Etiket arşivi: Jane Austen

Çağdaş Sanata Varış 327|Çağdaş Sinema 4

  • Stanley Kubrick’in son filmi Gözleri Tamamen Kapalı (Eyes Wide Shut, Stanley Kubrick, 1999) bakışın farklı bir algısını gösterir. 1970’li yıllarda feminist teori tarafından geliştirilmiş olan, Foucaultcu, izleyene ait ataerkil, panoptik bakış nosyonunun ilerisini işaret eder. Güzel ve çıplak vücut, ölüm itkisinin maskı olarak kahramana ve izleyiciye görünür. Pelerinli, ataerkil katılımcılarla törensel itaat ve sahip olunacak nesne olarak kadın göz önüne serilir. Törende kullanılan maskeler, bakan kişinin gözlerindeki panoptik gücün sembolleridir ve bu yolla sinema izleyicisinin kimliksiz, eril bakışını yansıtırlar. (Panoptik bakış, bir güç tarafından gözetim altında tutulup ve yukarıdan, habersizce yapılan gözlemdir.) Film yıldızının fallik iktidarını örten maskenin düşmesi ile bir fahişenin İsa figürü olarak kullanılması arka arkaya gelir. Kurban edilmeyi gönüllü olarak kabul etmesiyle saflaşan, Mesih’e benzeyen Kadın, Lacancı ilk öteki olan anneye benzer. Erkek kahramanın, kadın kurbanın hayatını kurtarmak için hayatını riske attığı alışılagelmiş olay örgüsündeki toplumsal cinsiyet rolleri de tersine çevrilmiş olur.
Gözleri Tamamen Kapalı, Stanley Kubrick, 1999. Fotoğraf: magis.iteso.mx

Gözleri Tamamen Kapalı, Stanley Kubrick, 1999.
Fotoğraf: magis.iteso.mx

  • Doğada bulunan hiçbir şeyin anlamlandırma yetimizden kaçamayacağına; etrafımızdaki her şeyin sayılarla temsil edilip anlaşılabileceğine; bu sayıların ortaya anlamlı bir model çıkaracağına dair yerleşik inanç kendini Kutsal Metinler’de de ortaya koyar. İncil’in şifresi çözülebilir; borsa, küresel ekonomiyi temsil eden bir sayılar evrenidir. DNA ve bilgisayar kodları bir tür üst dildir. Darren Aronofsky’nin π (1998) adlıfilminde izleyici bilimsel bir hedefin yoğun bir psikoza dönüşme evrelerine tanıklık ederken, bir yasağa karşı başarılı bir tür reddediş izler. Bunu başaranın soyadı Cohen’dir. Filmde kapitalist rekabet ile köktendincilik arasındaki örtülü psikotik bağdan dem vurulur; çip ile Tefillin arasında paralellik kurulur. Film boyunca karşılaşılan hemen hemen tüm ötekiler düşmanca, istilacı ve şiddete meyillidir. Filmde, numerolojinin tehlikeleri konusunda uyarılar yapıp bir yasak koymaya çalışan Daedalus’u oynayan bir karakter de vardır.
  • Çağdaş küresel kapitalizm eleştirisi yapan birçok film yapılmıştır. Küresel kapitalizmin sunduğu görünüşte sınırsız olanakların, öznenin arzusunu kısırlaştırarak onu nasıl alt ettiğini gösteren filmlerden biri Aile Babası’dır (The Family Man, Brett Ratner, 2000). Çatallaşan yol anlatısı Şahane Hayat, Tatlı Yalanlar, Kör Talih, Rastlantının Böylesi, Wayne’in Dünyası, Koş Lola Koş, Ben Şahsen Bizzat Kendim gibi bir dizi filmde işlenmiştir: Yapılan seçim, doğrudan kişinin kendini bulacağı gerçekliği tesis eder. Post-politik veya post-ideolojik çağımızda istediğimiz kadar çok seçim yapabiliriz, gerçek meselelere kafa yormamak şartıyla! Sosyal yabancılaşmayı açığa vuran Aile Babası, sistemin devamı için romantizmin sahip olduğu gücün hikayesidir ve en büyük kapitalist başarıların bile geriye hala arzu edilen şeyler bıraktığını gösterir: “Biz” olmak. Siyahi kişi, hem gerekli bilginin koruyucusu (Lacancı bildiği farz edilen özne) hem de önemsizdir (Lacancı objet petit a- gerçek bir nesne değildir, bir fantezi nesnesidir); filmde kendine ait bir sahnesi yoktur. Jane Austen’da aşk için sınıfsal/sosyal yapıları aşmak gerekir. Bugünün romantik komik-dramaları (dramedy) sonunda aşka kavuşup kavuşamamakla değil, aşka kavuşmak için üstesinden gelinmesi gereken imkansız engellerle ilgilenir. Psikanalizde tuzak, yer değiştirme ile ortaya çıkar, bir duygusal karmaşanın başka bir duygusal karmaşa üzerine yansıtılmasıdır.
  • Küresel kapitalizm tarafından sunulan seçenek bolluğunun, doğru seçeneğin yönünü şaşırtmayı hedefleyen bir akıl çelme olduğunu gösteren Akıl Defteri (Memento, Christopher Nolan, 2000), çağdaş küresel kapitalizm ve ideolojisinin gücüne rağmen, öznenin hala yeni riskler alma yetisi olduğunu ve bu yetinin mevcut durum için çok büyük tehdit haline gelebileceğinin uyarısını yapar. Akıl Defteri, fantezinin gerçekliğin öbür yüzü olduğunu söyleyen Lacancı konumu doğrular. Lacan, travmanın bizi şaşırttığını, çünkü daima başka bir travmanın maskesi olduğunu söyler. Akıl Defteri’nde travmatik öz tamamen açık bırakılır. Filmler, ne olduğunu bilme arzumuzu harekete geçirip bu arzuyu tatmin ederler. Film, izleyicideki karar verme arzusunu harekete geçirerek ve aynı anda bu arzuyu gerçekleştirmenin yalnızca imkansız değil yanlış hatta alakasız olduğunu resmederek kendisini içeriden yapı bozumuna uğratır.

