Etiket arşivi: İstanbul Arkeoloji Müzeleri

Libya 39 Cyrene 1

  • UNESCO Dünya Mirası Listesi’ndeki kenti, MÖ 7. yüzyılda Santorini Adası’ndan gelen Yunanlar’ın kurduğuna inanılır.
  • MÖ 331’de Büyük İskender, daha sonra Ptolemy Hanedanı, MÖ 96’da ise Roma’nın eline geçen kent, Roma’nın önemli kentlerinden biri, bölgenin başkenti oldu ve Yunan özelliklerini korumaya devam etti.
  • MS 115’te yaşanan Yahudi ayaklanmasında kent yağmalandı, şehir harap oldu.
  • Roma İmparatoru Hadrianus (76-138) şehri neredeyse yeniden inşa etti. Hadrianus, kentin ikinci kurucusu sayılır. Artık kent mimarisine Roma özellikleri hakimdi.
  • 262 ve 365 yıllarında yaşanan iki depremde şehir yerle bir oldu, başkent Tulmeyse’ye taşındı. Sonra Cyrene yavaş yavaş tarihten silindi.
  • Cyrene’nin yeniden keşfedilmesi 1705’te Fransızlar sayesinde oldu. İlk kazılar yıllar sonra İtalyan ordusu tarafından yapıldı.
  • Cyrene, felsefe okulunun kurucusu, Sokrates’in öğrencisi Aristippos’a (MÖ 435-386); aritmetik, geometri, astronomi bilgini Theodorus’a; matematik, coğrafya, astronomi bilgini Eratosthenes’e (MÖ 276-194) ev sahipliği yapmış bir kentti. Eratosthenes, dünyanın çevresini hesapladığı bilinen ilk insandır, İskenderiye’de ölmüştür. 5. yüzyılda yaşamış olduğu düşünülen, kendi adı ile anılan spirali hesap eden bilgin Theodorus için, Platon’un onunla birlikte çalışmak için Cyrene’ye geldiği rivayet edilir. Bilgin hakkındaki tek ilk elden bilgi Platon’un üç yerinde ondan bahsettiği Diyaloglar’dır.
Cyrene’nin Atina tarzı Agora’sından görüntüler. Dört bir yanı Dorik sütunlarla çevrili meydanın Yunanlar tarafından sivil ve askeri spor alanı olarak yapıldığı; Romalılar tarafından politik tartışmaların ve toplantıların yapıldığı Forum’a dönüştürüldüğü düşünülüyor. Yunanlar tarafından spor amaçlı kullanılan kapalı mekanlar Roma döneminde resmi daireler olarak kullanılmaya başlanmış. Tam ortada bulunan, basamakları kalmış olan yükseltinin Jul Sezar’a adanmış bir tapınak olduğu sanılıyor. Şehrin kurucusu olduğu düşünülen Kral Batus’un mezarı da Agora’daymış. Kentin iki ana caddesi var: Biri Apollon Tapınağı’ndan Agora’ya uzanan Kutsal Yol, diğeri ise Agora’dan Akropolis’e uzanan Kral Batus Yolu. Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

Cyrene’nin Atina tarzı Agora’sından görüntüler.
Dört bir yanı Dorik sütunlarla çevrili meydanın Yunanlar tarafından sivil ve askeri spor alanı olarak yapıldığı; Romalılar tarafından politik tartışmaların ve toplantıların yapıldığı Forum’a dönüştürüldüğü düşünülüyor. Yunanlar tarafından spor amaçlı kullanılan kapalı mekanlar Roma döneminde resmi daireler olarak kullanılmaya başlanmış. Tam ortada bulunan, basamakları kalmış olan yükseltinin Jul Sezar’a adanmış bir tapınak olduğu sanılıyor.
Şehrin kurucusu olduğu düşünülen Kral Batus’un mezarı da Agora’daymış. Kentin iki ana caddesi var: Biri Apollon Tapınağı’ndan Agora’ya uzanan Kutsal Yol, diğeri ise Agora’dan Akropolis’e uzanan Kral Batus Yolu.
Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

Meydana girişler doğu ve güney kapılarından sağlanıyormuş. Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

Meydana girişler doğu ve güney kapılarından sağlanıyormuş.
Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

