Etiket arşivi: Jackson Pollock

Çağdaş Sanata Varış 194| Performans Sanatı’nın Öncülleri 2

  • 1915 yılında, Fütüristik Sentetik Tiyatro, çeşitli durumları, duyuşları, fikirleri, olguları ve simgeleri birkaç sözcüğe ya da harekete sığdırarak ifade etmeyi önermiştir. Fütüristik Sentetik Tiyatro, genelde tek bir fikri işleyen performanslar olmuştur.
  • Fütürizm’in öncüsü Filippo Tommaso Marinetti’nin (1876-1944) 1915 tarihli Ayaklar adlı performansı, 1960’lardan itibaren görülen performanslara çok yakındır.
  • 1910’larda Rusya’da bir grup Fütürist sanatçı da alternatif tiyatro, dans, kitle gösterileri düzenlemiştir.
  • 1916’da Zürih’te Cabaret Voltaire’de gerçekleştirilen kabare tipi Dada gösterileri de Performans Sanatı’nın öncülleri arasındadır. Berlin’deki Dadacılardan George Grosz (1893-1959), Ölüm kılığına girerek sokaklarda yürümüştür.
  • 1920’lerde Weimar’da kurulan ilk performans atölyesi Bauhaus Sahnesi, resim, heykel, dans, tiyatro gibi farklı disiplinleri buluşturan deneysel bir atölye olmuş; disiplinler arası bir sanatsal anlayışın temellerinin atılmasında önemli rol oynamıştır.
  • Ailesi İzmir’den göç etmiş Rumlardan olan Fransız oyun yazarı, oyuncu, yönetmen ve şair Antonin Artaud’nun (1896-1948) 1948 yılında, tiyatrodaki vurguyu oyunun kendisinden, oyuncunun performansının üzerine çekmesi ve izleyiciyi de dramın bir parçası olarak görmesi, Performans Sanatı’na ilişkin bir öngörüyü içermiştir.
  • Soyut Dışavurumcu hareketin en bilinen temsilcisi ABD’li ressam Jackson Pollock’un (1912-1956) ABD’de 1940’ların sonu ve 1950’lerin başında damlatma ve sıçratma (drip and splash) ya da hareketli boyama (action painting) olarak adlandırılan devrim yaratan performatif tarzından da söz etmemiz gerekir.
  • 1954-1972 yılları arasında Japonya’da Gutai grubu performansa dayalı Soyut Dışavurumcu resimler gerçekleştirmiştir. Grup aksiyon resmine ilgi duyan, aksiyon resmi ile performans arası gösteriler düzenleyen bir gruptur. Jackson Pollock ve Georges Mathieu’nün sanatına saygı duyarlar. Gutai grubunun amacı Soyut Sanat’ın sınırlarını aşmak olmuştur. Malzemeye hayat vermek olarak tanımladıkları deneysel çalışmalar yapmışlardır.
İkinci Dünya Savaşı sonrası, savaşa reaksiyona odaklanan Gutai grubu, yıkımın estetiğini bir sanat formu olarak belirlemiştir. Psikolojik rahatlama amacı da taşıyan boya kutularını tuvale fırlatmak, kağıt Japon paravanlarında delikler açmak, yırtmak değişim/dönüşüm arzusunu da yansıtmaktaydı. 1962 yılına tarihlenen grubun ikinci döneminde ise daha çok Japonya’da nüfus artışı ve teknolojik gelişme ile oluşan kültürel oluşuma cevap niteliği taşıdı. Geleneksel sergi mekanlarına muhalefet, dış mekanlarda açılan, katılımcı, deneysel sergiler ile gösterildi. Gutai, dağıldıktan sonra da sergileri devam etti. 2009 yılındaki Venedik Bienali’ni ve 2013 yılında Solomon R. Guggenheim Müzesi’ni 25 Gutai sanatçısının 145 eserini misafir eden kurumlara örnek verebiliriz. Fotoğraf: 2009 yılında Venedik Bienali’nde Gutai köşesi. "Gutai Venice 1" by Serwertje - Own work. Licensed.

