Etiket arşivi: İskenderiye Okulu

Bizans İmparatorluğu 136|Bizans’ta Felsefe 2

  • Roma siyasal otoritesi gibi Bizans siyasal otoritesi de filozofların oluşturduğu yıkıcı potansiyel konusunda daima dikkatli davranmıştır.
  • Felsefe öğretimini kontrol altına almak için önce Atina’da doğrudan imparator tarafından finanse edilen kürsüler oluşturulur. Sonra da Beyrut, Atina ve İskenderiye gibi antikçağın retorik, hukuk ve felsefe alanlarındaki eğitim merkezlerini zayıflatmak amacıyla, İmparator II. Theodosius tarafından (401-450), 425 yılında Konstantinopolis Üniversitesi olarak bilinen kurum yaratılır.
  • Atina ve İskenderiye 5.-6. yüzyıllar arasında didaktik ve felsefi araştırma merkezleri olarak itibarlarını korumayı başarırlar.
  • Zıt bir felsefi amaca sahip olmalarına ilaveten siyasi ve dini meseleler karşısında sergiledikleri tavırlar da farklı olan Atina ve İskenderiye Okulları arasında sürekli olarak öğretmen değiş tokuşu olur.
  • Başta Hıristiyanlığa karşı daha az düşmanca tavırlar sergileyen, hatta daha sonra Hıristiyanlığa açıkça destek veren İskenderiye Okulu, siyasal açıdan merkezi iktidara karşı daha temkinli ve uzlaşmacıdır.
  • Atina Okulu’nun temsilcileri azimli paganlardır ve Platon’un Devlet’ini örnek alan bir toplumu desteklerler.
  • Atina Okulu, Justinyen tarafından 529 yılında bir emirname ile kapatılmış, emirnamede dini, kültürel ve siyasi yönler vurgulanmıştır.
Raphael’in Atina Okulu adlı tablosunun (1509) merkezinde yer alan Platon (solda) ve Aristo (sağda). Fotoğraf:kulturakademietexphil.wordpress.com

Raphael’in Atina Okulu adlı tablosunun (1509) merkezinde yer alan Platon (solda) ve Aristo (sağda).
Fotoğraf:kulturakademietexphil.wordpress.com

  • 7.-12. yüzyıllar arasındaki Orta Bizans Dönemi’nde felsefe ile teoloji arasında gidip gelen bir durum vardır.
  • Bir efsaneye göre, Platon Hades’te İsa’nın vaaz ettiklerine ilk inanan kişiydi.
  • Ama bu dönemde bile Platon ve Aristo’nun otoritesine açıkça atıfta bulunulduğu ortamlar da az değildi.
  • Aristo’ya olan ilgi, 9. yüzyılda yaşanan ilk Bizans hümanizmi döneminde de devam etti.
  • Hem Yunan dönemi öncesi Doğu’nun ilmiyle hem de Hıristiyanlığın temel dogmalarıyla fikir birliğinde olan Platon lehine daha önce sergilenmiş olan ilgi vurgulanmış; dünyanın bir başlangıcının olmadığını savunan Aristocu doktrin Hıristiyan dogması ile uzlaştırılamayacağı için kınanmıştır.
  • Makedon Rönesansı’ndan (920-1057) itibaren Yeni Platoncu felsefe ile Aristoculuk’un destekçileri arasında tartışmalar yaşanır.
  • Farklı eğilimlere rağmen, Bizans teoloji-felsefe alanında ne tamamıyla klasik karşıtı yönelim ne de felsefi-akılcı yönelim baskın olmayı başarır.
  Aziz Thomas Aquinas’ın Yüceltilmesi, Francisco De Zurbaran, 1631. Fotoğraf: www.salvemariaregina.info


Aziz Thomas Aquinas’ın Yüceltilmesi, Francisco De Zurbaran, 1631.
Fotoğraf: www.salvemariaregina.info

