Etiket arşivi: İskenderiye Kütüphanesi

Okuma Üzerine

  • Sessiz okuma kadim bir sanat değildir.
  • 4. yüzyılda Augustinus, kadim Yunanlar ve Romalıların okuduğu gibi okurdu: Noktalar ve büyük harfler olmadan birbirine bağlı harf dizilerini anlamlandırabilmek için yüksek sesle.
  • Yüksek sesle okumak yalnızca normal değil, bir metnin tam olarak anlaşılabilmesi için gerekli de sayılıyordu. Metne hayat üflenmesi gerekiyordu.
  • 9. yüzyıla gelindiğinde, noktalama işaretlerinin ve kitapların nispeten yaygınlaşması, sessiz okumayı sıradan hale getirmiş, mahremiyet, okuma sanatının bir özelliği haline gelmişti.
  • 1588’de İtalyan mühendis Agostino Ramelli, okurun aynı anda on kitaba erişmesine izin veren dönen okuma masasını icat etmişti.

  • Yunanlar için kitap, bir hafıza desteği idi ve uygar hayatın merkezinde yer almazdı.
  • İbraniler için kitap, Kitab-ı Mukaddes, göçebe bir halkın göçlerinde varlığını sürdürebilmesini sağlayan uygarlıklarının çekirdeği haline geldi.
  • Sembolik olarak kadim dünyanın İskenderiye Kütüphanesi’nin yakılması ile sona erdiği düşünülür.
  • Kitap sahibi olmanın bir toplumsal statü olarak kabul edilmesi, Roma İmparatorluğu’ndan sonra, 14. yüzyılda Avrupa’da başlar.
  • Okuma eyleminin gayesi, temel niteliği, görülebilen bir amaç, bir sonuç eğilimi olmayışıdır.

 

Yararlanılan Kaynak

  • Okumalar Okuması, Alberto Manguel, YKY, 2013.

 

Okuma Alışkanlığı

  • İskenderiye Kütüphanesi’nde (MÖ 3. yüzyıl) 700.000 parşömen tomarı olduğu söylenir.
  • Fransa Kralı I. François (1494-1547) birikimli bir soyluydu. Avcı ve sporcu olmasının yanı sıra şair, estet, bibliyofil ve koleksiyonerdi. Sarayın kütüphanesine alınan kitapları önce o okurdu. Kütüphanesini bibliyofillerin kullanımına açması da bir öncülüktü. Leonardo da Vinci’yi Fransa’ya getirten de odur.
  • Emily Dickinson: “Goncalar ve kitaplar, hüznün tesellileri…”
  • Karl Marx (1818-1883) Londra’da sürgünde yaşarken her gün British Museum’un okuma odasına gider, akşam yediye kadar çalışırdı.
  • Çocuklar için Birkenau temerküz kampının 8 kitaplık gizli bir kütüphanesi vardı.
  • Jorge Luis Borges’in kitap raflarında 5.000 cilt kitap olduğu biliniyor.
  • Susan Sontag, Borges’e yazdığı mektupta “Kimileri kitap okumayı sadece bir kaçış olarak görür: Gerçek dünyadan hayali bir dünyaya, kitapların dünyasına bir kaçış. Oysa kitaplar çok daha fazlasıdır. Onlar, tamamıyla insan olmamızın bir yoludur” diyordu. Sontag’ın New York’taki dairesinde “özlemler arşivim” diye adlandırdığı sekiz bin kitaplık bir kütüphanesi vardı.
Eligée I, Jacques Lebescond, bronz, Contemporary İstanbul 2015. Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

Eligée I, Jacques Lebescond, bronz, Contemporary İstanbul 2015.
Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

  • Okumayı üç yaşında öğrenen Susan Sontag günde bir kitap okuduğunu yazmış. “Okumak benim eğlencem, kafa dağıtma yolum, beni her şeyden uzaklaştıran küçük bir uzay gemisi gibidir.”

 

 

Yararlanılan Kaynaklar

  • Kitap İçin…140, Selçuk Altun, Cumhuriyet Kitap, 4 Aralık, 2014.
  • Okumalar Okuması, Alberto Manguel, YKY, 2013.
  • Bilincin Kapısını Aralamak, Susan Sontag, Sel Yayıncılık, 2014.

