Etiket arşivi: İsviçre

Çağdaş Sanata Varış 231|Çağdaş Dönem 7 Korku 1

  • 1989’da Hint asıllı Britanyalı yazar Salman Rushdie’ye karşı çıkartılan İran kaynaklı ölüm fetvası, bir devletin İslami kanunları kendi sınırlarının ötesine de dayatması olarak algılandı. Bu olay, İslam’ın Avrupa’daki varlığını görünür kılmıştı.
  • 1989’da Fransa’da yaşanan “Başörtüsü meselesi” bir geriye dönüş, kadın haklarına, düşünce ve ifade özgürlüğüne bir tehdit, dolayısıyla uzun mücadele ile kazanılmış hakların sorgulanması olarak algılandı.
  • Fransa’da Stasi Komisyonu’nun 2003’te hazırladığı, devlet okullarında dinsel simgelerin göze batacak şekilde takılmasını veya giyilmesini yasaklayan kanun teklifi 2004 yılında yasalaştı. Fransa, 2010 yılında da yüzü tamamen örten kıyafeti yasakladı.
  • Fransa’da laiklik dört ilke üzerine kurulmuştur:
    Kilise ile devletin ayrışması,
    Siyasi iktidarın çeşitli inançlar karşısında tarafsız oluşu,
    İnanç özgürlüğü,
    Hakların eşitliği.

Bazı hukukçulara göre çıkarılan kanunda, hakemin tarafsızlığı değil, kamusal alanın tarafsızlığı gözetilmiştir.

  • Günümüzde Fransa’da 5 milyon Müslüman olduğu düşünülmektedir.
  • 1989’da Almanya’da referans kültürü hakim kılmaya yönelik Leitkultur gibi yeni temalar ortaya çıktı. Dışlayıcı bir tonu olan Leitkultur nosyonu, ulusal kimliğin yüceltilmesine ve kültürlerarası ilişkilerin bir hiyerarşi içinde algılanmasına yol açtı. Leitkultur, göçmenlerin çifte aidiyetlerini de reddetmeye yönelikti. 2000’lerde Leitkultur fikri, çokkültürcülüğün reddi, kültürel göreliliğin kınanmasına dönüştü.
  • Günümüzde Almanya’da 4,5 milyon Müslüman olduğu düşünülmektedir.
  • Medya, Avrupa’nın iki payandası cinsiyet eşitliği ve ifade özgürlüğü etrafında İslam’ın varlığına karşı genel bir seferberlik ilan etti. Recm, kadın sünneti, erkek çocuğun sünneti, zorla evlendirme gündeme geldi. Seferberlik sürüyor.
  • Terör saldırıları, günlük yaşamın seyrini sekteye uğratır, toplumsal sözleşmeyi parçalar, toplumu kutuplaşmaya sürükler, öngörülemeyen bir dizi olaya yol açar, toplumun tamamını yaralar.
  • Avrupa’da çokkültürcülüğe karşı geliştirilen ilk sert eleştiriler Hollanda’da 2000 yılında yapıldı. Çokkültürcülük Dramı adlı makalede göçe açık bir toplumun kırılganlığı vurgulandı.
  • 11 Eylül 2001 saldırılarından sonra da pek çok olumsuz gelişme yaşandı.
  • 11 Eylül saldırılarından sonra, 2001 yılında İslam’ı Batı’nın yeni düşmanı olarak değerlendiren siyaset bilimci Samuel Huntington’ın Medeniyetler Çatışması tezine, İtalyan gazeteci Oriana Fallaci kendi yorumunu getirdi, İslam karşıtı bir manifesto olan Öfke ve Kibir adlı kitabını yayımladı. Kitap, geniş şekilde alıntı yapılan bir çok satar oldu, İtalya’da ders kitabı olarak okutulmaya başlandı. Fallaci 1990 yılında İnşallah adlı kitabında da İslam’a saldırmıştı.
  • 2004’te Submission/Teslimiyet adlı 10 dakikalık kısa filmin yönetmeni Hollandalı Theo van Gogh öldürüldü. Filmde, İslamistan’da, kadının aşağılanması konu ediliyordu.
  • Temmuz 2005’de El-Kaide Londra’ya saldırdı. 2007’de İngiliz hükumeti terörle mücadele kapsamında Bireylerin Radikalleşmesini Önleme Programı’nı başlattı (Prevent).
  • Eylül 2005’te bir Danimarka’nın en büyük günlük gazetesinde yayımlanan “Muhammed’in Yüzleri” özel sayısı, Hz. Muhammed’in 12 karikatürü yayımlandı. İslam’ın kutsal tabularını kırma, İslam’ın yergili temsiline razı etme, Peygamber’i eskiden kullanılan savaşçı imajından terörist imajına sokma girişimi olarak yorumlanan karikatürler bir dizi olaya neden oldu.
  • 2008’de Saraybosna’da binlerce cami yıkıldı. Savaşta camilerin yıkımında uygulanan sistematik şiddet mimari savaşı (warchitecture) kültürel-dinsel abidelere karşı girişilmiş bir soykırım olarak yorumlanmakta.
2009’da İsviçre’de yapılan referandumda İsviçrelilerin %57,5’i ülkelerinde minare yasağına "evet" demiştir. Yasak, Federal Anayasa’ya girmiştir. Birçok Avrupa ülkesinde yapılan kamuoyu yoklamalarında çoğunlukla minare ve cami inşaatlarının yasaklanması lehine sonuçlar çıkmıştır: Çek Cumhuriyeti %78, Slovakya %70, Belçika %59, Danimarka %51, İtalya %60. Fotoğraf: www.cnnturk.com

