Etiket arşivi: Islam

Şiddet 23 | Ötekine Yönelik Şiddet 6

  • Günümüz toplumsal söylemine egemen olan şeffaflık politikası, Ötekiliği, farklılığı ortadan kaldırmaya, bir aynılık diktatörlüğü kurmaya yöneliktir. Şeffaflık ile her şey dışa dönmüştür; sathileşmiş, dolaysız tüketime açılarak metalaşmıştır.
  • Tweetler, aslında bir anlamda “ben varım” demektir. Buradaki “ben”, Öteki’ne karşı korunan veya sınır koyan değil, Öteki’nin dikkatini çekmeye çalışan bir “ben” olarak da düşünülebilir. Ben için Öteki, tüketici olarak seyircidir.
  • “Düşünüyorum, o halde varım” diyen Kartezyen Ben, kırılgandır. Öteki ile kendini konumlandıran, kendini tanımlayan, Öteki ile kimliğini kuran Kartezyen Ben’in kendini bir yere koymak için Öteki’ne ihtiyacı vardır.
  • Post Kartezyen Ben’in kendini bir yere koymak için Öteki’ni reddetmeye ihtiyacı yoktur.
  • Şiddet kullanmamak pasifizm değildir.
  • Hindistan Bağımsızlık Hareketi’nin siyasi ve ruhani lideri Mahatma Gandhi (1869-1948) şöyle diyordu: “Benim şiddete başvurmama öğretim aşırı derecede aktif bir güçtür. Korkaklığa, zayıflığa yer bırakmaz. Şiddet kullanan bir adamın bir gün şiddet kullanmayan biri olması için bir umut vardır, fakat bir korkak için hiçbir umut yoktur.” Şiddet içermeyen direniş tıpkı şiddet gibi saldırgandı; fakat bu saldırganlık fiziksel değil ruhsaldı. Aktifti, kötülüğü kabul etmeyi reddediyordu, zarar vermeksizin direniyordu. Karşısındakine fiziksel saldırganlık kullanmaması anlamında pasif; aktif halde olan zihin ve duygularla, aktif biçimde düşmanı tutum değiştirmeye ikna için çalışırken ruhsal olarak saldırgandır, şiddeti aslında reddetmez.
  • Amerikan yurttaş hakları hareketi önderi Martin Luther King’in (1929-1968) yaşanan bütün kaygı, korku ve şiddet karşısında sükunet ve barışçılık kapsamında sakin kaldığı bilinmektedir. King için şiddet kullanmamak, sadece siyasi bir hareket değil, bir hayat tarzı, başka insanları tedavi etme yöntemi, ırkçılığın tedavisiydi. King, adaletsizlik karşısında üç seçenek olduğunu öğretti: Şiddet yoluyla direniş, şiddet kullanmadan direniş ve katlanmak. Gandhi ve King’in pasifist olmamalarının sebebi şiddete karşı çıkmaları ama katlanmaya razı gelmemeleridir.
  • 1989’da Almanya’da referans kültürü egemen kılmaya yönelik Leitkultur gibi yeni temalar ortaya çıktı. Dışlayıcı bir tonu olan Leitkultur nosyonu, ulusal kimliğin yüceltilmesine ve kültürlerarası ilişkilerin bir hiyerarşi içinde algılanmasına yol açtı. Leitkultur, göçmenlerin çifte aidiyetlerini de reddetmeye yönelikti. 2000’lerde Leitkultur fikri, çokkültürcülüğün reddi, kültürel göreliliğin kınanmasına dönüştü.
  • Gilles Deleuze (1925-1995) felsefesinde azınlık, sayıca az olanı değil, egemenlik aygıtı tarafından dışlanan ve tabi kılınan bütün toplumsal kümeleri temsil etmek için kullanılan bir kavramdır. Deleuze’e göre aslında felsefe de halka, ulusa değil, azınlıklara seslenir.
  • Britanya polisinin verilerine göre, 23 Haziran 2016’daki AB referandumu ve AB’den ayrılma kararı sonrasında ülke genelindeki ırkçı söylem ve saldırılarda %400 artış yaşanmış. Referandum öncesinde haftada ortalama 63 olan ırkçı söylem ve saldırı sayısı referandumun ardından geçen bir haftalık sürede 331’e yükselmiş.
  • Toplumsal cinsiyet (gender) kavramı da Öteki’ni yaratmak için kullanılan bir başka araçtır. Bu kavram, kadın ve erkeğin sosyal olarak belirlenen rol ve sorumluluklarından hareket eder; önyargılı ve dayatılmış özelliklerdir. Dişi ve eril dışında başka bir seçenek tanımaz. Toplumsal cinsiyet kavramı algısına uymayanlar ötekileştirilir. Cinsiyet (seks), biyolojiktir, değişmez ve evrenseldir. Toplumsal cinsiyet ise toplum tarafından belirlenir, sosyo-kültürel yapı içinde öğrenilir, zaman ve mekan içinde değişiklik gösterir; toplumsal algı değiştirilerek toplumsal cinsiyet de değiştirilebilir. 1970’lerden itibaren bu kavrama karşı savaşım verilmektedir.
Procedure Room, Ukraynalı aktivist sanatçı Nikita Kadan, 2009-2010 serisinden. Fotoğraf: Gandy Gallery

