Etiket arşivi: İstanbul Arkeoloji Müzesi

Bizans İmparatorluğu 110| Konstantin Döneminde Konstantinopolis Yapıları 1

  • I. Konstantin döneminde şehrin nasıl olduğu tam bilinememektedir. İlk Konstantinopolis bütünüyle yitip gitmiştir. Konstantin’in kurduğu kentin ve anıtlarının, arkeolojik açıdan sağlıklı bir tarifini yapmak olanaksızdır. Kentin tanımları, imparatorun ve ileri gelenlerin yapım etkinliklerini, yaşamlarını ve törenlerini anlatmakla birlikte fiziksel içeriği olmayan betimlemelerdir. Roma, yitik Doğu başkentinin idealize edilmiş bir rekonstrüksiyonu için birincil kaynaktır.
  • Kuruluşundan beri Konstantinopolis’in heykel zenginliğinin birçok kaynakta bahsi vardır.
  • Bugünkü Cibali, Fatih, Altımermer ve Etyemez’in oluşturduğu dairenin merkezi Konstantin Forumu idi.
  • Forum, bir buluşma yeri, anıtsal ve simgesel bir alandı. Kentteki ilk forum, Severus kentinin ana kapısı önüne inşa edilmişti.
  • Konstantin Forumu’nun eski kentin nekropolisi üzerine inşa edildiği düşünülüyor.
Konstantin Forumu, bugünkü Çemberlitaş’ta I. Konstantin tarafından inşa ettirilir. Kuzey-Güney yönünde oval planlı olduğu ve iki katlı revaklarla çevrili olduğu düşünülüyor. Forum’da senato binası, anıtsal bir çeşme (nymphaeum) ile gümüş işleyen esnaf ve mumcuların dükkanları bulunurdu. Zemini mermer, çevresi heykel ve kabartmalarla süslenmişti. Meydanın iki kemerli girişi vardı. Konstantin, foruma, kendi siparişi olan çok sayıda heykel yerleştirmişti. Eşsiz imparatorluk taşının, yani Mısır’dan getirilen kırmızı somaki mermerden yapılma masif sütunun üzerine dikili, imparatoru güneş olarak canlandıran heykel forumun merkezindeydi. Bu sütunun Roma’daki Apollon Tapınağı’ndan sökülüp getirildiği de söylenir. Bu sütun Yeni Roma’ya dikildiğinde, üzerine Apollon ile aynı pozda, doğuya bakarak güneşi selamlayan Büyük Konstantin’in heykelinin konduğu öne sürülür. Konstantin Sütunu’nun dörtgen kaidesine, imparatorlara adanan bir tapınma yeri yapılır. Yaklaşık 50 metre yüksekliğinde olduğu; porfir sütunun tepesinde İmparator Büyük Konstantin’in heykelinin durduğu; 5. yüzyılda sütundan bir parça kopmasının ardından çemberle güvenlik sağlandığı; 1106’daki fırtınada heykel ile tamburlardan üç parça düştüğü, çok sayıda insanın öldüğü; I. Manuel Komnenos (1143-1180) tarafından onartıldığı; bu onarımda yeni başlık üzerine bir haç dikildiği; 1515’deki yangında çok zarar gördüğü, bu yüzden çemberlerle sağlamlaştırıldığı, bu tarihten itibaren semtin Çemberlitaş olarak anıldığı bilinmektedir. Semte adını veren Çemberli Taş, Yanık Sütun olarak da bilinir. Çemberlitaş semtinin anıt yapıları arasında Binbirdirek ve Şerefiye (Maksima) sarnıçları da sayılabilir.

