Etiket arşivi: İskenderiye Kütüphanesi

Şiddet 93| Yasaklar ve Sansür Şiddeti 4 Kitaplar 1

  • 15. yüzyılda Milano’da hüküm sürmekte olan Visconti Hanedanı’ndan Giovan Maria, barış ve savaş sözlerini idam cezasıyla yasak etmişti. Papazlar, dualarda “bize barışı ver” yerine “bize sükûnu ver” deme emri almışlardı. Tarih bunun gibi akıl almaz sözcük yasaklarıyla doludur.
  • Tarih boyunca her yeni güç ve ideolojinin, karşıtı olduğu ve üzerinde egemenlik kurmak istediği sistemin bilgisini, yok edilmesi gereken bir tehdit olarak algılayışı ile antik dönemden günümüze kasten milyarlarca kitap yakılmıştır. Kasıtlı yok etmeye doğal afetler ve kazalar da katkıda bulunmuştur ama onlar bizim konumuzun dışında. Konumuz, toplumsal hafızanın ve onun belgelerinin kasten yok edilişinin şiddeti.
  • MÖ 213 yılında Çin İmparatoru Quin Shi, tüm felsefe ve tarih kitaplarını yaktırdığı gibi, görüşlerine itiraz eden düşünürleri de canlı canlı yaktırmış.
  • Paflagonya’da (günümüzde Kastamonu, Sinop ve Çankırı’nın bulunduğu bölge) 160 yılında Epikür’ün kitapları sahte bir peygamberin emriyle çarşı meydanında yakılmış.
  • 400 yılı civarında Batı Roma generallerinden Flavius Stilico, gizli ilimlerle ilgili olduğu düşünülen Sibyl Kitapları’nı yaktırmış.
  • MÖ 3. yüzyılda kurulan İskenderiye Kütüphanesi’nin fanatik Hıristiyanların saldırısıyla ya da Jul Sezar’ın (MÖ 100-44) şehri kuşatması sırasında 150 bin cilt kitabın altı ay boyunca şehrin hamamlarında yakacak olarak kullanıldığı düşünülüyor.
  • MS 5. yüzyılda kafirlik yaydıkları gerekçesiyle Etrüsk disiplinini öğreten kitaplar yakılmış.
  • 435 yılında Konstantinopolis Patriği Nestorius’un kitapları yakılmış.
  • 12. yüzyılda Katolik Kilisesi, Cathar metinlerini yok etmiş.
  • 12. yüzyılda İspanya’da yaşamış Aristocu filozof İbn Rüşd aklı, mantığı ve bilimi savunmaya çalışmış; rasyonalist din yorumları fanatikler tarafından din karşıtı olmakla suçlanmış; kitapları yasaklanmış ve yakılmış, sürgüne gönderilmiş; ancak ölümünden bir yıl önce affedilerek saygınlığına yeniden kavuşabilmişti.
  • 1233’te Yahudi din adamı Moshe ben Maimon tarafından yazılan rehber kitap Fransa’da Montpellier’de yakılmış.
  • Paris’te kurulan mahkemede suçlu bulunan Talmud, 1242 yılında yakılmış.
  • İspanya’da Engizisyon, Katolik olmayan kitapların yakılmasını emretmiş. 1499 ve 1500 yıllarında Endülüs’te bir milyonun üzerinde Arapça ve İbranice kitap yakılmış.
  • 15. yüzyılda İtalya’da Bocaccio’nun Decameron’u ve Ovid’in tüm eserleri yakılmış.
  • Yucatan Yarımadası’na 1549 yılında Roma Katolik Başpiskoposu olarak atanan Diego de Landa, Maya Uygarlığı’na ait bütün eserleri yok ettiği için günümüze sadece 3 adet Maya kitabı ulaşmış.
  • 16. ve 17. yüzyıllarda İngiliz yazımı, sansür mekanizmalarının etkisindeydi. Edebiyat, yazarların doğrudan söylenmesi çoğu zaman mümkün olmayan şeyleri dolaylı şekilde ifade etmelerine izin veriyordu.
  • Papa’nın emriyle Martin Luther’in çevirileri 1624 yılında yakılmış.
  • 1683 yılında Oxford Üniversitesi’nde Thomas Hobbes’un kitapları yakılmış.