Procedure Room, Ukraynalı aktivist sanatçı Nikita Kadan, 2009-2010 serisinden.
Fotoğraf: Gandy Gallery

  • İslam’ın Avrupa kültürel bağlamında bir Öteki olarak ortaya çıkışı, çoğu Müslüman olan göçmen sorunu ile katlanmaya devam ediyor.
  • Düalist dünya görüşünde nefret edilen, kovuşturulan bir Öteki daima vardır.
  • Öteki, mutlaka sayıca az olan değildir. Sayıca çok olsalar bile azınlık statüsü taşıyanlar da vardır; kız çocukları ve kadınlar gibi.
  • Kadınlar, Öteki’nin dişi olanıdırlar.

 

 

Çağdaş Sanata Varış 276|Çağdaş Kavramsal Sanat 7

Kimlik 6
Göçmenlik

  • Tanınmama veya yanlış tanınma bir baskı biçimidir. Charles Taylor’a (1931-) göre kimlikler, inşaları için çevre tarafından tanınmaya bağımlıdırlar; tanınmazlarsa veya yanlış tanınırlarsa, oluşumları kötü şartlar altında gerçekleşir. Bu hem bireysel, hem de kolektif düzeyde geçerlidir. Yine Taylor’a göre, feodal toplumların ana ilkesi saygınlık iken, modern toplumun esas ilkesi eşit onur ilkesidir.
  • Toplumların karmaşıklaşması, daha fazla sosyal grupta tanınma ihtiyacı yaratmıştır. Küreselleşme, daha fazla melezleşmeye ve kültürel farklılıkların daha iyi algılanmasına yol açmıştır.
  • ABD’li filozof Nancy Fraser (1947-), tanınmayı siyasi bir kategori olarak görür: Tanınma, her şeyden önce sosyal adalet meselesidir. Temel prensip, devlete bağlı olan veya olmayan sosyal kurumlara katılım eşitliğidir (parity of participation). Bunun gerçekleşmesi için gereken ilk koşul maddi olanakların sağlanmasıdır. Aşırı yoksulluk sesini duyuramaz. Her yaşam tarzının eşit değerini kabul eden katılım eşitliği ilkesi, radikalleşmiş bir liberal eşitlik ilkesi olarak sunulur.
Göçmenlerin Reddi, Banksy. Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu, Global Karaköy, 2016.

Göçmenlerin Reddi, Banksy.
Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu, Global Karaköy, 2016.

