Etiket arşivi: İtalo Calvino

Çağdaş Sanata Varış 156| Postmodern Edebiyat 5

  • Postmodern yazar ve sanatçı filozof konumundadır. Eseri önceden yerleşmiş kurallar tarafından yönetilmez. Bilinen kategorilerin yapıta uygulanmasıyla yargılanamaz. Yapıt o kural ve kategorileri “aramaktadır”.
  • Kaygı ve yabancılaşma gibi Modernist kavramların Postmodern’de yeri yoktur. Öznenin yabancılaşması yerini öznenin parçalanmasına bırakmıştır.
  • Yazar ve sanatçı sayısınca Postmodernizm tanımlanıyor. Öyle ki Postmodernizm, edebiyatta çeşitli tarzları anlatmak için kullanılan çok genel bir deyim haline gelmiştir.
  • Postmodern edebiyatın en önemli temsilcileri Umberto Eco (1932), John Berger (1926), Italo Calvino (1923-1985), Vladimir Nabokov (1899-1977), John Fowles (1926-2005), Thomas Pynchon (1937), Jorge Luis Borges (1899-1986), A. Robbe-Grillet (1922-2008), Paul Auster (1947), Truman Capote (1924-1984), Salman Rushdie (1947), Toni Morrison’dır (1931).
  • Postmodern edebiyat eserlerinde, evrensellik yerine her özne, her değer, tarihin belli bir dönemi içinde, sınırlı ele alınır. Tümel bakış yerine, kısmi özellikler yüceltilir. Yerel olan, kadınlar, azınlıklar, dış mahalleler, kendi bakış açılarından anlatılır.
  • Kahramanlar evrensel insanı değil, bazen toplumun ufak bir kesitini, bazen sadece kendilerini temsil ederler.
  • Postmodern romanda karmaşık anlatım, zamanı bölme, biçem karşıtlığı çok kullanılır.
  • Postmodern yaklaşımın özelliği sanatçıyı ya da yapıtı ortaya çıkarmaktan çok izleyiciyi ön plana almasıdır. İzleyici yapıtta ne görüyorsa yapıt odur. Okur da romanını kendi yazar.
  • Edebiyatta Postmodern yapıtlar, çoğunlukla yazın geleneklerini bozan, yazın sınırlarını zorlayan, gerçek/gerçek-dışı ayrımlarına girmeyen, edebiyat tarihinde “yazın metni” olarak algılanmayan bütün metin türlerini de “yazın metni” sayan durumdur.
  • Octavio Paz, Postmodern’i Latin Amerika’ya uymayan bir başka ithal proje olarak değerlendirmişti.
Fotoğraf:f4t1h89.wordpress.com

Fotoğraf:f4t1h89.wordpress.com

  • 1980’lerin başında ortaya çıkan Siberpunk, yakın bir gelecekte vuku bulacak distopik ortamları yansıtır. Yaygın temaları arasında bilgi teknolojilerindeki gelişmeler, İnternet, siber uzay, teknolojinin getirdiği olumsuzluklar ve sorunlar ile şirketlerin devletlerden daha etkin olduğu demokrasi ötesi toplumsal kontrol sistemleri sayılabilir. Ana karakterler isyankar anti kahramanlardır ve teknoloji ile mücadele içindedirler. Bilim kurgu kahramanları sorunları teknoloji vasıtasıyla çözerken Siberpunk kahramanları teknoloji ile ters düşerler.
  • Bazı Siberpunk eserlerde gerçek ile sanal gerçek arasındaki sınır bulanıktır.
  • Bazı bilimkurgu yapıtlarda totaliter sistemler sterilize, düzenli ve toplumcudur. Bazı bilimkurgularda ama neredeyse tüm Siberpunklarda totaliter sisteme karşı verilen savaş işlenir.
  • Siberpunk eserlerinde bilimkurgu eserlerinde olduğu gibi teknolojik ve geleceğe ait objeler veya terimler kullanılsa da Siberpunk akımını diğer bilimkurgu veya edebiyat akımlarından farklı kılan önemli bir özelliği günlük yaşama da yansımasıdır: Siberpunk, sinemada, modada, müzikte izler bırakmış bir alt kültürdür.
  • Bu türün yazarları arasında William Gibson, Bruce Sterling, Alfred Bester ve Pat Cadigan‘ı sayabiliriz.
  • 1982 yapımı Blade Runner filmi görsel Siberpunk türüne bir örnektir.
  • Dönemin ses getiren çizgi romanları Red, Akira (Manga), Outlanders ve V for Vendetta’dır.

