Etiket arşivi: Jean Gabin

Fransız Sinemasında Şiirsel Gerçekçilik

Réalisme Poétique
1930’lar-1945

  • Birinci Dünya Savaşı sonrası Avrupa’nın sanat merkezi Paris.
  • Bu dönemde Fransa’da ulusal bir sinema oluşmaya başlıyor.
  • Yine bu dönemde ilk kez gazetelerde film eleştirileri yayımlanıyor.
  • 1920-1937 yılları arasında yeni, farklı bir öykü anlatma stili yaratma gayretleri görülüyor.
  • 1925 yılına kadar Sürrealizm etkili oluyor, Birinci Avangard veya Tarihsel Avangard denen döneme giriliyor. Man Ray ve Bunuel İkinci Avangard veya Neo Avangard denen döneme aitler. Bu dönem, ilkinden daha soyut, daha yenilikçidir. Stüdyo-yapımcı mantığının dışına çıkan filmlerin yapıldığı bir dönemdir.
  • 1930’ların önemli bir gelişmesi ise ABD ve Alman sineması öncülüğünde sesli film yapımının başlamasıdır.
  • 1930’larda soyutluk kırılır, daha sosyal filmler yapılır, Rus sinemasının etkisi artar, Fransa’ya yabancı film akını başlar.
  • Optimist Şiirsel Gerçekçilik- 1930 yılına kadar- Birinci Avangard. Abelgaus, Jean Epstein, De Luc bu akımın yönetmenleri. Savaşta patlayan bomba efekti için futbol topuna kamerayı bağlayıp çekim yaptılar.
  • Pesimist Şiirsel Gerçekçilik- 1937 yılından sonraki yıllarda İkinci Dünya Savaşını hazırlayan koşulların etkisiyle karamsar bir ortam oluşur.
  • Jean Vigo, 1934 yılında Fransa’da L’Atalante adlı sesli filmi çeker, gelenekten kopuşu simgeler. Vigo, kameranın karakterlerin gözünden bakmadığı, dolayısıyla seyircinin hiçbir karakterle özdeşleşemediği bir film çekerek fark yaratır.
  • Akımın ana hatları;

    Sosyalizme inanan,
    Sıradan insanların hayatlarını anlatan,
    Herkesin hayalleri olabileceğine vurgu yapan,
    Gündelik hayatın içindeki şiirselliği merkeze alan,
    Görüntülerde lirizmin hakim olduğu,
    Loş ışıklandırma, kapalı gökyüzü, yağmur ve sis ile sağlanan şiirsellik,
    Natüralizm’den çok etkilenen,
    Senaryo ve diyaloglara çok önem veren,
    Baudelaire (1821-1867) ile de ilişkilendirilen,
    Bir çirkinlik varsa, onu kapamaya çalışmayan yapımlar olarak sayılabilir. Çirkinliği kapatmaya çalışmamak esası İtalyan Yeni Gerçekçi sinemasında sürdürülmüştür.
    Karakterler tipik olarak, umutsuz, çaresiz, fakir, melankolik, hüzünlü, intihara meyilli, fırsatları değerlendiremeyen, marjinal kişilerdi.
    Çekim yapılan mekanlar sefil mekanlardı.
    Filmler, tüm bu şartlardan da anlaşılacağı üzere, mutsuz sonla bitiyordu.

  • Şiirsel Gerçekçilik, İkinci Dünya Savaşı’nın bitmesi ile yerini İtalyan Yeni Gerçekçi sinemasına bıraktı. Şiirsel Gerçekçilik, kendisinden sonra gelen Yeni Gerçekçiliği etkilediği gibi, bir sonraki akım olan Fransız Yeni Dalga akımını da etkilemiştir.
Jean Renoir’ın sosyal çağrışımları olan, şiirsel yanlar taşıyan filmi Mr. Lang’ın Suçu’ndan bir sahne, 1938. Fotoğraf:lowbrowsing.com

Jean Renoir’ın sosyal çağrışımları olan, şiirsel yanlar taşıyan filmi Mr. Lang’ın Suçu’ndan bir sahne, 1938.
Fotoğraf:lowbrowsing.com

Jean Renoir (1894-1979)

