Etiket arşivi: İstanbul

Çağdaş Sanata Varış 312|Çağdaş Dönemde Sergileme 7

Baksı Müzesi onuncu yılında. Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu, 2016.

Baksı Müzesi onuncu yılında.
Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu, 2016.

  • İstanbul önemli bir kültür sanat merkezi olma yolunda ilerliyor. Başka ülkelerde olduğu gibi burada da peş peşe müzeler açılıyor, etkinlikler düzenleniyor.
  • Paris’teki Louvre Müzesi ziyaretçi sayısı açısından ilk sırada. Hemen ardından British Museum geliyor. Kamu, özel şirket, şahıs, dernek, vakıf ve benzeri kuruluşlar dahil dünyada en çok müzeye sahip olan ülke 17.500 müze ile ABD. ABD’yi Almanya 6715, İngiltere 1850, İspanya 1343, Fransa 1173, İsviçre 948, Hollanda 775, Romanya 748, Polonya 690, Macaristan 661 adet müze ile takip ediyor. Türkiye’deki müze sayısı ise 334. (www.egmus.eu ve www.aam-us.org)
  • Son yıllarda İstanbul’da özel girişimlerle pek çok müze kuruldu. S. Ü. Sakıp Sabancı Müzesi, İstanbul Modern, Pera Müzesi, Elgiz Müzesi, Borusan ofis müzesi gibi. Öte yandan Bayburt’un Bayraktar Köyü’nde Hüsamettin Koçan’ın Baksı Müzesi gibi merkezden uzakta kurulan ve 2014 Avrupa Yılın Müzesi ödülünü kazanan müzelerimiz de oldu.
  • 2015 İstanbul Bienali’nde gerçek mekanların yanı sıra sanal mekanlar da adres gösterildi. Küratör Christov-Bakargiev’e göre, bazı mekanların hayali olmasının sebebi bazı şeylere erişim olmadığını hatırlatmaktı. Küratör, her şeye erişilebileceği savının dijital çağın bir yalanı olduğunu; her şeye ulaşmanın mümkün olmadığını, bunu ziyaretçilerin de hissetmesini istediğini belirtmişti.
  • Çağdaş Dönem’de bazı sergiler 24 saat açık olarak gerçekleştirildi. Hüsamettin Koçan’ın 2002 yılında Bilgi Üniversitesi Sıraselviler Kampüsü’nde gerçekleştirdiği sergi böyle bir sergiydi.
  • Belirli konulara, sorunlara odaklanan, güncel toplumsal dönüşümü kavramaya yönelik konsept sergiler ilgi çekiyor. Sanatın güncel hali, sosyolojik bir araştırmaya dönüşebiliyor.
  • Sergilemelerde yaşanan bir başka eğilim ise farklı pratiklerin birbirlerinden beslenmesinden ve zenginleşmesinden yararlanmak için farklı sanat dallarından kişilerin ortak performansı oldu. Flüt sanatçısı Şefika Kutluer, Vivaldi’nin altı konçertosunu ardı ardına sahnede çalarken, konser süresince ressam Ertuğrul Ateş, müzikten aldığı esinle, sahnede konserle birlikte başlayıp konser bitiminde tamamladığı bir resim yaptı. Proje İstanbul ve Ankara’da uygulandı.
  • Birbirlerinin sanatından etkilenerek yeni üretimler yapan, türler arası buluşmalara bir başka örnek ise Lübnan asıllı şair Adonis ile ressam Habib Aydoğdu’nun bir sergi projesi için bir araya gelmesi oldu. Adonis, Aydoğdu’nun resimlerinden etkilenerek şiirler yazdı; Aydoğdu, Adonis’in şiirlerine ressam gözüyle baktı, atölye çalışmalarından sonra resimlerin yanında şiirlerin yer aldığı ortak çalışma 2016’da sergilendi.
  • Sergileme mekanlarında da çok çarpıcı seçimler yapılıyor. Gucci, 2017 ilkbahar-yaz koleksiyonunun ilk gösterimini Londra’da 13. yüzyıl yapısı Gotik Westminster Abbey’de yaptı. Kraliyet nikah törenlerinin yapıldığı kutsal bir mekanın bir defile için kullanılması tepki çekti ama gerçekleşti.
  • Mabetlerin, anıtların ve müzelerin etrafı lokantalar, kafeler ve hediyelik eşya satan dükkanlar ile kuşatılmıştır. Yemek yemenin, alışveriş yapmanın ve turistik gezinin aynı düzlemde yer alması, müze ve mabetlerin Disney’leştirilmesi olarak eleştirilmektedir.
  • İngiliz görsel sanatçılar Jake ve Dinos Chapman’a göre sanat yapıtı izleyici ile var olur ama çocukları müzeye götürmek tam bir saçmalıktır. Onlara göre çocukların Çağdaş Sanat ile karşılaşmaları için henüz çok erken.
  • Müzecilik günümüzde toplama, belgeleme, koruma ve sergileme işlevini aşarak ziyaretçi eğitimi, toplumsal iletişim ve sürdürülebilirlik odaklı hale geldi. Çağımızın başarılı müzeleri araştırma merkezleri, atölyeleri, görsel-işitsel anlatımları, dokunmatik ekranları, geçici sergileri, eğitim programları, kursları ile seçkinci olmayan, eser ile insan arasında interaktif bir bağ sunan, engelli erişimi, kafeleri lokantaları olan, pazarlama ve tanıtım olanakları bulunan, konserlerin, sohbetlerin yapıldığı kültür merkezleri olarak “yaşayan müze” kavramını hayata geçirdiler.
  • 2017 yılındaki 15. istanbul Bienali kapsamında sergilenen Gözde İlkin’in kültürel kodları ve kolektif hafızayı cisimleştiren kumaş ve örtü eserleri çağdaş sergilemeye de örnek oluşturuyor. Kumaş eserlerin bitimleri sergiye çıkacakmış gibi değil de evde muhafaza edilecekmiş gibi bırakılarak daha gerçekçi kılınmış.
Sergilemenin bir yöntemi de kaldırımları tuval olarak kullanmak. Eserin kalıcı olması gerekmediği fikrine belki de en iyi hizmet eden yöntem bu. Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu, Trafalgar Meydanı, Londra, 2017.