Cyrene’nin tiyatrosu. Kentin en zengin dönemi olan MÖ 4. yüzyılda Artemis Tapınağı yapıldı ve nekropol kuruldu. MÖ 331 yılında Cyrene Büyük İskender’in idaresine geçti. Sonra gelen Ptolemy Hanedanı döneminde kente tiyatro ve gimnasyum yapıldı, kentin her yanı çeşmelerle süslendi ve kent, 5,5 km uzunluğunda bir sur ile çevrildi. Kentin en eski yapılarından biri olan tiyatronun Yunanlar tarafından yapıldığı düşünülüyor. Buradaki en eski kalıntılar, sahne ve orkestraya çok yakın oturma yerleri Yunanları işaret ediyor. Tiyatro bin kişi alabiliyor. Burası Romalılar tarafından amfitiyatroya dönüştürülmüş. Amfitiyatro, gladyatör ve vahşi hayvan oyunları için kullanılan, daire ya da elips biçimli, yükselen tribünlerden oluşan bir yapıdır. Tiyatro, yarım daire bir yapı iken, amfitiyatro çift tiyatro, yani dairesel ya da elips şeklindedir. Amfitiyatrolar ahşap malzeme yerine taşla yapılırdı. Cyrene’de de vahşi hayvan oyunları için yapıyı kullanabilmek için, ilave oturma yerleri eklenmiş, sahneye çok yakın olan oturma yerlerinin bulunduğu yere bir duvar yapılmış, sahneye giriş çıkış için bir tünel inşa edilmiş. Cyrene’de bir tiyatro daha olduğu ama 262 yılındaki büyük depremde yıkıldığı düşünülüyor. Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

Cyrene’nin tiyatrosu.
Kentin en zengin dönemi olan MÖ 4. yüzyılda Artemis Tapınağı yapıldı ve nekropol kuruldu. MÖ 331 yılında Cyrene Büyük İskender’in idaresine geçti. Sonra gelen Ptolemy Hanedanı döneminde kente tiyatro ve gimnasyum yapıldı, kentin her yanı çeşmelerle süslendi ve kent, 5,5 km uzunluğunda bir sur ile çevrildi.
Kentin en eski yapılarından biri olan tiyatronun Yunanlar tarafından yapıldığı düşünülüyor. Buradaki en eski kalıntılar, sahne ve orkestraya çok yakın oturma yerleri Yunanları işaret ediyor. Tiyatro bin kişi alabiliyor. Burası Romalılar tarafından amfitiyatroya dönüştürülmüş. Amfitiyatro, gladyatör ve vahşi hayvan oyunları için kullanılan, daire ya da elips biçimli, yükselen tribünlerden oluşan bir yapıdır. Tiyatro, yarım daire bir yapı iken, amfitiyatro çift tiyatro, yani dairesel ya da elips şeklindedir. Amfitiyatrolar ahşap malzeme yerine taşla yapılırdı.
Cyrene’de de vahşi hayvan oyunları için yapıyı kullanabilmek için, ilave oturma yerleri eklenmiş, sahneye çok yakın olan oturma yerlerinin bulunduğu yere bir duvar yapılmış, sahneye giriş çıkış için bir tünel inşa edilmiş.
Cyrene’de bir tiyatro daha olduğu ama 262 yılındaki büyük depremde yıkıldığı düşünülüyor.
Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

Kral Batus Yolu’nda muhteşem sivil bir yapı var: 2. yüzyılda Apollon Tapınağı’nın baş rahibi Jason Magnus’un evi. Girişi mermerle süslenmiş. Evin odaları iç avlunun etrafına sıralanmış. Avluyu heykeller süslüyormuş. Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

Kral Batus Yolu’nda muhteşem sivil bir yapı var: 2. yüzyılda Apollon Tapınağı’nın baş rahibi Jason Magnus’un evi. Girişi mermerle süslenmiş. Evin odaları iç avlunun etrafına sıralanmış. Avluyu heykeller süslüyormuş.
Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

Mermer zeminin süslemeleri. Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

Mermer zeminin süslemeleri.
Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

Jason Magnus’un evinin mozaik süslemeleri. Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

Jason Magnus’un evinin mozaik süslemeleri.
Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

  • Kentteki en eski tapınaklardan biri Apollon Tapınağı. Apollon, ışık ve güneş tanrısıdır. Leto ile Zeus’un oğludur. Elinde güneş ışınlarını tutar. Yunan mitolojisindeki güneş tanrısı Helios ile bir tutulur. Apollon, Cyrene’nin koruyucu tanrısıdır. İki yanı altışar, diğer iki kenarı on birer sütunlu tapınak, MÖ 364 yılındaki depremde yıkılmış, yeniden yapılmış. MS 115 yılındaki Yahudi ayaklanmasında tekrar zarar görmüş. 2. yüzyılda Romalılar tarafından yapılan tapınak eskilerinin temeli üzerine kurulmuş. Yıkılan birinci ve ikinci tapınağın izleri barizdi. 1861’de tapınakta bulunan Lir Çalan Apollo heykeli British Museum’da sergileniyor. Tapınağın yanındaki anıtsal çeşme de görülmeye değer.
120-150 yıllarına tarihlendiği düşünülen, Cyrene’nin Apollon Tapınağı’nda 1861 yılında İngiliz arkeologlar tarafından yapılan kazılarda ele geçirilip British Museum’a götürülen mermer heykellerden biri. Fotoğraf:www.britishmuseum.org/collectiononline