İkinci Dünya Savaşı sonrası, savaşa reaksiyona odaklanan Gutai grubu, yıkımın estetiğini bir sanat formu olarak belirlemiştir. Psikolojik rahatlama amacı da taşıyan boya kutularını tuvale fırlatmak, kağıt Japon paravanlarında delikler açmak, yırtmak değişim/dönüşüm arzusunu da yansıtmaktaydı. 1962 yılına tarihlenen grubun ikinci döneminde ise daha çok Japonya’da nüfus artışı ve teknolojik gelişme ile oluşan kültürel oluşuma cevap niteliği taşıdı. Geleneksel sergi mekanlarına muhalefet, dış mekanlarda açılan, katılımcı, deneysel sergiler ile gösterildi. Gutai, dağıldıktan sonra da sergileri devam etti. 2009 yılındaki Venedik Bienali’ni ve 2013 yılında Solomon R. Guggenheim Müzesi’ni 25 Gutai sanatçısının 145 eserini misafir eden kurumlara örnek verebiliriz.
Fotoğraf: 2009 yılında Venedik Bienali’nde Gutai köşesi. “Gutai Venice 1″ by Serwertje – Own work. Licensed.

  • 1950’lerde Fransız ressam Georges Mathieu’nün (1921-2012) Uzakdoğu kıyafetleri ile izleyici önünde resim yaptığı etkinliklerden de söz etmek gerekir.
  • 1950’lerde performanstan ziyade Happening (oluşum) olarak adlandırılan ve tiyatro dışında sahnelenen bu tür yaklaşımların ilk örnekleri, ABD’li besteci, yazar ve eğitimci John Cage (1912-1992) tarafından gerçekleştirilmiştir. Etkinliğe katılanlar da daha önce sözünü ettiğimiz sanatçılardır: Merce Cunningham, David Tudor, Charles Olsen, Robert Rauschenberg, Mary Caroline Richards ve bir köpek. Cage, rastlantı ve doğaçlamaya yer vererek müzisyenlerin bir notasyonu aynen uygulamasını önlemiş, onların daha performatif olmasını sağlamıştır. Cage’in 4’33’’ adlı performansını da dosyamızın Neo Dada 2 adlı bölümünde anlatmıştık.
  • Cage’in öğrencisi Allan Kaprow (1927-2006), bu tür performanslara Happening adını vermiş; 1959’dan itibaren çeşitli Happeningler gerçekleştirmiş; Happening ve Environment (Çevre Sanatı) gibi yeni sanat türlerinin gelişmesinde rol oynamış; resim, müzik, tiyatro, çevre düzenlemesi gibi farklı türleri barındıran bir sanatsal anlayışın öncülüğünü yapmıştır. Kaprow, Enstalasyon sanatının gelişiminde de etkili olmuş bir kişidir. Sanatın seyirlik bir olgu olmaktan çok bir deneyim olması fikrinden hareket etmiştir.
  • Aynı dönemde ABD’li sanatçı Jim Dine (1935-) da pek çok Happening gerçekleştirmiştir.
  • Fütüristler, Dadacılar, Gerçeküstücüler performans kapsamında düşünülebilecek çeşitli etkinliklerde bulunmuşlardır. Rastlantı ögesi, performans geleneğine Dadacı ve Gerçeküstücü denemelerle, Happeningler ile, John Cage’in yapıtları ile girmiştir. Rastlantı ögesi geleneksel tiyatrodan uzaklaşma imkanı getirmiştir.
  • Yves Klein’ın (1928-1962) 1958’deki Boşluk sergisinin yanı sıra ilkini 1960’ta gerçekleştirdiği bir dizi performans, erken örnekler arasındadır.
  • 1950-1970 arasındaki süreçte Fluxus, performans kökenli bir oluşum olarak dikkat çeker.
  • Performansın,  bastırılmış dürtülere, duygu ve düşüncelere yönelik bir başkaldırı simgesi; bir eylem alanı ve aracı olarak kullanılması, kişisel ya da toplumsal düzeyde politik bir ifade biçimine dönüşmesi, bedene yönelik performansları, 1960’ların gençlik hareketlerinin, savaş karşıtı protestoların, ırk ve cinsiyet ayrımcılığına karşı ayaklanmaların bir yansıması olmuştur.
  • Viyana Eylemcileri, 1960’larda bedene yönelik sadomazoşistik tavırlarıyla gündeme gelmiştir. Grubun, genellikle çıplak gerçekleştirdiği, müstehcen, kan ve dışkının kullanıldığı pek çok performansı polisin müdahalesi ile sona ermiştir. Ana fikir, sanatçıların ve izleyicilerin bu tip performanslar aracılığıyla, bastırdıkları şiddet ve şehvet duygularından arınması, sağaltım imiş.
  • 1970’lerde yazınsal bir metnin temsilini değil, mimesis üzerine değil, daha ziyade fiziksel etkinlik ve bedensel ifadeyi ön plana çıkararak, yeni eleştirel araçlar geliştiriliyordu.

