanatı bir tür oyun olarak görür. Yazar, kurgulama eylemini okura bir oyun gibi seyrettirir. “Oyun için oyun”, “kurgulama için kurgulama” yapılır. “Öykü, sizin de oynayabilmeniz için oynanan bir oyundur.” Daha önce Freud, sanatın, çocukluktaki oyunun yerini tuttuğunu söylemişti.
  • Postmodernist bir başka özellik de çerçeve sorunudur. Öykü içine öyküler yerleştirerek çerçeve kurma oyunları yapılır.
Fotoğraf: neolaki.net

Fotoğraf: neolaki.net

  • İç içe geçmiş karmaşık anlatımda kullanılan dil sade değildir, yerel sözcüklerle süslenmiştir. Toplumun farklı kesitleri, mimarideki gibi, pastiş yapıştırmalar gibi üst üste konarak sunulur. Pastiş, başka bir yapıtı ya da yapıtın bir parçasını başka bir bağlamda taklit etmektir.
  • Détournemet (sapma ve değiştirme), halihazırda mevcut bir eserin anlamlarını saptırmak, karıştırmak ya da orijinal anlamından çıkaracak şekilde değiştirmek anlamına gelir. Bu terim, kendileme, parodi ve pastiş dahil olmak üzere metinlerarasılığın çeşitli formlarıyla yakından ilişkilidir. Halihazırda mevcut bir eser üzerinde çalışması ve bilindik bir metni alışılmışın dışına çıkaran varyasyonlar yaparak içeriden değiştirmeyi denemek Postmodern bir girişimdir. Bu çeşit girişimler Çağdaş Dönem’de de devam etmiştir. ABD’li yazar Seth Grahame-Smith’in 2009 yılında yayımlanan Aşk ve Gurur ve Zombiler adlı romanı, Jane Austen’ın 1813 yılında yayımlanmış klasik eserinin zombi kurgusu ile karışımıdır. ABD’li bir başka yazar Ben H. Winters, 2009 yılında, Jane Austen’ın Akıl ve Tutku adlı romanından yola çıkarak Akıl ve Tutku ve Deniz Canavarları adlı parodi romanı; 2010 yılında ise Lev Tolstoy’un Anna Karenina adlı romanını robotlar dünyası ile karıştırarak Android Karenina adlı romanı yazmıştır. Klipleri yeniden düzenlemek için hazır yazılımların kullanılması, reklamlar üzerinde yapılan çalışmalar gibi edimler, bu yöntemin Çağdaş formlarıdır. Bu pratikler, kültür karıştırması (culture jamming) olarak da tanımlanır. Bütün temsiller kendilemeye açıktır.
  • Çeşitli dillere (Osmanlıca, Türkçe, Öz Türkçe), çeşitli üslup ve söylemlere (biyografi, ansiklopedi, günlük, şiir, tiyatro, mektup vs.) yer verilir. Belgesel ile fantastik karıştırılır, tarihsel roman yeniden canlandırılır. Teknolojinin dili de metinde yer alabilir.
  • Abartılı törenler, ödüllerle beslenen yapıtlar, çok satan listeleri 20. yüzyılın ikinci yarısından sonra çok gözde olmuştur.
  • Arjantinli yazar Jorge Luis Borges (1899-1986), Postmodernizm’in gözde yazarıdır. Borges, yazı yazan orijinal ve gerçek bir benlik olduğunu kabul etmez. Postmodern edebiyatta nasıl metinlerarası yazmaya ve okumaya alıştıysak, yazar da benlikler arası bir benliktir Borges’e göre ve yazar artık kendisini yazmak değil, kendisini icat etmek zorundadır. Borges’in çok kullandığı labirentler, aynalar, alegoriler, şaşırtmacalar, bilmeceler, mitolojiler, parodiler, aşırı incelik, züppelik, bilgiçlik, sahtelik…Postmodern edebiyatta çok kullanılır.
  • Postmodernliğin yarattığı eklektik ortam, bir sürü kurmaca benliği ve kimlik oyunlarını gündeme getirdi, kişisel anlatılar ve tanıklıklar romanın yerini almaya başladı.
  • Postmodern kimlik ve anlatı oyunlarında otobiyografi/özkurmaca türevlerine sıkça rastlanır. Yazarla aynı ismi taşıyan, aynı adreste oturan birçok roman kahramanı karşımıza çıkar. Özkurmaca Postmodernizm’den daha eskidir. Marcel Proust (1871-1922), Kayıp Zamanın İzinde romanıyla belki de ilk özkurmaca örneğini vermiş, kendi adını taşıyan bir karaktere, kendi hayatına çok benzer bir hayat yaşatmıştır. Oysa Fernando Pessoa (1888-1935), farklı isimlerle kendi kimliğini ortaya koymuşsa da bunu oyunbazlık için değil, varoluşsal bir huzursuzluğu ortaya koymak için yapmıştır.
  • “Ey okur” diye okuyucuya seslenmek, Postmodern bir edadır.

