Etiket arşivi: Jean-Paul Sartre

Çağdaş Sanata Varış 320|Çağdaş Dönemde Edebiyat 2

  • Çağdaş Dönem’de üst okuma perspektifi hayatımıza iyice dahil oldu. Üst okumanın içine psikoloji, sosyoloji ve felsefeye kadar pek çok disiplin giriyor. Metin, bu açılardan da yorumlanıyor.
  • Psikanalitik ve Marksist okuma gibi değişik derin okuma türleri ile her metin, sırlarla dolu ve her yönden okumaya açıktı; dolayısıyla Yapıbozum kaçınılmaz hale geliyordu. Bu durum eleştirmene ciddi bir otorite bahşetti. ABD’li sanat eleştirmeni, profesör ve filozof Arthur C. Danto (1924-2013) eleştirmenin yazarı gitgide daha gizli, her kelimesinden birkaç anlam çıkarılabilen eserler üretmeye zorladığı iddiasındadır.
  • Deleuze ve Guattari’nin göçebe düşünce ve dördüncü boyut kuramlarından (bakınız Çağdaş Sinema) etkilenen ABD’li şair Lawrence Ferlinghetti, dördüncü tekil kişi temasını geliştirdi.
Kanada’da her yıl farklı şehirlerde ve gece düzenlenen Nuit Blanche (Beyaz Gece) Sanat Festivali, yüzlerce Enstalasyona ev sahipliği yapar. 2016 yılında Toronto’da düzenlenen festivalde, İspanyol ışık sanatı kolektifi Luzinterruptus‘un yaptığı Literature vs. Traffic (Edebiyat Trafiğe Karşı) adlı Enstalasyon, en çok konuşulanlardan biri oldu. Luzinterruptus şehrin sokaklarında yaklaşık 10.000 kitaptan oluşan bir nehir yaratıyor ve bunları aydınlatıyor. Etkinliğin sonuna doğru da, ziyaretçilere diledikleri kitabı alıp evlerine götürebilecekleri söyleniyor. Enstalasyon, farklı şehirlerde, farklı ışıklandırmalarla tekrar ediliyor. Fotoğraf: www.nolm.us

Kanada’da her yıl farklı şehirlerde ve gece düzenlenen Nuit Blanche (Beyaz Gece) Sanat Festivali, yüzlerce Enstalasyona ev sahipliği yapar. 2016 yılında Toronto’da düzenlenen festivalde, İspanyol ışık sanatı kolektifi Luzinterruptus‘un yaptığı Literature vs. Traffic (Edebiyat Trafiğe Karşı) adlı Enstalasyon, en çok konuşulanlardan biri oldu.
Luzinterruptus şehrin sokaklarında yaklaşık 10.000 kitaptan oluşan bir nehir yaratıyor ve bunları aydınlatıyor. Etkinliğin sonuna doğru da, ziyaretçilere diledikleri kitabı alıp evlerine götürebilecekleri söyleniyor.
Enstalasyon, farklı şehirlerde, farklı ışıklandırmalarla tekrar ediliyor.
Fotoğraf: www.nolm.us

