Etiket arşivi: Jacques- Louis David

Çağdaş Sanata Varış 306|Çağdaş Dönemde Sergileme 1

  • Ortaçağ’da Kıta Avrupası ülkelerinde aristokratlar ve eğitimli insanların heykeller, tablolar, tabiat bilimi numuneleri ve ender eserleri bulundurdukları nadire kabinesi denen yerler vardı. Kraliyet koleksiyonlarına ve asillere ait sanat eserleri özel günlerde halka ve gezginlere açılırdı.
  • Paris’te Napoléon Müzesi 1793’te açıldı ve modern müze kavramını şekillendirdi: Sanata sürekli erişim imkanı yalnızca imtiyazlı kesime mahsusken, Napoléon Müzesi’nden sonra sanat eserine erişmek her kesimden insanın temel hakkı haline geldi. Esas amacı sanatı öğretmek olmayan müzede, sanat eserleri tasnif edilmemişti.
  • Modern müzeler, nadire kabinelerini, sarayın ve kilisenin himayesindeki koleksiyonların arkasındaki sembolik anlamlandırma düzenini yıkarak Tanrı’nın, imparatorun, aristokrasinin yerine insanlığın temsillerini koydu; devlet eliyle kuruldu ve örgütlendi; tarih ve ulus yaratmak önemsendi. İlk modern müze olan Louvre ve ondan birkaç yıl arayla kurulan Brera, Prado, Rijksmuseum, İngiliz Ulusal Galerisi, Prusya Devlet Müzesi’nin milliyetçi ya da ulusçu olduğu söylenebilir.
  • Louvre, British Museum, Berlin Müzesi, Viyana Müzesi, Metropoliten modern müzeler. Bunlara evrensel müzeler de deniyor. Bu müzeler, büyük ölçüde, kolonyal dönemde yapılan talanla kuruluyorlar. Dolayısıyla buralarda bütün uygarlık tarihinden kültür değerleri yer alıyor.
  • Jacques Louis David (1748 – 1825), Bourbon Hanedanı’na ev sahipliği yaptığından tüm monarşik çağrışımları beraberinde getiren Louvre’a sanat eserlerini ekollere ayırarak sınıflandıran, sanata eğitsel bir hava katan bir düzen getirmişti; bu düzene ansiklopedik müze modeli de denebilir.
  • 1936 yılında Walter Benjamin (1892-1940), fotoğraf-sanat yapıtı ilişkisini irdelediğinde, bu yeni icat ile sanat yapıtının halesini yitireceği neticesine varıyordu. Sanat yapıtının çoğullaşmasıyla ilişkili olan halenin yok edilişi, fotoğraf ve reprodüksiyonla alakalı olduğu kadar müzeleşme ile de ilgilidir. Çoğaltma işlemi aynı yapıtın ya da yapıtın farklı zamanda yeniden üretilmesi ile farklı müzelerde yerini alabilir.
  • André Malraux (1901-1976) ise fotoğrafın, sanat yapıtına erişimi çok kolaylaştıracağını, hatta sanal bir müze (Le Musée Imaginaire) imkanı yaratacağını öne sürüyordu.
  • Modern sanat müzesi zamanla sanatı samimiyetsiz bir haz kaynağı olarak algılayarak teşhir etmekle; izleyici ile eser arasına estetik bir uçurum koymakla; sanat eserini pleksiglas kafeslere hapsetmekle; eseri hayatın dışında tutmakla eleştirilmiştir.
  • Müze-eser ilişkisini gayet açık ve net biçimde tanımlayan MoMA, 1950’lerin saf form ve soyut güzellik mabedi idi. Eserler dünyadan tümüyle tecrit edilmiş olarak döşemeleri cilalı, beyaz çıplak duvarlı galerilerde solgun, soğuk ışıklar altında sergilenirdi. 1983 yılında müzeye birkaç pencere eklendi. Eserler, sokaktan görülebilecek şekilde düzenlendi ve dış dünya pencereden içeri girerken, sanat da dışarı sızdı. 1990 yılında yöneticilik görevine başlayan sanat tarihçisi ve Armani takım elbiselerinin mankenliğini de yapmış Kirk Varnedoe’nun (1946-2003) müzede açtığı, gücünü popüler kültürden alan High & Low sergisi ile Greenberg’çü anlayış sona erdi.
  • d’Orsay Müzesi’nin İtalyan kadın mimar Gae Aulenti (1927-2012) müzedeki aristokratik sanat geleneğine itiraz ederek, eskinin şaheserlerini henüz ünlenmemiş eserler ve dönemin dekoratif sanat örnekleri ile yan yana sergiledi.
Domus, Museum of Mankind, La Coruna, Galiçya, İspanya. Mimarlar César Portela ve Arata Isozaki, 1991-1995. Minimalist Japon mimar Isozaki, Modernist ustaların yaptığının tam tersini yapmakta; biçimleri metafora uğratarak, onları bir araya getiren temel tasarım kurallarını bozmaktadır. Isozaki, kendisini şizo-eklektik olarak tanımlıyor. Isozaki günümüz Japon mimarlığının süper starı olarak kabul ediliyor. Bu mimar ve eserleri hakkında daha fazla bilgi için Karadeniz Teknik Üniversitesi Mimarlık Bölümünden Mustafa Kandil'in '95/262 Mimarlık Dergisi'ndeki yazısından yararlanabilirsiniz. Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