Sergilemenin bir yöntemi de kaldırımları tuval olarak kullanmak. Eserin kalıcı olması gerekmediği fikrine belki de en iyi hizmet eden yöntem bu.
Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu, Trafalgar Meydanı, Londra, 2017.

 

 

Çağdaş Sanata Varış 289|Video Sanatı 2

Hıslayan, Ed Atkins, çoklu ses kanalları ile iki kanallı video ve karışık teknik, 21:50 dk. 2015. Ed Atkins (1982-), dijital çağda nasıl algıladığımız, nasıl iletişim kurduğumuz ve bilgiyi nasıl elediğimize dikkat çekmek istiyor. Çoğunlukla yüksek çözünürlüklü video ve metinleri şiirsel ve yazınsal bir biçimde kullanıyor. Ürettiği videolar tamamlanmamış veya kesintiye uğramış şarkı, konuşma, altyazı ve el yazısından oluşan çok katmanlı imgeleri bir araya getiriyor. Bir bilgisayar canlandırma uzmanı ile ortaklaşa çalışan Atkins, yeni yazılım sistemlerinin ürettiği hipergerçek yüzeylerden faydalanıyor, karmaşık ve kaotik ortamlar yaratıyor.  Yukarıdaki Hıslayan adlı işinde bize 2013 yılında Florida’daki evinde uyuduğu sırada yatağının tam altında açılan çukur tarafından yutulan Jeffrey Bush’un absürt öyküsünü anlatıyor. Büyükada’da yıkık, eski ahşap bir evde sunulan Hıslayan, Bush’un hayatının son dakikalarını anlatıyor. 14. İstanbul Bienali, Büyükada, Rizzo Palas. Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