 

 

Beyin Salatası 8

  • Toronto Üniversitesi psikiyatristleri tarafından yürütülen ve Scientific American’da yayımlanan makalede, nitelikli romanların insan beynini geliştirip keskinleştirdiği, sosyal bağları güçlendirerek kişiliği değiştirdiği, ilişki kurmayı kolaylaştırdığı ortaya konmuş ve insan beynini en fazla geliştiren on roman tespit edilmiş. Bu listede yer alan romanlar şöyle:

Genç Werther’in Acıları, Johan von Goethe, 1787.

Aşk ve Gurur, Jane Austen, 1813.

Kırmızı Leke, Nathaniel Hawthorne, 1850.

Madam Bovary, Gustave Flaubert, 1856.

Middlemarch, George Eliot, 1870.

Anna Karenina, Lev Tolstoy, 1877.

Bayan Dalloway, Virginia Woolf, 1925.

Sevgili, Toni Morrison, 1987.

Utanç, J. M. Coetzee, 1999.

Gönülsüz Köktendinci, Muhsin Hamid, 2007.

www.pinterest.com

www.pinterest.com

  • ABD’li bilim insanları, kişilerin ilk kez bulundukları bir yerde uyuduklarında beynin bir tarafının tehlikelere karşı sürekli tetikte olduğunu ve sık sık uyandığını belirtiyor.
  • Akıl, insan beyninin ürettiği yaşamı sürdürme mekanizması. Fizyolojik olarak beynin, primatlarla aşağı yukarı aynı nitelikte olan bir eski bölümü var. Eski beyin, içgüdüsel ve yaşamı korumaya ilişkin spontane tepkileri içeriyor. Bir de çok sonra gelişmiş neokorteks, yeni beyin var. İkisi, bir tür ağ sistemi içinde, aklı oluşturuyorlar. Bilim ve teknolojiye sahip olan kapitalist dünya uygarlıkla birlikte en barbar ölüm araçlarına da sahip. ABD’li antropolog Alfred Louis Kroeber, bunu insan doğasını oluşturan ilkel beyin ve neokorteks arasındaki uyuşmazlığı gösteren bir çelişki olarak görmüş.

 

Çağdaş Sanata Varış 155| Postmodern Edebiyat 4

  • 1955 yılında yayımlanan Vladimir Nabokov’un Lolita adlı eserinin ana karakteri güvenilmez anlatı konseptinin parlak bir örneğidir. Bu konsept daha sonra Postmodern edebiyatın çok önemli bir unsuru oldu. Eserin ana karakteri Humbert, anlatı boyunca okuyucuyu ikna edebilmek için gerçekleri eğip büker.
  • Mo Yan, İri Memeler Geniş Kalçalar adlı eserine 2009 yılında yazdığı önsözde, karakterin kaderinin yanlış okumalara ve tartışmaya çok açık olduğunu; en doğru olanın okuyucunun kendi görüşü olduğunu ve edebiyatın en büyük cazibelerinden birinin bu yanlış okumalar olduğunu söyler.
  • Postmodern romanın işlevi gerçekliği yansıtmak değildir. Romanın uydurma olduğunun altını çizer. Postmodern romanda, kurgusalla gerçek ayırt edilemez.
  • Postmodern yazar boşluklar, suskunluklar ile asıl gerçek olan değişkenliği, belirsizliği ve çeşitliliği aktarmak ister.
  • Roman türünün yerleşmiş konvansiyonlarını vurgulayıp parodisini yaparlar. Önsözle, eleştiriyle alay gibi.
  • Postmodernist yazar, sanatı bir tür oyun olarak görür. Yazar, kurgulama eylemini okura bir oyun gibi seyrettirir. “Oyun için oyun”, “kurgulama için kurgulama” yapılır. “Öykü, sizin de oynayabilmeniz için oynanan bir oyundur.” Daha önce Freud, sanatın, çocukluktaki oyunun yerini tuttuğunu söylemişti.
  • Postmodernist bir başka özellik de çerçeve sorunudur. Öykü içine öyküler yerleştirerek çerçeve kurma oyunları yapılır.
Fotoğraf: neolaki.net