Domus, Museum of Mankind, La Coruna, Galiçya, İspanya.
Mimarlar César Portela ve Arata Isozaki, 1991-1995. Minimalist Japon mimar Isozaki, Modernist ustaların yaptığının tam tersini yapmakta; biçimleri metafora uğratarak, onları bir araya getiren temel tasarım kurallarını bozmaktadır. Isozaki, kendisini şizo-eklektik olarak tanımlıyor. Isozaki günümüz Japon mimarlığının süper starı olarak kabul ediliyor.
Bu mimar ve eserleri hakkında daha fazla bilgi için Karadeniz Teknik Üniversitesi Mimarlık Bölümünden Mustafa Kandil‘in ’95/262 Mimarlık Dergisi’ndeki yazısından yararlanabilirsiniz.
Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

  • ABD’li estetik teorisyeni Arthur C. Danto’ya (1924-) göre mimari açıdan müzenin muadili mabettir. Kişi, müzede kendini yüce hisseder. Karl Friedrich Schinkel (1781-1841) Berlin’deki Altes Museum’u kaya podyum üzerinde yükseltmiştir; Mies van der Rohe (1886-1969) de Berlin Müzesi’nde benzer bir yaklaşımı benimsemiştir. Podyumun üzerinde duran, sıradanlığın dışında ve üzerindedir. Her podyum bir merdivene muhtaçtır, merdivenden çıkıp inmek dönüşüm geçirmektir. Müzeden dönüşüm geçirmiş olarak çıkılır, der.
  • 1960’ların başlarına kadar müzelerin dış tasarımları, ya klasik dönem tapınaklarını ya da Rönesans köşklerini andırmaktaydı. Mimari yoluyla aurayı/haleyi yansıtmak önemsenmiştir.
  • Ama 1929 yılında kurulan MoMA, inşa edilirken podyum üzerinde yükseltilmemiş, giriş merdiven çıkmadan, sokak seviyesindeki cam kapıdan yapılır. Müze, hayatın akışı ile aynı düzlemdedir. Kapılarını sanatsal fotoğrafçılığa açan ilk müze olan MoMA’da zamanın tasarım harikaları da sergilenmeye başlamıştır.

 

Şiddet 28 | Roma’da Kadına Yönelik Şiddet 1

  • Roma’nın kuruluşunda Latium ataerkil, Etrüskler’den ilhak edilen bölgelerde ise daha eşitlikçi bir sosyal düzen hakimdi.
  • Krallığın ilk yıllarında toplum sınıfsızdı. Toplumsal sınıftan, classis, ilk bahseden altıncı kral Servius Tullius (MÖ 578-534) oldu.
  • Roma tarihinin başlangıcında, MÖ 7. yüzyılda, Romulus aile hukuku, kocaya karısı hakkında ölüm kararı verme hakkını bile tanıyordu. Kocaya ihanet, kayınpederinin ilgisini çekme, şarap içme alışkanlığı ölümle cezalandırılabiliyordu. Boşanma sadece erkeklere tanınan bir haktı.
  • Ancak Roma’da da kadının yaşamındaki ilk engel, Romulus’a atfedilen yasaya göre, bütün erkek çocuklar ve sadece ilk doğan kız çocukların büyütülebilmesiydi.
Mars ve Rhea Silvia, Peter Paul Rubens, 1620. Barok dönemin ustalarından Rubens (1577-1640), pek çok mitolojik öyküyü resimlerine konu almıştır. Vesta rahibesi Rhea Silvia iffet yemini etmiştir ve Tanrı Mars’a direnmektedir. Sağ yanındaki sunakta mitolojideki ebedi ateş yanmakta, resmin arka planında ise tapınak görülmektedir. Fotoğraf: leblebitozu