Hıslayan, Ed Atkins, çoklu ses kanalları ile iki kanallı video ve karışık teknik, 21:50 dk. 2015.
Ed Atkins (1982-), dijital çağda nasıl algıladığımız, nasıl iletişim kurduğumuz ve bilgiyi nasıl elediğimize dikkat çekmek istiyor. Çoğunlukla yüksek çözünürlüklü video ve metinleri şiirsel ve yazınsal bir biçimde kullanıyor. Ürettiği videolar tamamlanmamış veya kesintiye uğramış şarkı, konuşma, altyazı ve el yazısından oluşan çok katmanlı imgeleri bir araya getiriyor. Bir bilgisayar canlandırma uzmanı ile ortaklaşa çalışan Atkins, yeni yazılım sistemlerinin ürettiği hipergerçek yüzeylerden faydalanıyor, karmaşık ve kaotik ortamlar yaratıyor.
Yukarıdaki Hıslayan adlı işinde bize 2013 yılında Florida’daki evinde uyuduğu sırada yatağının tam altında açılan çukur tarafından yutulan Jeffrey Bush’un absürt öyküsünü anlatıyor. Büyükada’da yıkık, eski ahşap bir evde sunulan Hıslayan, Bush’un hayatının son dakikalarını anlatıyor.
14. İstanbul Bienali, Büyükada, Rizzo Palas.
Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

On/Off, MARCK, 2015. İşlerinde genellikle kadınların toplum içinde yaşadığı fiziksel ve psikolojik engelleri konu aldığı için “ Kadınları çıkışı olmayan metal kutulara kapatmayı seven sanatçı” olarak anılan İsviçreli video heykeltıraş MARCK, kadınların dar alanlarda bile sürekli hareket etmelerini hep bir sınırları aşma umudu olarak yorumluyor.  Contemporary Istanbul 2015. Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

On/Off, MARCK, 2015.
İşlerinde genellikle kadınların toplum içinde yaşadığı fiziksel ve psikolojik engelleri konu aldığı için “ Kadınları çıkışı olmayan metal kutulara kapatmayı seven sanatçı” olarak anılan İsviçreli video heykeltıraş MARCK, kadınların dar alanlarda bile sürekli hareket etmelerini hep bir sınırları aşma umudu olarak yorumluyor.
Contemporary Istanbul 2015.
Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

Yeşil Hat, Francis Alys, 2004. Fotoğraf: locart.be

Yeşil Hat, Francis Alys, 2004.
Fotoğraf: locart.be

  • Belçikalı sanatçı Francis Alys (1959-), ideolojik sınırların geçerliliğini sorgulayan çok parçalı bir proje üretti. Çalışma, Arap-İsrail Savaşı’nın sonucunda 1949’da çizilmiş sınırlara gönderme yapar. Yeşil Hat, aynı zamanda tampon bölge anlamına gelir. Adındaki yeşil, resmi anlaşmalar sırasında harita üstüne sınırı çizerken kullanılan kalemin rengini ifade eder. Sanatçı bu toprak taksimine tepki olarak Yeşil Hat boyunca elindeki kutudan yere yeşil boya akıtarak yürür. Proje video dokümantasyonu, sanatçının yürüyüş rotasının işaretlendiği bir harita, konuyla ilgili resimler, desenler, fotoğraf kolajları ve heykeller içerir.
  • İstanbul’un 2010 yılında Avrupa Kültür Başkentlerinden biri olması vesilesiyle tasarlanan projelerden biri, İstanbul’un bazı semtlerinde MOBESE (Mobil Elektronik Sistem Entegrasyonu) kameralarının bulunduğu kamusal alanlarda sanatçıların yapacağı Performans ve Yerleştirmelerin, kameraların kayıtları aracılığıyla 24 saat canlı olarak internet üzerinden izlenebilmesi idi.
  • Gözden ziyade zihni taklit etmesi, düşünce ve davranışın kalıplarını açığa vurması, sosyal ve siyasi gerçeklikleri sergileyip parçalarına ayırması, dünyayı görme ve anlama yollarımız hakkında düşünmemize yol açması Video Sanatı’nın gelişen nitelikleri haline gelmiştir.