  • 14. yüzyılda Nicephoros Chumnos ve Theodoros Metochites gibi dönemin ileri gelenleri Aristocu olmuşlardır. Bizans’ta felsefe alanında 15. yüzyılda, Georgios Gemistos Plethon’un Yeni Platoncu okulundan da bahsetmek gerekir.
  • 13.-16. yüzyıllarda, Bizans için, en belirleyici olay, Konstantinopolis’te Latin Krallığı’nın kurulmasıdır (1204-1261). Bu dönemde Bizans dünyası Batı’nın skolastik felsefesiyle doğrudan bağlantıya geçer.
  • Haçlı işgali, imparatorun prestijini kaybetmesi, Latinler’in başlıca düşman olarak görülmeye başlanmasıyla Helenizm ile yakınlaşmayla doğan yeni bir etik, yeni bir yönetim kuramı olarak Yunan felsefesinin, özellikle de Platonculuk’un dirilişi buradan kaynaklanmıştır. Ancak, düşünsel düzeyde kalan bu hümanist akım, dar entelektüel çevrelerde kalmıştır. Bizans halkının beklentilerini karşılamaktan uzak kalmış, bir teoloji çatışmasına dönüşmüştür. Aziz Aquino’lu Thomas’ın izinde ilerleyen, gerçeğin akıl yoluyla araştırılmasını savunan Calabria’lı keşiş Barlaam’ın görüşü, tefekküre ve çileye çekilerek Tanrı esinine aracıya gerek kalmadan kavuşulacağını ileri sürenler tarafından eleştirilmiştir.
  • Güney İtalya’daki Yunan manastırları özellikle 14. yüzyılda Bizans ile İtalyan hümanizmi arasında dindışı gelenek ve dini kültür arasında aracılık rolü üstlenir. Dominikenler, Thomas Aquinas’ın (1221-1274) yazılarını Doğu’da yaymak için ilk çabayı gösterenler olur.
  • Aquinas’a duyulan ilgi Aristo üzerine yapılan araştırmaları artırır.
  • Teolog Patrik Gennadios Skolarios (1403?-1472), Aquinas’ı Aristo’nun yorumcuları arasında en önemlisi ilan eder.
  • Doğu ile Batı Kiliselerinin birleştirilmesi için son bir kez daha gayret gösterilen Floransa Konsili’nin (1438-39) teolojik-felsefi temelleri büyük ölçüde bu etkiden kaynaklanır.
  • Patrik Skolarios’un Aristo yanlısı tutumu Bizans dönemi sonrası Ortodoks Kilisesi’nin, Platon öğretileri konusunda çok şüpheci davranan resmi ideolojisinin gelişiminde önemli rol oynamıştır.

 