 

Çağdaş Sanata Varış 148| Postmodern Politika 2 Michel Foucault

Fotoğraf: www.nkfu.com

Fotoğraf: www.nkfu.com

  • Kültür teorisyeni Michel Foucault (1926-1984) bilgiyle, politik güç arasındaki doğrudan ilişkiyi göstermeye çalışır, iktidar ve meşrulaştırma sorunlarıyla ilgilenir. Usun ürünü olan söylemlerin ve düşünce biçimlerinin ezilenlerin ve dışlananların yanında olmadığını, onların politik gücü bürokrasiler yoluyla  politikayı elinde tutanlara verdiğini öne sürer. Her söylem ve epistemoloji belli bir politikanın ürünüdür ve düzenini, değerlerini sürdürmeyi amaçlar.
  • Foucault, iktidar sorununu, kontrol aracı haline gelen bilgi açısından ele aldı. Bilginin güç ve iktidar sağladığını söyledi. (Aristo’nun öğrencisi, İskenderiye Kütüphanesi’ni düzenleyen Demetrios da MÖ 3. yüzyılda aynı görüşteydi.) Bilgi ile iktidarın temelde nasıl birbirine bağlı olduğunu, birinin genişlemesinin nasıl aynı anda diğerinin de genişlemesine yol açtığını gösterdi. Bilginin tarafsız olmadığını, iktidar ve denetimin bir aygıtı olduğunu savundu.
  • Epistemelerin kriterleri, neyi ve kimi dışarıda bıraktıkları ile tanımlanabilir: Modernite, akıl karşıtı olarak tanımladığı deli, suçlu ve sapkın kategorilerini gereksiniyor, hatta bunları kendisi yaratıyordu. Dolayısıyla bu akıl pratikte cinsiyetçi, ırkçı ve emperyalistti. Öjenik denen, ırkın iyileştirilmesini hedefleyen, uygun olanla olmayanı ayıran bu sahte bilim, fiziksel antropolojinin uygulamalı bir dalı olan antropometri vasıtasıyla sağlıklı/üstün insan tipleri ile dejenere alt tipleri sınıflandırmak için sayısız kafa vs. ölçtü. Avrupalı olmayan ırkların, delilerin, suçluların ve fahişelerin oluşturduğu alt tipler asimetrik özellikleriyle sınıflandırılabilirdi.
  • Foucault, gerçeği kimin tanımladığının ve hangi amaçla kullandığının önem taşıdığını söyler ve Tarih yoktur; dışlanmışa karşı meşru tarihlerin bir dizisi vardır”, der. Foucault tarihteki ayrımcılığın maskesini indirmiştir.
  • Foucault, toplumun çeşitli iktidar kurumları (hukuk, tıp, politika, akademi, sanat…) tarafından kontrol edildiğini savunmuştur. Bu kurumlar tarafından kullanılan dil, kendi otoritesini pekiştirir, kurum dışındakileri güçsüzleştirir ya da dışlar. Sanat hakkında sanatçılar tarafından kullanılan dil de eğitimsiz kişileri marjinalleştirir.
  • Belli bir role uygun hareket etmenin kimliğimizi, kendimize ilişkin algımızı ve başkaları tarafından algılanma biçimimizi şekillendirdiğini söyler. Kendimizi nasıl gördüğümüz ve başkalarının bizi nasıl gördüğü kısmen işimize, çocuklarımıza nasıl baktığımıza, hangi eğitimi aldığımıza, ne yaptığımıza, hangi ülkeden geldiğimize, nasıl göründüğümüze göre şekillenir. Bu faktörler bizi belli bir yere oturtur ve kimliğimizi, toplumdaki konumumuzu belirler.