  • 2010 yılında yayınlanan Bring on the Books for Everybody: How Literary Culture Became Popular Culture adlı kitabında Jim Collins, görsel kültür, edebi kültür ve tüketici kültürünün yeni şekillerde iç içe geçmesinin, edebi deneyimi nasıl farklılaştırdığını açıklar. Collins’e göre, edebiyatın popüler ekran-tabanlı medyayla gittikçe daha çok işbirliğine gitmesi, onu canlı ve komünal bir eğlence formuna dönüştürür; baskı-tabanlı okumanın yalnız deneyimi, canlı bir çapraz-medya ve metinler arası bir sosyal etkinliğe dönüşmüştür.
  • Çağdaş edebiyat okuru edilgen durumdan çıkarır; onu karakter, olay, zaman ya da mekan ile ilgili birçok noktayı çözmeye davet eder. Çağdaş yazarlar okurun, eseri yorumlama ve anlamlandırma işine katılmasını gerekli gören eserler yazmışlardır. Kurmaca metindeki kişiler ve gerçeklik itibaridir; gerçeklikle ilişkisi, metin dışı, tarihsel, toplumsal, kültürel öğelerde aranmalıdır. Okur, kendi çabasıyla anlamı bütünlemesi ve keşfetmesi sonucunda kendisine bir çeşit estetik zevk sağlar. Kurmaca/edebî metinlerde, bazen metnin temel örgüsü, bazen metindeki  yaşamın toplumsal ve kültürel akışı, yazarın tarihsel konumu metnin somut anlamına ışık tutar.Edebî metin, yazarca önceden programlanmış bir iletidir. Bu ileti, kurmaca olmasıyla yoruma açık olmakla birlikte, yazarca işlenmiş metin içi örgüsü nedeniyle her alıcının ona aklına esen anlamı vermesine de izin vermez. Okur, okuma süreci boyunca, kendi kapasitesince metni yorumlar, yeniden yaratır. Ama her yeni yorum, yazarın  kurduğu metin örgüsü, bakış açısı ve tasvir ettiği ana çerçeve içinde kalır. Okurun öznel kapasitesi yükseldikçe metnin anlamı daha zengin hale gelir.Bu görüşe göre, edebiyat metninin durağan, kapalı bir yapısı yoktur, Okur tarafından okuma sürecinde üretilir. Okur da, metne sürekli bir şeyler katar. Yorumlar, edebiyat metni üzerine yapılan her söyleşide/okumada metne farklı boyutlar katar. (Konu, Edebiyat Biliminin Yöntemleri 2 adlı blog yazımızda, 12 Mart 2013 tarihinde daha kapsamlı ele alınmıştı.)
  • Jean Paul Sartre’ın Varoluşçuluğunun öznellik kuramı ile herkesin farklı görüşü, herkesin farklı deneyimi, farklı anlamlandırması ile ortak bir gerçeklikten söz edilemez oluşu ve gerçeklik tanımının olanaksız hale gelmesiyle 1960’larda başlayan; kurmacalığını hiç yadsımayan, okuyucuyu inandırmayı umursamayan; çok katmanlı okumalara açık; sembolik anlamları, metafor ve göndermeleri zengin; eleştirileri ve felsefesiyle derinlikli ama karakterleri özellikle derinleştirilmemiş; birey mitinin iflasını ilan eden; gerçekliğin canlandırmalarla çoğaltıldığı, çoğaltılırken çarpıtılıp yok edildiği bir ortamda yabancılaşmış, gerçeklik duygusunu yitirmiş kişilikleri barındıran; özüne dokunmamıza engel olan; deneysel; okuması zor; okurla arasında bir uzlaşma aramaktansa bir gerginlik yaratarak var olmayı seven romanlar Postmodern dönemde olduğu gibi Çağdaş Dönem’de de devam ediyor.

 

 

 

Bir Dahi – BORIS VIAN 2

Asabi bir adamdı.

Toplum ve düzen karşıtı bir kişiliği vardı.

Gerçeği ya da düşmanı algılayabilmek ve başkalarına da algılatabilmek ister.

Fransız Kara Romanı’nın öncülerinden sayıldı. Bu romanları için mekan olarak ABD’yi seçti; şiddeti ve cinselliği yoğun kullandı.

Boris Vian, Simone de Beauvoir, Jean-Paul Sartre ve Albert Camus’nün arkadaşıydı. Fotoğraf: blog.seniorennet.be

Boris Vian, Simone de Beauvoir, Jean-Paul Sartre ve Albert Camus’nün arkadaşıydı.
Fotoğraf: blog.seniorennet.be

Fransızların Cezayir’i işgaline tepki gösteren aydınlardan biriydi.

68’in devrimcileri için bir mite dönüşmüştü.

Polisiye üslubunu çok iyi kullanan Vian, Amerikalı polisiye roman yazarı Vernon Sullivan müstearını kullanarak dört roman yazdı. Bunlar, resmi kesimler tarafından yasaklandı. Bu romanlar, Mezarlarınıza Tüküreceğim, Bütün Ölülerin Derisi Aynıdır, Ve Bütün Çirkinler Öldürülecek, Çıtırlar Farkında Değil idi.

Çoksatar, skandal ve başarı onun için yan yana gelmeye başladı.