2009’da İsviçre’de yapılan referandumda İsviçrelilerin %57,5’i ülkelerinde minare yasağına “evet” demiştir. Yasak, Federal Anayasa’ya girmiştir.
Birçok Avrupa ülkesinde yapılan kamuoyu yoklamalarında çoğunlukla minare ve cami inşaatlarının yasaklanması lehine sonuçlar çıkmıştır: Çek Cumhuriyeti %78, Slovakya %70, Belçika %59, Danimarka %51, İtalya %60.
Fotoğraf: www.cnnturk.com

  • 2010’da Almanya’da Thilo Sarrazin’in bir yılda bir milyon satan Almanya Kendini Yok Ediyor adlı kitabı, nüfusun daha az eğitimli ve daha az zeki kesimlerinin hızla çoğalmasının ülkenin ekonomik rekabet gücünü, kültürel mirasını, özünü kaybetmesine yol açacağını anlatıyordu.

 

Mekan ve Simge Olarak Labirent 2

  • Dış mekanda taflan, tuğla, taş, ahşap ve su kullanımı; iç mekanda mozaik, mermer, vitray ve ayna kullanımı ile yapılan labirentleri ile İngiltere, labirent çeşidi en çok olan ülkedir.
  • İskandinavya’daki labirentlerin çoğu taştır, İsveç’tedir ve Baltık kıyısındadır. Baltık tekerleği denen yuvarlak formludur. Bunların balıkçılar tarafından, bereketli ürün, iyi rüzgar ve güvenli bir yolculuk için yapıldığı söylenir. İngiltere’deki labirentlerin bir kısmının adaya kuzeyden gelenler tarafından yapıldığı düşünülmektedir.
  • İsviçre’de, modern zamanlarda halka açık yerlerde ve villa bahçelerinde pek çok labirent yapılmış; yapımında ağaçlar ve su kullanılmıştır.
  • Labirentten bahsederken, Güney Amerika kıtasında, Colomb öncesi dönemden günümüze ulaşan, geoglif veya jeoglif denen, yere kazılmış, sadece tanrıların okuyabileceği düşünülen, sırrı henüz çözülememiş devasa şekilleri de unutmamak gerekir. Bunlar içine girilemeyen, ama plan olarak labirenti örnek alan çizgilerdir.
Peru’da, Nazca’daki geogliflerin kıtanın yerlileri tarafından, MÖ 200-MS 700 arasında yapıldığı sanılıyor. Kesin yapılış tarihleri, hangi amaçla ve nasıl yapıldıkları halen bilinemeyen, sadece uçaktan görülebilen Nazca Çizgileri’nde birkaç kez tekrar edilmiş, başka figürlerin parçası olan bu geoglifin, Akdeniz’in, Avrupa’nın, İskandinavya’nın, Hindistan’ın ve Kuzey Amerika’nın antik kültürlerinde kullanılmış labirent sembolü ile benzerliği SiGarb adlı araştırmacı tarafından dikkatimize sunuluyor. Spiralin çapı 12 metredir. (Nazca Çizgileri, Peru dosyamızın ikinci bölümünde anlatılmıştı.) Fotoğraf:commons.wikimedia.org. File: Nazca Lines Labyrinth Peru.