  • Foucault için benliğin tanımı sosyal ilişkiler çerçevesinde yapılabilir. Benlik, politiktir ve benliğin bilgisi, iktidarla bağlantılıdır. Söylemler, hayatın bütün yönlerine aracılık eder. Söylem, bilimsel bilgiyi de kullanır. Toplumu bölücü pratikler kültürden kültüre değişir ve değişime tabidir.
  • Michel Foucault, her toplumda söylemlerin denetlendiğini ve sınırlandığını söyler. Bu denetleme ve sınırlama mekanizmalarının dışsal olduğu gibi, içsel de olabileceğini; dışsal denetim mekanizmalarında, toplumun sesi bir çeşit arka plan, fon oluşturuyor, yazarın konuşması bu düzlemin içinde yer alıyor. Toplum kendi sesini doğru sayıyor. Doğrunun sesi olarak seçilen/ görülen/ dayatılan bu ses, öteki sesleri dışlıyor. Toplum, kendi ekonomik uygulamalarının gereksinimlerini ahlak kurallarına, davranış reçetelerine dönüştürerek dayatıyor. Toplum her şeyin söylenmesine izin vermiyor, deliliğin, cinselliğin ve bazı politikaların sesleri doğru olmayan seslerden sayılıyor. İçsel denetim mekanizmalarında ise kendi kendini denetleme geçerli. İlkeler bir kere içselleşince, kişinin söylemini içten denetlemeye başlıyor. Foucault, yazara ve okura fazla bir özgünlük payı tanımıyor, denetim mekanizmalarının oldukça katı bir şekilde işlediklerini savunuyor.
  • Foucault’ya göre, nerede bir söylem varsa, onu kontrol edenler, sınır getirenler ile onun aracılığıyla kendini temsil etme hakkı verilmeyenler arasında bir çatışma vardır. Baskının olduğu yerde yıkım da vardır. Bir rejim ne kadar sıkı olursa olsun insanlar her zaman direniş fırsatı bulur.
  • Modern hayatın talep, yasa ve sansürlerinin cinsel özgürlüğü kısıtladığına inanmaz; Modern Batı toplumunun cinselliği bastırmak bir yana, bizzat ürettiğini; Victoria Çağı’ndan itibaren, bastırılmak bir yana, cinsellik söylemlerinin sürekli çoğaldığını öne sürer. Cinsellik söyleminin, doğal seks diye bir şeyin olduğu izlenimini yaratmaya hizmet eden, modern bir fenomen olduğunu ileri sürer. Foucault’ya göre bu, ekonomik olarak faydalı ve politik olarak muhafazakar bir cinselliği teşvik etmeye yönelik sosyal kontrolün bir başka yoludur. Cinsellik söylemlerinin artan bir kışkırtma mekanizmasına konu olarak cinsel çeşitliliği bizzat yarattığını savunur.
  • Foucault 1969 yılında bir kitabın başka kitaplara, metinlere, cümlelere yapılan göndermelerden oluşan bir sistem olduğunu; kitabın birliğinin değişken ve göreli olduğunu belirtmiş, bu tanımlamaya adını Roland Barthes, metinlerarasılık olarak koymuştur.
  • Foucault ölümünden kısa bir süre önce Aydınlanma’nın yeniden düşünülmesi gerektiğini söylemiştir.
  • Michel Foucault’dan etkilenen bir tarihçi beden, soy kütüğü ve kopuşla ilgili düşüncelerle meşgul olur.