 

Çağdaş Sanata Varış 281|Çağdaş Enstalasyon 1

  • Eserin görülebilmesinin yanı sıra dokunulabildiği, hatta bazen duyulabildiği, koklanabildiği eserler önce çevre olarak adlandırılıyordu. Daha sonra Çağdaş Sanat terminolojisinde Enstalasyon adı verildi.
  • 1990’lardan itibaren Çağdaş Sanat çalışmaları esere bakan kişiyi doğrudan muhatap alır. Enstalasyon ve Performans Sanatı, izleyicileri daha açık yanıtlara teşvik ettikleri için ilişkisel sanat formlarıdır.
  • Her Yerleştirme aslında bir iktidar kurmadır. Yerleştirmenin temel amacı iktidarın merkezden çevreye kaydırılmasıdır. Nesneler arası ilişkiyi öne çıkaran ve nesneyi uzamın içindeki anlam açılımlarıyla tanımlayan Descartesçı mantık ile nesnenin ben-ötesi anlamlarını tercih eden Kantçı-Hegelci aşkınlaştırma süreci dikkate alındığında Duchamp’ın ready made/hazır nesne mantığının Descartesçı, Yerleştirme Sanatı’nın mantığının ise Kantçı olduğu söylenebilir.
Kolombiyalı sanatçı Doris Salcedo’nun (1958-), 2003 yılında 8. İstanbul Bienali için yaptığı Enstalasyon. Sanatçı, Eminönü’ndeki iki binanın arasına, üç kat yüksekliğinde, 1550 sandalyeyi yığmıştı. Hüzünlü bir görüntüye sahip olan bu gerçeküstü yığın ile Salcedo, sıradan olanın aşırılıkla iç içe geçtiğini göstermek;  günlük yaşamın içine kazınmış bir çatışma alanı topografyası yaratmak istediğini belirtmiştir. Kayboluşu, yok oluşu, terk etmeye zorlanmayı anıştıran böyle koleksiyonların Auschwitz’deki mahkumlardan alınan eşya yığınları ile güçlü bağları olduğu düşünülür. Salcedo, bir yıl önce de benzer bir işi 280 sandalye ile Bogota’da, Adalet Sarayı’nda uygulamıştı. Bogota’daki binanın işgal edilmesi sırasında yaşanan şiddet olaylarının on yedinci yıldönümünde, elli üç saat süren işgal için aynı süre boyunca sanatçı, sembolik bir anma için binanın cephesinden aşağı bir dizi sandalye indirmişti. Amacı, on yedi yıl önce hükümeti devirmek için başarısız bir girişimde bulunup ölenleri anmaktı. İstanbul’daki yerleştirmesinin amacı ise, Global ekonominin çarklarını çeviren kimliksiz göçmen kitleleri anımsatmak idi. Doris Salcedo, sıradan nesnelerle, genelde mobilyalarla çalışan bir sanatçı. Bunlarla yaptığı Enstalasyonlarında yerleştirmenin içinde bulunduğu alanın tarihiyle, belleğiyle, kültürüyle bütünleşmeyi amaçlar. Büyük ölçekli yapıtlarla kamusal ve kurumsal alanlara yaptığı müdahalelerle tarihin yükü konusuna yoğunlaşır. Fotoğraf: www.universes-in-universe.d

Kolombiyalı sanatçı Doris Salcedo’nun (1958-), 2003 yılında 8. İstanbul Bienali için yaptığı Enstalasyon.
Sanatçı, Eminönü’ndeki iki binanın arasına, üç kat yüksekliğinde, 1550 sandalyeyi yığmıştı. Hüzünlü bir görüntüye sahip olan bu gerçeküstü yığın ile Salcedo, sıradan olanın aşırılıkla iç içe geçtiğini göstermek; günlük yaşamın içine kazınmış bir çatışma alanı topografyası yaratmak istediğini belirtmiştir.
Kayboluşu, yok oluşu, terk etmeye zorlanmayı anıştıran böyle koleksiyonların Auschwitz’deki mahkumlardan alınan eşya yığınları ile güçlü bağları olduğu düşünülür.
Salcedo, bir yıl önce de benzer bir işi 280 sandalye ile Bogota’da, Adalet Sarayı’nda uygulamıştı. Bogota’daki binanın işgal edilmesi sırasında yaşanan şiddet olaylarının on yedinci yıldönümünde, elli üç saat süren işgal için aynı süre boyunca sanatçı, sembolik bir anma için binanın cephesinden aşağı bir dizi sandalye indirmişti. Amacı, on yedi yıl önce hükümeti devirmek için başarısız bir girişimde bulunup ölenleri anmaktı. İstanbul’daki yerleştirmesinin amacı ise, Global ekonominin çarklarını çeviren kimliksiz göçmen kitleleri anımsatmak idi.
Doris Salcedo, sıradan nesnelerle, genelde mobilyalarla çalışan bir sanatçı. Bunlarla yaptığı Enstalasyonlarında yerleştirmenin içinde bulunduğu alanın tarihiyle, belleğiyle, kültürüyle bütünleşmeyi amaçlar.
Büyük ölçekli yapıtlarla kamusal ve kurumsal alanlara yaptığı müdahalelerle tarihin yükü konusuna yoğunlaşır.
Fotoğraf: www.universes-in-universe.d