Konstantin Forumu, bugünkü Çemberlitaş’ta I. Konstantin tarafından inşa ettirilir. Kuzey-Güney yönünde oval planlı olduğu ve iki katlı revaklarla çevrili olduğu düşünülüyor. Forum’da senato binası, anıtsal bir çeşme (nymphaeum) ile gümüş işleyen esnaf ve mumcuların dükkanları bulunurdu. Zemini mermer, çevresi heykel ve kabartmalarla süslenmişti. Meydanın iki kemerli girişi vardı. Konstantin, foruma, kendi siparişi olan çok sayıda heykel yerleştirmişti.
Eşsiz imparatorluk taşının, yani Mısır’dan getirilen kırmızı somaki mermerden yapılma masif sütunun üzerine dikili, imparatoru güneş olarak canlandıran heykel forumun merkezindeydi.
Bu sütunun Roma’daki Apollon Tapınağı’ndan sökülüp getirildiği de söylenir. Bu sütun Yeni Roma’ya dikildiğinde, üzerine Apollon ile aynı pozda, doğuya bakarak güneşi selamlayan Büyük Konstantin’in heykelinin konduğu öne sürülür.
Konstantin Sütunu’nun dörtgen kaidesine, imparatorlara adanan bir tapınma yeri yapılır. Yaklaşık 50 metre yüksekliğinde olduğu; porfir sütunun tepesinde İmparator Büyük Konstantin’in heykelinin durduğu; 5. yüzyılda sütundan bir parça kopmasının ardından çemberle güvenlik sağlandığı; 1106’daki fırtınada heykel ile tamburlardan üç parça düştüğü, çok sayıda insanın öldüğü; I. Manuel Komnenos (1143-1180) tarafından onartıldığı; bu onarımda yeni başlık üzerine bir haç dikildiği; 1515’deki yangında çok zarar gördüğü, bu yüzden çemberlerle sağlamlaştırıldığı, bu tarihten itibaren semtin Çemberlitaş olarak anıldığı bilinmektedir. Semte adını veren Çemberli Taş, Yanık Sütun olarak da bilinir.
Çemberlitaş semtinin anıt yapıları arasında Binbirdirek ve Şerefiye (Maksima) sarnıçları da sayılabilir.

  • Million Taşı’nı, Tüm Roma’nın merkezini Konstantinopolis olarak gören Konstantin’in diktirdiği bilinir.
  • Million Taşı, Greenwich’ten önceki sıfır noktasıdır.
Büyük Konstantin zamanında inşa edilen yapıların görkemi hakkında fikir veren anıtsal kilit taşı. Çemberlitaş’ta bulunan bu kilit taşının, Forum’a açılan büyük bir kemere ait olduğu düşünülüyor. İstanbul Arkeoloji Müzesi. Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

Büyük Konstantin zamanında inşa edilen yapıların görkemi hakkında fikir veren anıtsal kilit taşı. Çemberlitaş’ta bulunan bu kilit taşının, Forum’a açılan büyük bir kemere ait olduğu düşünülüyor.
İstanbul Arkeoloji Müzesi.
Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

 