  • John Cleland tarafından 1749’da Birleşik Krallık’ta yayımlanan, bir fahişenin anılarının konu edildiği erotik edebiyatın önde gelen klasiği olarak kabul edilen Fanny Hill adlı roman ancak 1963 yılında İngiltere ve ABD’de yasal olarak satılmaya başlamıştır.
  • Robespierre 1793’te dini kütüphanelerin ve kraliyeti olumlayan her türlü kitabın yakılması talimatını vermiş.
  • ABD’de 18. ve 19. yüzyıllarda kölelere okuma öğretmek yasaktı; yasağa Kutsal Kitap da dahildi.
  • 19. yüzyılda İngiltere’de yetkililerce müstehcen bulunan bir kitabın basılması, bir kartpostalın veya fotoğrafın piyasaya sürülmesi ülkenin kanunlarına yapılan bir saldırı olarak algılanıyordu. Başlatılan kovuşturmanın kamuoyu desteği almasına önem veriliyormuş gibi yapılırdı. Ama kamuoyuna sorulmaz, yetkililer kamuoyu rolü oynardı. Bu rol çok benimsendi.
  • James Joyce Trieste’de iken şehir Avusturya işgali altındaydı. Il Piccolo della Sera gazetesinin editörü 1907’de gazetenin yazarlarından olan Joyce’dan İngiliz egemenliği altında yüzyıllardır direnen İrlanda’yı anlatmasını istemişti. Böylece İrlanda üzerinden benzetme yaparak sansürü kırmış olacaklardı.
  • 1920’lerde ABD Posta İdaresi Avrupa’dan yollanan “uygunsuz” kitapları yakarak yok ederdi.
  • Alice Harikalar Diyarında 1931’de Çin’de yasaklandı. General Ho Chien, hayvanların insan gibi konuşmasından hoşlanmamıştı.
  • 10 Mayıs 1933’te Nazi öğrenci örgütü üyeleri Almanya’nın üniversite kentlerinde kitap yakma ayinleri düzenlemişlerdi. Bebelplatz Berlin’in merkezinde Humboldt Üniversitesi’nin önündeki meydanın adıdır. Humboldt Üniversitesi’nin kütüphane binası o dönemde bu meydanda imiş. (Bina günümüzde Hukuk Fakültesidir.) Bebelplatz’da da aynı gün 20 bin civarında kitap yakılmış. Kitap yakma eyleminden önce Propaganda Bakanı Joseph Goebbels ateşli bir konuşma yapmış. Naziler tarafından 180 bin kitap yakılma listesine alınmış ve her gece belli miktarda kitap yakılarak yok edilmiştir. Yakılmaya uygun görülen kitapların yazarları arasında Heinrich Mann, Erich Maria Remarque, Heinrich Heine, Bertolt Brecht, Stefan Zweig, Karl Marx, Albert Einstein da varmış. Bu olaya engizisyoncuların yaktığı ateşten esinlenerek Berlin Otodafe’si adı veriliyor.
Kitaplık, Micha Ullman, 1995. Kitap yakma denilince ilk akla gelenlerden biri 10 Mayıs 1933 felaketidir. Bu olayı unutturmamak için 1995 yılında İsrailli sanat profesörü ve heykeltıraş Micha Ullman (1939-) Bebelplatz’a Kitaplık adlı bir eser yapmış. En üstte parke taşların arasına yerleştirilmiş şeffaf bir cam var. Camdan, 20 bin kitabı alabilecek kapasitede bir kütüphanenin boş rafları görülüyor. Meydanda, Heinrich Heine’nin 1821 tarihli Almansor adlı oyunundan da bir alıntı var: “Bu yalnızca bir başlangıç; kitapların yakıldığı yerde sonunda insanlar da yakılır.” Anıta ek olarak her yıl Mayıs ayının başından 10’una kadar Humbolt Üniversitesi tarafından aynı meydanda edebiyat festivali düzenleniyor; festival boyunca meydana konan raflardan kitap alıp yerlerdeki minder ve hamaklarda okumak mümkün, aynı zamanda öğrenciler kitap satışı yapıyor ve kitap okuma etkinlikleri düzenleniyor. Fotoğraf: e-Skop