2003 Venedik Bienali’nde Almanya pavyonunda sanatçı Martin Kippenberger (1953-1997), zemine yerleştirdiği metro havalandırma ünitesine belirli aralıklarla duyulan metro geçiş sesini de eklemiş. Bu görebildiğimiz, havalandırma ünitesinden gelen esintiyi hissedebildiğimiz ve duyabildiğimiz bir Enstalasyon. Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

2003 Venedik Bienali’nde Almanya pavyonunda sanatçı Martin Kippenberger (1953-1997), zemine yerleştirdiği metro havalandırma ünitesine belirli aralıklarla duyulan metro geçiş sesini de eklemiş. Bu görebildiğimiz, havalandırma ünitesinden gelen esintiyi hissedebildiğimiz ve duyabildiğimiz bir Enstalasyon.
Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

Modernist ortama özgü sanatın değişimi engellediğini, farklı malzemelerin bir fikri ifade etmek için daha etkili araçlar olabileceğini düşünen çağdaş sanatçılardan Jean-Luc Cornec’in Telephone Sheep, 2013 adlı  Enstalasyonu. Birleşimler, sanatsal olmayan kaynaklardan elde edilen iki ve üç boyutlu elementleri birleştirerek Modernist zevkin kısıtlamalarına karşı oluşturuldu. Çağdaş Sanat, eserin çoklu ortam ve nesneden üretilebileceği fikrini geliştirildi. Çağdaş sanat eserlerinin çok azı ortama özgü olarak sınıflandırılabilir. Modernistler için bu eser, heykel kategorisinin herhangi bir tanımında yer bulamaz. Geleneksel olmayan materyal ve süreçler kullanan çalışmalar estetik etkiyle ya çok az ilgilenir ya da hiç ilgilenmez. Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

Modernist ortama özgü sanatın değişimi engellediğini, farklı malzemelerin bir fikri ifade etmek için daha etkili araçlar olabileceğini düşünen çağdaş sanatçılardan Jean-Luc Cornec’in Telephone Sheep, 2013 adlı Enstalasyonu.
Birleşimler, sanatsal olmayan kaynaklardan elde edilen iki ve üç boyutlu elementleri birleştirerek Modernist zevkin kısıtlamalarına karşı oluşturuldu. Çağdaş Sanat, eserin çoklu ortam ve nesneden üretilebileceği fikrini geliştirildi. Çağdaş sanat eserlerinin çok azı ortama özgü olarak sınıflandırılabilir.
Modernistler için bu eser, heykel kategorisinin herhangi bir tanımında yer bulamaz.
Geleneksel olmayan materyal ve süreçler kullanan çalışmalar estetik etkiyle ya çok az ilgilenir ya da hiç ilgilenmez.
Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

 

Libya 50 Çölde Son Çay

Metkanduş Vadisi gezisi bitince 4x4’lerle yola çıktık, bir süre bu kamping’de çay içtik, dinlendik. Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

Metkanduş Vadisi gezisi bitince 4x4’lerle yola çıktık, bir süre bu kamping’de çay içtik, dinlendik.
Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

Geceyi çölde, çadırda geçirdik. Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

Geceyi çölde, çadırda geçirdik.
Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