Bizans İmparatorluğu 93| Paleologos Hanedanı

  • 1204 yılından önce Karadeniz ile Akdeniz birbirlerinden bağımsız ticaret bölgeleriydi. Her biri farklı ürünlere ve nakliyat ağına sahipti. Konstantinopolis bu iki bölge dahilindeki ticaret ve sevkiyat faaliyetleri için ana varış ve kalkış yeri, transit geçiş ve aktarma limanı konumundaydı.
  • IV. Haçlı Seferi’nin Konstantinopolis ekonomisi üzerinde hem kısa hem uzun vadeli etkileri oldu. Çıkan yangınlar zanaat ve ticaretin yoğun olarak yapıldığı alanları yıkıma uğratmıştı. Talan ve yağmacılık da mal kayıplarına neden olmuştu.
  • Latin istilası ile Bizans saray erkanı ve seçkinlerin birçoğu göç etmişti.  Bu gelişmeler şehrin sanayiini ve ticari altyapısını felce uğratarak toplumun orta ve alt katmanlarını da göçe zorlamıştı.
  • Bizans, Latinlerin işgal ettiği toprakların önemli bir bölümünü geri alamadığı için taşradan başkente para ve mal akışı önemli ölçüde azaldı. Genel çaplı yerel tüketimin ve üstün nitelikli imalata yönelik yatırımın eksikliği de şehir ekonomisinde gerilemeye sebep oldu. 1261’e gelindiğinde, devlet teşebbüslerinin teşvikiyle canlanan ekonomik büyümeye rağmen, gidişatı tersine döndürme imkanı kalmamıştı.
  • İtalyan tüccarlar başlarda faaliyetlerini Konstantinopolis ahalisinin artan talebine dayandırmışlardı. Oysa 1260’dan itibaren Konstantinopolis ve Karadeniz’deki İtalyan ticaretine yoğunluk kazandıran, Batılıların tahıl, sanayi hammaddesi ve mamul maddelere artan talebi olmuştur.
  • Venedik Cumhuriyeti, imparatorluğun ayrıcalıklı ticaret ortağıydı. Oysa 1204 yılındaki yağmanın en büyük suç ortağı olmuş, Konstantinopolis’in Latin işgalinden sonra bütün ticaret merkezlerini ele geçirmişti. Mihail Paleologos, Venedik’ten ayrıcalıkları geri almış, Venedik’in baş rakibi ve düşmanı Ceneviz Cumhuriyeti’ne vermişti.
  • Dördüncü Haçlı Seferi’nin dini bakiyesi, 1054 yılındaki hizipleşmeyi, birbirine can düşmanı iki mezhebe dönüştürmesi oldu.
Venediklilerin 1204’te Konstantinopolis’i Fethi, Venedikli sanatçı Domenico Tintoretto (1518-1594), Hamburger Kunsthalle, Almanya. Fotoğraf:www.mystudios.com

Venediklilerin 1204’te Konstantinopolis’i Fethi, Venedikli sanatçı Domenico Tintoretto (1518-1594), Hamburger Kunsthalle, Almanya.
Fotoğraf:www.mystudios.com

PALEOLOGOS HANEDANI
1261-1453

 

  • 1261 yılında Paleologos Hanedanı yönetimi geri aldı ve Fatih Sultan Mehmet’e kadar aynı aile tahtta kaldı.
  • Latin istilası deneyimi, Bizans’ın, Konstantinopolis olmadan da, parçalanmış dahi olsa hayatta kalmaya devam edebileceğini göstermişti.
  • Parçalardan ikisi, Trabzon İmparatorluğu ve Epir Despotluğu, Bizans İmparatorluğu ile bütünleşmeye direndiler.
Galata Pera Podestası, Cenovalı Grimaldi’nin yaptırdığı kulenin tamamlanması anısına hazırlanmış levha (1443), İstanbul Arkeoloji Müzeleri’nde sergilenmektedir.

Galata Pera Podestası, Cenovalı Grimaldi’nin yaptırdığı kulenin tamamlanması anısına hazırlanmış levha (1443), İstanbul Arkeoloji Müzeleri’nde sergilenmektedir.