Peru’da, Nazca’daki geogliflerin kıtanın yerlileri tarafından, MÖ 200-MS 700 arasında yapıldığı sanılıyor. Kesin yapılış tarihleri, hangi amaçla ve nasıl yapıldıkları halen bilinemeyen, sadece uçaktan görülebilen Nazca Çizgileri’nde birkaç kez tekrar edilmiş, başka figürlerin parçası olan bu geoglifin, Akdeniz’in, Avrupa’nın, İskandinavya’nın, Hindistan’ın ve Kuzey Amerika’nın antik kültürlerinde kullanılmış labirent sembolü ile benzerliği SiGarb adlı araştırmacı tarafından dikkatimize sunuluyor. Spiralin çapı 12 metredir. (Nazca Çizgileri, Peru dosyamızın ikinci bölümünde anlatılmıştı.)
Fotoğraf:commons.wikimedia.org. File: Nazca Lines Labyrinth Peru.

Austin Whittall tarafından fotoğrafı çekilmiş ve zaman içindeki değişimleri incelenmiş Uspallata Mendoza’daki geoglif. Arjantin. Fotoğraf:patagoniamonsters.blogspot.com

Austin Whittall tarafından fotoğrafı çekilmiş ve zaman içindeki değişimleri incelenmiş Uspallata Mendoza’daki geoglif. Arjantin.
Fotoğraf:patagoniamonsters.blogspot.com

Avustralya’daki Ashcombe Maze’de on adet temalı bahçe vardır. Yukarıda fotoğrafta görülenden başka burada, çocuklar için yapılmış, lavanta tarhları ile oluşturulmuş labirentler de vardır. Zen bahçesinde kumun üzerine çizilen motiflerden biri de labirenttir. Fotoğraf:travel.spotcoolstuff.com/world-amazing-mazes

Avustralya’daki Ashcombe Maze’de on adet temalı bahçe vardır. Yukarıda fotoğrafta görülenden başka burada, çocuklar için yapılmış, lavanta tarhları ile oluşturulmuş labirentler de vardır.
Zen bahçesinde kumun üzerine çizilen motiflerden biri de labirenttir.
Fotoğraf:travel.spotcoolstuff.com/world-amazing-mazes

  • Duvarları bitkilerden oluşan bahçe labirentleri ilk kez Romalı yazar Plinius’un Roma’da çocukların oynaması için otlardan yapılmış labirentten bahsetmesi ile literatürde yer alır. Bahçe labirentleri, saray, şato bahçelerine 16. yüzyılda yaygın olarak yapılmaya başlanmıştır. İtalya’daki, İngiltere’deki, Fransa’daki bahçe labirentleri ile ilgili bilgimiz vardır. Villa Pisani’deki labirent, 6.5 kilometreyi bulan yollarıyla rekoru elinde tutmuş. Versailles Sarayı’nın ünlü bahçe labirenti, Mansart tarafından yapılmış. 1774 yılında Kraliçe Marie-Antoinette’in emriyle yok edilmiştir.
  • Türk bahçelerinde labirent örneklerine pek rastlanmaz. Nadir örneklerden biri,  Sultan III. Selim’in mimarı Antoine Ignace Melling’in (1763-1831), padişahın kız kardeşi Hatice Sultan için inşa ettiği Ortaköy’deki sarayın bahçesine 1795 yılında yaptığı labirenttir. Prensesin talebi, Danimarka elçisi Baron Hübsch’ün bahçesindeki labirentin örnek alınması yönünde olmuştur. Ahmet Rasim bu labirentin leylak, gül ve akasyadan oluşturulan patikalarla yapıldığını yazar. Ne bu labirentin, ne de Versailles’dakinin izi bile kalmamıştır. Avrupa’da yapılmış olan birçok bahçe labirenti sonradan kaldırılmıştır.
  • Mutlak karanlık bir mekan ve mutlak bir boşluk da labirent etkisi yapar. Göz alabildiğine uzanan kum çölü ve okyanusun ortasında olmak da, hiçbir engel gözükmemesine rağmen bu hissi verir.
  • Bir labirent mekan kişiye aynı anda hangisini seçmesinin doğru olacağına ilişkin herhangi bir bilgi vermeksizin birden fazla seçenek sunar. Seçeneklerin sayısının artmasıyla labirentin labirentlik katsayısı da artar.
  • Tevrat, Yahudi ırkının Mısır’dan çıktıktan sonra Sina Çölü’nde 40 yıl yolunu bulamadığını, birçok Yahudi’nin çıkışa, Vaadedilmiş Topraklara, ulaşamadan öldüğünü yazar. Sina, bir labirent etkisi yaratmıştır.
11 turlu Chartres Katedrali labirenti. Fotoğraf: www.crystalinks.com