Sahra’nın kuzeyinde Ubari (Awbari) Kum Denizi’ndeyiz. Efsaneye göre, Okenaos'un kızı Klymene ile Apollon'un oğlu Phaethon güneşin arabasını sürerken kontrolü kaybedince uçsuz bucaksız toprakların yanmasına ve çöllerin oluşmasına sebep olur. “Sahra’da nem oranı %40 iken, Libya çöllerinde nem oranı %18. Bedeviler, seyyahlar, sömürge memurları orada insanın bir şey içmeden 19 saat yaşayabileceğini söylerler.” İnsanların Dünyası, Antoine de Saint-Exupéry. Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

Sahra’nın kuzeyinde Ubari (Awbari) Kum Denizi’ndeyiz.
Efsaneye göre, Okenaos‘un kızı Klymene ile Apollon’un oğlu Phaethon güneşin arabasını sürerken kontrolü kaybedince uçsuz bucaksız toprakların yanmasına ve çöllerin oluşmasına sebep olur.
“Sahra’da nem oranı %40 iken, Libya çöllerinde nem oranı %18. Bedeviler, seyyahlar, sömürge memurları orada insanın bir şey içmeden 19 saat yaşayabileceğini söylerler.” İnsanların Dünyası, Antoine de Saint-Exupéry.
Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

Um il Me, Suyun Anası, denen vahadayız. Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

Um il Me, Suyun Anası, denen vahadayız.
Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

Burası kuruyan Mandara Gölü’nün kıyısı.  Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

Burası kuruyan Mandara Gölü’nün kıyısı.
Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

Tuaregler’in hediyelik eşya satışı. Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

Tuaregler’in hediyelik eşya satışı.
Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

Bu vahanın adı da Mafu. Gaberon’daki gölün suyu çok tuzluymuş.  Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

Bu vahanın adı da Mafu. Gaberon’daki gölün suyu çok tuzluymuş.
Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

Çöldeki safarimiz bitince Sabha’dan Trablus’a uçtuk. Trablus Havalimanı’ndan İstanbul’a döndük. Böylece Libya gezimiz bitmiş oldu. Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

Çöldeki safarimiz bitince Sabha’dan Trablus’a uçtuk.
Trablus Havalimanı’ndan İstanbul’a döndük. Böylece Libya gezimiz bitmiş oldu.
Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

 

 

 

Çağdaş Sanata Varış 269|Hiperrealizm

  Untitled (Big Man), Ron Mueck, 2000. Fiberglas üzerine renklendirilmiş polyester reçine. Fotoğraf:leblogdehicky.blogspot.com


Untitled (Big Man), Ron Mueck, 2000. Fiberglas üzerine renklendirilmiş polyester reçine.
Fotoğraf:leblogdehicky.blogspot.com

  • Alman bir ailenin 1958’de Avustralya’da doğmuş, Londra’da yaşamayı seçmiş üyesi Ron Mueck (1958-), Hiperrealist nesne-heykelleriyle tanınıyor. Mueck, ya olağandan büyük, ya küçük birebirler yapıyor. Tekniğinin sağlam ve yetkin olduğu düşünülüyor. İnsan tiplemeleri, patetik eda taşıdığında hayli çarpıcı. Eserleri bir duygu birlikteliği oluşturuyorlar, bu da etkilerini artırıyor.
ABD’li sanatçı Hannah Greely’in  (1979-) 2003 Venedik Bienali’nde sergilenen Silencer adlı 2002 tarihli yapıtı. Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

ABD’li sanatçı Hannah Greely’in (1979-) 2003 Venedik Bienali’nde sergilenen Silencer adlı 2002 tarihli yapıtı.
Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

Belçikalı heykeltıraş Berlinde de Bruyckere (1964-) beş ölü attan oluşan serisine 2000 yılında başlamış. Bu çalışmayı Birinci Dünya Savaşı’na bir yorum getirmek amacıyla yapmış. Bu heykellerinde at derisi, at kılı, reçine, demir, ahşap, poliüretan gibi malzemeler kullanmış. 2003 Venedik Bienali’nde İtalyan Pavyonu’nda sergilenen eserleri ile uluslar arası ün kazanmış. Fotoğrafta, Bruyckere’nin Bienal’de sergilenen eserlerinden ikisini görüyoruz. Ikisi de 2003 tarihli yapıtlar. K36 Siyah At ve duvardaki setin üstünde Hanne. Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