 

Çağdaş Sanata Varış 181| Kavramsal Sanat 5 Yeni Kavramsalcılar

YENİ KAVRAMSALCILAR
1980’LER

  • 1960’lı yılların Kavramsal sanatçıları ile 1980’lerin Kavramsalcılarını ayırıp, sonrakilere Yeni Kavramsalcılar adını veren uzmanlar vardır. Gösterge gösterilene, kopya orijinale, temsil gerçeğe yeğlendikçe üretimden çok pazarlama stratejilerine yönelen ekonomik ve toplumsal yapının bir tür Hipergerçeklik’e büründüğünü savunan Baudrillard’ın düşünceleri 1980’lerde ifadesini bulmuş; kapitalist toplumun ileri aşamasında sanatın direnç gösteremeyen bir tüketim nesnesi olduğu doğrulanmıştır. Kavramsal Sanat’ın metalaşma sürecinin dışında kalabileceği umutları temelsiz kaldı. Tanınmış Kavramsalcılar hem ABD’de hem Avrupa’da yapıtlarını yüksek meblağlara satabiliyorlar; dünyanın en prestijli galerileri tarafından temsil ediliyor, sergi açabiliyorlar. Bir görüşe göre, kapitalist toplumda sanat ve sanatçı, hala lüks kategorisine girmektedir.
  • ABD’de yaşayan Britanyalı sanatçı Thomas Lawson (1951-), görsel stereotiplerin ideolojik olduğunu; izleyicinin bu tür imgelerle asimile edildiğini eserleri ile vurgulamak istemiştir.
  • ABD’li sanatçı Barbara Kruger (1945-), popüler kültürün cinsiyet ayrımcı tavrını Yapısöküm’e uğratmayı amaçlamıştır.
Barbara Kruger, dergilerden, takvimlerden, sağlık, güzellik rehberlerinden seçtiği hazır imgeleri kendi saptadığı mesajlarla tekrar dolaşıma sokmuştur. Amacı, kitle kültürünü şekillendirici unsurları irdelemektir. Bu mesajları hazırlarken, özellikle toplumda kadınların arzularını şekillendiren söylemleri açığa vurmayı hedeflemiştir. Sanatçı, erkek egemen medyanın yarattığı kadın stereotipleri üzerinden erkek bakışının şekillendirdiği dünyada kadın olmanın anlamını sorgulamıştır. Kruger, 2005 yılında 51. Venedik Bienali’nde Altın Aslan Ödülü almıştır. Fotoğraf:www.tyci.org.uk

Barbara Kruger, dergilerden, takvimlerden, sağlık, güzellik rehberlerinden seçtiği hazır imgeleri kendi saptadığı mesajlarla tekrar dolaşıma sokmuştur. Amacı, kitle kültürünü şekillendirici unsurları irdelemektir. Bu mesajları hazırlarken, özellikle toplumda kadınların arzularını şekillendiren söylemleri açığa vurmayı hedeflemiştir. Sanatçı, erkek egemen medyanın yarattığı kadın stereotipleri üzerinden erkek bakışının şekillendirdiği dünyada kadın olmanın anlamını sorgulamıştır.
Kruger, 2005 yılında 51. Venedik Bienali’nde Altın Aslan Ödülü almıştır.
Fotoğraf:www.tyci.org.uk

ABD’li sanatçı Jenny Holzer (1950-), ışıklı panolarla mesajlarını iletmiştir. Genel olarak eserleri, tüketim kültürünün ne tür bir birey, ne tür bir toplum yarattığına odaklıdır. Özlü sözleri ile kolektif bilinçaltına seslenir: Beni Arzularımdan Koru. Holzer, insanın korkularına, kaygılarına, meraklarına ve arzularına ilişkin ipuçları veren özlü sözlerini kamusal alanlarda sergilediği Enstalasyonları ile tanınmış bir Kavramsal sanatçıdır. www.arthistoryarchive.com