Bizans İmparatorluğu 77 | Bizans’ta Şifa 4

  • Bizanslılar, sadece antik döneme ait metin ve tefsirleri değil; Arap ve İranlı komşularının bilimsel katkılarını da kopyalar ve güncellerlerdi.
  • 6. yüzyılda İskenderiye okulu, tıbbi araştırmalar için gerekli olan antik döneme ait çalışmalardan bir külliyat oluşturdu: Hipokrat’ın dört yazısı, Galen’in (MS 129-216) on altı yazısı, Dioskorides’in De Materia Medica’sı, Soranos ve Efesli Rufus’un bilimsel eserleri. Bu eserler Bizans’taki teorik tıp eğitiminin temelini oluşturdu. Bizans’ta reçetelerinden en çok yararlanılan Galen ve Hipokrat olmuştu. Ancak bunların düzeltilmesi ve eleştirilmesine izin vardı. İmparator Julianus’un hekimi, Hipokrat ve Galen’in çalışmalarını bir tıp ansiklopedisi şeklinde derlemişti. Justinyen’in hekimi ise antik dönemin önemli hekimlerinden alıntılar da içeren on altı kitap hazırlamıştı. Bu derlemeler, malzemeleri tematik olarak,  hastalık veya organlara göre düzenleyerek doktorların bu yazılardan yararlanmasını olanaklı kıldı. Palaiologoslar döneminde Hipokrat ve Galen bir yeniden doğuş yaşamıştı.
  • Pratikliği nedeniyle yaygın olarak yararlanılan Dioskorides’in De Materia Medica’sı 9. yüzyılda zehirler ve yılan zehirleri üzerine yazılmış eserlerle zenginleştirilmişti.
  • Bizans’ta teorik tıp eğitimi özel bir hoca tarafından bir hastanede veriliyordu. Teorik tıbbi eğitim Arapça, Farsça ve Latince eserlerin Yunancaya tercüme edilmiş el yazmalarına dayanıyordu. Tercüme edilmiş eserler Arapça, Farsça, Türkçe, Hintçe terimler içerdiğinden bazı el yazmalarına sözlükler eşlik ederdi. 11. yüzyıldan itibaren Arapça ve Farsça tıp eserlerinin Yunanca çevirilerinin dolaşımı git gide artmıştı.
  • En güncel bilginin özetlendiği, belli semptomlar ve hastalıklarla ilgili kısa soruları, teşhis ve tedavi ile ilgili cevapları kapsayan, hekimlerin acil durumlarda her yere taşıyabilecekleri pratik el kitapları, bir tıbbi el kitabı, 9. yüzyılda İznikli Paulos tarafından hazırlanmıştı.
  • Reçetelerin üzerine doktorlar genellikle yorumlarını yazarlardı; denedim, kanıtlandı, iyi geldi gibi. 13. yüzyılın sonunda, iki bin beş yüzden fazla reçeteyi, listeleyen farmakolojik bir eser de oluşturulmuştur.
  • 4. yüzyılın başında, bazı piskoposlar kentlerdeki keşişlerle birlikte herkesin bakımına tahsis edilmiş merkezler yarattılar. Orta Bizans döneminde, imparatorluk ailesi ve bazı aristokratlar, külliyelerinde hastane bulunan özerk manastırlara maddi destek verdiklerinden hastane sayısında artış yaşandı. Hastane manastıra bağımlı olmasına rağmen, birkaç istisna dışında çalışanlar sekülerdi.
  • Pantokrator Manastırı vakfiyesinin elli hastaya hizmet vermek üzere tasarlanmış hastanesi, huzurevi ve ayrıca cüzzamlılar için bir bölümü vardı. Hastanedeki elli yatak beş koğuş halinde düzenlenmişti. Her koğuşta acil durumlar ve hareket edemeyenler için fazladan yataklar bulunuyordu. Binanın genel ısıtması ve ameliyathane için mangal kullanılıyordu. Tesiste kadın ve erkeklerin ayrı ayrı ibadet etmesi için iki şapel, bir değirmen ve fırın, bir mutfak ve bir yemek odası bulunuyordu. Hasta olanların banyo yapması gerektiğinden zaruri olan bir hamam vardı. Hastalar, durumları daha sık banyo yapmalarını gerektirmedikçe düzenli olarak haftada iki kez yıkanırdı. Doktorlar, asistanlar ve hademeler hastaların yıkanmasına yardımcı olurdu. Buna karşılık, manastırın rahipleri ve huzurevindekiler ayda iki kere manastırın hamamında banyo yapardı. Hamamların düzenli işlemesini sağlayan sarnıçlar vardı. Hastalara vasıflı hekimler, atanmış ve bazıları gece nöbete kalan çok sayıda asistan bakıyordu. Aktarların yardım ettiği bir eczacı, aşçılar, fırıncılar, çamaşırcılar ve mezar kazıcılar da hastane personeli arasındaydı. Bu vakfiyenin doktorları düşük bir ücret karşılığında çalışırdı ama, özel hastalarını ziyaret etme izinleri vardı. Tek sınırlama doktorların Konstantinopolis dışına çıkmasına izin verilmemesiydi. Vakıf, cerrahi aletlerin temiz tutulmasından da sorumluydu.
Bir doktor elinde idrar şişesi tutuyor, bir eczacı ilaçlar getiriyor, bir asistan ilaç hazırlıyor, ilaçların konulduğu çeşitli kaplar gözüküyor. 1339 yılına ait. Bibliothéque nationale de France, Paris. Fotoğraf: Hayat Kısa, Sanat Uzun-Bizans’ta Şifa Sanatı, Pera Müzesi Yayını, 2015.