Kendi adını kullanarak yazdığı Günlerin Köpüğü, Pekin’de Sonbahar, Yürek Söken ve Kızıl Ot romanları yüksek edebiyat kategorisinde görüldü. Bu romanlarında düşünceyi, gerçeküstü ve simgesel olanı daha ön plana çıkarttı.

Temel derdi, saygısızlığı, onursuzluğu ve ikiyüzlülüğü alaya almaktı.

En belirgin tavrı, savaşın anlamsızlığını savunmaktı.

1940’ların savaşla yoğrulmuş ortamı hemen tüm eserlerinde ön plandaydı. Ama, kara bir tablo çizmedi, esprili bir söylem tuttururdu.

Trajikomik ögeler kullanarak eleştirilerini yapardı.

Savaşla, savaşın görünmeyen sebepleriyle dalga geçtiği Generallerin Beş Çayı adlı oyununda, anne hükümdarlığından kurtulamamış bir genelkurmay başkanı, her biri birbirinden basiretsiz kuvvet komutanları, ekonomik krizin düzelmesinin tek çaresi olarak savaşı gören bir başbakan ile olayların tamamen dışında ama altta ezilen bir askeri canlandırır.

Kahramanlarının (antikahramanlarının), hepsinin yaşamla bir sorunu vardı.

Dünyada olabilecek her değerin alaya alınabileceğini düşündü. Her eserinde toplum tarafından tabulaştırılmış bir değer seçti, onun ciddiye alınışını gülünçleştirdi.

Mezarlarınıza Tüküreceğim, Bütün Ölülerin Derisi Aynıdır, Ve Bütün Çirkinler Öldürülecek ırkçılığı; Çıtırlar Farkında Değil cinsiyetçiliği; Yürek Söken dini; Kızıl Ot ile hiyerarşiyi kara mizah malzemesi yaptı.

Metinlerinin ve kahramanlarının teatrallikleri önemli özelliklerinden biriydi.

Tüm kurgularında diyaloglar büyük yer tutuyordu.

Metaforları ve fantastik ögeleri çok başarılı bir şekilde birleştirdiği için Büyülü Gerçekçilik ile irtibatlandırılmıştı.

Eserlerinde, müzisyenliğinden gelen ritim duygusu önemli rol oynardı.

Söz oyunlarından yararlanabilmesi şairliği sayesindeydi.

Alaycı, gerçekçi ve acılı bir üslubu vardı.

Korkunun, korkulanın, bilinçaltı kaygılarının üstüne gitti.

Vian için sarsmak, etkilemek, huzursuzluk yaratmak önemliydi.

“Kurallara bağlı her türlü çalışma iğrençtir, kusursuzdan uzaklaştırır.”

 

 

Sanat ve Sanatçıya Dair

  • “Canlı bir at gördüğümüzde onun güzelliğinden çok, o atın resmindeki güzellikten etkileniriz. Çünkü onu yapan aklın güzelliğine hayranlık duyarız. Sanatçı, sanatsal taklit ile maddeye biçim verir ve ruhun duygularını maddede görünür kılar. Sanatçı, kendi duygularını çalıştığı maddeye işleyen kişidir..” Bizanslı akademisyen Manuel Chrysolaras (1350-1415).
  • Rus yazarını toplumun geri kalanından farklı ve daha asil biri olarak görmek, ona ayrıcalıklı bir konum vermek geleneğinin kökleri 19. yüzyıldaki Romantizm’in sanatçıyı yücelten tavrına dayanır. Bu tavır, belki deRusya’nın dünyanın geri kalanından yalıtılmışlığına bağlı olarak, Batı Avrupa’ya nazaran, daha uzun sürmüştür.

    Puşkin’in Peygamber (1820) adlı şiirindeki şairin ayrıcalıklı konumu teması, Rus kültüründe 1980’lere kadar devam etmiştir.

  • “Sanat, tuhaf mucizesiyle, bayağılığı, ruhun düşkünlüğünü törpüler. Ruhun yüceldiği bile olur.” Selim İleri, Hepsi Alev.