  • Alman filozof Axel Honneth’a (1949-) göre, her adaletsizlik tanınmamadan doğar; tanınma ana konudur: Bireylerin kendilerini birey olarak algılayabilme ve rasyonel hesaplar yapabilme kapasiteleri, öncesinde çevre tarafından birey olarak tanınmış olmalarını gerektirir.
  • Fransa’da 2005 yılının sonunda üç hafta süren banliyö ayaklanmaları ve birçok açıdan 2011 yazında İngiltere’de yaşanan ayaklanmalar tam da bu sorunla ilgilidir. Fransa’nın büyük şehirlerinin banliyölerinde yaşayan, büyük çoğunluğu işsiz, Sahra Altı Afrika ve Mağrip kökenli olan gençler arabaları ve kamu mallarını ateşe vermişler ve polisle sert çatışmalara girmişlerdir. Olaylar İslam’ın ve kontrolsüz göçlerin üzerine atılmış olsa da, aslında sömürgecilik ve yeni sömürgeciliğin ürünüdür. Irksal olarak damgalanmaları, işe başvurmaları sırasında yaşadıkları ayrımcılıkta açıkça görülür.
  • 2009 yılında Ernst Bloch Ödülü madalyası ile ödüllendirilmiş olan ABD/Türk filozof Seyla Benhabib (1950-), uluslararası hukukun kaynağını devletlerin egemenliğinden aldığını; son senelerde uluslararası hükümet kurumları ve sivil toplum örgütlerinin sayısında artış olduğunu; göç hareketlerinin yoğunlaştığını; bu hukuki ve siyasi küreselleşmenin artık kozmopolit normlar gerektirdiğini savunmaktadır.
  • 11 Eylül 2001’den başlayarak ABD, Kanada ve Avustralya gibi ülkelerde dahi, Müslüman göçmenler ve yerleşimciler, siyasi soruşturmalara ve güvenlik soruşturmalarına maruz kaldılar.
  • 2003 yılına gelindiğinde Batı Avrupa’da 15 milyonun üzerinde Müslüman yaşamaktaydı. Bu sayı, bölgenin toplam nüfusunun yaklaşık %4’ü; Finlandiya, Danimarka ve İrlanda’nın toplam nüfusundan daha fazla idi.
  • Çinli muhalif sanatçı ve aktivist Ai Weiwei ve Hint asıllı Britanyalı sanatçı Anish Kapoor, 2015’te Avrupa’da yaşanan sığınmacı krizi ile ilgili sığınmacıların durumlarına ve yaşamsal haklarına dikkat çekmek için omuzlarında sığınmacıları temsilen battaniyeler taşıyarak ve mültecilerin kat ettikleri mesafeyi sembolik biçimde dile getirmek üzere Londra’da yürüyüş yaptı. Ai Weiwei, Kopenhag’daki sergisini, Danimarka hükumetinin mültecilerin değerli eşyalarına el koymasını öngören yasa tasarısının onaylanması üzerine kapatmıştı.
  • İslam’a dair tematikler kamusal sanatta yaygın biçimde kullanılmaya başlandı. 2007 yılında Kopenhag’ın sembolü Denizkızı heykeline kara çarşaf giydirildi. Bu suretle heykel, yabancı bir dinin boyunduruğuna girmiş bir kurban gibi gösterilmekteydi. Bu anonim eylemle, “ülkenin İslamlaştırılması tehdidi”ne dikkat çekilmek isteniyordu. Yine Kopenhag’da, başında geleneksel örtüsüyle Danimarkalı bir kadını temsil eden Balıkçının Karısı heykelinin yanında, başında İslami başörtüsü ile fotoğraf çektirten bir milletvekili ve göç uzmanı, iki örtü arasında bir aşinalık kurmak istemiştir. Danimarka Çağdaş Sanatı’nda tanınmış bir fotoğraf sanatçısı olan Trine Søndergaard (1972-), geleneksel örtü (strude) takmış kadın fotoğraflarından oluşan bir sergi açarak kimlikleri sorgulamak istediğini; Danimarkalı kadınların saygınlığın geleneksel işareti olarak taktığı örtü ışığında bakınca Müslüman kadınların örtüsü bir Ötekilik sembolü olmaktan çıkabilir, görsel sanat aracılığıyla, kültürlerarası bir aşinalık yaratmak mümkün olabilir diye düşündüğünü belirtmiştir.
  • Ai Weiwei, Suriyeli mültecilerin durumunu dünyaya duyurmak için Midilli Adası’nda performanslar düzenledi. Ai Weiwei, Nilüfer Demir’in çekmiş olduğu Aylan Kurdi fotoğrafı ile aynı pozu vererek mülteci dramına bir kez daha dikkat çekmek istedi. Aynı amaçla Berlin Konzerthaus’un cephesindeki beş kolonunu göçmenler tarafından kullanılmış 14 bin can yeleği ile kapladı (Şubat 2016).
Anadolu’dan Yansımalar (Su, Us, Yolculuklar), Ragıp Basmazölmez, 2001. Enstalasyon, ahşap bavul üzerine kumaş kaplama ve su sesi. Baksı Müzesi. Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