 

Kütüphane Geleneği 7| Pergamon / Bergama Kütüphanesi 2

  • MÖ 3.-2. yüzyıllarda Pergamon’da Attalos’lar hüküm sürerken, Mısır’da Ptolemaios’lar başta idi. Kısa zamanda 200.000 adet kitaba ulaşan Pergamon ile İskenderiye arasında kütüphane rekabeti başlamış,Mısır Kralı Ptoleme Epiphanes (MÖ 205-182) eser sayısının İskenderiye’yi geçeceği endişesine kapılıp İskenderiye’nin tekelinde olan papirüsündışarıya satışını durdurmuştu. Bunun üzerine Kral II. Eumenes’in, Pergamon’da papirüs yerine geçebilecek herhangi bir maddeyi getirene, büyük ödüller vereceği duyuruldu. Krates ve İrodikles,  krala, bazı kaynaklara göre buzağı, bazı kaynaklara göre oğlak derisinden özel bir biçimde hazırlanmış bir örnek getirdi. İstenilen kullanışa elverişliliği görülen bu kağıtlara  Pergamon Kağıdı (Pergaminae Chartae), parşömen  adı verildi. Dilbilim çalışmaları ile de ünlü olan Krates, Pergamon Kütüphanesi’nin yöneticisi oldu.
  • Pergamonlular, kuzu ve oğlak derilerini işleyerek, o dönem için papirüsten çok daha ileri, ince, kullanışlı ve dayanıklı parşömeni ürettiler. Parşömenden sonra Pergamon Kütüphanesi daha da büyüdü ve dünyanın ikinci büyük kütüphanesi ünvanını aldı. Pergamon, İskenderiye karşısında bilim ve sanat bakımından erişmek istediği varlığı sağlamıştı.  II. Eumenes çok sayıda kitabı parayla satın aldı; çevre şehirlere gönderdiği askerleri kitaplara zorla el koyup kütüphaneye getirdi. Bu yüzden Sardesliler’in kitapları toprağa gömüp, Pergamon Kralı’ndan kurtarma yolunu seçtiği söylenir.
  • Parşömenin yapraklar halinde kesilip, deri iplerle bağlanarak, bugün kullandığımız kitapların ilk örnekleri olan Codex’lerin de yolunu açtığı düşünülür. Roma döneminde, kodeks formundaki el yazmalarını ahşap sandıklarda sakladılar. MS 2.-4. yüzyıllar arasında kodeks, parşömen tomarının yerini aldı.
  • Pergamonlular, parşömen tomarlarını keten ya da deri şömizlerin içinde raflara koydular.
  • Hristiyanlığın ve İslam’ın ilk kutsal metinleri, Hipokrat Yemini, Manga Carta’nın orijinali ve Amerikan Bağımsızlık Bildirgesi parşömene yazıldı. Papirüsten parşömene geçişte olduğu gibi, parşömenden kağıda geçiş de yavaş oldu. İngiliz Parlamentosu bugün hala kararlarını, iki nüsha halinde, parşömene yazmakta.
Pergamon Krallığı’nın koruyucusu ve zeka tanrıçası Athena’nın 3.5 m yüksekliğindeki heykeli kütüphanenin salonunun ortasında yer almaktaydı.  Bu heykel, ünlü heykeltraş Fidias’ın Athena Parthenos heykelinin Hellenistik anlamda bir kopyası idi. Bu heykel de MÖ 170 yılına tarihlenen Zeus Sunağı gibi Carl Humann tarafından Berlin’e götürüldü. Osmanlı İmparatorluğu’nun zor günlerinde, alınan sınırlı, küçük kazı izinlerine karşın büyük çaplı eserler kontrolsüz biçimde Berlin’e taşınmıştı. 1930 yılında ziyarete açılan Pergamonmuseum günümüzde Berlin’in en çok ziyaretçi çeken müzesi. Fotoğraf:www.flickr.com

Pergamon Krallığı’nın koruyucusu ve zeka tanrıçası Athena’nın 3.5 m yüksekliğindeki heykeli kütüphanenin salonunun ortasında yer almaktaydı.
Bu heykel, ünlü heykeltraş Fidias’ın Athena Parthenos heykelinin Hellenistik anlamda bir kopyası idi.
Bu heykel de MÖ 170 yılına tarihlenen Zeus Sunağı gibi Carl Humann tarafından Berlin’e götürüldü. Osmanlı İmparatorluğu’nun zor günlerinde, alınan sınırlı, küçük kazı izinlerine karşın büyük çaplı eserler kontrolsüz biçimde Berlin’e taşınmıştı. 1930 yılında ziyarete açılan Pergamonmuseum günümüzde Berlin’in en çok ziyaretçi çeken müzesi.
Fotoğraf:www.flickr.com