 

Çağdaş Sanata Varış 153| Postmodern Edebiyat 2

  • 19. yüzyılın gerçekçi edebiyatında, yazar her şeyi bilir ve güvenilirdir. Romandaki karakterlerin davranışları ve motivasyonları rasyoneldir. Olaylar neden-sonuç ilişkisinde gelişir ve kronolojik olarak ilerler. Gerçekçi edebiyatın kuralları, evrensel olarak deneyimlenen, anlaşılabilir ve açıklanabilir bir dünyaya aittir.
  • Modernist edebiyatta gerçeklik hataya düşebilir, seçici bakış açıları ile temsil edilir. Olaylar, belirsiz bir konumdan veya birçok farklı konumdan açıklanabilir. Gerçekliğin anlatımında algı ve bilinçdışı önemli bir rol oynar, sübjektiftir. Zaman kronolojik akmaz. Yazar, gerçekçi romandaki gibi güvenilir değildir, teknikle denemeler yapar. Yazarın kullandığı dil şeffaf ve pürüzsüz olmayabilir. Modern romanın karakterleri parçalanmışlıkları ile mücadele eder. Modernizm, farkındalık ve deneyimle ilişkilidir, gerçekliği nasıl bilebileceğimizi araştırır.
  • Postmodern edebiyatın ilgisi kurgu üzerine yoğunlaşır, kurmaca sorununu konu haline getirir. Kurguların hiçbirinin yaşantının karmaşıklığını yeterince ifade edemeyeceğini ortaya koymak için üstkurmaca araçlarını kullanır. Postmodern kurgu, dilin süreçlerini tartışır, janr hakkında konuşur. Okuyucuyu, öykülerin nelerden oluştuğunu düşünmeye yöneltir. Postmodern metinler anlamları nasıl üretebileceğini, gerçekliğin “doğru” bir temsilini nasıl sunabileceğini sorgular.
ABD’li yazar Mo Willems’in hazırladığı çocuk dizilerinden birinin başlığı tam da üstkurmacayı anlatıyor. Fotoğraf: woodcliffpreschool.blogspot.com

ABD’li yazar Mo Willems’in hazırladığı çocuk dizilerinden birinin başlığı tam da üstkurmacayı anlatıyor.
Fotoğraf: woodcliffpreschool.blogspot.com