Kitaplık, Micha Ullman, 1995.
Kitap yakma denilince ilk akla gelenlerden biri 10 Mayıs 1933 felaketidir. Bu olayı unutturmamak için 1995 yılında İsrailli sanat profesörü ve heykeltıraş Micha Ullman (1939-) Bebelplatz’a Kitaplık adlı bir eser yapmış. En üstte parke taşların arasına yerleştirilmiş şeffaf bir cam var. Camdan, 20 bin kitabı alabilecek kapasitede bir kütüphanenin boş rafları görülüyor. Meydanda, Heinrich Heine’nin 1821 tarihli Almansor adlı oyunundan da bir alıntı var: “Bu yalnızca bir başlangıç; kitapların yakıldığı yerde sonunda insanlar da yakılır.” Anıta ek olarak her yıl Mayıs ayının başından 10’una kadar Humbolt Üniversitesi tarafından aynı meydanda edebiyat festivali düzenleniyor; festival boyunca meydana konan raflardan kitap alıp yerlerdeki minder ve hamaklarda okumak mümkün, aynı zamanda öğrenciler kitap satışı yapıyor ve kitap okuma etkinlikleri düzenleniyor.
Fotoğraf: e-Skop

 

 

 

Okuma Üzerine

  • Sessiz okuma kadim bir sanat değildir.
  • 4. yüzyılda Augustinus, kadim Yunanlar ve Romalıların okuduğu gibi okurdu: Noktalar ve büyük harfler olmadan birbirine bağlı harf dizilerini anlamlandırabilmek için yüksek sesle.
  • Yüksek sesle okumak yalnızca normal değil, bir metnin tam olarak anlaşılabilmesi için gerekli de sayılıyordu. Metne hayat üflenmesi gerekiyordu.
  • 9. yüzyıla gelindiğinde, noktalama işaretlerinin ve kitapların nispeten yaygınlaşması, sessiz okumayı sıradan hale getirmiş, mahremiyet, okuma sanatının bir özelliği haline gelmişti.
  • 1588’de İtalyan mühendis Agostino Ramelli, okurun aynı anda on kitaba erişmesine izin veren dönen okuma masasını icat etmişti.

  • Yunanlar için kitap, bir hafıza desteği idi ve uygar hayatın merkezinde yer almazdı.
  • İbraniler için kitap, Kitab-ı Mukaddes, göçebe bir halkın göçlerinde varlığını sürdürebilmesini sağlayan uygarlıklarının çekirdeği haline geldi.
  • Sembolik olarak kadim dünyanın İskenderiye Kütüphanesi’nin yakılması ile sona erdiği düşünülür.
  • Kitap sahibi olmanın bir toplumsal statü olarak kabul edilmesi, Roma İmparatorluğu’ndan sonra, 14. yüzyılda Avrupa’da başlar.
  • Okuma eyleminin gayesi, temel niteliği, görülebilen bir amaç, bir sonuç eğilimi olmayışıdır.

 

Yararlanılan Kaynak

  • Okumalar Okuması, Alberto Manguel, YKY, 2013.

 

Okuma Alışkanlığı

  • İskenderiye Kütüphanesi’nde (MÖ 3. yüzyıl) 700.000 parşömen tomarı olduğu söylenir.
  • Fransa Kralı I. François (1494-1547) birikimli bir soyluydu. Avcı ve sporcu olmasının yanı sıra şair, estet, bibliyofil ve koleksiyonerdi. Sarayın kütüphanesine alınan kitapları önce o okurdu. Kütüphanesini bibliyofillerin kullanımına açması da bir öncülüktü. Leonardo da Vinci’yi Fransa’ya getirten de odur.
  • Emily Dickinson: “Goncalar ve kitaplar, hüznün tesellileri…”
  • Karl Marx (1818-1883) Londra’da sürgünde yaşarken her gün British Museum’un okuma odasına gider, akşam yediye kadar çalışırdı.
  • Çocuklar için Birkenau temerküz kampının 8 kitaplık gizli bir kütüphanesi vardı.
  • Jorge Luis Borges’in kitap raflarında 5.000 cilt kitap olduğu biliniyor.
  • Susan Sontag, Borges’e yazdığı mektupta “Kimileri kitap okumayı sadece bir kaçış olarak görür: Gerçek dünyadan hayali bir dünyaya, kitapların dünyasına bir kaçış. Oysa kitaplar çok daha fazlasıdır. Onlar, tamamıyla insan olmamızın bir yoludur” diyordu. Sontag’ın New York’taki dairesinde “özlemler arşivim” diye adlandırdığı sekiz bin kitaplık bir kütüphanesi vardı.
Eligée I, Jacques Lebescond, bronz, Contemporary İstanbul 2015. Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