  • Silivri, Selanik ve Mistra yerel yönetim modeline sahipti.
  • Şehri Latinlerden geri alan VIII. Mihail Paleologos, Ortodoks Kilisesi’nin Papalık ile birleşerek batılı düşmanlarından kurtulmasının doğru bir strateji olacağını da düşünüyordu. Bu düşüncesi bile topluma nifak tohumları ekmişti.
  • VIII. Mihail Paleologos, IV. İoannes ’in şahsında Laskaris Hanedanı’na ihanet etti. Laskaris Hanedanı’na bağlı bir keşiş olan Patrik Arsenios taraftarları bir muhalefet gücü oluşturmuşlardı. Bu hareket “çuval kumaşlılar” denilen bir hizbe dönüşmüştü. Bu isim ile eskiçağ çileciliğine ve heretikliğe anıştırma yapılıyordu.
  • Konstantinopolis’te tutunabilmek için deniz kuvvetlerine gereksinimi vardı. Venediklilerle boy ölçüşebilecek tek güç olan Cenevizlilerle Nymphaeum Antlaşması’nı imzaladı. Bizans, 1204’e kadar kendi tekelinde olan Karadeniz ticaretini Cenevizlilere açmak zorunda kaldı. 1204’te Venedikliler tarafından Konstantinopolis’teki mahallerinden dışarı atılmış Cenevizlilere Konstantinopolis’te çok daha geniş bir yerleşim alanı vermek gerekti. Galata’daki ilk Ceneviz imtiyaz alanı, bugünkü Galata Köprüsü’nden Atatürk Köprüsü’ne ve Haliç’ten bugünkü Bankalar Caddesi’ne uzanan bir araziydi. Bu alanda Podesta Sarayı, borsa olarak kullanılan Loggia, Dominiken ve Fransisken tarikatlarına ait kiliseler, 1349’da inşa edilen, Podesta Sarayı’nın üstündeki yamacın tepe noktasında, İsa Kulesi adını verdikleri bugünkü Galata Kulesi vardı. 14. yüzyılın ilk yarısına gelindiğinde yaşadıkları bölge neredeyse özerk bir mıntıka halini almıştı. Cenevizlilere verilmiş arazi 15. yüzyılın başına kadar genişleyerek 37 hektara ulaşarak son şeklini aldı.
  • Bütün bu olanlardan sonra, Konstantinopolis ekonomik üstünlüğünü kaybetti. Tarımsal tabanın küçülmesi ile vergi gelirleri azalmış, ticari tavizler vermek zorunda kalmışlardı. Cenevizlilerin Pera kolonisi Konstantinopolis’ten bütünüyle bağımsız konumdaydı ve ticaretin çoğunu ele geçirmişti.
  • VIII. Mihail Paleologos terk edilmiş, soyulmuş ve tahrip edilmiş bir şehri geri aldı. Haçlıların saldırısı karşısında çökmüş olan deniz surları sağlamlaştırıldı, Blakhernai Sarayı’nın ve kamu binalarının onarımı yapıldı.
  • Paleologos Rönesansı adı verilen atılımın ürünü olan yapıtların çoğu VIII. Mihail’in oğlu II. Andronikos (1282-1328) dönemine aittir.
  • II. Andronikos, babasının Roma ile birleşmeden yana olan tutumuna derhal son verdi.
  • Paleologoslar döneminin bilinen en önemli kamu yapısı Tekfur Sarayı’dır. Yakın dönemde yapılan araştırmalar onu 14. yüzyıl ortasına tarihlendirmektedir.
  • Pammakaristos Meryem Ana Kilisesi (Fethiye Camii), Muhliotissa Kilisesi (Moğol Kilisesi veya Kanlı Kilise), Khora Manastırı (Kariye Müzesi) Paleologos döneminin en önemli yapıları arasındadır.
  • Dönemin resim sanatının en güzel örnekleri Khora (Kariye) ve Pammakaristos’un duvarlarını süsledi.
Zonaras’ın Tarih adlı eserinde Paleologos Hanedanı imparatorları. Eser, İtalya, Modena’daki Biblioteca Estense’de bulunuyor. Fotoğraf: Bizantion’dan İstanbul’a Bir Başkentin 8000 Yılı, Sakıp Sabancı Müzesi, 2010.

Zonaras’ın Tarih adlı eserinde Paleologos Hanedanı imparatorları. Eser, İtalya, Modena’daki Biblioteca Estense’de bulunuyor.
Fotoğraf: Bizantion’dan İstanbul’a Bir Başkentin 8000 Yılı, Sakıp Sabancı Müzesi, 2010.