120-150 yıllarına tarihlendiği düşünülen, Cyrene’nin Apollon Tapınağı’nda 1861 yılında İngiliz arkeologlar tarafından yapılan kazılarda ele geçirilip British Museum’a götürülen mermer heykellerden biri.
Fotoğraf:www.britishmuseum.org/collectiononline

İstanbul Arkeoloji Müzeleri’nde sergilenmekte olan, mermer Artemis heykeli. Cyrene’den ülkemize getirilmiş olan bu heykel, MÖ 2. yüzyılda yapılmış Helenistik orijinalinin Roma dönemindeki  kopyası. Fotoğraf: İstanbul Archaeological Museums, Alpay Pasinli, A Turizm Yayınları, 2001.

İstanbul Arkeoloji Müzeleri’nde sergilenmekte olan, mermer Artemis heykeli. Cyrene’den ülkemize getirilmiş olan bu heykel, MÖ 2. yüzyılda yapılmış Helenistik orijinalinin Roma dönemindeki kopyası.
Fotoğraf: İstanbul Archaeological Museums, Alpay Pasinli, A Turizm Yayınları, 2001.

 

 

Libya 31 Leptis Magna 3

  • Kartacalıların kurduğu ilk yerleşmenin yakınlarında Roma egemenliğinin başlarında kentin merkezini oluşturan eski forumun kalıntıları yer alır. Roma kentinin iç kesimlere ve kıyı boyunca batıya doğru hızla yayıldığı anlaşılmaktadır.
  • Leptis Magna’nın yerleşim yeri olarak seçilmesinde önemli rol oynayan Lebda Irmağı’nın ağzındaki doğal demirleme yeri, Severus döneminde yapay olarak geliştirilmiştir.
  • Bu kentin yapılarının başlıca örnekleri yeniden inşa edilen liman, 19 km uzunluğundaki su kemeri, işlemeli zafer takı, arkadların sıralandığı 410 m uzunluğunda anıtsal bir cadde ve ırmağın sol yakasında inşa edilmiş yapı topluluğudur. Irmağın yanına inşa edilmiş olan yeni mahalle, anıtsal caddenin çevresine planlanmıştır. Mahallenin girişindeki dev nympheum (anıtsal çeşme), daire biçimli meydanda yer alır. Limandaki iskelelere açılan mahallede anıtsal bir forum ve bazilika vardır.
Leptis Magna’da nympheum. Çeşmeler, suyu getirmiş olmanın gururu ile anıtsal yapılırdı. Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

Leptis Magna’da nympheum.
Çeşmeler, suyu getirmiş olmanın gururu ile anıtsal yapılırdı.
Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

Nymph Tapınağı. Leptis Magna’da bir de Serapis Tapınağı gördük. Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

Nymph Tapınağı. Leptis Magna’da bir de Serapis Tapınağı gördük.
Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

1686 ve 1708 yıllarında, yani Osmanlı döneminde, Fransızlar Leptis Magna’daki yüzlerce granit ve mermer parçayı ülkelerine götürmüş. Parçalar, Versailles ve St. Germain des Pres’nin yapımında kullanılmış. Fransızlar, gemiye taşıyamadıkları bu üç sütunu sahilde bırakmışlar. Londra’ya da bazı sütunlar götürülmüş. Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

1686 ve 1708 yıllarında, yani Osmanlı döneminde, Fransızlar Leptis Magna’daki yüzlerce granit ve mermer parçayı ülkelerine götürmüş. Parçalar, Versailles ve St. Germain des Pres’nin yapımında kullanılmış. Fransızlar, gemiye taşıyamadıkları bu üç sütunu sahilde bırakmışlar. Londra’ya da bazı sütunlar götürülmüş.
Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

  İstanbul Arkeoloji Müzeleri’nde sergilenmekte olan, mermer Athena heykeli. Leptis Magna’dan ülkemize getirilmiş olan bu heykel, MÖ 5. yüzyılda yapılmış olanın Roma dönemindeki  kopyası. Fotoğraf: İstanbul Archaeological Museums, Alpay Pasinli, A Turizm Yayınları, 2001.


İstanbul Arkeoloji Müzeleri’nde sergilenmekte olan, mermer Athena heykeli. Leptis Magna’dan ülkemize getirilmiş olan bu heykel, MÖ 5. yüzyılda yapılmış olanın Roma dönemindeki kopyası.
Fotoğraf: İstanbul Archaeological Museums, Alpay Pasinli, A Turizm Yayınları, 2001.