  • Pergamon Kütüphanesi’nde pek çok heykel bulunuyordu. Kütüphaneleri heykellerle süslemek, kitapları raflara dikine koymak ve kitapları nemden korumak için duvardan uzak tutma fikri ilk burada uygulanmıştı, denir.
  • Kütüphanede, destan ozanı Homeros‘un, Helen dünyasının en büyük kadın lirik ozanı Lesbos’lu Sapho‘nun, parşömenin mucidi filozof Krates ve İrodikos’un, Halikarnassos’lu tarihçi Herodot’un, Miletos’lu lirik müzisyen Timotheos’un, tarih yazarları Meleagros‘un oğlu Balakros’un, Philotas‘ın oğlu Apollonios gibi bilginlerin heykel ve büstleri bulunuyordu.
  •  İskenderiye Kütüphanesi’nin yazmalarının büyük bölümü MÖ 47 yılında Julius Caesar’ın İskenderiye’yi işgali sırasında yanarak yok oldu. Bu duruma çok üzülen Mısır Kraliçesi Kleopatra’yı etkilemek isteyen Marcus Antonius’un, MÖ 41 yılında Kleopatra’ya hediye ettikleri arasında bu kütüphanedeki tüm yapıtların da bulunduğu söyleniyor. Bunu, Plutarch’ın bahsettiği Kalvizius’un kayıtlarından biliyoruz. Daha sonra İskenderiye Kütüphanesi yanınca bu yapıtlar da yok oldu.
  • Pergamon Kütüphanesi de, İskenderiye Kütüphanesi gibi çok sayıda bilim adamı yetiştirmişti. Bu maaşlı bilim adamlarından en ünlüsü dünyanın tek devlet olmasını savunan, her şeyin insanda olduğuna inanan Stoacı akımın önde gelenlerinden Kratesli Mallos’tu.
  • İskenderiye Kütüphanesi’nden sonra antik dünyanın en büyük kütüphanesi Pergamon Kütüphanesi’dir.
  • Anadolu’da, antik devrin en eski kütüphanesi de Pergamon Kütüphanesi’dir.
  • Anadolu’da yer alan, antik devrin diğer iki önemli kütüphanesi Ephesos ve Hierapolis Kütüphaneleridir.
  • Bergama Müzesi, Türkiye’nin ilk arkeoloji müzelerinden biridir.
  • Pergamon Krallığı’nın başkenti, kütüphanesine ilaveten, Akropol’ü, Traianus Tapınağı, dünyanın en dik tiyatrolarından biri olan 10 bin kişilik tiyatrosu, Dionysos ve Demeter Tapınakları, geniş agoraları, 19. yüzyılda başka birçok eser gibi Alman arkeologlar tarafından Almanya’ya götürülen ve Berlin’deki Bergama Müzesi’nde sergilenmekte olan Zeus Sunağı ile Ege’nin kadim uygarlıklarından biri idi.
  • Pergamon Kralı III. Attalos, bilmediğimiz nedenlerle, topraklarını Roma’ya bırakarak Pergamon’un bağımsız siyasal varlığını MÖ 133’te sona erdirdi. Böylece Romalı bilginler Hellen kültürünü incelemek için aradıkları eşsiz eserleri Pergamon Kütüphanesi’nde buldular.
  • Bergama, Haziran 2014’te UNESCO Dünya Mirası Listesi’nde 999. sırada yerini aldı.

Kütüphane Geleneği 6| Pergamon / Bergama Kütüphanesi 1

Pergamon Kütüphanesi kalıntıları Akropol'de, Athena Tapınağı’nın kuzeyinde ve tapınağa bitişik halde bulundu. Fotoğraf: tr-tr.facebook.com/.../bergamalilar/...bergama-kütüphanesi

Pergamon Kütüphanesi kalıntıları Akropol’de, Athena Tapınağı’nın kuzeyinde ve tapınağa bitişik halde bulundu.
Fotoğraf: tr-tr.facebook.com/…/bergamalilar/…bergama-kütüphanesi

  • İzmir-Çanakkale yolundan 8 km içeride olan Pergamon bir Mysia kentidir. Mys Kavmi’nin, Troya Savaşı’nda Troyalıların müttefiki olduğu Antik Çağ kaynaklarında yer almaktadır. Mysia ülkesinin iki büyük kenti Pergamon ve Kyzikos (Erdek) olmuştur. Ülkenin adı Hitit metinlerinde Masa Ülkesi olarak geçer.
  • Şehir Lidyalıların, Perslerin, Makedonyalı İskender’in ardıllarından Selevkosların, Roma İmparatorluğu’nun egemenliğine girmiş. Roma döneminde Anadolu’nun en önde gelen kenti olmuş.
  • Güzel sanatlar ve tıp biliminin yanında kütüphanecilik de bu zengin şehrin önde gelen faaliyetlerinden biriymiş.
  • Helenistik dönem boyunca (Büyük İskender’in ölümü MÖ 323 – Yunanistan’ın Roma Cumhuriyeti tarafından işgali MÖ 146 VEYA Ptolemiaos Hanedanı’nın Aktium Savaşı’nda Roma’ya yenilip yıkılışı MÖ 31-30) Pergamon şehri, kitap üretimi için önemli bir merkez olmuştu.
  • MÖ 4. yüzyıldaYunan filozof, yazar, tarihçi ve asker, Sokrates’in öğrencisi Ksenophon (yaklaşık tarihleri MÖ 430- 355’ten sonra) bu kente gelmiş.
  • Tıp ve eczacılığın gelişmiş olduğu kentte, Pergamonlu hekim Galenos’un koyduğu kurallar Ortaçağ’ın sonuna kadar geçerliliğini korumuş.
Pergamon Kralı I. Attalos’un Helenistik büstü. Pergamonmuseum, Berlin. Fotoğraf:commons.wikimedia.org

Pergamon Kralı I. Attalos’un Helenistik büstü.
Pergamonmuseum, Berlin.
Fotoğraf:commons.wikimedia.org