ABD’li sanatçı Jenny Holzer (1950-), ışıklı panolarla mesajlarını iletmiştir. Genel olarak eserleri, tüketim kültürünün ne tür bir birey, ne tür bir toplum yarattığına odaklıdır. Özlü sözleri ile kolektif bilinçaltına seslenir: Beni Arzularımdan Koru. Holzer, insanın korkularına, kaygılarına, meraklarına ve arzularına ilişkin ipuçları veren özlü sözlerini kamusal alanlarda sergilediği Enstalasyonları ile tanınmış bir Kavramsal sanatçıdır.
www.arthistoryarchive.com

ABD’li sanatçı Cindy Sherman (1954-), 1970’lerde başladığı İsimsiz Film Kareleri adlı eserinde, her karede farklı bir kılığa bürünür. En tercih ettiği mecra Postmodern dönemin yaygın ifade biçimi olan fotoğraf olmakla birlikte, Sherman, fotoğraf-Performans-film gibi farklı disiplinleri barındıran yapıtlar da vermiştir. Karelerde Amerikan filmlerindeki kadın tiplemelerini kullanır. Kurgunun kurgusunu yapar. Fotoğrafları kendisi çeker. Dolayısıyla yapıtının hem öznesi hem de nesnesidir. Fotoğraftaki kadın hem kendisidir, hem değildir. Bu fotoğraflarla benliğini Yapısöküm’e uğratmaktadır. Popüler kültürün şekillendirdiği kadın imgesini sorgular.  Bu fotoğraflarla izleyiciye kimliğin ne kadar kaygan bir zeminde kurulan ve bozulan bir olgu olduğunu gösterir. Medyanın kültürel yansımalarını görünür kılmak Sherman’ın ana amacı olmuştur. İsimsiz Film Kareleri #53, 1980. Fotoğraf:www.tate.org.uk

ABD’li sanatçı Cindy Sherman (1954-), 1970’lerde başladığı İsimsiz Film Kareleri adlı eserinde, her karede farklı bir kılığa bürünür. En tercih ettiği mecra Postmodern dönemin yaygın ifade biçimi olan fotoğraf olmakla birlikte, Sherman, fotoğraf-Performans-film gibi farklı disiplinleri barındıran yapıtlar da vermiştir.
Karelerde Amerikan filmlerindeki kadın tiplemelerini kullanır. Kurgunun kurgusunu yapar. Fotoğrafları kendisi çeker. Dolayısıyla yapıtının hem öznesi hem de nesnesidir. Fotoğraftaki kadın hem kendisidir, hem değildir. Bu fotoğraflarla benliğini Yapısöküm’e uğratmaktadır. Popüler kültürün şekillendirdiği kadın imgesini sorgular. Bu fotoğraflarla izleyiciye kimliğin ne kadar kaygan bir zeminde kurulan ve bozulan bir olgu olduğunu gösterir.
Medyanın kültürel yansımalarını görünür kılmak Sherman’ın ana amacı olmuştur.
İsimsiz Film Kareleri #53, 1980.
Fotoğraf:www.tate.org.uk