 

Bizans İmparatorluğu 137|Konstantinopolis Limanları 1

  • 5. yüzyılda kente hizmet veren dört limandan ikisi, Haliç’teki Prosphorion ve Marmara’daki Theodosius veya Kaisarios daha sonra terk edilirken, Haliç’teki diğer liman Neorion savaş filosuna ayrılmıştı. Yalnızca Marmara’daki Julianus ve Sophia Limanı ticari gemicilik için kullanıma açık kalmıştı. Justinyen, deniz yoluyla gelen malların Neorion’dan Julianus Limanı’na nakline karar vermişti. Cyril Mango bu naklin Arap tehdidi karşısında deniz kuvvetlerinin büyümesinin bir sonucu olarak 7. yüzyılda gerçekleştiğini ifade ediyor.
Haliç ve Marmara’daki limanları gösteren harita. Fotoğraf: Ortaçağ’da İstanbul, Paul Magdalino, Koç Üniversitesi Yayınları, 2012.

Haliç ve Marmara’daki limanları gösteren harita.
Fotoğraf: Ortaçağ’da İstanbul, Paul Magdalino, Koç Üniversitesi Yayınları, 2012.

  • Neorion Limanı, Julianus Sophia Limanı yapılıncaya kadar başkentin en önemli ticaret limanlarından biriydi. Yarım daire planlıydı. Bir revakla kıyıya bağlanıyordu.
  • Terk edilmiş liman ile veba salgını arasında kurulan bağdaştırma, Konstantinopolis’e ilk defa 542’de gelen veba salgını ile başlar. Halk veba salgınının bu limandan kaynaklandığına inanmıştır. 698 yılında İmparator Leontios’un donanmaya yer açmak için Neorion Limanı’nın dibini taratmak zorunda kaldığı biliniyor. Bu da bize Neorion’un bir süredir kullanım dışı olduğu gösteriyor. Ancak bu işlemin, aynı yıl başlayan hıyarcıklı veba salgını adına yapıldığını düşünenler de var.
  • Neorion Limanı etrafındaki bölgelere 10.-11. yüzyıllarda Frenk ve Yahudi işadamları yerleşmiştir.  Limanın batısında Pisalılar oturuyordu. 12. yüzyılın sonlarında limanın güney ve doğusuna Cenevizliler yerleşti. Osmanlı döneminde, 17. yüzyılda buraya Yahudiler yerleştirildi.
  • Pontus Novus, Kontaskalion da denen Julianus Sophia Limanı’nın inşaatının İmparator Julianus (361-363) döneminde başladığı biliniyor. İmparator Anastasius (491-518) limanı temizletmiş ve önüne mendirek yaptırmıştır. Liman,  II. Justinos (565-578) ve eşi Sophia tarafından onarılmıştır. Limana Justinos ve karısının heykeli dikilmiştir. Bu heykeller ve kaideleri günümüze ulaşmamıştır.  İmparator Theophilos (824-842) limanı temizletmiş, limana kuleler eklemiştir.
  • Deniz ticaretini Haliç’in oluşturduğu doğal limandan Marmara’ya Julianus  Sophia Limanı’na taşıma kararının, Kutrigur Hunları’nın 559 yılındaki istilası ve 561 yılındaki isyanda kıyıdaki ambarların ateşe verilmesi sonucu alınmış olduğu düşünülüyor..
  • 10. yüzyıla ait bir eserde Sophia Limanı civarında oturan çok zengin bir zanaatkardan söz edilir. Bu da burasının müreffeh bir ticaret bölgesi olduğunun göstergesi sayılır.
  • Liman, Osmanlı döneminde Kadırga Limanı olarak bilinirdi. Liman, günümüze ulaşmamıştır.
  • Alman mimarlık tarihçisi Prof. Johannes Cramer 1998 yılında, İstanbul yeraltı şehrinin Roma’nınkinden sekiz kat daha geniş olduğunu söylemişti. Bu görüş, İstanbul’da yapılacak Marmaray ve Metro inşaat kazıları başlamadan önce, İstanbul Arkeoloji Müzeleri Müdürlüğü tarafından 2004-2010 yılları arasında yapılan kurtarma kazıları ile doğrulanmıştır. Neolitik, Helenistik, Roma, Bizans, Osmanlı dönemlerine ait yaklaşık 25.000 buluntu ele geçmiş olmakla birlikte biz burada sadece Bizans eserlerine odaklanacağız.
  • Yüzlerce yıl İstanbul’un sebze ve meyve bahçeleri olarak bilinen ve Osmanlı Dönemi’nde Langa (Vlanga) olarak adlandırılan Yenikapı’da I. Andronikos Komnenos’un (1183-1185) bir köşk yaptırdığı ve 13. yüzyılın ikinci yarısında bu bölgeye Yahudilerin yerleştirildiği bilinmekteydi. Yenikapı’da dört ayrı bölgede başlatılan kazılarda Konstantinopolis’in 4. yüzyıl ile erken 7. yüzyıllardaki en büyük ticari ulaşım merkezi olan Theodosius Limanı gün ışığına çıkartılmıştır.