  • Pergamon, Attalos Hanedanı (MÖ 241-133) döneminde Anadolu’nun en önemli merkezlerinden biridir. Attalos Hanedanı döneminde kent büyük bir imar faaliyetine sahne olmuştur.
  • Erken Helenistik dönemde çok kuvvetli olan dinsel duyguların giderek zayıflaması ile MÖ 2. yüzyıla gelindiğinde tapınak boyutları eskiye oranla küçülmüş, dinsel yapılar artık kentin en önemli yapıları olma özelliğini kaybetmiştir. Stoalara, pazar yerlerine, gymnasionlara, tiyatrolara, belediye meclisi binalarına ve halka açık diğer yapılara daha çok önem verilmeye başlanmıştır.
  • Pergamon Kütüphanesi İskenderiye Kütüphanesi’nden yarım yüzyıl sonra kurulmuştur. Kesin olarak bilinmemekle birlikte, büyük ihtimalle ilk kitap koleksiyonlarının toplanmasına I. Attalos (MÖ 241-197) devrinde başlanmış, kütüphanenin organize edilmesi ve binanın kuruluşu II. Eumenes (MÖ 197-158) döneminde yapılmıştır.
  • Pergamon Kütüphane binası, Akropol’de, tiyatroya giden yolun üzerinde, Athena Polias Tapınağı’nın bulunduğu avluda idi. Yani şehrin en merkezi yerindeydi.
  • 1884 yılında Alman Carl Humann ve Alexandr Conze kütüphanenin yerini tespit etmişti. Bir buçuk metre yüksekliğindeki bir duvar kalıntısı bugün dahi görülebilmektedir.
  • Kütüphane yanyana dört bölümden oluşmaktaydı. Bölümlerin kapılar yerine perdelerle birbirinden ayrılmış olduğu düşünülmektedir. En büyük bölümün (salonun) 16×13 m boyutlarında olduğu tespit edilmiştir.
  • Kütüphane eğimli bir arazide kurulmuş olduğu için, arazinin meyili, üst taraftan da kütüphaneye giriş imkanı vermekteydi.
  • Basamaklı yapılar Helenistik mimaride oldukça önemlidir. Ön yüzünde 28 basamağı olan Pergamon Zeus Sunağı basamaklı girişe örnek teşkil eden etkileyici bir yapıdır. Basamaklar, Helenistik dönemde tapınakların ve stoaların en önemli bölümlerinden birini oluşturmuştur. Çok katlı stoa Helenistik Dönem mimarisinin en büyük başarılarından biridir.
  • Kütüphane’nin duvarları muntazam kesilmiş taşlarla örülmüştü. Bölümlerin kapıları Stoa’ya açılıyordu. Stoa’nın kütüphaneden daha sonra yapıldığı düşünülmektedir.
Kuzeydeki bir odanın duvarında rafların yerleştirildiği delikler asırlar sonra bile duruyor. Fotoğraf: tr-tr.facebook.com/.../bergamalilar/...bergama-kütüphanesi

Kuzeydeki bir odanın duvarında rafların yerleştirildiği delikler asırlar sonra bile duruyor.
Fotoğraf: tr-tr.facebook.com/…/bergamalilar/…bergama-kütüphanesi

  • Taşa oyulmuş delikleri olan kanalların içine tahta raflar, aralarına da rulolar konuluyordu.
  • Kitapları, güney ve batının nemli havasından korumak için kuzey ve doğu duvarlarına ve yine nemden korumak için raflarla duvarlar arasında yarım metrelik boşluklar bırakılarak kitaplar yerleştiriliyordu.
  • Kütüphanenin salonunun yüksekliği tespit edilememiş. Tavanın ahşap, kuzeydeki alınlığın dekorlu olduğu tahmin ediliyor. Yer döşemesine ait mozaik parçalar da bulunmuş.
  • Stoa tarafında, kuzeyde, doğu ve batı duvarlarında açılmış pencereler salonun gün boyunca ışık aldığı, hep aydınlık olduğu izlenimini veriyor.
  • Kütüphane ile stoa arasında sütunlu geçişin; kapının iki yanındaki 13 yivli, yarım Dor düzeninde sütunların ve üzerindeki arşitravın parçaları da ele geçmiştir.
  • Kütüphanenin arkasında ikamet için kullanılan odalar olduğu biliniyor.
  • Pergamon’daki kütüphane, girişi kısa tarafta olan, dikdörtgen, kırma çatısı, üçgen alınlıkları ile Yunan mabetlerinin bir kopyası gibidir.