  • Lawrence Weiner (1942-), 1960’lardan bu yana Kavramsal Sanat olgusunun mihenk taşlarından biri olarak kabul ediliyor. Kendisi, geleneksel ifade biçimlerinin dışına çıkan ve dili, kelimeleri, metinleri, harfleri anlatıya dahil eden ilk ABD’li sanatçılardan. Büyük boyutlu tipografik çalışmaları ile tanınıyor. Tipografi kavram, forma uygun yazmak anlamına geliyor. Mesajı ikna edici kıldığı düşünülen  tipografi, reklamlar için de vazgeçilmez bir unsur. Weiner, 2015 İstanbul Bienali’nde üç ayrı mekanda yer aldı.
  • ABD’li fotoğraf ve kendileme sanatçısı Sherrie Levine’dan (1947-) Walker Evans’tan yaptığı kopya fotoğraflarla bahsetmiştik. Levine’ın ünlü erkek sanatçıların yapıtlarını çeşitli biçimlerde kopyalayarak kendisine mal etmesi, 1980’li yılların Yeni Kavramsalcı sanatına bir başka örnektir. Duchamp’ın hazır nesnelerini ve Pop Sanat geleneğini arkasına alarak hazır imgeler kullanmıştır. Amacı, fotoğraf gibi çoğaltılabilir bir mecrada bile orijinallik ve biriciklik aranmasına; kadın sanatçı-erkek sanatçı ayrımına tepki göstermekte; yaratıcılığın kökeni, cinsiyet ayrımı, sanat yapıtlarının özgünlüğü ve mülkiyeti, imgelerin farklı bağlamlarda değişen anlamlarını irdelemektedir.
  • Mike Bidlo (1953-), birçok ünlü sanatçının eserlerini yeniden üretmiş, Modern Sanat tanrılarının otoritesini sarsmayı, sanatçı kültü olgusunun büyüsünü bozmayı amaçlamıştır. 20. yüzyıl sanatının belli başlı anılarını (Jackson Pollock’un Peggy Gugenheim’ın şöminesine işemesi gibi) ve mekanlarını (Warhol’un Fabrika’sı gibi) tekrar eden Performanslar da gerçekleştirmiştir.
  • Hans Haacke (1936-), sanat kurumlarını Yapısöküm’e uğratmıştır. Sanat kurumlarının ardındaki politik ve sınıfsal yapılanmaları ve ilişkiler ağını gözler önüne seren yapıtlar vermiştir. Sanatçı, 1993 yılında Venedik Bienali’nde Almanya’yı temsil etmiş, Germania adlı enstalasyonu ile bienalin büyük ödülü Altın Aslan’ı kazanmıştı.

 

Çağdaş Sanata Varış 74 | Soyut Sanat 2

  • 1940-1960 arasına tarihlenebilecek Soyut Dışavurumculuk da duygusallıktan uzak, akılcı bir çizgide ilerlemiştir. Soyut Dışavurumcu sanatın mesajı yoktur, mistik yönü yoktur. Akım, bilginin özü ve içeriği yerine biçimine önem veren, bilimlerde, özellikle matematikte, doğruların saymaca ilişkiler üzerine kurulduğunu, birtakım simgelerin tanımlarına dayandığını ve bu doğruların bütünüyle biçimsel olduğunu ileri süren soyutlayıcı bir düşünce yolu olan  Formalizm/Biçimcilik’e dayanır. Soyut Dışavurumcu hareketin ressamları Jung psikolojisinden, özellikle de kolektif bilinçdışı ve ilkel mitoloji kavramlarından etkilenmişlerdi.
  • ABD’de Enternasyonel Modernizm’in piri Clement Greenberg’dir (1909-1994). Greenberg’in tüm beklentilerine cevap veren Soyut Ekspresyonizm’dir. Greenberg’in teorik stratejileri, New York galerileri  ve Modern Sanat Müzesi tarafından kurumlaştırılması sayesinde Soyut Ekspresyonizm, İkinci Dünya Savaşı ertesinde ABD’nin Avrupa’ya yaptığı kültürel çıkarmanın ve Soğuk Savaş dönemi kültürel politikalarının etkili bir silahı haline gelir.
  • Greenberg, New York’u dünya kültürünün merkezine yerleştirir. Enternasyonel Modernizm sanat tarihindeki Avrupa egemenliğine son vermiştir. ( Burada bize göre iki saptama yapmak gerekiyor: Birincisi, Savaş ABD sayesinde kazanılmıştır ve ABD politik olarak liderdir. İkincisi ise sanat dünyasındaki egemenliğini, böyle bir şeyi kabul etsek bile, yine Hitler ve Stalin Avrupası’dan ABD’ye kaçan sanatçılar sayesinde gerçekleştirmiştir.)
  • Biçimci yaklaşımlar, sanatı anlamanın ve değerlendirmenin en önemli temelinin görsel deneyim olduğunu öne sürer.
  • Bazı uzmanlara göre Modern Sanat, Kübizm ile doruğuna ulaşır. Buradan soyuta geçilecek ve bunun vatanı da ABD olacaktır. New York, Greenberg’in düşünsel (Greenberg, Soyut Ekspresyonizm için ‘İleri sanat, tutkulu sanat’ der), MOMA’nın müzeciliği önderliğinde, Nazi işgali altındaki Avrupa’dan Modernizm’i ve Avangard’ı devralacaktı. Dünyaca bilinenen ilk Amerikan sanatı olan Soyut Dışavurumculuk’a New York Ekolü de dendi. Jackson Pollock (1912-1956), Willem de Kooning (1904-1997), Franz Kline (1910-1962) hareketli boyama (action painting) alanında; Mark Rothko (1903-1970), Barnett Newman (1905-1970) ve Clyfford Still (1904-1980) renk alanı resmi (color field painting) alanında akımın en bilinen temsilcileridir. Adolph Gottlieb (1903-1974), Robert Motherwell (1915-1991) ve Philip Guston (1913-1980) dönemin tanınan, ama her zaman soyut veya ekspresyonist çalışmayan sanatçılarıdır.
  • ABD’deki soyut ekspresyonistler, büyük boyutlu, dev tuvaller üzerinde deneyler yaptılar.
  • Soyut Ekspresyonizm’de kolaj, yağlıboya, akrilik ve yeni media kullanılmıştır. Akrilik boya 1950 yılında piyasaya çıkmıştır. Sentetik reçineyle ve plastikle karıştırılıp suyla inceltilen pigmentler çabuk kurur ve rengini kaybetmez. Her yüzeye uygulanabilmesi; suyla inceltildiğinde saydamlık etkisi yaratabilmesi; yoğun uygulandığında opak etki yaratması akriliğin günümüze kadar kesintisiz tercih edilen bir malzeme olarak kalmasını sağlamıştır.
  • Amerikan Formalistleri Mondrian’ı izlemişlerdir, denir.
  • 1970’lerde monochrome resimler ortaya çıkmış.
Ressam Jackson Pollock Soyut Dışavurumcu hareketin ABD’de 1940’ların sonu ve 1950’lerin başındaki en bilinen temsilcisiydi. Damlatma ve sıçratma (drip and splash) ya da hareketli boyama (action painting) olarak adlandırılan tarzı, sanat dünyasında şok etkisi ve bir devrim yarattı. Tuvali resim sehpasına yerleştirmek yerine zemine koyuyordu. Altına delikler açılmış bir boya kutusunu yerdeki tuvalin üzerinde gezdiriyor, akan renkleri fırçasıyla işliyor, boyayı tuvalin üzerine damlatıyor, akıtıyor, sıçratıyor, kimi zaman doku yaratmak amacıyla tuvalin üzerine kum ve cam parçaları da ilave ediyordu. Bazen sanatçının vücudu da resim aracı oluyordu. Pollock Soyut Dışavurumcu hareketin lideriydi.  Fotoğraf: www.msxlabs.org.