Bir doktor elinde idrar şişesi tutuyor, bir eczacı ilaçlar getiriyor, bir asistan ilaç hazırlıyor, ilaçların konulduğu çeşitli kaplar gözüküyor. 1339 yılına ait. Bibliothéque nationale de France, Paris.
Fotoğraf: Hayat Kısa, Sanat Uzun-Bizans’ta Şifa Sanatı, Pera Müzesi Yayını, 2015.

  • Hekimler hastanın dışkısını, nefes alıp verme hızını ve konuşmasını da muayene ediyorlardı. Galen beş nabız sınıfı tanımlamıştı. Nabızla ilgili çeşitli parametreler hastanın bedeninin ne kadar ılık veya soğuk olduğunu gösterebilirdi.
  • İdrarın üretimi, yiyeceğin hazmına bağlıydı. Bizanslı hekimler, idrarın kıvamı, rengi, tortusu gibi nitelikleri hazmın bir sonucu olarak tanımlamıştı. Ioannes Zakharias Aktouarios bu konuda adı zikredilen bir kişi olmuştur.
  • Bizanslı doktorlar çok sayıda pediatrik rahatsızlığın merkezine iyi süt kavramını koymuşlardır.
  • Kesinlikle Araplardan gelen bir yenilik olan, şekerin tıpta kullanılması, sadece ilaçları tatlı hale getirmiyor, aynı zamanda homojen olmalarını sağlıyor ve saklanmalarını kolaylaştırıyordu. O yüzden şeker kullanımı baldan daha elverişliydi.
  • Geç Bizans ecza dolabı, Himalayalar ve Java gibi uzak yerlerden gelen bitkilerle çok zengindi.
  • Bizans imparatorları sağlıklı yiyecek konusuna ilgi duyuyor, egzotik tatlar ve kokulardan hoşlanıyorlardı. Bu yüzden yiyeceğin beslenme değeri üzerinde çalışmalar da yapılmıştır.

 