 

 

Bizans İmparatorluğu 87 | Dördüncü Haçlı Seferi ve Konstantinopolis’te Latin Krallığı 3

San Marco’nun hazineleri arasında yer alan 11. yüzyıl yapımı, Bizans altın işleme sanatının inceliğinin bir örneği olan melek ikonasında, melek bir elinde kılıç, diğerinde dünyayı tutmakta; ikonanın arka planında renkli mine işi, inciler ve yakutlarla işlenmiş stilize bir bahçe görülmektedir. “Dünya kurulduğundan beri hiçbir kentte bu denli büyük bir ganimet ele geçirilmemiştir. Toplananlar kiliselerde bir araya getirildi ve Franklarla Venedikliler arasında pay edildi.” Villehardouin’li Geoffrey.

San Marco’nun hazineleri arasında yer alan 11. yüzyıl yapımı, Bizans altın işleme sanatının inceliğinin bir örneği olan melek ikonasında, melek bir elinde kılıç, diğerinde dünyayı tutmakta; ikonanın arka planında renkli mine işi, inciler ve yakutlarla işlenmiş stilize bir bahçe görülmektedir.
“Dünya kurulduğundan beri hiçbir kentte bu denli büyük bir ganimet ele geçirilmemiştir. Toplananlar kiliselerde bir araya getirildi ve Franklarla Venedikliler arasında pay edildi.” Villehardouin’li Geoffrey.

Konstantinopolis ganimetlerinden altın, gümüş ve mine işli bir başka baş melek Mihail ikonası. 11. yüzyılın ilk yarısı.

Konstantinopolis ganimetlerinden altın, gümüş ve mine işli bir başka baş melek Mihail ikonası. 11. yüzyılın ilk yarısı.

Konstantinopolis’ten alınan, 4. yüzyıla tarihlenen; Diokletianus ve Maksimianus komutanları Galerius ve I. Konstantin’i kucaklarken gösteren Tetrark Heykeli de San Marco’nun dış cephesinde yerini aldı. Roma İmparatorluğu’nun doğu ve batısında birer Agustus, onların birer de yardımcısı, iki Sezar olmak üzere dörtlü bir yönetim ile daha güvenli ve iyi bir idari sistem düşünülmüş ama bu yönetim şekli ancak 30 yıl yürürlükte kalabilmişti. Dörtlü yönetim şeklini temsil eden bu heykel, muhtemelen, Altınkapı (Yedikule) ile Philedelphion (Edirnekapı) ayrımında yer almaktaydı. Bu heykelden kopmuş bir topuk İstanbul Arkeoloji Müzesi’nde sergilenmektedir. Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

Konstantinopolis’ten alınan, 4. yüzyıla tarihlenen; Diokletianus ve Maksimianus komutanları Galerius ve I. Konstantin’i kucaklarken gösteren Tetrark Heykeli de San Marco’nun dış cephesinde yerini aldı. Roma İmparatorluğu’nun doğu ve batısında birer Agustus, onların birer de yardımcısı, iki Sezar olmak üzere dörtlü bir yönetim ile daha güvenli ve iyi bir idari sistem düşünülmüş ama bu yönetim şekli ancak 30 yıl yürürlükte kalabilmişti. Dörtlü yönetim şeklini temsil eden bu heykel, muhtemelen, Altınkapı (Yedikule) ile Philedelphion (Edirnekapı) ayrımında yer almaktaydı. Bu heykelden kopmuş bir topuk İstanbul Arkeoloji Müzesi’nde sergilenmektedir.
Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

  • Büyük Konstantin’in annesi Helena’nın Kudüs’ten getirdiği emanetlerin Hazreti İsa’nın üzerinde can verdiği haçın parçaları, onu çarmıha çivileyen mıhlar, peygamberi bağlayan ipler, ayağına giydiği sandallar, çoğalan ekmeğin kırıntıları ve Hazreti Yahya’nın saçı olduğuna inanılır. 1204’te şehri yağmalayan Haçlı ordusundan bu kutsal emanetleri korumak için bunların Forum Tauri (Beyazıt-Çemberlitaş) yakınlarında bir kuyunun içine gömüldüğü söylenir.