11 turlu Chartres Katedrali labirenti.
Fotoğraf: www.crystalinks.com

  • Labirentlere büyük kiliselerde de rastlanır. En eskisi 4. yüzyıldan kalma Cezayir’deki Orléansville yakınındaki San Reparatus Bazilikası’dır. 6. yüzyıla tarihlenen Ravenna’daki San Vitale Kilisesi’nin labirenti eskilikte onu izler. Ama en ünlüleri Gotik üsluptaki Ortaçağ katedrallerinde yer alanlardır. Bunların başında ise Chartres Katedrali’nin 13 metre çapındaki labirenti gelir. Hac ibadetine çok önem verilen Ortaçağ’da Kudüs’e gidemeyenler için katedrallerdeki labirentlerin üzerinde yürümek, arındıran, kutsal bir deneyim oluyordu. Labirent, hacın sembolik formuydu. Labirentler katedral girişine yakın yapılıyordu. Bu mekanın dolambaçlı yolları Tanrı’ya giden, Kurtuluş’a erişmek için izlenmesi gereken kahırlı yolları simgeliyordu. Bu labirentler sahte labirentlerdi. İmanla yürüyenler merkeze mutlaka ulaşıyorlardı. Tanrı’yı arayanlar yollarını yitirmezler. Ayrıca, katedrallerdeki labirentlerde kat edilen düşsel yol, İsa’nın çarmıha giderken izlediği yolu simgeler. Bazılarında, merkezde yer alan Küdus betimlemesi, labirentin aynı zamanda Süleyman Tapınağı’nın da imgesi olduğunu düşündürür. Bu labirentlerin o katedralleri yapan mimarların bir nevi imzası olduğu da öne sürülür. 16. yüzyıldan kalma bir çizimde, Rheims Katedrali’nin labirentinin ortasında başpiskopos, köşelerde yapı ustaları betimlenmiştir. 15. yüzyıldan sonra katedrallerelabirent deseni yapma uygulaması, ibadet edenlerin dikkatini dağıttığı düşünülerek, sona erdirilmiştir. Rheims Katedrali’nin labirenti 18. yüzyılda ortadan kaldırılmıştır.
  • Chartres modeline dayanan labirentlerin, merkezde altı taç yaprağı veya yarım dairesel alanları vardır.

 

Çağdaş Sanata Varış 49 | Dadaizm

DADAİZM
1916-1922

 