Anadolu’dan Yansımalar (Su, Us, Yolculuklar), Ragıp Basmazölmez, 2001.
Enstalasyon, ahşap bavul üzerine kumaş kaplama ve su sesi.
Baksı Müzesi.
Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

  • Kendisine “gelecek arkeoloğu” denilen, sosyo-kültürel trendlerin gelişimini inceleyen Lidewij Edelkoort, bir başka kimlik daha tanımlıyor: sadece beğendikleri şeyleri paylaşıp, beğenmedikleri hakkında fikir beyan etmeyen, like jenerasyonu.
  • Hanif Kureishi, Son Söz adlı eserinde “önemsiz detaylar insanın asıl yapı taşıdır” diye yazmış.

 

Efkar Kırıkları, Hüsamettin Koçan, 2000. Hüsamettin Koçan şöyle diyor: “Oralı olmayanlar bir sınıra dayanıyorlar. Sahile gitmek aslında bir sınırla karşılaşmaktır. Öteki bizle yüz yüze gelmektir. Kıyıdaki için hep bir öteki yaka vardır. Onun için sınıra gelip dayanmak bir ötekiyle buluşmaktır. Oralı olmayan ve hepsi göçebe olanlar gelip o sınıra dayandıkları zaman aslında kendi sınırlılıklarını ve yabancılaşma durumlarının karşıtı olan bir psikolojiyle yaşıyorlar. İçimizdeki o yalnızlaşma ve yabancılaşma durumu.” Koçan, Zeynep Yasa Yaman, Baksı Kültür Sanat Vakfı

Efkar Kırıkları, Hüsamettin Koçan, 2000.
Hüsamettin Koçan şöyle diyor: “Oralı olmayanlar bir sınıra dayanıyorlar. Sahile gitmek aslında bir sınırla karşılaşmaktır. Öteki bizle yüz yüze gelmektir. Kıyıdaki için hep bir öteki yaka vardır. Onun için sınıra gelip dayanmak bir ötekiyle buluşmaktır. Oralı olmayan ve hepsi göçebe olanlar gelip o sınıra dayandıkları zaman aslında kendi sınırlılıklarını ve yabancılaşma durumlarının karşıtı olan bir psikolojiyle yaşıyorlar. İçimizdeki o yalnızlaşma ve yabancılaşma durumu.”
Koçan, Zeynep Yasa Yaman, Baksı Kültür Sanat Vakfı

 

Çağdaş Sanata Varış 232|Çağdaş Dönem 8 Korku 2

  • 2014’te IŞİD’in işlediği kıyımlara karşı Britanyalı Müslümanlar #Not In My Name/ Benim Adıma Asla/ Benim Adıma Konuşma kampanyasını başlattılar. Bu hunharca katliamlar benim adıma, benim inandığım İslam adına yapılamaz, diyen başörtüsü takan ya da takmayan kadınlar, erkekler, gençler, farklı etnik kökenden gelen bireyler kampanyanın video filminde yer aldılar.
  • 7 Ocak 2015’te Michel Houellebecq’in, Soumission/biat, itaat, teslimiyet, boyun eğme adlı romanı satışa çıktı. Romanda, 2022 yılında Fransa’nın Müslümanlığı kabul edişi anlatılmaktaydı.
  • 7, 8 ve 9 Ocak 2015’te Paris’te haftalık mizah dergisi Charlie Hebdo’ya, ardından bir koşer süpermarketinde gerçekleştirilen katliamlar geldi. Charlie Hebdo’da terör saldırısı günü yayımlanan kapak konusu Houellebecq ve romanına ayrılmıştı.
  • Houellebecq’in Plateforme/Platform adlı romanı da 11 Eylül 2001’den birkaç gün önce çıkmıştı. Bu romanda da anti-İslam pasajlar vardı.
  • Charlie Hebdo katliamlarından sonra #Not In My Name kampanyası güncellendi.
  • Bunlar Avrupa’da İslam korkusunu besleyen olaylar oldu.
  • 2011’de Norveç’teki Breivik katliamının, Avrupa’nın kapılarını İslam’a açan sol gençliği cezalandırma isteğinin bir sonucu olduğu yazıldı.
2013 yılında Britanyalı iki sanatçı, Gilbert ve George, Londra’daki mahalleleri West End’de gözlemledikleri gerginlikleri, korkuyu ve hoşnutsuzluk duygusunu bir dizi fotoğraf/kolaj çalışmasıyla anlatmaya çalıştılar. Fotomontajlardaki resimler kebapçılar, peçeli çarşaflı kadınlar, radikal imamlar, hem bombayı hem uyuşturucuyu akla getiren nesneler barındırmaktaydı. 2014 yılında Paris’te açılan Günah Keçisi adlı serginin kataloğunda, fotoğrafların çok kültürlü ve çok dinli şehir toplumundan 21. yüzyılda duyulan korkuları yansıttığı yazılıydı. Fotoğraf: slash-paris.com