  • “Yazma deliliği, gerçek deliliğin panzehiridir.”
    “Sanatsever kişi, sanatçıların sıradan insanın lanetlenmesine yol açacak kusurlardan muaf tutulması gerektiğini bilir. Sanatçı, herkesin temsilcisidir, korkusuzca konuşan kişidir, ona teşekkür edilir ve o da bunun bedelini öder. Sömürgeciliğin bütün saçmalıklarını tek tek ortaya döken Forster; ortalığı koklayıp, bela ve ölüm arayan Graham Greene; hemen her şeyi gören ve gördüklerinden nefret eden Evelyn Waugh; farelere işkence eden ve ailesinin eşyalarını genelevlere bağışlayan Proust; karısının üzerine duvar örerek onu çocuklarından uzak tutan Dickens; yalancının teki olan Lilian Hellman; Simone de Beauvoir’ın genç fıstıklar ayarladığı Sartre; ikinci karısını bıçaklayan Mailer; aşıklarından ikisi intihar eden Ted Hughes….” Hanif Kureishi, Son Söz.
  • Goethe, ayaklarını sıcak suya sokup yazarmış.
  • Wagner, tütsü ve parfümlerle donatılmış bir odada, ipek sabahlığını giyerek beste yaparmış.
  • Haydn, beste yaparken tören peruğunu takarmış.
  • Nabokov, kürsünün başında dikilir, kitabını küçük not kağıtlarına yazarmış.

 

Çağdaş Sanata Varış 192| Performans 2

  • Performans zaman içinde sanat alanının dışına, insani bilimlerin bütün dallarına, sosyoloji, antropoloji, etnoloji, psikoloji ve dilbilime taşınmıştır.
  • Folklor araştırmaları performans kavramlarına en belirgin katkıları sunan antropolojik ve kültürel çalışma alanıdır.
  • Prof. Richard Schechner (1934-), performans teorisi ile sosyal bilimlerin kesiştiği yedi bölge sayar:
    *Gündelik yaşamdaki her türden bir araya gelmeler.
    *Spor, ritüel, oyun ve kamusal politik davranışlar.
    *Yazılı sözler dışında çeşitli iletişim biçimleri, göstergebilim.
    *Oyun ve törenselleşmiş davranışa odaklanarak insan ve hayvan davranışı dizgeleri arasındaki bağlantılar.
    *Dışavurumu ve beden farkındalığını ön plana çıkaran psikoterapi.
    *Etnografya ve prehistorya.
    *Davranış teorileri.
  • Richard Schechner, kendinden başka biri gibi davranmayı, performansı restore davranış olarak tanımlar. Restore davranışta vurgu, tekrar süreci ve mit ile ya da hafıza ile uzaklaşmış ya da bozulmuş da olsa restorasyon için zemin işlevi üstlenecek bir orijinal davranışa ilişkin süreğen bir farkındalık üzerinedir. Restore davranışlara başvuran performansları Şamanizm, şeytan çıkarma, trans hali, ritüel, estetik dans ve tiyatro, erginlik törenleri, sosyal drama, psikanaliz, psikodrama ve etkileşimsel analiz olarak listeler.
  • 1980’lerde performansçıya ve performatif etkinliğe gösterilen ilginin yanında, performansı kimin izlediğine, performansın raporunu kimin tuttuğuna ve diğer kesişimlerin toplumsal, politik ve bilişsel sonuçlarına da ilgi gösterilmeye başlandı.
  • Postmodern dünyada kültürel performanslar, kültürlerarası ödünç almalardan artan ölçüde etkilenmeye ve yararlanmaya başladılar.
  • Umberto Eco (1932-), 1977 yılında performansa göstermecilik (ostentation) kavramını kazandırmıştır. Eco, göstergeyi üretenin niyetine değil, alımlayıcısının yorumuna kaydırır. Kavramsal çerçevenin kurulması sayesinde mesaj iletilebilmektedir.
  • Bir şey gösterildiğinde var olan diğer kalemlerden ayrılır, sergilenir ve bakan kişide algısal bir değişim tetiklenir.
Psikodrama, Experssive Arts Therapy, Taster, 2014. Fotoğraf: www.ciis.edu/ Photo Credit: EXA Banner Photo by LissaIvy Tiegel.