  • Akım 1916’da Zürih’te, Hugo Ball’un açtığı Cabaret Voltaire’de başladı. Birinci Dünya Savaşı sürerken İsviçre tarafsız ve savaş istemeyenlerin sığınağı idi.
  • Dada adının nereden çıktığı ile ilgili farklı şeyler söyleniyor: Da-Da çocuk konuşması gibi, bilinçsiz söz; telefon rehberinden gelişigüzel bulunmuş bir ad vs.
  • Dada Birinci Dünya Savaşı’nın barbarlığına, sanat alanındaki ve gündelik hayattaki entelektüel katılığa bir protesto olmuştur.
  • Dadaizm hayal kırıklığının yansıması, bir protesto, geleneğe ve o güne kadar yapılmış herşeye karşı çıkıştır.
  • Kuralsızlığı kural kabul eden bir akımdır.
  • Dadacılar akılcılığı yadsıyarak karşı-sanat için çalışırlar.
  • Şair ve yazar Hugo Ball protesto amacıyla şiir okur.
  • Jean Arp, Tristan Tzara, Man Ray, Max Ernst, Picabia, Marcel Duchamp harekete ilk katılanlardandır. Sonradan Marinetti, De Chirico, Kokoshka, Picasso ve Apollinaire de gruba katılmıştır.
  • Hareketin üyelerinin yaptıkları herşey anlıktır ve protesto için bir araçtır.
  • Dadaism ile herşeyi yıkıp yerine makine koyuyorlar. Makinenin getirdiği enerji çok önemseniyor.
  • “İnsanın tükürdüğü sanattır” diyorlar. Çünkü önceden “Sanatçının her tükürdüğü sanattır” deniyormuş.
  • Günlük hayatta kullanılan objelere farklı bir anlam yüklenmeye başlanıyor.
  • Dadacıların grup toplantıları ve konferansları büyük gürültü koparıyor. En çok sokaktaki adama hitap etmek, kamuoyunu şaşkınlığa düşürmek ve sarsmak istiyorlardı.
  • Dadacı Manifesto Tristan Tzara (1896-1963) tarafından yazıldı. Tamamen rastlantılara dayalı ve geleneksel yazın kurallarının dışında bir edebiyat anlayışı geliştiren Tzara, şiirlerini gazeteden kesilen sözcükleri bir şapkada karıştırıp rastgele çekerek oluşturuyordu.
  • Herşeyi yıkmak istemelerine rağmen bu sanatçıların hepsi önceki akımların insanlarıydılar. Bir çoğu sonra New York’a gitti ve orada çalışmaya devam etti.
  • Dadaizm Zürih’ten Berlin’e geçince Alman Komünist Partisi ile birleşti. Dadacılık Berlin’de daha katı ve ödünsüz oldu. Alman Dadaist Manifestosu’nda tüm din adamları ve öğretmenler, yaratıcı kişiler ve entelektüeller Dada inançlarına çağrıldı; burjuvaziye, psikolojik araştırmalara, klasik eğitim sistemine savaş açılması önerildi; şiirlerin komünist dua olarak kabul edilmesi istendi; Dada seks merkezi kurulması ve enternasyonel seks kuralları konması istendi.
  • 1920’de yazılmış Dadacı bir makalede “ Burjuvazi ‘kendini temize çıkarmak için sanatı satın alma’ şansından mahrum bırakılmalıdır. Sanat tümüyle avamın sesini yansıtmalıdır ve Dada avamdan yanadır” diye yazılmıştı.
  • Dada ile değerler yıkılınca psikoloji işe karışmaya başlıyor. O sıralar psikanaliz çok etkili. Bilinçaltı önem kazanıyor, Sürrealizm’e yol açılıyor.
  • Fütürizm ve Dadacılık eskiye karşı çıkışları ve protestocu karakterleriyle benzeşirler. Ama Fütürizm gelecekten ümitlidir, Dadacılık ümitsiz.
  • Dadacılık 1922 sonrasında etkinliğini yitirmeye başladı. Dadacılar Gerçeküstücülüğe/Sürrealizm’e yöneldi.
Jean Arp, Orman, 1917. Soyut formlar ile kolaj yapmış. Soyut biçimleri, çoğu tesadüfen yanyana, üstüste koyarak derinlik ve hareket getirmiş. Tesadüfen çünkü kontrolü bilinçli olarak bırakmak istemiş.  Jean Arp 1916 yılında Dada hareketinin kurucularından biri olmuş, 1925 yılında Sürrealistlerle sergi yapmış. Sonra Sürrealist gruptan ayrılmış ve 1930’lardan sonra soyut heykeller yapmaya başlamış.