 

Bizans İmparatorluğu 44 | Ordu 2

  • Bizanslıların bazı şehirleri korumak için uyguladıkları bir başka metod ise denize zincir döşemeleriydi.
Antalya Limanı Zinciri, 1471. Şimdi Vatikan’da. Fotoğrafını İstanbul Arkeoloji Müzesi’nde çektik.

Antalya Limanı Zinciri, 1471. Şimdi Vatikan’da.
Fotoğrafını İstanbul Arkeoloji Müzesi’nde çektik.

Konstantinopolis’in surları ve anıtsal yapıları ile Haliç girişini kapatan zincirin 15. yüzyıldaki görünümü. Hartmann Schedel’in, Bizans Devri’nde yapılmış orjinalinden faydalanarak çizdiği 1493 tarihli gravürü temel alınarak Oya A. Şirinöz’ün 1994 tarihli tablosu İstanbul Arkeoloji Müzesi’nde sergilenmektedir.

Konstantinopolis’in surları ve anıtsal yapıları ile Haliç girişini kapatan zincirin 15. yüzyıldaki görünümü.
Hartmann Schedel’in, Bizans Devri’nde yapılmış orjinalinden faydalanarak çizdiği 1493 tarihli gravürü temel alınarak Oya A. Şirinöz’ün 1994 tarihli tablosu İstanbul Arkeoloji Müzesi’nde sergilenmektedir.

  • Roma İmparatorluğu’nda 4. yüzyıldan itibaren sınırlarının dışına uzanan çok iyi bir iletişim ağı olduğu bilinmektedir.
  • Öteden beri devlet çok sayıda casus kullanırdı. Casuslar düşman ülkelerine gider, tüccar kılığında saraya girme yollarını arar, sırları imparatorların yardımcılarına iletirlerdi.
  • Bizans kendini yürüttüğü diplomasi ile de savunuyordu. Bu politikanın başlıca unsurları evlilik, hediye gönderme, casusluk, misyonerlik ve ticari ilişkilerdi.
  • İmparator VII. Konstantin Porfirogenetos (913-959), oğlu II. Romen Diyojen’e, Bizans’ın etrafındaki küçük devletlerle diplomatik ilişkileri nasıl yürütmesi gerektiğine dair bir rehber kitap yazmıştı. Eserinde, o devletlerin zayıf ve kuvvetli yönlerini, Bizans için oluşturabilecekleri tehlikeleri, içteki zayıflıklarını ve dış düşmanlarını kullanarak onları nasıl idare edebileceğini anlatmıştı.
  • Bizans diplomasisi son derece formel, bol hediyeli, seremonili, davetli, diğer yandan ise gerçekçi, el altından entrikalı idi. İyi Hıristiyan bir devlet olarak anlaşma şartlarına uyar gibi gözükürler fakat el altından söz konusu devletin düşmanlarını teçhizatlandırarak onları saldırıya teşvik ederlerdi.
  • Hazar İmparatorluğu (6.-13.yüzyıl ortası) sık sık Bizans’ın düşmanlarıyla, Perslerle, Araplarla, Bizans yararına savaşmak zorunda kalmışlardır. İki hanedanın evliliği ile tesis edilmiş bu dostluk Bizans’ın çok işine yaramıştır.
  • İmparatorluk ordusunun belkemiğini oluşturan ağır silahlı süvariler, Büyük Konstantin zamanından sonra İran’dan alınmıştı.
  • 11.-12. yüzyıllardan başlayarak laik ve kilise mensubu feodallerin konumları, mülklerinin artmasıyla güçlenmiş, kentler kendi silahlı güçlerine sahip olmuşlardı. Kentlerdeki halk milisleri, daha çok yerel feodallere bağlı birliklerden oluşmaktaydı. Halk milislerinin ortaya çıkması, imparatorluğun askeri gücünün artık her şeyden önce feodallere bağımlı hale gelmesine yol açmıştı.
  • Bizans imparatorları, savunmayla ilgili ivedi askerlik sorununu çözmek için, tehdit edilen herhangi bir sınır bölgesine ya da ayaklanma başgösteren herhangi bir eyalete, her an hareket etmeye hazır bir sürekli ordu besleme ve bu askeri gücün kendilerine yakın bir yerde tutma yoluna gittiler. Devletin en büyük askeri gücünün imparatora yakın yerde olması, sınırları saldırılara açık bıraktı. İmparatorluk muhafız alayı ise Konstantinopolis’ten hiç ayrılmazdı. Surların ardında rahat edebilen birkaç kıyı kentinden başka hiçbir yer, güvenlik içinde değildi. Roma sınırları, hiçbir düzen tarafından korunmuyordu. Sınır bölgelerinin akınlara açık bırakılması, bir bakıma, imparatorluğun kent topluluklarının toplumdaki üstünlüklerini sürdürmeleri karşılığında ödediği bir bedeldi. İmparator ve Konstantinopolis halkı, devletin yaşamsal önem taşıyan bölgelerini, vergiler ve ganimetlerle beslenen küçük, hareketli ve sürekli bir ordu ile savunurken, imparatorluğun çorak ve kıyılara uzak bölgelerini elden çıkmasına razı oldular.