Psikodrama, Experssive Arts Therapy, Taster, 2014.
Fotoğraf: www.ciis.edu/ Photo Credit: EXA Banner Photo by LissaIvy Tiegel.

  • Psikiyatrist ve Psikodramanın (tiyatroyu psikolojik tedavide kullanma) babası Jacob Levy Moreno’nun (1889-1974) önerisi çözülememiş sorunların daha özgür, daha ferah, daha esnek bir toplumsal dekor içinde tekrar edilmesidir. Moreno toplumsal rollerin benlikten değil, benliğin rollerden doğduğunu iddia eder.
  • Jean-Paul Sartre (1905-1980), seyirci için üretilmiş performansın insan ruhu için en tehlikeli şeylerden biri olduğunu söylemiştir.
  • Pek çok kuramcı performansın benliğin inşa edildiği araçları sağladığını düşünmüştür.
  • 1967 yılında sosyal inşacılık adlı yönelim, sosyal performans dizgelerinin dünyada verili ya da kültüre önceden yazılmış olmak yerine, brikolaj’ı akla getiren bir süreçle, var olan materyal kırıntılarının sürekli ve düzenli olarak inşa edilmesi, müzakere edilmesi, yenilenmesi, biçimlenmesi ve düzenlenmesiyle birbirine tutunarak oluştuğunu varsayar.
  • Sorumlu insan eylemlerinin gerçek dünyası ile oyun ya da performansın hayali dünyası arasında çok belirgin bir ayrıma gitmenin son derece zor ya da nihayetinde yararsız olduğu öne sürülen savlardan biridir.
  • Freud’un eril merkezli yöntemi ve kadınları pasiflikle, mazoşizmle ve histeri ile bağlantılandırması, 1980’ler boyunca kimlik ve performans ilişkisi çalışan feminist kuramcıları teoriden uzak tutmuştur.
  • Eril yönelimli kimlik formasyonu ilk kez Freud tarafından detaylandırılmış ama, bazı kuramcılara göre, Jacques Lacan (1901-1981) tarafından da sürdürülmüştür. Ancak Lacan, sabit kimlikleri reddeder ve kimliği toplumsal bir inşa olarak görür. Bulgaristan doğumlu Julia Kristeva (1941-), Lacancı sistemi ileriye doğru modifiye etmiş, feminist oyun yazarlarını övmüştür.
  • 1960-1970’lerin feminist sanatçılarının başvurdukları başlıca ifade biçimi performans olmuş, diğer dezavantajlı gruplar da feministleri izlemiştir.
  • Kristeva’ya göre her yeni okuma süreci, yeni bir performans içerir.

 

Çağdaş Sanata Varış 46 |Süprematizm

SÜPREMATİZM/YÜCECİLİK
1913 

  • Polonya kökenli, Rusya İmparatorluğu’nun Kiev şehrinde doğan Kazimir Malevich (1879-1935), sanatı objeye bağlı olmaktan kurtarmak istedi.
  • Süprematizm, Malevich’in 1913 ile 1915 yılları arasında tasarladığı saf bir geometrik soyutlama sanatıydı.
  • Süprematizm, soyut geometriciliği benimseyen bir resim anlayışıdır. Bu terimi Kazimir Malevich kendi geometrik soyutlaması için kullanmıştır.
  • 1915 yılında Süprematist teorilerini Nesnesiz Dünya isimli kitabında anlattı.
  • Malevich sanatın bağımsız bir tinsel faaliyet olduğuna inanıyordu.
  • His ya da seziş en iyi, resmin temel bileşenleriyle, saflaşmış form ve renk ile yansıtılabilirdi.
Malevich de birçok modern dönem sanatçısı gibi çeşitli akımlarda eser vermiştir. 1912-13 yılında yapmış olduğu The Knife Grinder, Kübo-Fütürist bir tablodur. Kübizm’in nesneleri parçalara ayırma tekniği ile Fütürizm’deki görüntünün çoğaltılması anlayışını bir arada kullanmıştır.

Malevich de birçok modern dönem sanatçısı gibi çeşitli akımlarda eser vermiştir. 1912-13 yılında yapmış olduğu The Knife Grinder, Kübo-Fütürist bir tablodur. Kübizm’in nesneleri parçalara ayırma tekniği ile Fütürizm’deki görüntünün çoğaltılması anlayışını bir arada kullanmıştır.