Jean Arp, Orman, 1917.
Soyut formlar ile kolaj yapmış. Soyut biçimleri, çoğu tesadüfen yanyana, üstüste koyarak derinlik ve hareket getirmiş. Tesadüfen çünkü kontrolü bilinçli olarak bırakmak istemiş.
Jean Arp 1916 yılında Dada hareketinin kurucularından biri olmuş, 1925 yılında Sürrealistlerle sergi yapmış. Sonra Sürrealist gruptan ayrılmış ve 1930’lardan sonra soyut heykeller yapmaya başlamış.

Francis Picabia (1879-1953) önce Kübist, sonra Dadaist, sonra Sürrealist. Dadaistlerin en anarşist olanlarından. Hiçbir anlamı olmayan makineler yapıp bunlara uygunsuz, ulvi, mistik isimler takmış. İnsanlarla, dini konularla alay etmiş. Yıkıcı. Eserleri estetik olmasın, sanata karşı olsun istemiş. “Sanat budalalıktır”, “Sanat aptallara verilen kimyevi bir maddedir”, “Başımız düşünceler yer değiştirebilsin diye yuvarlaktır” onun sözlerinden bazıları. Yukarıdaki tablosunun adı Buzağı Tapımı.

Francis Picabia (1879-1953) önce Kübist, sonra Dadaist, sonra Sürrealist. Dadaistlerin en anarşist olanlarından. Hiçbir anlamı olmayan makineler yapıp bunlara uygunsuz, ulvi, mistik isimler takmış. İnsanlarla, dini konularla alay etmiş. Yıkıcı. Eserleri estetik olmasın, sanata karşı olsun istemiş. “Sanat budalalıktır”, “Sanat aptallara verilen kimyevi bir maddedir”, “Başımız düşünceler yer değiştirebilsin diye yuvarlaktır” onun sözlerinden bazıları. Yukarıdaki tablosunun adı Buzağı Tapımı.

Marcel Duchamp’ın (1887-1968 )ilk eserleri Post Empresyonist, Kübist, daha sonra en etkili Dadaist sanatçılardan. Siyasal görüş olarak bireyci anarşist olarak tanımlanır. Birinci Dünya Savaşı öncesinde birçok sanatçının eserini  sadece göze hitap eder bulmuş ve bunun yerine sanatı yeniden zihnin hizmetine sunmak gerektiğini söylemiştir.  Seri üretim ürünlerini heykel olarak sergileyerek yüksek sanat, kültür ve pazardaki ürünler hakkındaki geleneksel düşünce ve kanıları hedef almıştır. 1913 yılında birer metre uzunluğunda üç iplik parçasını bir metre yükseklikten bir tuval üzerine atarak düştükleri yerde tuval üzerine tutturdu. Neden bir metre? Yeryüzünün çevresinin çeyreğinin on milyonda biri bir metre olarak belirlendiği için. Amaç, insanların kararlaştırdığı ölçülerin, doğa güçlerinin araya girmesiyle yararsız hale girdiğini göstermekti. Uzunluk birimi bir metre, doğru bir çizgi olmaktan çıkarılıp eğri çizgi biçimine giriyordu. Rastlantı sonucu elde edilmiş biçimler, sonraki yapıtlarında da belirleyici olmuştur. 1913’te bisiklet tekerleği ile kinetik heykeller de yapmıştır. Duchamp, bir nesneye sanat statüsünü sanatçının verdiğini öne sürmüştür. Duchamp şişe rafı, kar küreği, pisuvar gibi hazır nesneler (ready made) kullandı. Bir dükkandan satın alınan ve sanatçı tarafından biçimlendirilmeyen bir nesneye sanat statüsü vermiştir. Bu, nesnenin kültürel duruşunu ve finansal değerini artırmıştır. Duchamp’ın hazır nesneleri sanatın yetenek, estetik anlam, benzersizlik ve parasal değer gibi geleneksel niteliklerini sorgulamış ve sanat olarak nitelendirilebilecek şeylerin kapsamını genişletmiştir. Bu, aslında Postmodernist bir yaklaşımdır. “Bu boyalı bezler, neden bir ütü tahtasından daha önemli olsun ki?” demiş, mantığın, aklın kelepçesinden kurtulmak, sanatçının katkısını en aza indirmek istemiştir. Rastgele seçtiği, sıradan ve seri yapım bir  nesnenin konumunu, amacını değiştirmiş, sanat seyircisini sergilenen yapıtın sanat olup olmadığını sorgulamaya zorlamış, izleyiciyi her türlü kültür değerinin yok olması sorunuyla karşı karşıya bırakmıştır. Sanatçı-sanat nesnesi-halk ilişkilerini önemsemiştir. İnsanı, günlük yaşamında kullandığı eşyayı ve kendisini sorgulaması, farkına varması, halkı sarsıp uyandırarak bir tazelenme, arınma sağlamak istemiştir. Fotoğraftaki, Marcel Duchamp’ın Çeşme  adlı eseri, 1917. Eserini emaye boya ile  "R. Mutt" takma adıyla imzalayarak, bir yandan Amerikalı bir sanatçı tarafından yapılmış izlenimi verirken, bir yandan da Almanca Armut - fakirlik kelimesinin anlamını da kullanmış ve New York’a sergiye göndermiştir. Düzenleme kurulu eseri sergilemeyi göze alamamıştır. Bu parçanın varlığını Alfred Stieglitz’in çekmiş olduğu fotoğraf sayesinde biliyoruz. Bu eser 2004 yılında İngiliz sanat çevresinden 500 kişinin oylarıyla 20. yüzyılın en etkili eseri seçilmiştir. 1919 yılında bir Mona Lisa reprodüksiyonu üzerine sakal bıyık çizmiştir. Geleneksel sanatın ikonuna saldırmak Dadaist ilkelere çok uyduğu gibi, cinsiyet sorgulaması yapmak da Dadaist ilkelere uygundur. Marcel Duchamp Fransa’nın satrançta ikinci sıradaki ustasıydı. 1923'ten sonra zamanının çoğunu satranç oynamakla geçirmiş, ancak 1930 ortalarında Sürrealistlerle işbirliği yapıp sergilerine katılmıştır. 1942'de kalıcı olarak New York'a yerleşmiş, 1944'ten itibaren Max Ernst (1891-1976) ve André Breton (1896-1966) ile birlikte Sürrealist bir dergi yayınlamıştır.  Çalışmaları Sürrealizm, Pop Art ve Kavramsal Sanat akımlarının temellerinin atılmasında etkili olmuştur.