2013 yılında Britanyalı iki sanatçı, Gilbert ve George, Londra’daki mahalleleri West End’de gözlemledikleri gerginlikleri, korkuyu ve hoşnutsuzluk duygusunu bir dizi fotoğraf/kolaj çalışmasıyla anlatmaya çalıştılar.
Fotomontajlardaki resimler kebapçılar, peçeli çarşaflı kadınlar, radikal imamlar, hem bombayı hem uyuşturucuyu akla getiren nesneler barındırmaktaydı.
2014 yılında Paris’te açılan Günah Keçisi adlı serginin kataloğunda, fotoğrafların çok kültürlü ve çok dinli şehir toplumundan 21. yüzyılda duyulan korkuları yansıttığı yazılıydı.
Fotoğraf: slash-paris.com

  • İslam, Batı toplumlarının belli başlı kamusal meselelerinden biri haline geldi. Düşman odaklı düşünce yayıldı. İslam karşıtı dalga, aşırı sağ partilerin aldıkları oy oranındaki artışta da görüldüğü üzere, 2000’li yılların başından beri giderek daha sağlam bir yer edindi.
  • Cami inşaatı, başörtüsü, helal tüketim, caiz ile haram arasındaki sınır, kutsal mefhumu, kutsal ve küfür tanımı tüm Avrupa bağlamında medyatik tartışmaların tekrarlayan konuları haline geldi.
  • “Yerli” kent sakinleri kendi ülkelerinde azınlık haline gelmekten korkarken, Müslüman kent sakinleri ise şüpheli konumuna düşmekten şikayetçi.
  • İngiliz siyaset bilimci Tariq Modood, bu duruma kültürel ırkçılık adını vermekte; Nilüfer Göle ise, İslamofobi’nin ırkçılıktan farklı olduğunu, çünkü güç ilişkilerini tersine çevirerek Batılıları mağdur gösterdiğini öne sürmektedir ve ırk kategorisinin artık dinsellik kılığına büründüğünü savunmaktadır.
Cehennem, Giovanni da Modena, 1410. İtalya’nın Bologna şehrinde San Petronio Bazilikası’ndaki freskte Hz. Muhammed, tablonun orta-sağ üst bölümünde ismi yazılarak, çıplak olarak betimlenmiştir. Fresk, Katolik Kilisesi’nin İslam karşıtı tutumuna tanıklık eder. Bazilika bu betimlemeden ötürü en son 2002 ve 2006 yıllarında saldırıya uğramıştır. Fotoğraf:www.pinterest.com

Cehennem, Giovanni da Modena, 1410.
İtalya’nın Bologna şehrinde San Petronio Bazilikası’ndaki freskte Hz. Muhammed, tablonun orta-sağ üst bölümünde ismi yazılarak, çıplak olarak betimlenmiştir. Fresk, Katolik Kilisesi’nin İslam karşıtı tutumuna tanıklık eder. Bazilika bu betimlemeden ötürü en son 2002 ve 2006 yıllarında saldırıya uğramıştır.
Fotoğraf:www.pinterest.com