 

Bizans İmparatorluğu 118| Bizans Sarayları 1 Büyük Saray 1

BÜYÜK SARAY
MAGNUM PLATIUM 1

  • Bizans’ta saray yapıları, Helenistik-Roma yapı gelenekleri doğrultusunda, destek duvarları ve tonozlu taşıyıcılar üzerinde yükselmekteydi.
  • Bizans sarayı, İsa’nın yeryüzündeki vekilinin ikametgahı olarak kabul edilirdi.
  • Saraylarda iki bölüm vardı: Andronitis-selamlık ve Ginakionitis-harem. Sarayın harem kısmında bir hadımlar ordusu çalışırdı. Haremağaları kilisede de önemli pozisyonlara yükselebilirdi, patrik olanları da vardı.
  • Büyük Saray, Hipodrom ile Marmara kıyısı arasında 100 bin metre karelik bir alanı kaplar. (Topkapı Sarayı bahçeleriyle beraber 700 bin metrekaredir).
  • Büyük Saray’ın yapımı Büyük Konstantin (324-337) tarafından başlatılır.
  • Büyük Saray için “saraylar topluluğu” denilebilir. Büyük Saray’ın karmaşık bir yapısı vardı: Holler, odalar, şapeller, kışlalar, hizmet binaları, avlulardan oluşan bir labirent olan Büyük Saray, Marmara Denizi’ne doğru bir dizi terasa yayılmıştı. Gelişimi ve planına dair belli olmayan pek çok şey vardır; sürekli yeni bilgilerle değişime uğrayan bir tablo sunar.
Antoine Helbert tarafından yapılmış Büyük Saray rekonstitüsyon çalışmaları. Fotoğraf:www.antoine-helbert.com/.../byzance-scenes.

Antoine Helbert tarafından yapılmış Büyük Saray rekonstitüsyon çalışmaları.
Fotoğraf:www.antoine-helbert.com/…/byzance-scenes.