  • Postmodernist yapıtlar, kökleri 17. yüzyıla, Don Kişot’a dayanan üstkurmaca (meta-fiction, surfiction) özelliğini önemser. Üstkurmaca, bir romanın, yapaylığını açığa vurmasıdır. Üstkurmaca, kurgunun kurallarını bilerek açığa vurur ve dikkati dil ve edebi tarz üzerine çeker.
  • Üstkurmaca:
    Birkaç yazma stilini veya janrı karıştırır,
    Başka kurgusal çalışmalar üzerine yorumlar getirir,
    Roman geleneği içinde çalışır ama bunu ironi ile yapar,
    Realizmi sorgular,
    Objektif, eksiksiz ve evrensel temsiller sunamayacağını kabul eder,
    Anakronizmi kasıtlı olarak kullanır.
  • Üstkurmaca, farklı yaklaşım ve yöntemleri bir araya getirir; yazar, okuyucu ve edebi metin arasındaki ilişkilerin sorgulanmasına yardımcı olur. Bazı üstkurmaca uygulamalarında okuyucunun durumunun yapaylığına dikkat çekilir. Yazarın kendisini metne bir karakter olarak sokması da bir başka üstkurmaca yöntemidir. Bir başka üstkurmaca tekniği ise önceki bir eseri sorgulamaktır. Burada genellikle baş karakter dışında bir tiplemeden hareket edilir. Yöntem senaryo yazımında da kullanılır.
  • Bütün romanlar bir üstkurmaca eğilimi taşır ama Postmodernizm bu eğilimi ön plana çıkarır.
  • Postmodernist çalışmalar genellikle yazar, okuyucu ve eser arasındaki ilişkilerle eğlenirler.
  • Romanlara farklı sonlar da yazılabilir. John Fowles’un Fransız Subayın Kadını (1969) adlı romanı üç farklı sona sahiptir. Yazar, karakterlerin kendi kontrolünden çıktığını ima eder. Italo Calvino, 1979 yılında yayımlanan Bir Kış Gecesi Eğer Bir Yolcu adlı eserinde doğrudan doğruya okuyucuya seslenir; okur bir karakter olarak romana dahil edilir; Calvino, eserine on farklı romana ait bölümleri serpiştirir.
  • Paul Auster, Julian Barnes, Milan Kundera, Yann Martel, Vladimir Nabokov, Zadie Smith, John Updike üstkurmaca alanında eser veren yazarlar arasındadır.
  • Postmodern romanda genellikle, doğrusal olay örgüsü anlayışı yerine, çok sayıda hikayenin iç içe geçtiği bir anlatım tercih edilir. Yüzlerce karakter kullanılabilir. Çok farklı konulara göndermeler yapılabilir.
  • 20. yüzyılda edebiyat eleştirmenliği mesleği kurumsallaşmıştır.
  • Roland Barthes, yazarın istediği bir konuyu anlatabileceğini, eleştirmenin konusunun ise daha sınırlı olduğunu söylemiştir.
  • Eleştirmen de bir edebiyatçıdır. Bir metin üstüne ikinci bir metin, ikinci bir sanat yapıtı kurar.
  • Postmodern ve çağdaş edebiyat anlam kaypaklığına açıktır, anlattıklarını o anda oluyormuş gibi anlatmayı tercih eder, kahramanın yapısal bozumunu vurgular, sağduyusunu yitirmiş, insanlıktan çıkmış kahramanlara düşkündür.

 

Mitos 5

  • 1800’lerde Alman romantikleri yeni bir mitolojinin üretimini gerekli gördüler. Schlegel, Hölderlin, Schelling ve Hegel bu düşünce için çabaladılar. Güzellik, mitoloji ve özgürlük arasındaki bağ ile ortaya çıkan bu mantık mitolojisi, evrensel iletişimi, insan ruhunun eksiksiz özgürlüğünü gerçekleştirmek gibi politik bir öneme de sahip olacaktı. Hegel 1821’de “Yeni bir mitolojiye ihtiyacımız var, ama bu aklın mitolojisi olmalı. O zaman insanlar daha akılcı olabilirler, felsefe de mitolojik olmalı, çünkü ancak o zaman filozoflar anlaşılır olabilir. Eğer fikirlere estetik, mitolojik bir biçim vermezsek insanların ilgisini çekemeyiz” demişti.
Ulysses ve Sirenler, Herbert James Draper, 1909.

Ulysses ve Sirenler, Herbert James Draper, 1909.