Eligée I, Jacques Lebescond, bronz, Contemporary İstanbul 2015.
Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

  • Okumayı üç yaşında öğrenen Susan Sontag günde bir kitap okuduğunu yazmış. “Okumak benim eğlencem, kafa dağıtma yolum, beni her şeyden uzaklaştıran küçük bir uzay gemisi gibidir.”

 

 

Yararlanılan Kaynaklar

  • Kitap İçin…140, Selçuk Altun, Cumhuriyet Kitap, 4 Aralık, 2014.
  • Okumalar Okuması, Alberto Manguel, YKY, 2013.
  • Bilincin Kapısını Aralamak, Susan Sontag, Sel Yayıncılık, 2014.

 

Çağdaş Sanata Varış 148| Postmodern Politika 2 Michel Foucault

Fotoğraf: www.nkfu.com

Fotoğraf: www.nkfu.com

  • Kültür teorisyeni Michel Foucault (1926-1984) bilgiyle, politik güç arasındaki doğrudan ilişkiyi göstermeye çalışır, iktidar ve meşrulaştırma sorunlarıyla ilgilenir. Usun ürünü olan söylemlerin ve düşünce biçimlerinin ezilenlerin ve dışlananların yanında olmadığını, onların politik gücü bürokrasiler yoluyla  politikayı elinde tutanlara verdiğini öne sürer. Her söylem ve epistemoloji belli bir politikanın ürünüdür ve düzenini, değerlerini sürdürmeyi amaçlar.
  • Foucault, iktidar sorununu, kontrol aracı haline gelen bilgi açısından ele aldı. Bilginin güç ve iktidar sağladığını söyledi. (Aristo’nun öğrencisi, İskenderiye Kütüphanesi’ni düzenleyen Demetrios da MÖ 3. yüzyılda aynı görüşteydi.) Bilgi ile iktidarın temelde nasıl birbirine bağlı olduğunu, birinin genişlemesinin nasıl aynı anda diğerinin de genişlemesine yol açtığını gösterdi. Bilginin tarafsız olmadığını, iktidar ve denetimin bir aygıtı olduğunu savundu.
  • Epistemelerin kriterleri, neyi ve kimi dışarıda bıraktıkları ile tanımlanabilir: Modernite, akıl karşıtı olarak tanımladığı deli, suçlu ve sapkın kategorilerini gereksiniyor, hatta bunları kendisi yaratıyordu. Dolayısıyla bu akıl pratikte cinsiyetçi, ırkçı ve emperyalistti. Öjenik denen, ırkın iyileştirilmesini hedefleyen, uygun olanla olmayanı ayıran bu sahte bilim, fiziksel antropolojinin uygulamalı bir dalı olan antropometri vasıtasıyla sağlıklı/üstün insan tipleri ile dejenere alt tipleri sınıflandırmak için sayısız kafa vs. ölçtü. Avrupalı olmayan ırkların, delilerin, suçluların ve fahişelerin oluşturduğu alt tipler asimetrik özellikleriyle sınıflandırılabilirdi.
  • Foucault, gerçeği kimin tanımladığının ve hangi amaçla kullandığının önem taşıdığını söyler ve Tarih yoktur; dışlanmışa karşı meşru tarihlerin bir dizisi vardır”, der. Foucault tarihteki ayrımcılığın maskesini indirmiştir.
  • Foucault, toplumun çeşitli iktidar kurumları (hukuk, tıp, politika, akademi, sanat…) tarafından kontrol edildiğini savunmuştur. Bu kurumlar tarafından kullanılan dil, kendi otoritesini pekiştirir, kurum dışındakileri güçsüzleştirir ya da dışlar. Sanat hakkında sanatçılar tarafından kullanılan dil de eğitimsiz kişileri marjinalleştirir.