Belçikalı heykeltıraş Berlinde de Bruyckere (1964-) beş ölü attan oluşan serisine 2000 yılında başlamış. Bu çalışmayı Birinci Dünya Savaşı’na bir yorum getirmek amacıyla yapmış. Bu heykellerinde at derisi, at kılı, reçine, demir, ahşap, poliüretan gibi malzemeler kullanmış. 2003 Venedik Bienali’nde İtalyan Pavyonu’nda sergilenen eserleri ile uluslar arası ün kazanmış.
Fotoğrafta, Bruyckere’nin Bienal’de sergilenen eserlerinden ikisini görüyoruz. Ikisi de 2003 tarihli yapıtlar. K36 Siyah At ve duvardaki setin üstünde Hanne.
Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

Patricia Piccinini, We are Family sergisinden. Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

Patricia Piccinini, We are Family sergisinden.
Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

  • Günümüzde dünyanın nasıl değiştiğini anlattığını, eserlerini bilimkurgu gibi düşünmediğini belirten 1965 Sierra Leone doğumlu Avustralyalı sanatçı Patricia Piccinini, yeni bir dünya yarattığımızı; kansere çare bulmak, herkesi doyurmak gibi nedenlerle doğayı değiştirdiğimizi, ona müdahale ettiğimizi söylüyor. Kendisinin bu yarattıklarımıza olan sorumluluklarımızla ilgilendiğini söylüyor. Doğayı değiştirme fikrini kabullendiğimizi  düşünüyor.  Çocuklar önyargılı olmadığı için,  yetişkinler gibi yeni hayatlarla buluşmaktan korkmadıkları için eserlerinde çocukları kullanmayı tercih ettiğini belirtiyor.
  • Bu eserde bir kız çocuğunun tanımlanması güç hayvanlarla oynadığını görüyoruz. Sergideki yaratıkların çoğu alışılmışın dışında fizyonomiye sahip. Objeler yaşam ve ölümü, koruma ve macerayı, dünyamızı bir çok farklı görümü olan yaratıkların doldurabileceğini ima ederken, tuhaf ve çirkin olanın da ilgi ve sevgiyi hakkettiğini vurgulamak istiyor.
  • Sanatçının vermek istediği en önemli mesaj, izleyiciyi birinci dereceden ilişkiler dışında diğer türlerle temasa geçirmek ve onlarla empati yapılmasını sağlamak.
  • Sanatçının 2003 Venedik Bienali’ndeki We are Family adlı sergisinde normal nedir, yaşamı kim kontrol ediyor, hayvanlarla ilişkimizin doğası nasıldır, bazılarının hayatı diğerlerininkinden daha mı kıymetlidir, bir aileyi oluşturan nedir gibi etik soruların cevaplarını izleyiciye düşündürmek istemişti.
  • Piccinini eserlerini 2011 yılında İstanbul’da Arter’de, 2015 yılında İstanbul Bienali’nde sergilemişti.
2013 yılında Venedik Bienali’ne, 2015 yılında hem Venedik hem de İstanbul Bienali’ne katılan ABD’li sanatçılardan Carole Feuerman’ın (1945-) Swimmers temalı Hiperrealist eserlerinden birini, bir diğerinin ise detayını paylaşıyoruz. Sanatçı, “Kendi kendiyle mutlu, huzurlu kişileri konu alan heykeller yapıyor, sağlıklı olma fikrini teşvik ediyorum,” diyor. Feuerman’ın en çok etkilendiği su olmuş ve su hep ilham kaynağı olmuş. Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

2013 yılında Venedik Bienali’ne, 2015 yılında hem Venedik hem de İstanbul Bienali’ne katılan ABD’li sanatçılardan Carole Feuerman’ın (1945-) Swimmers temalı Hiperrealist eserlerinden birini, bir diğerinin ise detayını paylaşıyoruz. Sanatçı, “Kendi kendiyle mutlu, huzurlu kişileri konu alan heykeller yapıyor, sağlıklı olma fikrini teşvik ediyorum,” diyor. Feuerman’ın en çok etkilendiği su olmuş ve su hep ilham kaynağı olmuş.
Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

Fotoğraflar: Füsun Kavrakoğlu

Fotoğraflar: Füsun Kavrakoğlu