Ressam Jackson Pollock Soyut Dışavurumcu hareketin ABD’de 1940’ların sonu ve 1950’lerin başındaki en bilinen temsilcisiydi. Damlatma ve sıçratma (drip and splash) ya da hareketli boyama (action painting) olarak adlandırılan tarzı, sanat dünyasında şok etkisi ve bir devrim yarattı. Tuvali resim sehpasına yerleştirmek yerine zemine koyuyordu. Altına delikler açılmış bir boya kutusunu yerdeki tuvalin üzerinde gezdiriyor, akan renkleri fırçasıyla işliyor, boyayı tuvalin üzerine damlatıyor, akıtıyor, sıçratıyor, kimi zaman doku yaratmak amacıyla tuvalin üzerine kum ve cam parçaları da ilave ediyordu. Bazen sanatçının vücudu da resim aracı oluyordu. Pollock Soyut Dışavurumcu hareketin lideriydi.
Fotoğraf: www.msxlabs.org.

Pollock, damlatma ve sıçratma tekniğini 1947 yılında geliştirmeye başladı. En bilinen eserlerini, Autumn Rhythm (1950) ve Lavender Mist (1950) gibi, bu teknikle yaptı. En meşhur çalışmalarından olan, yukarıda fotoğrafı görülen, No. 5’i (1948) 140 milyon dolara sattı. Bu meblağ, o güne dek bir resim için ödenmiş en yüksek tutar olmuştur. Fotoğraf: learnodo-newtonic.com

Pollock, damlatma ve sıçratma tekniğini 1947 yılında geliştirmeye başladı. En bilinen eserlerini, Autumn Rhythm (1950) ve Lavender Mist (1950) gibi, bu teknikle yaptı. En meşhur çalışmalarından olan, yukarıda fotoğrafı görülen, No. 5’i (1948) 140 milyon dolara sattı. Bu meblağ, o güne dek bir resim için ödenmiş en yüksek tutar olmuştur.
Fotoğraf: learnodo-newtonic.com