Fotoğraf: neolaki.net

  • İç içe geçmiş karmaşık anlatımda kullanılan dil sade değildir, yerel sözcüklerle süslenmiştir. Toplumun farklı kesitleri, mimarideki gibi, pastiş yapıştırmalar gibi üst üste konarak sunulur. Pastiş, başka bir yapıtı ya da yapıtın bir parçasını başka bir bağlamda taklit etmektir.
  • Détournemet (sapma ve değiştirme), halihazırda mevcut bir eserin anlamlarını saptırmak, karıştırmak ya da orijinal anlamından çıkaracak şekilde değiştirmek anlamına gelir. Bu terim, kendileme, parodi ve pastiş dahil olmak üzere metinlerarasılığın çeşitli formlarıyla yakından ilişkilidir. Halihazırda mevcut bir eser üzerinde çalışması ve bilindik bir metni alışılmışın dışına çıkaran varyasyonlar yaparak içeriden değiştirmeyi denemek Postmodern bir girişimdir. Bu çeşit girişimler Çağdaş Dönem’de de devam etmiştir. ABD’li yazar Seth Grahame-Smith’in 2009 yılında yayımlanan Aşk ve Gurur ve Zombiler adlı romanı, Jane Austen’ın 1813 yılında yayımlanmış klasik eserinin zombi kurgusu ile karışımıdır. ABD’li bir başka yazar Ben H. Winters, 2009 yılında, Jane Austen’ın Akıl ve Tutku adlı romanından yola çıkarak Akıl ve Tutku ve Deniz Canavarları adlı parodi romanı; 2010 yılında ise Lev Tolstoy’un Anna Karenina adlı romanını robotlar dünyası ile karıştırarak Android Karenina adlı romanı yazmıştır. Klipleri yeniden düzenlemek için hazır yazılımların kullanılması, reklamlar üzerinde yapılan çalışmalar gibi edimler, bu yöntemin Çağdaş formlarıdır. Bu pratikler, kültür karıştırması (culture jamming) olarak da tanımlanır. Bütün temsiller kendilemeye açıktır.
  • Çeşitli dillere (Osmanlıca, Türkçe, Öz Türkçe), çeşitli üslup ve söylemlere (biyografi, ansiklopedi, günlük, şiir, tiyatro, mektup vs.) yer verilir. Belgesel ile fantastik karıştırılır, tarihsel roman yeniden canlandırılır. Teknolojinin dili de metinde yer alabilir.
  • Abartılı törenler, ödüllerle beslenen yapıtlar, çok satan listeleri 20. yüzyılın ikinci yarısından sonra çok gözde olmuştur.
  • Arjantinli yazar Jorge Luis Borges (1899-1986), Postmodernizm’in gözde yazarıdır. Borges, yazı yazan orijinal ve gerçek bir benlik olduğunu kabul etmez. Postmodern edebiyatta nasıl metinlerarası yazmaya ve okumaya alıştıysak, yazar da benlikler arası bir benliktir Borges’e göre ve yazar artık kendisini yazmak değil, kendisini icat etmek zorundadır. Borges’in çok kullandığı labirentler, aynalar, alegoriler, şaşırtmacalar, bilmeceler, mitolojiler, parodiler, aşırı incelik, züppelik, bilgiçlik, sahtelik…Postmodern edebiyatta çok kullanılır.
  • Postmodernliğin yarattığı eklektik ortam, bir sürü kurmaca benliği ve kimlik oyunlarını gündeme getirdi, kişisel anlatılar ve tanıklıklar romanın yerini almaya başladı.
  • Postmodern kimlik ve anlatı oyunlarında otobiyografi/özkurmaca türevlerine sıkça rastlanır. Yazarla aynı ismi taşıyan, aynı adreste oturan birçok roman kahramanı karşımıza çıkar. Özkurmaca Postmodernizm’den daha eskidir. Marcel Proust (1871-1922), Kayıp Zamanın İzinde romanıyla belki de ilk özkurmaca örneğini vermiş, kendi adını taşıyan bir karaktere, kendi hayatına çok benzer bir hayat yaşatmıştır. Oysa Fernando Pessoa (1888-1935), farklı isimlerle kendi kimliğini ortaya koymuşsa da bunu oyunbazlık için değil, varoluşsal bir huzursuzluğu ortaya koymak için yapmıştır.
  • “Ey okur” diye okuyucuya seslenmek, Postmodern bir edadır.