Kütüphane Geleneği 5| İskenderiye Kütüphanesi 3

  • Kütüphanenin, MÖ 47 yılında, ilk Roma savaşında, yedek askerler tarafından yanlışlıkla yakıldığı söylenirken, Kütüphane’nin içindekilerden bir kısmının mı yoksa hepsinin mi yandığı konusu da tartışmalıdır. Helenistik Dönem’in tek olmasa da en ünlü kütüphanesinin Julius Caesar şehri ele geçirdiğinde yıkıntı halinde olduğu söylenir. Plutarkhos (MS 45-120), yangının doklardan yayıldığını ve büyük kütüphaneyi yok ettiğini yazar. Bu konuda bir başka görüş ise, İskenderiye’deki binaların ahşap kullanılmadığı için, şehrin yangına karşı güvenli olduğu şeklindedir. Dahası, eğer kütüphane yangında yok olmuş olsaydı, Cicero gibi Julius Caesar’ın düşmanı olanların bu durumdan bahsetmesi gerekirdi. Strabon da buradan bahsederken hiçbir tahribattan söz etmez. Bir başka grup kaynak ise bu yangında zarar gören yerin sadece 40.000 eser barındıran küçük bir depo olduğunu söyler.
  • Roma İmparatorluğu döneminde kütüphane ile veya kütüphaneden geri kalanlarla ilgili çok az bilgi buluyor. Roma İmparatorluğu kurucusu Augustus ( MÖ 27-MS 19) devrinde de Ptolemaioslar’ın yaptığı gibi İskenderiye’deki Müze’nin başına bir rahip getirildiği biliniyor.
  • Roma İmparatorluğu döneminde de kütüphanenin Yunan eserlerinin eksiksiz kopyalarını barındırmasına ilişkin ününü koruduğu düşünülmekte.
  • Filozof Yahudi Philon (MÖ 30-MS 45) veya İskenderiyeli Philon, Neo Platoncu düşünce akımını önceleyen yeni bir din felsefesini ortaya koymuştu.
  • İmparator Caracalla (198-217) 215 yılında şehri yağmaladığında, Kütüphane’nin ne kadar hasar gördüğü, Müze’den geriye ne kaldığı hakkında da net bir bilgi yoktur.
  •  MS 272 yılında, İmparator Aurelianus (214-275) döneminde patlak veren iç savaşın, Kütüphane’nin bulunduğu bölgenin büyük bölümünün yıkımına neden olduğu biliniyor.
  • 391 yılında, İskenderiye Patriği Theophilos şehirdeki tapınaklardan birini kiliseye dönüştürme girişiminde bulundu. Paganların karşı çıkması üzerine çatışmalar yaşandı, çok fazla hasar meydana geldi, Serapeion yıkıldı. Bunun üzerine Theophilos, tüm tapınakları kapatmak için Bizans İmparatoru I. Theodosius’un onayını aldı. Birkaç pagan bilgini ve filozofu da şehri terk etmeye zorladı. (Bu olay için bazı kaynaklar 395 yılını zikretmektedir.)
  • MÖ 47 yılında yalnızca Kütüphane’nin yandığı, Müze ile Serapeion’un ise 391’e kadar ayakta kalabildiğini öne süren kaynaklar da vardır.
  • MS 4. yüzyılın sonuna gelindiğinde her iki İskenderiye kütüphanesinin de ortadan kalktığını düşünen uzmanlar, bu görüşlerini, Hıristiyan edebiyatında İskenderiye’de ayakta kalan hiçbir kütüphaneden bahsedilmemesine dayandırırlar. Bu kaynaklarda ana kütüphanenin bölgenin geri kalanı ile birlikte 272’de, Serapeion’un ise 391 veya 395 yılında yok olduğu savunulur.
  • İskenderiye’nin ve Kütüphane’nin zenginliğinden geriye kalanların önce piskoposlar arasındaki rekabete, sonra da çıkan savaşlara direnmesi gerekmiştir.
İskenderiye Kütüphanesi’nin içinden, olası dekorasyonunu yansıtan bir restitüsyon. Büyük olsılıkla Byzantion Mouseion’u da  benzer bir görünümdeydi. Bu restitüsyon gerçekçi ise, İskenderiye ve Pergamon kütüphane binalarının abidevi binalar olmadığı yönündeki bilginin doğruluğunu, İskenderiye açısından, gözden geçirmek gerekebilir. Aynı şekilde Pergamon Kütüphanesi salonunda yer alan 3.5 m yüksekliğindeki Athena heykeli ve kütüphaneye ait olduğu düşünülen diğer büst ve heykeller de göz önüne alındığında Pergamon için de aynı şekilde düşünülebilir. Belki binalar abidevi değildi ama görkemli olduklarını düşünmek için elimizde yeterli veri var. Fotoğraf: Fduzguner.blogspot.com.tr/openlearning.wordpress.com

İskenderiye Kütüphanesi’nin içinden, olası dekorasyonunu yansıtan bir restitüsyon. Büyük olsılıkla Byzantion Mouseion’u da benzer bir görünümdeydi.
Bu restitüsyon gerçekçi ise, İskenderiye ve Pergamon kütüphane binalarının abidevi binalar olmadığı yönündeki bilginin doğruluğunu, İskenderiye açısından, gözden geçirmek gerekebilir. Aynı şekilde Pergamon Kütüphanesi salonunda yer alan 3.5 m yüksekliğindeki Athena heykeli ve kütüphaneye ait olduğu düşünülen diğer büst ve heykeller de göz önüne alındığında Pergamon için de aynı şekilde düşünülebilir. Belki binalar abidevi değildi ama görkemli olduklarını düşünmek için elimizde yeterli veri var.
Fotoğraf: Fduzguner.blogspot.com.tr/openlearning.wordpress.com