  • Belli bir role uygun hareket etmenin kimliğimizi, kendimize ilişkin algımızı ve başkaları tarafından algılanma biçimimizi şekillendirdiğini söyler. Kendimizi nasıl gördüğümüz ve başkalarının bizi nasıl gördüğü kısmen işimize, çocuklarımıza nasıl baktığımıza, hangi eğitimi aldığımıza, ne yaptığımıza, hangi ülkeden geldiğimize, nasıl göründüğümüze göre şekillenir. Bu faktörler bizi belli bir yere oturtur ve kimliğimizi, toplumdaki konumumuzu belirler.
  • Foucault için benliğin tanımı sosyal ilişkiler çerçevesinde yapılabilir. Benlik, politiktir ve benliğin bilgisi, iktidarla bağlantılıdır. Söylemler, hayatın bütün yönlerine aracılık eder. Söylem, bilimsel bilgiyi de kullanır. Toplumu bölücü pratikler kültürden kültüre değişir ve değişime tabidir.
  • Michel Foucault, her toplumda söylemlerin denetlendiğini ve sınırlandığını söyler. Bu denetleme ve sınırlama mekanizmalarının dışsal olduğu gibi, içsel de olabileceğini; dışsal denetim mekanizmalarında, toplumun sesi bir çeşit arka plan, fon oluşturuyor, yazarın konuşması bu düzlemin içinde yer alıyor. Toplum kendi sesini doğru sayıyor. Doğrunun sesi olarak seçilen/ görülen/ dayatılan bu ses, öteki sesleri dışlıyor. Toplum, kendi ekonomik uygulamalarının gereksinimlerini ahlak kurallarına, davranış reçetelerine dönüştürerek dayatıyor. Toplum her şeyin söylenmesine izin vermiyor, deliliğin, cinselliğin ve bazı politikaların sesleri doğru olmayan seslerden sayılıyor. İçsel denetim mekanizmalarında ise kendi kendini denetleme geçerli. İlkeler bir kere içselleşince, kişinin söylemini içten denetlemeye başlıyor. Foucault, yazara ve okura fazla bir özgünlük payı tanımıyor, denetim mekanizmalarının oldukça katı bir şekilde işlediklerini savunuyor.
  • Foucault’ya göre, nerede bir söylem varsa, onu kontrol edenler, sınır getirenler ile onun aracılığıyla kendini temsil etme hakkı verilmeyenler arasında bir çatışma vardır. Baskının olduğu yerde yıkım da vardır. Bir rejim ne kadar sıkı olursa olsun insanlar her zaman direniş fırsatı bulur.
  • Modern hayatın talep, yasa ve sansürlerinin cinsel özgürlüğü kısıtladığına inanmaz; Modern Batı toplumunun cinselliği bastırmak bir yana, bizzat ürettiğini; Victoria Çağı’ndan itibaren, bastırılmak bir yana, cinsellik söylemlerinin sürekli çoğaldığını öne sürer. Cinsellik söyleminin, doğal seks diye bir şeyin olduğu izlenimini yaratmaya hizmet eden, modern bir fenomen olduğunu ileri sürer. Foucault’ya göre bu, ekonomik olarak faydalı ve politik olarak muhafazakar bir cinselliği teşvik etmeye yönelik sosyal kontrolün bir başka yoludur. Cinsellik söylemlerinin artan bir kışkırtma mekanizmasına konu olarak cinsel çeşitliliği bizzat yarattığını savunur.
  • Foucault 1969 yılında bir kitabın başka kitaplara, metinlere, cümlelere yapılan göndermelerden oluşan bir sistem olduğunu; kitabın birliğinin değişken ve göreli olduğunu belirtmiş, bu tanımlamaya adını Roland Barthes, metinlerarasılık olarak koymuştur.
  • Foucault ölümünden kısa bir süre önce Aydınlanma’nın yeniden düşünülmesi gerektiğini söylemiştir.
  • Michel Foucault’dan etkilenen bir tarihçi beden, soy kütüğü ve kopuşla ilgili düşüncelerle meşgul olur.