 

Bizans İmparatorluğu 28 | Bizans’ta Memuriyet, Vergiler, Para

  • Yüksek mevkiler kısırlaştırma yoluyla elde tutulurdu. Kısır bir kişi imparator olamazdı ve veraset yoluyla haklarını devredemezdi. Erkekler için bu yol acı ama garantili bir yükselme tekniği olurdu. Bunun neticesinde kısırlaştırma kötü görülen bir usul değildi. Asil erkeklerin çoğu oğullarını yükselme şanslarını artırabilmek için kısırlaştırırlardı. Aynı şeyi İmparator I. Romanos da oğullarına yapmıştı. Şehrin yöneticileri genellikle kısırdılar ve aynı zamanda ordu ve bahriyede de yöneticiydiler. Meşhur bir doktor olmak isteyen için de kısırlık bir avantajdı. Sadece  kısır doktorlar kadınları tedavi edebilirlerdi. Memuriyette de en üst görevler kısırlar için ayrılırdı.
  • İmparatorluk içinde hadım etme işleminin yapılması yasaktı, işlem imparatorluk dışında yapılırdı.
  • Yanında bir hadım bulundurmanın nazara karşı iyi olduğuna inanılırdı. Bu yüzden imparatorlar nazara karşı yanlarında hep bir hadım bulundururdu.
  • Yüksek dereceli memurlar imparator tarafından aday gösterilirler, terfi ettirilirler ve kovulurlardı.
  • Bizans’ta memur olmak için hukuk eğitimi almak gerekirdi.
  • VII. Konstantin zamanında (913-959), çağın bütün bilim dalları okutulur; kamu görevlileri üniversiteyi bitirenlerden seçilirdi.
  • Memuriyete girmek kemeri almak, ayrılmak ise kemeri bırakmak olarak adlandırılırdı.
  • Bölgelerden sorumlu olan generaller de imparator tarafından atanırlar ve ona karşı sorumlu olurlardı. Gücün suistimalini önlemek için bu askeri valilerin yanında bir de sivil atanır, askeri valinin yardımcısı olarak görev yapar, bu kişi de imparator ile doğrudan temasta olurdu.
  • Devlet tüm ithalat ve ihracattan % 10 pay alırdı. Ayrıca tüketici mallarına, mirasa, toprağa uygulanan vergiler de vardı.
  • Bizans İmparatorluğu’nda, hemen her hükümdar, uyruklarının hazineye olan borçlarını tahta çıktığında bağışlardı. Bu yapılırken iki amaç güdülürdü: sermayesi tükenmiş ve borçlarını ödeyecek olanaklardan yoksun olanlar sürekli baskı altında tutulmamış olur; hem de borçlu olmayan ve vergisine bağlı kişiler aleyhinde bahaneler ileri sürülüp tahsildarları jurnallerle donatmaktan kaçınılırdı.
  • Devletin kendi mülkü de olurdu. En iyi ipek imparatorluk fabrikasından gelirdi, bazı özel boyalar saray için ayrılırdı.
  • Konstantinopolis’te sarayların ya da büyük konut komplekslerinin tamamen ya da kısmen dinsel bir işlev verilerek bir tür vakfa dönüştürülmesi de izlenen bir yöntemdi. Bazı durumlarda imparator tarafından el konulan mülk bir kiliseye ya da manastıra dönüştürülebiliyordu. Yapıyı kiliseye dönüştüren imparator, hem yapının tekrar sahibine dönmesinin yolunu kapatmış, hem de kolayca bir kilise banisi olarak halkın ve Tanrı’nın gözüne girmiş oluyordu.
Birinci (Büyük) Konstantinus’un 3.39 gramlık gümüş parası. İstanbul Arkeoloji Müzesi.