  • Şiirsel Gerçekçiliğin babası sayılır.
  • Ressam Auguste Renoir’ın oğludur.
  • Empresyonistlerin etkisi filmlerinde barizdir.
  • Önemli filmleri 1931’den sonradır.
  • Zola’dan, Flaubert’den, Maupassant’dan, Musset’den uyarlamalar çekmiş, özgün senaryolar da yazmış, ama filmlerinin hemen tümünün senaryo çalışmasına katılmıştı..
  • Daha sonra Orson Welles ve William Wyler’ın da kullanacağı alan derinliğini ilk kez uygulayan yönetmendir.
  • 1934 yılında çektiği Toni, gerçek dekorlar içinde, tanınmamış oyuncularla kotarılmış bir sosyal dramdı ve yıllar sonrasının İtalyan Yeni Gerçekçiliğine giden yolu açmıştı.
  • 1936 yılı yapımı Bir Kır Eğlencesi, 1880’li yıllarda geçer ve o dönemin resimlerine, Renoir, Manet, Monet ve Degas’dan etkiler taşır. Bu film tamamlanmamış olmasına rağmen Empresyonist sinemanın en önemli yapıtı sayılır.
  • En parlak dönemi yalnızca başyapıtlar ürettiği 1937-39 yıllarıdır.
  • Fransa tarihine devrimci açıdan yaklaşan, akıcı bir olaylar zinciri ile seyirciyi etkileyen, akılcı, savaş aleyhtarı  Büyük Aldanış (1937), tüm anketlerde dünyanın en iyi on filmi arasında gösterilir.
  • En önemli filmi sayılan, dünya sinemasının başyapıtlarından Oyunun Kuralı (1939), insan doğasına derin ve sağlam bir gözlem getiriyor, hayatı bir oyun olarak tanımlıyordu. Şimdiye dek yapılmış tüm filmler içinde birincilik için Yurttaş Kane ile yarışan Oyunun Kuralı yönetmenlerin, Kane ise halkın birincisi olmaktadır. 1941 yapımı Yurttaş Kane ile başladığı düşünülen alan derinliği aslında ilk kez bu filmde Renoir tarafından uygulanmıştır.
  • Film,  Almanya’nın kuklası Vichy Fransası’nda (Temmuz 1940-Eylül 1944), Petain hükümetince yasaklanmış, Venedik Film Festivali’nde de başarılı olamamıştı.
  • Oyunun Kuralı’nın başına gelenlerden sonra Renoir ABD’ye gidiyor, başarısız bir dönem geçiriyor. Sonra Hindistan’da panteist bir bakışla insanla doğanın ve insanla toplumun uyumu konusundaki ünlü Nehir adlı filmini çekiyor.
  • En gerçekçi filminde bile simgeler bulabildiğimiz, izleyiciye, komedi ile trajedi, gerçek ile yanılsama, sahne ile yaşam arasındaki ikilemi vermiş olan yönetmen, son yıllarını Los Angeles’te geçirmiştir.
  • Ünlü İtalyan yönetmenler Visconti ve Antonioni Renoir’ın yanında yetişmişlerdir.
Marcel Carné’nin 1938 ürünü Sisler Rıhtımı filminin afişi. Fotoğraf:tr.wikipedia.org

Marcel Carné’nin 1938 ürünü Sisler Rıhtımı filminin afişi.
Fotoğraf:tr.wikipedia.org

Marcel Carné (1909-1996)

  • Şiirsel Gerçekçilik’in prensipleri aslında Fransız sinemasının yapısında hep varolagelmiştir. Ama, Carné bu akımın en can alıcı yapıtlarını vererek Şiirsel Gerçekçilik akımının başlıca simgesi ve en önemli yaratıcısı sayılmıştır.
  • Dönemin önemli Fransız sinemacıları Jacques Feyder ve René Clair’e asistanlık, sinema gazeteciliği ve eleştirmenlik yapmıştır.
  • Senaryoları için ozan Jacques Prévert ile on yıl sürecek ve birçok başyapıt ortaya koyacak verimli bir işbirliği yaptı. Prévert şiir yüklü, karamsarlıkla umudun sürekli yer değiştirdiği senaryolar üretti.
  • Carné, stüdyolardaki dekorların ve çeşitli araçların yapaylığından uzak, anın gerçeğinin peşinde koşan bir sinema istediğini belirtmiştir.
  • Mizansende belli bir Dışavurumculuk, trajik ve mutsuz olanı hedefleyen senaryo ve diyaloglarda şiirsellik, Carné’nin gerçekçiliğidir.
  • Kendi sinemasını toplumsal fantastik olarak adlandırır.
  • Filmlerinde üçlü birliğe, zaman-mekan-eylem birliğine, uyma çabaları görülür.
  • Vichy hükümeti yapıtların karamsar dünya görüşünün halkın moralini bozduğu gerekçesiyle rahatsızdır. Hatta savaşı kaybetmelerini Sisler Rıhtımı’na (1938) bağlar.
  • Savaşın hemen ertesinde başyapıtı kabul edilen, gösterildiği anda bir klasik olan Les Enfants du Paradis-Cennetin Çocukları adlı iki bölümlük, üç saatlik filmini yönetir (1944). Film, Fransız seyircisi arasında sinemanın 100. yılı dolayısıyla yapılan bir araştırmada, sinema tarihinin en güzel filmi seçilmiştir. Filmin başarısı tüm dünyada da bir ölçüde devam etmektedir.
  • Filmlerinde, iki savaş arasındaki ruh halini yansıtan, gelecekle ilgili hep bir belirsizlik, hep sis vardır. Görüntü derinliği (deep focus) yoktur. İleriyi göremedikleri bir dönemde arka taraf odak dışında kalmıştır.
  • Yves Montand’ı sinemaya kazandıran da Carné’dir.
  • Carné’yi İkinci Dünya Savaşı sırasında, Nazi döneminde de film çekmeye devam ettiği için suçlayanlar oldu. Carné bu eleştirilere, Fransızlara istihdam olanağı sağladığı, Savaş sonrası Fransız sinemasının bu sayede devam edebildiği savıyla cevap vermişti.
  • Pierre Chenal, Julien Duvivier, Marcel L’Herbier, Rene Clair, Jacques Feyder, Jean Grémillon, Marc Allégret Şiirsel Gerçekçi filmler çeken diğer Fransız yönetmenlerdir.
  • Akımın başlıca oyuncuları Jean Gabin, Simone Signoret, Michèle Morgan’dır.