 

Mitos 5

  • 1800’lerde Alman romantikleri yeni bir mitolojinin üretimini gerekli gördüler. Schlegel, Hölderlin, Schelling ve Hegel bu düşünce için çabaladılar. Güzellik, mitoloji ve özgürlük arasındaki bağ ile ortaya çıkan bu mantık mitolojisi, evrensel iletişimi, insan ruhunun eksiksiz özgürlüğünü gerçekleştirmek gibi politik bir öneme de sahip olacaktı. Hegel 1821’de “Yeni bir mitolojiye ihtiyacımız var, ama bu aklın mitolojisi olmalı. O zaman insanlar daha akılcı olabilirler, felsefe de mitolojik olmalı, çünkü ancak o zaman filozoflar anlaşılır olabilir. Eğer fikirlere estetik, mitolojik bir biçim vermezsek insanların ilgisini çekemeyiz” demişti.
Ulysses ve Sirenler, Herbert James Draper, 1909.

Ulysses ve Sirenler, Herbert James Draper, 1909.

  • Arketip, Carl Gustave Jung’un (1875-1961) türettiği terimlerden biridir. Arketip, evrensel olarak tanınabilen bir imge ya da düşünce kalıbıdır. Arketip, yüzyıllar boyu süregelen bir anlatımdır. Tipik örnek, prototip, özgün örnek de denebilir.
  • Jung bütünüyle boş bir levhayla doğduğumuz kanısında değildi. İçkin arketipsel bir kalıpla doğduğumuzu söylemiştir.
  • Arketipler, kalıp ya da imgeler olup, maddi dünyada fiziksel varlıkları yoktur. İnsanlar, yaşadıkları kültüre bağlı olarak farklı arketipsel imgeler oluştururlar, ama arketipin kendisi aynı kalır. Arketiplerin hem olumlu hem olumsuz yönleri vardır: anne arketipi, besleyici tanrıçayı içerdiği gibi kendi çocuklarını yutan vahşi bir domuzu da içerir. Arketipler mitlerde motifler olarak belirirler.
  • Ortak temalar, birçok halkın mitlerinde ve kültürlerinde karşımıza çıkar. Her bireyin, kendi özel geçmişi vardır, ama hepimizde ortak olan, bireyin öğrenme yoluyla edinmediği, daha büyük bir resim de vardır. Jung, arketiplerin doğuştan bütün insanlarda mevcut olan ruhsal kalıplar olduğunu ve biliçdışında bulunduklarını ve gelişim sürecinde farklı arketiplerin birbirleriyle iletişime geçtiğini; arketipsel evreleri anlamanın,ruhun nasıl geliştiğini anlamamıza yardımcı olabileceğini düşünür.
  • Freud, Jung ve Adler mitoloji ile çok ilgilenmişler, teorilerinde mitolojiden çok yararlanmışlar, mitlere yeni yorumlar getirmişlerdi.
  • Jung, tarih boyunca bütün kültürlerde gördüğümüz mitin önemini güçlü bir şekilde vurguluyordu. Çünkü mit, izlemek durumunda olduğumuz evrim yolunu bize göstermede bir kılavuz işlevi görebilirdi.
  • Mitlerin içerdiği imgelerin birçoğu, Jung’un arketipler olarak adlandırdığı imgelerdir; bunlar imgeler ya da düşünme kalıplarıdır. Jung, bilinçten yükselen birçok sembolik iletinin de yapı olarak arketpsel olduğunu öne sürer.
  • Mitler, insanların ortak ruhsal süreçleri ve insan ruhunun yaşam boyu süren yolculuğunda nasıl geliştiğini anlamasına yardımcı olan hikayelerdi. Mitler, ruhu iyileştirir, çünkü mitler bizimle varlığımızın daha derin düzeyleri arasında bağlantı kurar; bize bir din deneyimi duygusu aktarırlar.
  • Jung, atalarının mitsel hakikatlerinden yoksun kalan ve doğadan kopan insanlarda, ego ile bilinçdışı arasında çok büyük boşluk oluştuğunu öne sürer.
  • Jung’a göre, mitler, arketiplerden doğar; arketipler, entelektüel olarak uydurulmuş şeyler değildir, hep vardırlar ve kolektif bilinçdışının parçasıdırlar, rüyalar yoluyla bireysel ruhta ortaya çıkarlar.
  • Jung, mitleri kolektif bilinçdışından gelen fikirlerin birer dışavurumu olarak görüyordu.
  • Bilinçten yükselen birçok sembolik iletinin yapı olarak arketipsel olduğu; Jung’un zengin bir anlama ulaşmak için mit, folklor ve dindeki sembolizmle olası bağlantıları incelediği bilinir.
  • Claude Lévi-Strauss (1908-2009), ilkçağın başından beri, insanların bilemeyeceği bir gerçeklik düzleminde, yanıldığını ve boşu boşuna olduğunu bilmesine rağmen, kafa yormanın hazzına karşı koyamadıkları için, sırf fikrinin peşine düşmek için, kaba ve bulanık da olsa, bir ön temsilin saf zihinsel spekülasyonunu sunabilmeye çalıştığını yazar. Ayrıca, insanların çok uzun süre beslendiği mitosların, muhayyile kaynaklarının sistemli ve asla nafile olmayan derin bir araştırması olduğunu; mitosların sıradan deneyimin saçma ya da çelişik olan, bambaşka bir ölçekte her çeşit yaratığı ya da olayı sahnelediğini; dünyanın ruhsal mimarisine kaydolan mitosların önerdikleri dünya imgelerinin bu dünyaya uygun ve onun veçhelerini sergileme yeteneğinde olduklarını söyler. 18. yüzyılda yaşamış Giambattista Vico’nun, mecazi dili düşüncenin temel bir kipi olarak görmeyi ve eskiden zannedildiğinin aksine mecazi dilin bizi gerçeklerden uzaklaştırmadığını, ona yaklaştırdığını söylemesini, insan bilimleriyle doğa bilimlerinin evriminin paralelliği tezine erken bir destek olarak sunar. Lévi-Strauss Strükturalist/Yapısalcı yaklaşımıyla, beyin yapısının değişmezliği gibi, insan düşüncelerinin de yapısal bir değişmezliği olduğunu; insanların diyalektik düşündüğünü; bunu çözebilirsek, yerçekimi gibi formüle edebileceğimizi öne sürer. Lévi-Strauss ayrıca mitoslar arasında uzun çağrışım zincirleri de kurulabileceğini ve bunun gerekli olduğunu da söyler.