Birinci (Büyük) Konstantinus’un 3.39 gramlık gümüş parası. İstanbul Arkeoloji Müzesi.

  • Roma İmparatorluğu’nda 310 yılından sonra kesilen sikkelere eski Roma tanrılarının yerine sadece bir tanrı, Helios Zapt Edilemez Güneş Tanrısı resmedilmiştir. Büyük Konstantin kendisini Hıristiyan Kilisesi’nin koruyucusu saymasına, Roma’da Capitolium’daki geleneksel Jupiter’e kurban verme törenine katılmayı reddetmesine rağmen, 324 yılına kadar Helios sikkelerdeki yerini korumuştur.
  • 491 yılında Bizans İmparatoru olarak tahta çıkan I. Anastasius’un 498’de yaptığı sikke reformuyla, altın nomisma, gümüş denarius ve bakır follis oranları belirlendi. Bu oranlar 11. yüzyıla kadar değişmedi. Anastasius’un başta olduğu yıllar imparatorluk hazinesinin en dolu olduğu dönemdi. Bu sikkelerin arka yüzlerinde kıymet işaretleri ve 539 yılından sonra da darp yılı yazılmaya başlanmıştır. 6. yüzyılda kıymet ve darphane atölye işaretleri Grekçe, diğer yazılar Latince olup, darphane ismi CON (Constantinopolis) olarak kıymet işaretinin altında yer alır. 8. yüzyıldan sonra kıymet işareti, darp yılı ve darphane adı yazılmaz. Daha önceleri nerede olduğu tespit edilemeyen darphane binası, bu devirde Beyazıt’ta Tavşantaşı semtindeydi.
  • Bizans sikkeleri üzerinde, başlangıçta Latince olan yazı, 8. yüzyıldan sonra Latince-Grekçe karışımı ve daha sonra Grekçe olarak devam etmiştir.
  • 610-641 tarihleri arasında imparator olan Heraklius, kaynakların yetersiz olmasının zorlamasıyla kiliselerin servetlerine el koymuş, hatta Aya Sofya’nın altın ve gümüş şamdanlarını da alarak altın sikke ve gümüş para bastırmıştı.
Birinci Anastasius (491-518) zamanında basılan bronz para. İstanbul Arkeoloji Müzesi.

Birinci Anastasius (491-518) zamanında basılan bronz para. İstanbul Arkeoloji Müzesi.

  • Latin İstilası döneminde (1204-1261) darphane, Venediklilerin hükümete geçirdiği batılı şövalyeler adına, bronzdan, çukur sikkeler darp ederek faaliyetini sürdürdü.
  • 1261 yılında Nikaia İmparatoru VIII. Mikhael’in Konstantinopolis’i Latinlerden kurtarmasıyla Bizans İmparatorları adına, sikke darbına devam edildi. 11. yüzyıldan sonra çanak şekline dönüşen sikkelerin ön yüzünde imparatorların veya dini kişilerin cepheden resimleri, arka yüzünde Hıristiyanlıkla ilgili tasvirler (İsa, Meryem, Haç, Azizler vs. ) sıkça kullanılmıştır.