  • Büyük Saray birbirine eklenmiş bölümlerden oluşmaktaydı. Sarayın en önemli bölümleri, Khalke, Magnaura ve Daphne’dir. Önemli yapılardan biri de sahildeki Boukoleon Sarayı’dır.
  • Yıkılan yapıların onarımı sırasında ve yeni eklemeler nedeniyle saray ilk düzgün planını zamanla kaybeder, ayrı bir karakter kazanır.
  • İmparator I. Theodosius 382 yılında Belgrat Ormanları’ndan şehre su taşıyan yeni bir hat ekletmiş; İmparator II. Theodosius (408-450) zamanında su kemerleri suyu, Zeuksippos Hamamları’na ve Büyük Saray’a dağıtmıştır.
  • Büyük Saray bölgesinin, 532 yılında meydana gelen Nika Ayaklanması sırasında önemli ölçüde yakılıp yıkılmasından sonra I. Justinyen (527-565), saray yapılarının köklü onarımını ve yenilenmesini sağlar. Tunç kapı, Magnaura ve Aya Sofya arasına, sarayı imparator kilisesine bağlayan çift katlı sütunlu galeriler, stoalar yerleştirilir. Bu dönemde revaklı avlu ve tören salonu daha görkemli bir üslupta inşa edilir. Sütunlu salonlarına çok renkli mozaik tabanlar döşenir. Sarayın güneybatı yamacının kıyıya doğru inen en alt üç terası da binalarla kaplanır. Egeli mimar-mühendis, Miletoslu (Söke) İsidoros ile Trallesli (Aydın) Anthemios, Aya Sofya’nın yapımında çalıştıkları gibi Büyük Saray’ın inşasında da görev alır.
  • Justinyen, Büyük Saray’ın su ihtiyacını karşılamak için 542 yılında, 80 bin metreküp su alabilen Yerebatan Sarnıcı’nı yaptırmıştır. Sarnıcın su gereksinimi Belgrat Ormanları’ndan karşılanmıştır.
  • 6. yüzyılda Çatladıkapı ve Cankurtaran çevresi de saraya ilave edilir.
  • Büyük Saray’ın bahçesinde mesokopion denen, birbirine geçen havuzlar vardı ve imparator bahçede yürüdükçe havuzlardan havuzlara su geçerdi, denir.
  • İmparator ve imparatoriçenin yatak odasının tavanı altın renkli yıldızlarla kaplı olurdu. Döşeme, mozaik idi.
  • Yoksulluk içinde geçen 7. ve 8. yüzyıllarda bile Büyük Saray’a ilaveler yapıldı. 1195 yılına kadar eklemeler devam etti.
  • Büyük Saray’daki ihtişam, 10. yüzyılda “Altın kaplamalı bronz bir ağaç, imparatorun tahtının yanında duruyordu ve mineli altın kuşlar, dallarında gerçek kuşlar gibi ötmekte, tavus kuşları kuyruklarını açmaktaydılar. Taht, yerden yüksekte, çok büyük boyutlardaydı.  Altın kaplama aslanlar, ağızlarını açıp dillerini oynatarak kükreme sesi çıkartıyorlardı. Taht, tavana kadar yükselebiliyordu” diye Konstantinopolis’e iki kez Kutsal Roma Germen İmparatoru I. Otto’nun elçisi olarak gelmiş Cremonalı tarihçi, yazar ve rahip Liudprand tarafından anlatılmıştı. Liudprand’ın en önemli eseri Bizans notlarıydı.
  • Binaların olası planlarının çıkarılmasında yararlanılanlar çoğunlukla yamaçtaki terasların destek yapıları veya tek tek mimari birimlerdir. 1930’larda yürütülen İngiliz kazılarında saraylar bölgesinin orta terası üzerinde büyük, peristilli bir avlu, avluyla aynı eksende oturtulmuş apsisli bir salon ve bunların etrafında geniş bir yapılar topluluğu ortaya çıkartılmıştı. Bu üniteler, destek yapıları ve yapay teraslar üzerine oturtulmuştu. Korint sütunuyla bezenmiş revakların derinliği 9 metreyi bulmaktaydı.
  • Revaklı avlu ve avluyla aynı eksende yerleştirilmiş tören salonu, Antik Dönem’in anıtsal yapı ögelerindendir. Bu düzen hem Helenistik-Roma sarayları, hem de İmparator ve soylulara ait kent ve kır evlerinde karşımıza çıkar. Roma saray yapıları geleneği Bizans’ta da yaşatılmıştır.
  • Revaklı avlu ve tören salonunun, Aya Sofya ve Aya İrini kiliselerinin eksenleri çakışmaktadır.
  • Büyük Saray’ın içeriği ve yaşantısı hakkındaki bilgiler İmparator VII. Konstantin Porfirogenetos’un (913-959) yazdığı Törenler Kitabı’ndan öğrenilir.
  • Büyük Saray duvarlarla kentten ayrıldığı gibi, kent yaşamıyla çeşitli yollardan bütünleşmişti de: Tören alayları, kabul törenleriyle; saray kompleksinin kenarındaki hukuk mahkemeleri ve bakanlıklara akan davacılar ve dilekçecilerle; resmi ya da aristokratik ağ aracılığıyla.
A. Vogt’un Büyük Saray’ı yeniden kurma denemesi. İstanbul Arkeoloji Müzeleri. Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

A. Vogt’un Büyük Saray’ı yeniden kurma denemesi.
İstanbul Arkeoloji Müzeleri.
Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

Fotoğraf:tr.wikipedia.org

Fotoğraf:tr.wikipedia.org

Büyük Saray’ın tahmini rekonstrüksiyonu. Fotoğraf: İstanbul, Bir Kent Tarihi, Doğan Kuban, Türkiye Ekonomik ve Toplumsal Tarih Vakfı, 1996.

Büyük Saray’ın tahmini rekonstrüksiyonu.
Fotoğraf: İstanbul, Bir Kent Tarihi, Doğan Kuban, Türkiye Ekonomik ve Toplumsal Tarih Vakfı, 1996.

  • Saraya ait yeni yapıların varlığı kriz ve değişim zamanlarında kesintiye uğramış olsa da, eskilerinin bakımı sağlanmış ve Saray’ın canlılığı korunmuştu.
  • Büyük Saray’ın Kremlin’in selefi olduğu düşünülür.
  • İmparatorlar 11. yüzyıl sonunda Büyük Saray’ı terk ederek Ayvansaray bölgesindeki Vlaherna/Blakhernai Sarayı’na taşınırlar. Bu değişikliğin Büyük Saray’da yaşanmış kötü olayların anısından kaçmak ve kötü geleneklerden kurtulmak için yapıldığı düşünülüyor. Terk edilen yapıların değerli yapı malzemeleri sökülerek başka yapılarda kullanılırdı.
  • Eski saray, ardiye, cephanelik, kışla olarak kullanılmaya başlandı. Sarayın yeraltı dehlizleri 14. ve 15. yüzyıllarda zindan olarak kullanıldı.
  • Fatih, şehre girene kadar Büyük Saray’dan geriye çok az şey kalmıştı; Fatih şehri  aldığında Büyük Saray harabe halindeydi.
  • Saray kalıntılarının büyük bölümü, Osmanlı Dönemi yapılarının metrelerce altında, toprağa gömülüdür.
  • 16. yüzyılın başlarında sarayın kalıntıları üzerine Osmanlı vezirlerinin konakları inşa edilir. Sokullu Mehmet Paşa’nın konağı da buradaydı.
  • Büyük Saray’ın büyük bölümü 1919 yılında inşaatı biten Sultanahmet Cezaevi’nin altında kalmıştır. Burası günümüzde Four Seasons Oteli’dir. Otelin yakınında birkaç yapı kalıntısından başka hiçbir iz yoktur. Ayrıca Sultanahmet Arastası ve Büyük Saray Mozaikleri Müzesi de bu sarayın kalıntıları üzerine kurulmuştur.
Büyük Saray’ın günümüze ulaşan kalıntıları Sultanahmet’te görülebilmektedir. Bazı restorasyonlar yapılmıştır. Fotoğraf: İstanbul’un 100 Roma, Bizans Eseri, Kültür A.Ş. Yayınları