  • İskenderiye Kütüphanesi, Yunan edebiyatını ve özet halinde de olsa, yabancı edebiyatı bir araya toplamak için yapılan, bildiğimiz, ilk girişimdir.
  • İskenderiye Kütüphanesi’nin farkı, hem Helen hem de Mezopotamya geleneklerinin anlaşılmasını sağlamasıydı. Kapsam açısından eşşiz olduğu düşünülüyor. Başından beri amacı, dünya üzerinde yazılmış her şeyi kapsamaktı.
  • İskenderiye Kütüphanesi, Babil ve Mısır uygarlıklarının kadim bilgilerine ulaşmakta rakipsizdi.
  • Kütüphane ile Müze herhangi bir felsefi okula ya da öğretiye bağlı değildi. Krala karşı sorumlu olmakla birlikte, liberal eleştirel bilimin temelinin burada atıldığına inanılır.
  • İnsan bedeninin bilimsel araştırmaya açılması Ptolemaios Hanedanı döneminde gerçekleşmiştir.
  • Hellence (eski Yunanca) son şeklini İskenderiye Okulu’nda almıştır.
  • Hollandalı klasik filolog Desidarius Erasmus (1469-1536) eski Yunancayı İskenderiye Okulu’nun saptadığı kurallara uygun kullanmıştır. Bu nedenle Avrupa’daki klasik liselerde eski Yunancada İskenderiye ve Erasmus okullarının ilkeleri uygulanmaktadır.
  • Buradan sonra tüm Helenistik merkezlerde kraliyet kütüphaneleri kurulmuştur.
  • İskenderiye, aynı zamanda bir ticaret merkezi ve sadece bilimin değil, teolojinin de tartışıldığı bir yer idi.
  • MS 2. yüzyılda Kütüphane’nin ününde düşüş başladı. ‘İskenderiyeli’ sözcüğü, redaksiyon becerisi, birleştirme, düzeltme uygulamaları için kullanılan ; yeninin peşine düşmeyen, eleştiren, gözleyen anlamına gelmeye başladı.
  • Mısır’ın coğrafi konumu sayesinde pek çok kitabın Araplar tarafından okunabildiği, Arapçaya ve İbraniceye çevrildiği; özgün kopyaların çoğu sonradan kaybolan bu kitapların, bu çeviriler sayesinde korunmuş ve günümüze ulaşmış olduğu düşünülür.
  • 641 yılında Halife Ömer zamanında, Mısır fatihi komutan Amr İbn al-As tarafından Kütüphane’nin yakıldığı savı, bunca olaydan sonra acaba yakacak bir şey kalmış mıydı, diye düşündürmekte; Araplar bu suçlamayı kabul etmediği gibi pek çok kaynak da bunu bir efsane olarak kabul etmektedir. Işık ve görme bilimi ile astronomi konularında bilgili, matematik ve coğrafyada tecrübeli olan Arapların İskenderiye Kütüphanesi’nde ilgisini çekecek çok az kitap olduğu ileri sürülen diğer savlardandır. Emir Amr İbn al-As, Halife Ömer’e Kütüphane’deki kitapları ne yapacağını sorduğunda Hz. Ömer’in:

    “Eğer kitapların içerikleri Allah’ın kitabıyla uyuşuyorsa, onlar olmadan da yapabiliriz, çünkü öyle bir durumda Allah’ın kitabı yeter de artar bile. Diğer yandan, eğer Allah’ın kitabıyla uyuşmayan bilgiler içeriyorlarsa da, onları saklamanın bir anlamı yoktur. Öyleyse, yok edin onları” dediği, bazı Batılı kaynaklarca, iddia edilir. Bu emir üzerine kitapların halk hamamlarına dağıtıldığı, altı ay boyunca kitapların fırınları beslediği öne sürülür.