  • Arketip, Carl Gustave Jung’un (1875-1961) türettiği terimlerden biridir. Arketip, evrensel olarak tanınabilen bir imge ya da düşünce kalıbıdır. Arketip, yüzyıllar boyu süregelen bir anlatımdır. Tipik örnek, prototip, özgün örnek de denebilir.
  • Jung bütünüyle boş bir levhayla doğduğumuz kanısında değildi. İçkin arketipsel bir kalıpla doğduğumuzu söylemiştir.
  • Arketipler, kalıp ya da imgeler olup, maddi dünyada fiziksel varlıkları yoktur. İnsanlar, yaşadıkları kültüre bağlı olarak farklı arketipsel imgeler oluştururlar, ama arketipin kendisi aynı kalır. Arketiplerin hem olumlu hem olumsuz yönleri vardır: anne arketipi, besleyici tanrıçayı içerdiği gibi kendi çocuklarını yutan vahşi bir domuzu da içerir. Arketipler mitlerde motifler olarak belirirler.
  • Ortak temalar, birçok halkın mitlerinde ve kültürlerinde karşımıza çıkar. Her bireyin, kendi özel geçmişi vardır, ama hepimizde ortak olan, bireyin öğrenme yoluyla edinmediği, daha büyük bir resim de vardır. Jung, arketiplerin doğuştan bütün insanlarda mevcut olan ruhsal kalıplar olduğunu ve biliçdışında bulunduklarını ve gelişim sürecinde farklı arketiplerin birbirleriyle iletişime geçtiğini; arketipsel evreleri anlamanın,ruhun nasıl geliştiğini anlamamıza yardımcı olabileceğini düşünür.
  • Freud, Jung ve Adler mitoloji ile çok ilgilenmişler, teorilerinde mitolojiden çok yararlanmışlar, mitlere yeni yorumlar getirmişlerdi.
  • Jung, tarih boyunca bütün kültürlerde gördüğümüz mitin önemini güçlü bir şekilde vurguluyordu. Çünkü mit, izlemek durumunda olduğumuz evrim yolunu bize göstermede bir kılavuz işlevi görebilirdi.
  • Mitlerin içerdiği imgelerin birçoğu, Jung’un arketipler olarak adlandırdığı imgelerdir; bunlar imgeler ya da düşünme kalıplarıdır. Jung, bilinçten yükselen birçok sembolik iletinin de yapı olarak arketpsel olduğunu öne sürer.
  • Mitler, insanların ortak ruhsal süreçleri ve insan ruhunun yaşam boyu süren yolculuğunda nasıl geliştiğini anlamasına yardımcı olan hikayelerdi. Mitler, ruhu iyileştirir, çünkü mitler bizimle varlığımızın daha derin düzeyleri arasında bağlantı kurar; bize bir din deneyimi duygusu aktarırlar.
  • Jung, atalarının mitsel hakikatlerinden yoksun kalan ve doğadan kopan insanlarda, ego ile bilinçdışı arasında çok büyük boşluk oluştuğunu öne sürer.
  • Jung’a göre, mitler, arketiplerden doğar; arketipler, entelektüel olarak uydurulmuş şeyler değildir, hep vardırlar ve kolektif bilinçdışının parçasıdırlar, rüyalar yoluyla bireysel ruhta ortaya çıkarlar.
  • Jung, mitleri kolektif bilinçdışından gelen fikirlerin birer dışavurumu olarak görüyordu.
  • Bilinçten yükselen birçok sembolik iletinin yapı olarak arketipsel olduğu; Jung’un zengin bir anlama ulaşmak için mit, folklor ve dindeki sembolizmle olası bağlantıları incelediği bilinir.
  • Claude Lévi-Strauss (1908-2009), ilkçağın başından beri, insanların bilemeyeceği bir gerçeklik düzleminde, yanıldığını ve boşu boşuna olduğunu bilmesine rağmen, kafa yormanın hazzına karşı koyamadıkları için, sırf fikrinin peşine düşmek için, kaba ve bulanık da olsa, bir ön temsilin saf zihinsel spekülasyonunu sunabilmeye çalıştığını yazar. Ayrıca, insanların çok uzun süre beslendiği mitosların, muhayyile kaynaklarının sistemli ve asla nafile olmayan derin bir araştırması olduğunu; mitosların sıradan deneyimin saçma ya da çelişik olan, bambaşka bir ölçekte her çeşit yaratığı ya da olayı sahnelediğini; dünyanın ruhsal mimarisine kaydolan mitosların önerdikleri dünya imgelerinin bu dünyaya uygun ve onun veçhelerini sergileme yeteneğinde olduklarını söyler. 18. yüzyılda yaşamış Giambattista Vico’nun, mecazi dili düşüncenin temel bir kipi olarak görmeyi ve eskiden zannedildiğinin aksine mecazi dilin bizi gerçeklerden uzaklaştırmadığını, ona yaklaştırdığını söylemesini, insan bilimleriyle doğa bilimlerinin evriminin paralelliği tezine erken bir destek olarak sunar. Lévi-Strauss Strükturalist/Yapısalcı yaklaşımıyla, beyin yapısının değişmezliği gibi, insan düşüncelerinin de yapısal bir değişmezliği olduğunu; insanların diyalektik düşündüğünü; bunu çözebilirsek, yerçekimi gibi formüle edebileceğimizi öne sürer. Lévi-Strauss ayrıca mitoslar arasında uzun çağrışım zincirleri de kurulabileceğini ve bunun gerekli olduğunu da söyler.