Büyük Saray’ın günümüze ulaşan kalıntıları Sultanahmet’te görülebilmektedir. Bazı restorasyonlar yapılmıştır.
Fotoğraf: İstanbul’un 100 Roma, Bizans Eseri, Kültür A.Ş. Yayınları

 

Bizans İmparatorluğu 112| Altın Kapı

Müller-Wiener canlandırmasında Bizans savunma sisteminin perspektif görünümü. İstanbul Arkeoloji Müzeleri. Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

Müller-Wiener canlandırmasında Bizans savunma sisteminin perspektif görünümü.
İstanbul Arkeoloji Müzeleri.
Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

  • Bizans surları Ortaçağ’ın en güçlü savunma sistemidir.
  • Surlar birbirine bağlı üç bölümden oluşur:
    Dışta geniş bir hendek ve bunu izleyen dendanlı (diş diş çıkıntıları olan duvar) duvar,
    Birinci sur duvarı,
    İkinci sur duvarı.
  • İç sur duvarındaki iki burç arasına dış sura ait bir burç düşer.
  • Burçlar garnizon olarak kullanılır.
  • Bölümler arasında iki geçit bulunur.
  • Bu savunma sisteminde: Dendanlı duvar hendeği, birinci sur duvarı dendanlı duvarı, ikinci sur duvarı ise birinci sur duvarını korur.
  • Her iki duvarı destekleyen burçlar iki katlı, terasları mazgallı, çoğu dörtgen, sonradan onarım görenler çokgen planlıdır.
  • Sur duvarları üzerine gösterişli kapılar yapılır.
  • İmparator I. Theodosius, 390 yılında bir zafer takı olarak Altın Kapı’yı yaptırır. Zafer abidesine II. Theodosius zamanında bazı ilaveler yapılmıştır. Vali Anthemiusa, onun yanına kuleler ekletip şehrin surlarıyla birleştirmiştir. Altın Kapı’nın mermer kulelerle birlikte bir bütün olarak 413 yılında tamamen II. Theodosius tarafından yaptırıldığını öne süren tarihçiler de vardır.
  • Zaferden dönen imparator Altın Kapı’da törenle karşılanırdı. Ana tören kapısı olan Altın Kapı, İstanbul’un kara tarafındaki surlarındadır. Şehirlerarası Via Egnatia denilen yol bu kapı önüne kadar gelir ve kapıyı aştıktan sonra şehrin içindeki Mese adı verilen ana cadde ile Aya Sofya önündeki Augusteion isimli meydana ulaşılırdı. Revaklı yol boyunca ilerleyen imparator saraydan önce Aya Sofya’ya giderdi.
  • Yapıya adını veren altın yaldızlı kapı kanatları 425 yılında takılmıştır. Ayrıca kapının üzerinde altın kaplamalı bronz harflerden kitabeler bulunmaktaydı.
Altın Kapı’nın 6. yüzyıldaki görüntüsünün restitüsyon çizimi. Fotoğraf: İstanbul Dünya Kenti Sergisi, YKY.

Altın Kapı’nın 6. yüzyıldaki görüntüsünün restitüsyon çizimi.
Fotoğraf: İstanbul Dünya Kenti Sergisi, YKY.