  • 1990’lı yıllardan bu yana sanat, İslam’ın kutsal sembolleri, tesettürlü kadınlar, cihatçılar, başörtüsü ve çarşaf, burka, minare, seccade gibi İslam’ın simgeleri ve domuz Batı sanatında giderek daha önemli bir yer işgal etmeye başlamıştır.
  • İslam’ın Avrupa kültürel bağlamında bir Öteki olarak ortaya çıkışı, çoğu Müslüman olan göçmen sorunu ile katlanmaya devam ediyor.
  • Baudrillard’a göre terör somut bir düşman değildir. Terörizme karşı yürütülen savaş bir Dördüncü Dünya Savaşı’na dönüşmüştür ( üçüncüsü Soğuk Savaş’tır.).
  • Merkez Çöktü tezi, Batı’da merkezi temsil eden politikacıların karşı karşıya oldukları sorunlara çare bulamamaları üzerine ünlü olan bir tezdir. Göçmen sorunu, “öteki”nin entegrasyonu, terör, ekonomik sıkıntılar bu sorunlardan bazılarıdır. Bu tez, bu durumda seçmenin ihtiyacına radikallerin cevap verdiğini savunur. İngiltere’nin eski Dışişleri Bakanı, İşçi Partili David Miliband bu durumu küreselleşme ile açıklar.
  • Toplumlarda iç düşman korkusu, kriz endişesi, yabancı düşmanlığının yayılması, demokratik kurumları zayıf ülkelerde diktatörlük rejimlerinin kapısını açar.

 

Libya 8 Kaddafi 1

  • Arap-Berberi kökenli Kaddafi Kabilesi’nin üyesi; lisede siyasetle uğraştığı için okuldan kovulan; 1966 yılında İngiltere’de kısa süre ihtisas gören Yüzbaşı Muammer el-Kaddafi (1942-2011) öncülüğündeki Özgür Subaylar Hareketi 1 Eylül 1969’da bir darbe ile yönetimi ele geçirdi, cumhuriyet ilan etti, Senusiye’nin siyasal varlığına kesin biçimde son verdi.
  • 18 Eylül 1969’da Kaddafi, albay rütbesiyle silahlı kuvvetler başkomutanlığını ve Devrim Komuta Konseyi başkanlığını üstlendi.
  • Kasım 1969’da Libya, yabancı bankaları %51 oranında devletleştirdi.
  • Aralık 1969 ve 1970 Temmuz ayında iki karşı ihtilal girişimi oldu ama bastırıldı.
  • 9 Ocak 1970’de Kaddafi yeni kurulan hükumette başbakanlığa getirildi.
Trablus kentinde, Cezayir Meydanı’nda Kaddafi, 2005. Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

Trablus kentinde, Cezayir Meydanı’nda Kaddafi, 2005.
Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

  • Libya, İsrail ile yapılacak hiçbir antlaşmaya veya Filistin davasını tasfiyeyi amaçlayan hiçbir sözleşmeye imza koymayacağını ilan etti.
  • Halk mahkemesi, 1971 yılında Kral İdris’i gıyabında idama, eşini beş yıl, veliahdı üç yıl, Kralın yakınlarından olan Ömer el-Şelhi’yi ömür boyu hapse mahkum etti.
  • İhtilal Meclisi, yabancı bütün siyasi doktrinleri reddederek Libya’nın kendi gerçeklerinden kaynaklanan ve İslam’ın sosyal adalet prensiplerine dayanan bir Libya kurmaya kararlıydı. Kaddafi, ihtilalin üç temel ilkesini hürriyet, sosyal adalet ve birlik olarak açıkladı. Kastedilen hürriyet, yoksulluk ve sömürüden azade, yabancı güçlerden bağımsız olmaktı. Kast edilen sosyal adalet, İslam’ın emrettiği sosyal adalet prensiplerini uygulamaktı. Birlikten kasıt ise, bütün Arap halklarının ister tek ve büyük bir devlet halinde, isterse küçük bölgesel devletlerden oluşan federatif bir devlet şeklinde birleşmesiydi.
  • Anayasanın birinci maddesinde, Libya halkının Arap milletinin bölünmez bir parçası olduğu ve Arap birliğinin sağlanmasının hedefleneceğini yazıyordu. İkinci madde ise devletin dinin İslam olduğunu belirtiyordu.
  • Her Libyalı Arapça ve Frenkçe yazılı kimlik kartları taşımalıydı.
  • Kaddafi, yurdundan yabancıyı kovmasını bilen ilk Arap lideri olmakla ve Arap dünyasındaki tek ihtilal ve kurtuluş hareketinin sahibi olmakla övdüğü Cemal Abdül Nasır’ı örnek almıştı. Askerliği ihtilal yapmak için seçtiği söylenir.
  • İhtilal öncesi Libya’nın, İngiliz subay ve eğitmenlerinin emir ve kumandasında 6000 kişiden oluşan bir Libya ordusu; eğitimini İngiltere’de almış subay ve çavuşların emrinde küçük bir donanma; Wheels Amerikan Askeri Hava Üssü’nde bulunan sembolik bir hava gücü vardı.
  • İslami ilkelere dayalı, solcu bir yönetim hedeflendi.
  • Her çeşit alkollü içkinin alım satım ve kullanılması yasaklandı, mecburi askerlik esası kabul edildi.