 

Dublin, yazarlarıyla gurur duyan bir şehir. James Joyce’un Ulysses adlı romanının kahramanlarının heykelleri şehri süslerken, kitabın sayfaları da Dublin’in kaldırımlarını süslüyor. Sayfalar, olayın geçtiği yere konmuş.  Ulusal Müze’nin önünde de 150. sayfa yer alıyor. Dublin’de Ulysses turları düzenleniyor.

Dublin, yazarlarıyla gurur duyan bir şehir. James Joyce’un Ulysses adlı romanının kahramanlarının heykelleri şehri süslerken, kitabın sayfaları da Dublin’in kaldırımlarını süslüyor. Sayfalar, olayın geçtiği yere konmuş. Ulusal Müze’nin önünde de 150. sayfa yer alıyor. Dublin’de Ulysses turları düzenleniyor.

  • Değerlerini yitiren ritüellere bağlı mitosların, edebiyat ürünleri ile öteki halkların edebi geleneklerine sızdıkları gözlenir. Geçmişin mitolojik bilgeliğini bize bir kez daha tanıtma girişiminde bulunmuş kimseler dini liderlerden çok yazarlarla sanatçılar olmuştur. Thomas Mann, James Joyce, Picasso, Joseph Conrad gibi yazar ve sanatçıların yapıtlarında, yaşantımızda etkisini yitirmiş etkinliklerin bilinçaltındaki varlıklarına dikkat çekilir. Fantastik Gerçekçi yazarlar- Jorge Luis Borges, Günter Grass, İtalo Calvino, Angela Carter, Salman Rushdie- gerçekçi olanı açıklanamaz olanla, düşlerin ve peri masallarının mitolojik mantığını sıradan düşünceyle birleştirerek logos hegemonyasına meydan okumaktadır. Böylece mitos, geçmişten günümüze ulaşır, bilinç düzeyimize gelir.
  • Çağdaş romanların tanrısız mitolojileri bizlere insanoğlunun gizemli bir değer taşıdığını anlatırlar.
  • George Orwell’in 1948 yılında yazdığı 1984 adlı romanı, geçmişteki büyük mitler gibi ortak bilince girmiştir. Önemli bir romanın tıpkı mitoloji gibi dönüştürücü bir yanı vardır.
  • Bütün dünyada en yaygın olarak yinelenen mit, kahraman mitidir. Kahraman miti günümüzde de Örümcek Adam, Süpermen ve benzerleri ile dile getirilmektedir. Günümüzde bile kadın süper kahramanlar yaygın değil.