Marcel Duchamp’ın (1887-1968 )ilk eserleri Post Empresyonist, Kübist, daha sonra en etkili Dadaist sanatçılardan. Siyasal görüş olarak bireyci anarşist olarak tanımlanır. Birinci Dünya Savaşı öncesinde birçok sanatçının eserini sadece göze hitap eder bulmuş ve bunun yerine sanatı yeniden zihnin hizmetine sunmak gerektiğini söylemiştir.
Seri üretim ürünlerini heykel olarak sergileyerek yüksek sanat, kültür ve pazardaki ürünler hakkındaki geleneksel düşünce ve kanıları hedef almıştır.
1913 yılında birer metre uzunluğunda üç iplik parçasını bir metre yükseklikten bir tuval üzerine atarak düştükleri yerde tuval üzerine tutturdu. Neden bir metre? Yeryüzünün çevresinin çeyreğinin on milyonda biri bir metre olarak belirlendiği için. Amaç, insanların kararlaştırdığı ölçülerin, doğa güçlerinin araya girmesiyle yararsız hale girdiğini göstermekti. Uzunluk birimi bir metre, doğru bir çizgi olmaktan çıkarılıp eğri çizgi biçimine giriyordu. Rastlantı sonucu elde edilmiş biçimler, sonraki yapıtlarında da belirleyici olmuştur.
1913’te bisiklet tekerleği ile kinetik heykeller de yapmıştır. Duchamp, bir nesneye sanat statüsünü sanatçının verdiğini öne sürmüştür.
Duchamp şişe rafı, kar küreği, pisuvar gibi hazır nesneler (ready made) kullandı. Bir dükkandan satın alınan ve sanatçı tarafından biçimlendirilmeyen bir nesneye sanat statüsü vermiştir. Bu, nesnenin kültürel duruşunu ve finansal değerini artırmıştır. Duchamp’ın hazır nesneleri sanatın yetenek, estetik anlam, benzersizlik ve parasal değer gibi geleneksel niteliklerini sorgulamış ve sanat olarak nitelendirilebilecek şeylerin kapsamını genişletmiştir. Bu, aslında Postmodernist bir yaklaşımdır. “Bu boyalı bezler, neden bir ütü tahtasından daha önemli olsun ki?” demiş, mantığın, aklın kelepçesinden kurtulmak, sanatçının katkısını en aza indirmek istemiştir. Rastgele seçtiği, sıradan ve seri yapım bir nesnenin konumunu, amacını değiştirmiş, sanat seyircisini sergilenen yapıtın sanat olup olmadığını sorgulamaya zorlamış, izleyiciyi her türlü kültür değerinin yok olması sorunuyla karşı karşıya bırakmıştır. Sanatçı-sanat nesnesi-halk ilişkilerini önemsemiştir. İnsanı, günlük yaşamında kullandığı eşyayı ve kendisini sorgulaması, farkına varması, halkı sarsıp uyandırarak bir tazelenme, arınma sağlamak istemiştir.
Fotoğraftaki, Marcel Duchamp’ın Çeşme adlı eseri, 1917. Eserini emaye boya ile “R. Mutt” takma adıyla imzalayarak, bir yandan Amerikalı bir sanatçı tarafından yapılmış izlenimi verirken, bir yandan da Almanca Armut – fakirlik kelimesinin anlamını da kullanmış ve New York’a sergiye göndermiştir. Düzenleme kurulu eseri sergilemeyi göze alamamıştır. Bu parçanın varlığını Alfred Stieglitz’in çekmiş olduğu fotoğraf sayesinde biliyoruz. Bu eser 2004 yılında İngiliz sanat çevresinden 500 kişinin oylarıyla 20. yüzyılın en etkili eseri seçilmiştir.
1919 yılında bir Mona Lisa reprodüksiyonu üzerine sakal bıyık çizmiştir. Geleneksel sanatın ikonuna saldırmak Dadaist ilkelere çok uyduğu gibi, cinsiyet sorgulaması yapmak da Dadaist ilkelere uygundur.
Marcel Duchamp Fransa’nın satrançta ikinci sıradaki ustasıydı. 1923′ten sonra zamanının çoğunu satranç oynamakla geçirmiş, ancak 1930 ortalarında Sürrealistlerle işbirliği yapıp sergilerine katılmıştır. 1942′de kalıcı olarak New York’a yerleşmiş, 1944′ten itibaren Max Ernst (1891-1976) ve André Breton (1896-1966) ile birlikte Sürrealist bir dergi yayınlamıştır.
Çalışmaları Sürrealizm, Pop Art ve Kavramsal Sanat akımlarının temellerinin atılmasında etkili olmuştur.