Yedikule Hisarı’nın içinden Altın Kapı. Kapının arkasına inşa edilen beş kuleli hisar, Bizans’ın belli dönemlerinde zindan olarak kullanılmış, Dördüncü Haçlı Seferi sırasında tahrip edilmişti. Sultan II. Mehmet, 1457 yılında hisarı  yedi kuleli olarak inşa etti. Hisar Osmanlı çağı döneminde hazine dairesi ve devlet büyüklerinin esaret yeri olarak kullanıldı. Genç Osman (II. Osman) burada esir tutuldu ve yeniçeriler tarafından 1622 yılında idam edildi. Fotoğraf:tr.vikipedia.org

Yedikule Hisarı’nın içinden Altın Kapı.
Kapının arkasına inşa edilen beş kuleli hisar, Bizans’ın belli dönemlerinde zindan olarak kullanılmış, Dördüncü Haçlı Seferi sırasında tahrip edilmişti. Sultan II. Mehmet, 1457 yılında hisarı yedi kuleli olarak inşa etti. Hisar Osmanlı çağı döneminde hazine dairesi ve devlet büyüklerinin esaret yeri olarak kullanıldı. Genç Osman (II. Osman) burada esir tutuldu ve yeniçeriler tarafından 1622 yılında idam edildi.
Fotoğraf:tr.vikipedia.org

  • Theodosius ve Arcadius, Mese üzerine kendi forumlarını ve heykelli zafer anıtlarını yaptırdılar.
  • Basileos (867-886), revaklardan birine Meryem Kilisesi’ni yaptırdı. Kilise, imparatorların zafer alaylarında önemli bir rol oynardı.
  • II. Theodosius kentte hem savunma, hem de beslenme açısından gerekli olan genişlemeyi sağlamak üzere 413 yılında kara surlarının ilk dizisini yaptırdı. Daha sonra bir depremde zarar gören surlar onarıldı; ikinci sur dizisi ve bir hendek dizisi eklenerek savunma sistemi güçlendirildi. İmparator, surlar kimin arazisi üzerine yapılmışsa surları o kişilerin kullanımına vermiş, kulelerin onarım işini de onlara yüklemiştir.
  • Theodosius Sur sistemi içinde kalan Konstantin Surları’nın son kalıntıları, 9. yüzyıla kadar ayakta kalmıştı.
  • Anastasius, Bulgar akınlarına karşı Karadeniz’den Marmara’ya kadar uzanan uzun suru 507-512 yılları arasında yaptırmıştır.
R. Naumann tarafından yapılmış Theodosius Takı’nı yeniden kurma çalışması. Zafer anıtlarında Roma’daki orijinalleri yankılanıyordu. I. Theodosius ve Arcadius’un insan ve hayvan figürleriyle bezenmiş sütunlarının, Traianus sütununun kopyası olduğu düşünülmektedir.

R. Naumann tarafından yapılmış Theodosius Takı’nı yeniden kurma çalışması.
Zafer anıtlarında Roma’daki orijinalleri yankılanıyordu. I. Theodosius ve Arcadius’un insan ve hayvan figürleriyle bezenmiş sütunlarının, Traianus sütununun kopyası olduğu düşünülmektedir.

  17. yüzyılda Arkadius Sütunu. Bibliotheque National, Paris. Konstantinopolis’in yedinci tepesi üzerinde (Topkapı-Aksaray-Yedikule üçgeni içinde kalan Kocamustafapaşa Tepesi) 403 yılında yapımına başlanıp 421’de bitirilen Arkadius Forumu’nun etrafını revaklı (portikli) yapılar çevirir. Forum’a Arkadius’un heykelini taşıyan bir anıt-sütun dikilir. Sütunun çevresini birçok heykel süsler. Sütun 50 metreye yakın yüksekliktedir. Gövdesindeki kabartmalarda imparatorun zaferleri betimlenir. Tepesine, içten döner merdivenlerle ulaşılır. Heykel, 740 yılındaki depremde düşer. Sütun, 18. yüzyıl başına kadar ayakta kalır. Kaidesi, Cerrahpaşa’daki bir evin bahçesi içindedir. Mokios Sarnıcı da yedinci tepededir.


17. yüzyılda Arkadius Sütunu. Bibliotheque National, Paris.
Konstantinopolis’in yedinci tepesi üzerinde (Topkapı-Aksaray-Yedikule üçgeni içinde kalan Kocamustafapaşa Tepesi) 403 yılında yapımına başlanıp 421’de bitirilen Arkadius Forumu’nun etrafını revaklı (portikli) yapılar çevirir. Forum’a Arkadius’un heykelini taşıyan bir anıt-sütun dikilir. Sütunun çevresini birçok heykel süsler. Sütun 50 metreye yakın yüksekliktedir. Gövdesindeki kabartmalarda imparatorun zaferleri betimlenir. Tepesine, içten döner merdivenlerle ulaşılır. Heykel, 740 yılındaki depremde düşer. Sütun, 18. yüzyıl başına kadar ayakta kalır. Kaidesi, Cerrahpaşa’daki bir evin bahçesi içindedir.
Mokios Sarnıcı da yedinci tepededir.