Mars ve Rhea Silvia, Peter Paul Rubens, 1620.
Barok dönemin ustalarından Rubens (1577-1640), pek çok mitolojik öyküyü resimlerine konu almıştır. Vesta rahibesi Rhea Silvia iffet yemini etmiştir ve Tanrı Mars’a direnmektedir. Sağ yanındaki sunakta mitolojideki ebedi ateş yanmakta, resmin arka planında ise tapınak görülmektedir.
Fotoğraf: leblebitozu

  • Yunan mitolojisindeki Hestia, Roma mitolojisine Vesta olarak geçmişti. Ocağın, yuvanın, ailenin bakire tanrıçasıydı; kutsal alev onun esrarlı varlığıydı; sönmeyen ateş onu simgelerdi; ateşin sönmemesi Vesta bakireleri tarafından sağlanırdı. Bu kült, Roma mitolojisinde çok kutsal bir yere sahipti. Bekaretini koruyamayan rahibe öldürülürdü.
  • Bir Vesta rahibesi olan Rhea Silvia, savaş tanrısı Mars’ın tecavüzüne uğramış ve Romus ile Romulus’ü doğurmuştu. Yani Romalıların ataları ile Vesta kültünün doğrudan bağlantısı olduğu düşünülüyordu.
  • Vesta Bakireleri sistemini Romulus’tan sonra gelen, Roma’nın ikinci ve seçilmiş ilk kralı Numa Pompilius (MÖ 715-674) kurmuş, tapınak yaptırmıştı. Tapınakta betimleme yoktu. Çünkü Numa, tanrıları insan veya hayvan şeklinde betimlemeyi yasaklamıştı. Ölümlü şeylerle tanrıların betimlenemeyeceğini, bunun dine saygısızlık olduğunu, tanrının ancak hissedilebileceğini, betimlenemeyeceğini söylediğini Yunanlı tarihçi Plutarkhos’un (MS 45-120) yazdıklarından öğreniyoruz.
  • Romalılar, Eski Yunan kültürünü inanarak benimsemiş olmalarına rağmen, Romalı kadınlar zaman zaman baskı altında tutulmaya karşı çıktılar, talepkar oldular, isyanlarını kamuoyuna taşıyarak kamusal yaşamda yerlerini aldılar.
  • Atinalı kadınları isimlerini pek bilmiyoruz ama Romalı kadınlar isimleriyle ve yaptıklarıyla Romalı tarihçilerin ve şairlerin eserleri ile bize ulaştılar; Messalina, Agrippina, Sempronia, Julia, Lucretia gibi.
Paris’te, Musée du Louvre’da sergilenmekte olan Sabin Kadınları, Jacques-Louis David, 1799. Neoklasik eserler veren sanatçının tablosunda Hersilia, babası ve kocası arasında görülür ve her iki yandaki savaşçılardan kadınları kocalarından, anneleri çocuklarından ayırmamalarını ister. Onun yakarılarına başka Sabin kadınlarının da katıldığı resmedilir. Fotoğraf: Super Meydan Forum

Paris’te, Musée du Louvre’da sergilenmekte olan Sabin Kadınları, Jacques-Louis David, 1799.
Neoklasik eserler veren sanatçının tablosunda Hersilia, babası ve kocası arasında görülür ve her iki yandaki savaşçılardan kadınları kocalarından, anneleri çocuklarından ayırmamalarını ister. Onun yakarılarına başka Sabin kadınlarının da katıldığı resmedilir.
Fotoğraf: Super Meydan Forum

  • Sabin kadınlarına tecavüz olayı, Sabin ile Roma arasında savaşa neden olmuş, çıkan savaşı, yeni kocaları ile kardeşleri ve babalarının birbirlerini öldürmesini istemeyen Sabin kadınları durdurmuştu.
  • Jul Sezar döneminde (MÖ 49-44) Romalı bir komutanın Roma’yı ele geçirmesine, aralarında komutanın annesinin ve eşinin de bulunduğu kadınlar delegasyonu engel olmuştu.
  • Romalı kadınlar, hiçbir zaman Eski Yunan dünyası kadınları gibi toplumsal yaşamın tamamen dışına itilemediler.