 

Kütüphane Geleneği 7| Pergamon / Bergama Kütüphanesi 2

  • MÖ 3.-2. yüzyıllarda Pergamon’da Attalos’lar hüküm sürerken, Mısır’da Ptolemaios’lar başta idi. Kısa zamanda 200.000 adet kitaba ulaşan Pergamon ile İskenderiye arasında kütüphane rekabeti başlamış,Mısır Kralı Ptoleme Epiphanes (MÖ 205-182) eser sayısının İskenderiye’yi geçeceği endişesine kapılıp İskenderiye’nin tekelinde olan papirüsündışarıya satışını durdurmuştu. Bunun üzerine Kral II. Eumenes’in, Pergamon’da papirüs yerine geçebilecek herhangi bir maddeyi getirene, büyük ödüller vereceği duyuruldu. Krates ve İrodikles,  krala, bazı kaynaklara göre buzağı, bazı kaynaklara göre oğlak derisinden özel bir biçimde hazırlanmış bir örnek getirdi. İstenilen kullanışa elverişliliği görülen bu kağıtlara  Pergamon Kağıdı (Pergaminae Chartae), parşömen  adı verildi. Dilbilim çalışmaları ile de ünlü olan Krates, Pergamon Kütüphanesi’nin yöneticisi oldu.
  • Pergamonlular, kuzu ve oğlak derilerini işleyerek, o dönem için papirüsten çok daha ileri, ince, kullanışlı ve dayanıklı parşömeni ürettiler. Parşömenden sonra Pergamon Kütüphanesi daha da büyüdü ve dünyanın ikinci büyük kütüphanesi ünvanını aldı. Pergamon, İskenderiye karşısında bilim ve sanat bakımından erişmek istediği varlığı sağlamıştı.  II. Eumenes çok sayıda kitabı parayla satın aldı; çevre şehirlere gönderdiği askerleri kitaplara zorla el koyup kütüphaneye getirdi. Bu yüzden Sardesliler’in kitapları toprağa gömüp, Pergamon Kralı’ndan kurtarma yolunu seçtiği söylenir.
  • Parşömenin yapraklar halinde kesilip, deri iplerle bağlanarak, bugün kullandığımız kitapların ilk örnekleri olan Codex’lerin de yolunu açtığı düşünülür. Roma döneminde, kodeks formundaki el yazmalarını ahşap sandıklarda sakladılar. MS 2.-4. yüzyıllar arasında kodeks, parşömen tomarının yerini aldı.
  • Pergamonlular, parşömen tomarlarını keten ya da deri şömizlerin içinde raflara koydular.
  • Hristiyanlığın ve İslam’ın ilk kutsal metinleri, Hipokrat Yemini, Manga Carta’nın orijinali ve Amerikan Bağımsızlık Bildirgesi parşömene yazıldı. Papirüsten parşömene geçişte olduğu gibi, parşömenden kağıda geçiş de yavaş oldu. İngiliz Parlamentosu bugün hala kararlarını, iki nüsha halinde, parşömene yazmakta.
Pergamon Krallığı’nın koruyucusu ve zeka tanrıçası Athena’nın 3.5 m yüksekliğindeki heykeli kütüphanenin salonunun ortasında yer almaktaydı.  Bu heykel, ünlü heykeltraş Fidias’ın Athena Parthenos heykelinin Hellenistik anlamda bir kopyası idi. Bu heykel de MÖ 170 yılına tarihlenen Zeus Sunağı gibi Carl Humann tarafından Berlin’e götürüldü. Osmanlı İmparatorluğu’nun zor günlerinde, alınan sınırlı, küçük kazı izinlerine karşın büyük çaplı eserler kontrolsüz biçimde Berlin’e taşınmıştı. 1930 yılında ziyarete açılan Pergamonmuseum günümüzde Berlin’in en çok ziyaretçi çeken müzesi. Fotoğraf:www.flickr.com