  • Bu imhadan yalnızca Aristo’nun kitaplarının kurtulduğu söylenir. Aristo’nun eserlerinin Emeviler ve Abbasiler zamanında Yunanca orijinalleri kullanılarak, çoğunlukla Süryanice konuşan Nasturi Hıristiyanlar ya da Yahudiler tarafından hazırlanmış Arapça versiyonları Avrupa’ya gelmiş, Arapçaları kullanılarak Latince versiyonları oluşturulmuştu.
  • Kütüphanenin Araplar tarafından yakıldığı iddiası, Araplar’ın Mısır’ı almasından altı yüzyıl sonra,  Haçlı Seferleri’ne katılanlar tarafından öne sürülmüştür.
  • Felsefe, bilim ve müzik kuramcısı, bilginin erdem olduğuna inanan Farabi (872-950), İskenderiye’de hayat bulan düşünce geleneğinin bir devamıdır. İskenderiye düşünce geleneği büyük ölçüde Aristoculuğun Yakın Doğu’ya uyarlanması suretiyle oluşturulmuş ve geliştirilmiştir. Bu gelenekte dinsel içeriği belirgin şekilde ön plana çıkmış olan Yeni Platonculuk başat konumdadır ve Aristoculuk büyük ölçüde bu akımla harmanlanarak anlaşılmaya çalışılmıştır. Farabi’nin özellikle metafizik, psikoloji ve siyasal düşüncelerinde gözlemlenen mistik eğilimler, Yeni Platoncu olduğunun açık belirtileridir. Yeni Platoncu öğreti, Tanrı’yı bütün varlığın merkezi kabul eden öğretidir. (Farabi, Hüseyin Gazi Topdemir, Say Yayınları, 2009).
  • 12. yüzyılda Toledo’daki bilginler, Aristo’yu Latince’ye tercüme ettiklerinde, Aristo’nun eserlerinin Yunanca orijinallerini değil, Yunanca’dan Süryanice’ye çevrilmiş kopyaların Arapça çevirilerini kullanmışlardı.
  • Dolayısıyla, Bağdat, Şam ve İskenderiye İslami dönemin öğrenim merkezleri ve klasik Yunan eğitiminin mirasçıları oldular.
Tarihi İskenderiye Kütüphanesi’nin yerine, yarışma sonucu seçilen projeyle, 2002 yılında tamamlanan yeni İskenderiye Kütüphanesi. Fotoğraf:www.dunya.com

Tarihi İskenderiye Kütüphanesi’nin yerine, yarışma sonucu seçilen projeyle, 2002 yılında tamamlanan yeni İskenderiye Kütüphanesi.
Fotoğraf:www.dunya.com

  • 1989 yılında UNESCO bu bilgi tapınağını yeniden kurmak için ilk adımı atıyor. Korniş’in üzerinde, mikro-filmler ile donatılmış yeni bir kütüphane için kollar sıvanıyor.
  • Bütün dünyada İskenderiye Kütüphanesi Dostları adı altında dernekler kuruluyor.
  • Ünlü kitaplık, bir zamanlar Akdeniz’in dört bir yanından toplanan yüz binlerce elyazmasını barındıran, Eratosthenes’ten Eukleides’e, Plotinos’a ve Kallimakhos’a kadar pek çok yazar, düşünür ve bilginin birlikte çalıştıkları ve kimin tarafından yakıldığı hala tartışmalı olan bu efsanevi yapı, UNESCO’nun girişimi ve Suzan Mübarek’in desteği ile 1995-2002 arasında çok büyük, geniş, ferah ve o ölçüde de modern yeni bir kütüphane ve kongre salonu inşa edildi: Bibliotheca Alexandrina. Fransa Ulusal Kitaplığı buraya yarım milyon kitap bağışladı.
1.400 ‘den fazla katılımın olduğu yarışmada kazanan projenin tasarımcısı Norveçli Snøhetta olmuştur. Kompleks, dört adet müze, bir planetaryum, sanal-gerçeklik ortamları, akademik araştırma merkezleri, sanat galerileri ve bir de konferans salonunu barındırır. Fotoğraf:www.mimdap.org

1.400 ‘den fazla katılımın olduğu yarışmada kazanan projenin tasarımcısı Norveçli Snøhetta olmuştur. Kompleks, dört adet müze, bir planetaryum, sanal-gerçeklik ortamları, akademik araştırma merkezleri, sanat galerileri ve bir de konferans salonunu barındırır.
Fotoğraf:www.mimdap.org