  • Malevich mutlak saf biçimlerin kullanımını önermiş, Süprematistler açı, çember, dikdörtgen ve haç biçimlerini kullanmışlardır. Geometrik şekiller, özellikle kare Malevich’in gözünde görünümler dünyasından daha büyük bir dünyanın üstünlüğünü simgelemekteydi.
  • Süprematizm ferdiyetçidir.
  • Gerçekler geometrik hale getirilerek doğanın kaosuna karşı insanın yücelişini ifade ediyordu.
  • Devrim öncesi Rusya’da geometrik soyutlamaya dayalı iki radikal sanat hareketi vardı: Konstrüktivizm ve Süprematizm.
  • Malevich Konstrüktivizm’in doğrudan karşısında yer aldı. Konstrüktivizm sanatın bir toplumsal amaca hizmet etmesi gerektiğine inanan, Vladimir Tatlin’in başını çektiği bir akımdı.
  • Malevich Konstrüktivistlerin sanatçının mühendis ve bilim adamı olmasi fikrine karşı çıkarak, hür bir sanatçı tipi oluşturmayı hedefledi.
  • 1918’de Süprematizm Moskova’nın her tarafında boy attı. Tabelalar, sergiler, kafeler, her şey Süprematist izler taşıyordu.
  • Malevich’in Süprematist eserlerinin en bilinenleri Siyah Kare (1915/1913) ve Beyaz Üstüne Beyaz‘dır (1918).
 Kazimir Malevich, Siyah Kare, 1915/1913. Rus Devlet Müzesi, St. Petersburg.  Ünlü Siyah Kare çok ciddi eleştirel tartışmalara konu olmuştu. Malevich kendi manifestosunda siyah kareyi ‘formun sıfırı’, beyaz fonu ‘bu hissin arkasındaki boşluk’ olarak nitelemişti.


Kazimir Malevich, Siyah Kare, 1915/1913.
Rus Devlet Müzesi, St. Petersburg.
Ünlü Siyah Kare çok ciddi eleştirel tartışmalara konu olmuştu. Malevich kendi manifestosunda siyah kareyi ‘formun sıfırı’, beyaz fonu ‘bu hissin arkasındaki boşluk’ olarak nitelemişti.

  • Malevich’in felsefesi şöyle:

*Sevdiğimiz şeyler bizim takıntılarımızı yaratıyor.

*Önce takıntılarımızdan kurtulup, “hiç” olmamız lazım.

*Sanatçı fikir, kavram ve görünen her şeyden kurtulunca arınmış olur.

* Sanat eseri bilinçaltının tezahürüdür.

*Etrafımızda tutunduğumuz ne varsa hepsini siliyor. Bu bir nevi hiçlik. “Sanatı görünenin egemenliğinden kurtarmak isterken kendimi karelerin içinde buldum, kare şekline sığındım. O denli yücelltiğiniz resim   sanatı  tarihinde üretilmiş tüm eserlerin ifade gücü aslında bir boş karenin ifade gücü kadar bile değil” diyor.

*Kare: His. Dengeli ve sınırlı.

*Siyah: Hiçlik.

*Beyaz: Hissin dışında kalan boşluk.

 

  • Bu noktada felsefede “hiç” olmaktan kısaca bahsetmek iyi olur. Hiççilik, Nihilizm, Yokçuluk  19. yüzyıl ortalarında Rusya’da, özellikle genç entelektüel kesim arasında taraftar bularak yükselen bir felsefi yaklaşımdır. Her şeyin anlamdan ve değerden yoksun olduğunu, hiçbir doğru, genel-geçer bilginin olamayacağını savunur. Toplumsal düzene baş kaldırmayı temsil eder, devlet, din ya da aile otoritesine karşı çıkar. Yalnızca bilimsel doğruları temel aldığı düşünülse de, bilimin toplumsal sorunlarının üstesinden gelemeyeceğini kabul eder. Nihilist düşünce Friedrich Nietzsche, Neyzen Tevfik, Ludwig Andreas Feuerbach, Henry Thomas Buckle, Max Stirner, Albert Camus, Arthur Schopenhauer, Jean-Paul Sartre ve Herbert Spencer gibi düşünürlerin etkisinde kalmıştır. İnsanın beden ve ruhtan oluşan dualist bir yapısı olduğunu reddettiği için dinlerin şiddetli tepkisine yol açmıştır.
Kazimir Malevich, Beyaz Üstüne Beyaz, 1918. Malevich’in bilinçaltına doğrudan hitap edebilecek bir resimsel dil arayışı Beyaz Üstüne Beyaz serisinde doruğa erişti.