Pergamon Krallığı’nın koruyucusu ve zeka tanrıçası Athena’nın 3.5 m yüksekliğindeki heykeli kütüphanenin salonunun ortasında yer almaktaydı.
Bu heykel, ünlü heykeltraş Fidias’ın Athena Parthenos heykelinin Hellenistik anlamda bir kopyası idi.
Bu heykel de MÖ 170 yılına tarihlenen Zeus Sunağı gibi Carl Humann tarafından Berlin’e götürüldü. Osmanlı İmparatorluğu’nun zor günlerinde, alınan sınırlı, küçük kazı izinlerine karşın büyük çaplı eserler kontrolsüz biçimde Berlin’e taşınmıştı. 1930 yılında ziyarete açılan Pergamonmuseum günümüzde Berlin’in en çok ziyaretçi çeken müzesi.
Fotoğraf:www.flickr.com

  • Pergamon Kütüphanesi’nde pek çok heykel bulunuyordu. Kütüphaneleri heykellerle süslemek, kitapları raflara dikine koymak ve kitapları nemden korumak için duvardan uzak tutma fikri ilk burada uygulanmıştı, denir.
  • Kütüphanede, destan ozanı Homeros‘un, Helen dünyasının en büyük kadın lirik ozanı Lesbos’lu Sapho‘nun, parşömenin mucidi filozof Krates ve İrodikos’un, Halikarnassos’lu tarihçi Herodot’un, Miletos’lu lirik müzisyen Timotheos’un, tarih yazarları Meleagros‘un oğlu Balakros’un, Philotas‘ın oğlu Apollonios gibi bilginlerin heykel ve büstleri bulunuyordu.
  •  İskenderiye Kütüphanesi’nin yazmalarının büyük bölümü MÖ 47 yılında Julius Caesar’ın İskenderiye’yi işgali sırasında yanarak yok oldu. Bu duruma çok üzülen Mısır Kraliçesi Kleopatra’yı etkilemek isteyen Marcus Antonius’un, MÖ 41 yılında Kleopatra’ya hediye ettikleri arasında bu kütüphanedeki tüm yapıtların da bulunduğu söyleniyor. Bunu, Plutarch’ın bahsettiği Kalvizius’un kayıtlarından biliyoruz. Daha sonra İskenderiye Kütüphanesi yanınca bu yapıtlar da yok oldu.
  • Pergamon Kütüphanesi de, İskenderiye Kütüphanesi gibi çok sayıda bilim adamı yetiştirmişti. Bu maaşlı bilim adamlarından en ünlüsü dünyanın tek devlet olmasını savunan, her şeyin insanda olduğuna inanan Stoacı akımın önde gelenlerinden Kratesli Mallos’tu.
  • İskenderiye Kütüphanesi’nden sonra antik dünyanın en büyük kütüphanesi Pergamon Kütüphanesi’dir.
  • Anadolu’da, antik devrin en eski kütüphanesi de Pergamon Kütüphanesi’dir.
  • Anadolu’da yer alan, antik devrin diğer iki önemli kütüphanesi Ephesos ve Hierapolis Kütüphaneleridir.
  • Bergama Müzesi, Türkiye’nin ilk arkeoloji müzelerinden biridir.
  • Pergamon Krallığı’nın başkenti, kütüphanesine ilaveten, Akropol’ü, Traianus Tapınağı, dünyanın en dik tiyatrolarından biri olan 10 bin kişilik tiyatrosu, Dionysos ve Demeter Tapınakları, geniş agoraları, 19. yüzyılda başka birçok eser gibi Alman arkeologlar tarafından Almanya’ya götürülen ve Berlin’deki Bergama Müzesi’nde sergilenmekte olan Zeus Sunağı ile Ege’nin kadim uygarlıklarından biri idi.
  • Pergamon Kralı III. Attalos, bilmediğimiz nedenlerle, topraklarını Roma’ya bırakarak Pergamon’un bağımsız siyasal varlığını MÖ 133’te sona erdirdi. Böylece Romalı bilginler Hellen kültürünü incelemek için aradıkları eşsiz eserleri Pergamon Kütüphanesi’nde buldular.
  • Bergama, Haziran 2014’te UNESCO Dünya Mirası Listesi’nde 999. sırada yerini aldı.