 

Dublin, yazarlarıyla gurur duyan bir şehir. James Joyce’un Ulysses adlı romanının kahramanlarının heykelleri şehri süslerken, kitabın sayfaları da Dublin’in kaldırımlarını süslüyor. Sayfalar, olayın geçtiği yere konmuş.  Ulusal Müze’nin önünde de 150. sayfa yer alıyor. Dublin’de Ulysses turları düzenleniyor.

Dublin, yazarlarıyla gurur duyan bir şehir. James Joyce’un Ulysses adlı romanının kahramanlarının heykelleri şehri süslerken, kitabın sayfaları da Dublin’in kaldırımlarını süslüyor. Sayfalar, olayın geçtiği yere konmuş. Ulusal Müze’nin önünde de 150. sayfa yer alıyor. Dublin’de Ulysses turları düzenleniyor.

  • Değerlerini yitiren ritüellere bağlı mitosların, edebiyat ürünleri ile öteki halkların edebi geleneklerine sızdıkları gözlenir. Geçmişin mitolojik bilgeliğini bize bir kez daha tanıtma girişiminde bulunmuş kimseler dini liderlerden çok yazarlarla sanatçılar olmuştur. Thomas Mann, James Joyce, Picasso, Joseph Conrad gibi yazar ve sanatçıların yapıtlarında, yaşantımızda etkisini yitirmiş etkinliklerin bilinçaltındaki varlıklarına dikkat çekilir. Fantastik Gerçekçi yazarlar- Jorge Luis Borges, Günter Grass, İtalo Calvino, Angela Carter, Salman Rushdie- gerçekçi olanı açıklanamaz olanla, düşlerin ve peri masallarının mitolojik mantığını sıradan düşünceyle birleştirerek logos hegemonyasına meydan okumaktadır. Böylece mitos, geçmişten günümüze ulaşır, bilinç düzeyimize gelir.
  • Çağdaş romanların tanrısız mitolojileri bizlere insanoğlunun gizemli bir değer taşıdığını anlatırlar.
  • George Orwell’in 1948 yılında yazdığı 1984 adlı romanı, geçmişteki büyük mitler gibi ortak bilince girmiştir. Önemli bir romanın tıpkı mitoloji gibi dönüştürücü bir yanı vardır.
  • Bütün dünyada en yaygın olarak yinelenen mit, kahraman mitidir. Kahraman miti günümüzde de Örümcek Adam, Süpermen ve benzerleri ile dile getirilmektedir. Günümüzde bile kadın süper kahramanlar yaygın değil.