Kazimir Malevich, Beyaz Üstüne Beyaz, 1918.
Malevich’in bilinçaltına doğrudan hitap edebilecek bir resimsel dil arayışı Beyaz Üstüne Beyaz serisinde doruğa erişti.

  • Daha sonra resimlerinde mistisizmin izleri görünmeye başlıyor. Sessizlik bozulmadan resimleri yüzmeye başlıyor. Sessiz süzülüşler oluyor tablolarında.
  • Malevich daha önce neo-ilkel, figüratif ve Kübo-Fütürist üsluplarda da çalışmış. Ama onlar Süpremetizm’den daha önce mi, sonra mı bilinmiyor. Çünkü sanatçının tüm hayatı boyunca çalışmalarını imzalarken esere yarattığı tarihten daha erken bir tarih yazması onun sanat yaşamı kronolojisini karıştırmaktadır.
  • Oyun ve operalar için dekor, Ekim Devrimi’nin ardından sanat okullarında öğretmenlik yaptı. 1907’de sahne tasarımını yaptığı Kübo-Füturist opera Güneşe Karşı Zafer büyük bir başarı kazandı.
  • 1927′de Varşova, Berlin ve Münih’i ziyaret etmesi uluslararası arenada ün kazanmasına sebep oldu. Sovyetler Birliği’ne dönerken birçok eserini bu şehirlerde bıraktı.
  • Avangard sanatçıların çoğu 1917 Ekim Devrimi’ni bütün kalpleriyle desteklemişlerdi. Yeni rejim de bir süre deneysel sanata kucak açtı. Lenin’in ölümü ve Trotsky’nin gücünü kaybetmesinin ardından, 1920’lerin sonunda Sovyet otoritelerinin deneysel sanat hareketlerine karşı davranışları değişti. Stalin rejimi soyut sanatın burjuvazinin sanatı olduğunu ve sosyal gerçeklikle bir ilişkisi olmadığını açıkladı. Bu açıklamanın ardından Malevich’in pek çok eserine el konuldu ve sanatçının soyut sanatla ilgilenmesi yasaklandı. Daha sonra bazı  tarihsiz ve imzasız tabloları ortaya çıktı. Bu durum, soyut sanatın öncüsünün Malevich mi, Mondrian mı şüphesini yaratıyor.
Kazimir Malevich, Otoportre, 1916.

Kazimir Malevich, Otoportre, 1916.

  • Malevich 1935′te Leningrad’da kanserden öldü. Ölürken yatağının başında Siyah Kare asılıydı.  Mezar taşına siyah bir kare içeren beyaz bir küp konuldu.
  • Malevich’e göre sanat sadece kendisi için vardır ve kendisi için gelişir.
  • Süprematist akım en yüksek noktasına 1919’da ulaştı.
  • Malevich, Kandinski’yi çok etkiliyor.
  • Süprematizm kendisine pek çok takipçi bulmuştu: Luibov Papova (1889-1924), Olga Rozanova (1886-1918), Nadezhda Udabovova (1886-1961), Ivan Puni (1894-1956), Kseniya Bogodavaskaya (1882-1972).
  • Süprematizm yerini önce Konstrüktivizm’e sonra da Toplumsal Gerçekçilik’e bıraktı.
  • Süprematizm Avrupa’da Konstrüktivizm’in gelişmesini, Bauhaus’un tasarım eğitimini, mimaride Uluslararası Üslup’u ve 1960’Iarın Minimalist sanatını etkileyerek başka akımlar için bir çıkış noktası oldu.
Kazimir Malevich, 1916.

Kazimir Malevich, 1916.

Kazimir Malevich, 1921-1927.

Kazimir Malevich, 1921-1927.