 

Çağdaş Sanata Varış 2 | Akademiler

Jacques- Louis David (1748-1825), Marat’nın Ölümü (1793), Belçika Kraliyet Güzel Sanatlar Müzesi, Brüksel. David resim eğitimini Fransız Krali¬yet Resim ve Heykel Akademisi'nde tamam¬ladı. Napolyon tarafından baş ressamlığa atanmıştı.

Jacques- Louis David (1748-1825), Marat’nın Ölümü (1793), Belçika Kraliyet Güzel Sanatlar Müzesi, Brüksel.
David resim eğitimini Fransız Krali¬yet Resim ve Heykel Akademisi’nde tamam¬ladı. Napolyon tarafından baş ressamlığa atanmıştı.

Akademi adı, Platon’un öğrencileriyle konuştuğu, bilginlerin toplandığı yerin adından alınmıştı.

Resim, çizim ve heykelin zanaat olarak kabul edilmesinden hoşnut olmayan İtalyan sanatçıların 16.yüzyıl sonunda örgütlenmesi akademilerin ilk nüvesini oluşturur. Amaç, bu alanların entellektüel ve yaratıcı yönünü ortaya koymak ve kabul ettirmek, sanatçılara toplumsal, kültürel ve ekonomik olarak değer verilmesini sağlamaktı. Akademiler olarak adlandırılan bu gruplar 18.yüzyılda bütün Avrupa’ya yayılmıştır. Fransa, İspanya ve İngiltere’dekiler kraliyet desteğinden yararlanmış, bu durum kurumların ve üyelerinin, “akademisyenlerin”, statüsünü daha da yükseltmiştir. 1789 Fransız Devrimi’ne kadar, ressamların tanınmak ve saygınlık kazanmak için bir tek olanakları vardı: Loncalar başkanının sultası altında bulunan Akademi’ye girmek. Görevliler çok güçlü olduğu için, ödüller ve atamalar dalaveresiz olmuyordu.

Akademiler, sanatçılara çalışabilecekleri mekanlar sunan, “akademik resmin” stillerini ve konularını destekleyen kurumlardı. Akademiler, sanata zanaatten daha yüksek bir statü kazandırmak, sanatı loncaların kontrolünden kurtarmak, sanatın bir el ustalığı, mekanik sanat, yerine entellektüel bir etkinlik, liberal sanat, olarak görülmesini sağlamıştır.

İlk kurulanlar sırasıyla, Floransa, Roma , Milano akademileridir. 1648 yılında Paris’te ressamlar Kral XIV. Louis’yi bir akademinin oluşumunu desteklemeye ikna etmişlerdir. Fransa Kraliyet Resim ve Heykel Akademisi, zamanla sanatın eğitimi ve sergilenmesi konusunda bir tekel durumuna gelmiştir. Sanatın ve sanatsal zevkin belirli kurallar çerçevesinde öğretilebileceğine inanılmış, akademiler okul işlevi görmeye başlamıştır. Fransız Kraliyet Akademisi’nin sanat sergileri Salon’da yapılırdı. Zaman içinde Salon, Fransa’nın yüksek kültürünü etkiler hale geldi. Sonraki 200 yıl boyunca, Fransa’da başarı elde etmek isteyen tüm sanatçılar için Paris Salonu’nda yer almak çok önemliydi. 1748′de, ödüllü sanatçılardan oluşan bir jürinin de çalışmaya başlamasıyla birlikte Salon, tartışmasız şekilde etkili olmaya başladı. Salon, 1748-1890 yılları arasında dünyadaki en önemli sanat etkinliği olma özelliğini korumuştur. Gazetelerde yayınlanan eleştiri yazıları, çağdaş sanat eleştirmenliğinin başlangıç noktası oldu. Fransız Devrimi ile birlikte Salon yabancı sanatçılara da açıldı. 1848 Devrimleri ile birlikte Salon nisbeten özgürleştirildi. Reddedilen eserlerin sayısı azaltıldı. 1849′da ise madalyalar dağıtılmaya başladı. Jürinin gittikçe daha tutucu ve akademik davranması sonucu Empresyonist ressamların eserleri genel olarak Salonlar’a kabul edilmedi. III.Napoleon  Salon des Refusés (Reddedilenler Salonu) adı altında yeni bir salon açılmasını sağladı. 1863′te açılan bu sergi avant-garde akımın da başlangıcı oldu. Empresyonistler, daha sonraki yıllarda kendi bağımsız sergilerini açtılar. 1899 yılında Salon du Champs de Mars, 1903 yılında Salon d’Automne gibi alternatif Salonlar oluştu.