 

Çığır açan fotoğrafçılığına ilaveten sanatın diğer dallarında da eser vermiş olan Man Ray (1890-1977), ironik bir şekilde Hediye adını verdiği 1921 yapımı, boyanmış ütü yüzeyine bir dizi çivi yapıştırarak nesnenin amacına ulaşmasını engelleyen bir müdahale yapmıştır. Man Ray’in geleneklere karşı çıkan eseri, gelenekleri savunan topluma karşı bir eleştiriydi. Eser, estetik etkiden ziyade saldırganlık, yabancılaşma ve zarar fikirlerini bir araya topluyor.  Man Ray “Mükemmel ile orjinal arasında bir seçim yapmak zorunda kalsam, orjinali seçerdim" demiş.

Çığır açan fotoğrafçılığına ilaveten sanatın diğer dallarında da eser vermiş olan Man Ray (1890-1977), ironik bir şekilde Hediye adını verdiği 1921 yapımı, boyanmış ütü yüzeyine bir dizi çivi yapıştırarak nesnenin amacına ulaşmasını engelleyen bir müdahale yapmıştır. Man Ray’in geleneklere karşı çıkan eseri, gelenekleri savunan topluma karşı bir eleştiriydi. Eser, estetik etkiden ziyade saldırganlık, yabancılaşma ve zarar fikirlerini bir araya topluyor. Man Ray “Mükemmel ile orjinal arasında bir seçim yapmak zorunda kalsam, orjinali seçerdim” demiş.