 

 

Libya 4

  • Zeytinlikler ve çöller ülkesi Libya’nın tarihi yaklaşık İsa’dan önceki 10 binlere uzanıyor. MÖ 9. yüzyılda Fizan Çölü’nde, Sahra Çölü Ticaret Yolu’nu denetleyen, Berberi bir halk olan Garamantlar yaşıyor. Bugün Libya’nın iç kesimlerinde Garamantlar döneminden kalma duvar resimlerini ve yazıları görmek mümkün(dü). Bu halkın evlerini taş yerine dağlardan çıkardıkları tuz ile inşa ettikleri söylenir.
  • Fenikeliler, MÖ 7. yüzyılda Trablus bölgesinde koloniler kurmuştu. Bunlar daha sonra Kartaca Devleti’ne bağlandı.
  • MÖ 7. yüzyılda Yunanlılar Berka (Sirenaika/Kyrenaika) kıyılarına kentler kurdular.
  • MÖ 1. yüzyılda Trablus, Roma’nın Yeni Afrika eyaletinin bir parçası oldu. Berka, başka bir Roma eyaletinin parçası idi. Fizan, Roma tarafından MÖ 19 yılında alındı.
  • MÖ 2. yüzyıla ait bir zeytinyağı amforası ve MS 1. yüzyıla tarihlenen zeytinyağı presleri bulundu.
  • Roma İmparatorluğu’nun çöküşünden sonra bölge Bizanslıların denetimi altına girdi. Bölge, 533 yılında Belisarius tarafından Vandallar’dan alındı.
Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

  • 7. yüzyılın ilk yarısında İslam akınları başladı. Berberi kabilelerin direnişi 8. yüzyılda kırılabildi ve Berberilerin büyük bölümü Harici mezhebini benimsedi.
  • 8. yüzyıl ortalarında Kuzey Afrika’da başlayan Harici ayaklanmaları Emevi egemenliğinin sarsılmasında önemli rol oynadı. Libya, Mısır’daki Abbasi valilerinin yönetimi altına girdi.
  • 10. yüzyılda kıyılarda Fatımiler egemendi.
  • Fatımiler zayıflayınca Libya toprakları Muvahhid akınlarına uğradı. 13. yüzyılda Hafsi egemenliği başladı.
  • 16. yüzyılda ortaya çıkan İspanyol tehdidi Hafsi sultanını korsanların yardımına muhtaç etti. Oruç Reis ve ardından Osmanlı hizmetine giren Hızır Reis (Barbaros Hayrettin Paşa), Mısır dışındaki Kuzey Afrika topraklarını 1551’de Osmanlı egemenliğine kattı. 1536’dan sonra Cezayir’de oturan bir beylerbeyi aracılığıyla yönetilen bu topraklar, 1587’de üç eyalete bölündü. Trablus, Berka ve Fizan bölgeleri Trablusgarp adı altında bir Osmanlı eyaletine dönüştü. Osmanlıların atadığı paşalar, eyalet yönetimini yeniçeri başlarına bıraktı. İç kesimlerde yerel güç odaklarının üstünlük kazanmasıyla Osmanlı denetimi bazı kıyı kesimleriyle sınırlandı.