Günümüzde de Fransız dili konusunda tek yetkili kurum sayılan Fransız Akademisi, 1635′te XIII. Louis döneminde Kardinal Richelieu tarafından kurulmuştur. Üyelerine, Ölümsüzler adı verilmiştir. Bu akademinin üye sayısı tarihi boyunca hep 40 olarak kalmış, kaydı hayat şartıyla şeçilmişlerdir. Bu Akademi’nin görevi Fransız dilinin doğru konuşulması için kurallar koymak, sözlük hazırlamak ve Fransızca yazılmış kitaplara ödül vermektir. Kuruluşundan bu yana sekiz sözlük yayınlayabilmiştir. Moliére, Rousseau, Balzac,  Sartre, Camus Akademi’ye kabul edilmemişlerdir. Zola 24 kez adaylığını koymuş, kabul edilmemiş, Hugo beşinci adaylığında Akademi üyesi olabilmiştir. 346 yıl boyunca tüm üyeleri erkektir. Akademi’ye ilk kabul edilen kadın 1980 yılında Marguerite Yourcenar’dır. Daha sonra Jacqueline Romilly 1988’de, Hélene Carrére d’Encausse 1990’da, Florence Delay 2000’de, Assia Djebar 2006 yılında Akademi üyesi olmuşlardır.

Fransa Kraliyet Resim ve Heykel Akademisi örnek alınmış, 1790 yılında Avrupa’da yüzden fazla akademi kurulmuştur.

Kompozisyonun ve çizimin iyi bir resmin temeli olduğu kabul görmüştür.  Akademik resim, form olarak, çizimi renkten önemli bulur, boyayı kontrollü bir biçimde uygular. Kompozisyon düzenlemesini önemser. Teknik beceri en üst seviyede olmalıdır. Akademi öğrencisi ışıktan gölgeye ağır geçişi öğrenir. İçerik olarak, konuların bir hiyerarşisi vardır. Bu hiyerarşide, yaratıcılık, hayal gücü ve edebi kaynaklara referans gerektiren konulara, gözlemden türetilenlere göre daha yüksek bir statü tanınır. Konulara, önem ve prestij sırasına göre bakıldığında tarih resmi en üsttedir. Portre, janr ( sıradan insanın gündelik hayatından sahneler), manzara ve natürmort hiyerarşide daha alt basamaklara aittir. Dolayısıyla akademik resimde  konular daha çok tarih, İncil ve mitolojiden seçilir. Klasik heykel sanatının ölçülerine göre doğayı ülküselleştirmeye veya güzelleştirmeye yönelik programa Klasisizm veya Akademi deniyor.

Bir sanat eserinin Batı kanonuna dahil edilmesi, akademiler tarafından belirlenen standartlar çerçevesinde olduğunu belirler. Kanonik sanat en yüksek niteliğe sahip sanattır.

On dokuzuncu yüzyılda Romantik ve Realist akımlarla sanatsal bağımsızlık fikri gelişmiş, akademilerin otoritesi sorgulanmaya başlamış, zaman içinde sanatsal otorite ve etkileri azalmıştır, kanonun rolleri ve anlamları sorgulanmaya başlamıştır. Kanona dahil edilmenin, ustalık veya estetik değerle  hiçbir ilgisinin olmayabileceği, sanat dışındaki koşullarla daha fazla bağlantılı olduğu, kanonun hakim elitler tarafından belirlenen yapay bir standart olduğu savunulmuştur. Bu yüzyıldan itibaren akademik resim terimi hayal gücüne dayanmayan, modası geçmiş konuları ve stilleri tanımlamak için kullanılan olumsuz bir terim haline gelmiştir.

 

Sir Joshua Reynolds (1723-1792), Miss Bowles. Reynolds, İngiliz Kraliyet Akademisi kurucularındandır ve ilk başkandır. Daha çok portre ressamıdır ve çocukların masumiyetini resmetmeyi sevdiğini belirtmiştir.

Sir Joshua Reynolds (1723-1792), Miss Bowles.
Reynolds, İngiliz Kraliyet Akademisi kurucularındandır ve ilk başkandır. Daha çok portre ressamıdır ve çocukların masumiyetini resmetmeyi sevdiğini belirtmiştir.

Jacques- Louis David, Napolyon ve İmparatoriçe Jozefin’in Taç Giyme Töreni.

Jacques- Louis David, Napolyon ve İmparatoriçe Jozefin’in Taç Giyme Töreni.