Etiket arşivi: işkence

Şiddet 82| Sanat ve Şiddet 1

Sanatı ve sanatçıyı aşağılama, kadına yönelik şiddetin sanata yansıması, devletin şiddeti, sansür uygulamaları, şiddetin sanatçılar üzerindeki etkisi, Doğu sanatına yapılan “Öteki” muamelesi;
edebiyatta, sinemada, sahne sanatlarında kendine sık sık yer bulan sadizm, mazoşizm, işkence, intihar ve öteki şiddet türleri konumuza dahildir.

Medea, çocuklarını öldürmeden önce, Pompei’de Castor’un Evi’ndeki fresk, MS 62-79. Günümüzde Napoli Ulusal Arkeoloji Müzesi’nde sergilenmektedir. Medea Yunan mitolojisinde bir karakterdir. Euripides’in eserinde kocası tarafından aldatılan Medea, kocasından intikam almak için çocuklarını öldürür. Fotoğraf: Mythology

Medea, çocuklarını öldürmeden önce, Pompei’de Castor’un Evi’ndeki fresk, MS 62-79. Günümüzde Napoli Ulusal Arkeoloji Müzesi’nde sergilenmektedir.
Medea Yunan mitolojisinde bir karakterdir. Euripides’in eserinde kocası tarafından aldatılan Medea, kocasından intikam almak için çocuklarını öldürür.
Fotoğraf: Mythology

  • Antik trajedi, seyircileri, duyguları ve düşünceleriyle Kötü’nün karmaşasına çekerek, içlerindeki gerilimi boşaltmayı hedefledi: Böylece Katharsis’e, Aristo’nun MÖ 4. yüzyılda Poetica’da tarif ettiği duyusal arınmaya erişilecekti. Başkasına ciddi bir acı vermeden veya kendisi acı çekmeden Kötü’yü görüp geçebilmek hedeflenmişti.
  • Antik Yunan trajedilerinde erkek otoritesini sorgulayacak kadın karakterler de vardır.
  • Antik trajedi sahnede yeterince soylunun kanını dökerek halkın içindeki şiddet duygusu tatmin etmeye çalışmıştır. Aiskhylos’un MÖ 458 yılında yazdığı Oresteia Üçlemesi, izleyiciye şiddeti yaşatır. Euripides’in (MÖ 480-406) Medea ve Troialı Kadınlar adlı eserlerindeki şiddetin de dozu oldukça yüksektir.
  • Trubadurların saray aşkını konu alan şiirleri ile Batı kültüründe ilk kez kadın erkeğin kurtarıcısı ve tapılacak bir nesne oldu; kadınla erkek arasındaki aşk kavramı değişime uğradı; Hıristiyan ahlak kurallarına isyan edildi.
  • Dante Alighieri (1265-1321), Beatrice ile kadını bir insan varlığı, iyiliklerin ve güzelliklerin simgesi olarak ele aldı ve cinsellik içermeyen saf aşkı anlattı.
  • Aristophanes’in komedilerinden 1700 yıl sonra ilk kez bir kadın, Geoffrey Chaucer’ın (1342-1400) Canterbury Hikayeleri’nde Bathlı Kadın Alison adıyla güçlü ve zayıf yanlarıyla, Kilise’nin kadınları aşağılamasına karşı çıkan bir karakter olarak edebiyatta yer aldı.
  • William Shakespeare’in (1564-1616) eserlerinde kadınlar çoğu kez önemli bir oynar. Komedilerinde çok değişik kadın karakterler vardır. Ama trajedilerinde kadın başkarakter pek yoktur. Ama onların eserin kahramanı ile ilişkileri, Macbeth ve Marcus Antonius’ta olduğu gibi, çoğu kez bu kahramanların sonunu getirecek güçtedir. Hamlet’teki Ophelia için yazdığı bazı satırlar, yazın sanatının en ünlü kadın düşmanlığı dışavurumlarından biri sayılır (3. Perde, 1. Sahne). Bazı eserlerinde çok derinlerde yatan kadını aşağılama duygusunun varlığı sezilirken, kadın düşmanlığı ögesi Shakespeare’in trajedilerinde hiçbir zaman öncelikli olmamıştır. Kadınlar hakkında aşağılayıcı diyaloglara hiç yer vermeyen eserleri de vardır (Fırtına ve Kuş Masalı gibi). Huysuz Kadının Evcilleştirilmesi adlı eserinde erkeğin zaferi çok ikircikli bir zaferdir.

 

 

 

Şiddet 69| İç Savaş ve Devrim Şiddeti 5

1975-1979 yılları arasında Kızıl Kmerler’in gözaltı ve işkence merkezi Tuol Sleng (Güvenlik Hapishanesi) veya Security Office 21 veya kısaca S-21. Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu, Phnom Penh, 1998.

1975-1979 yılları arasında Kızıl Kmerler’in gözaltı ve işkence merkezi Tuol Sleng (Güvenlik Hapishanesi) veya Security Office 21 veya kısaca S-21.
Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu, Phnom Penh, 1998.

  • Rus komünizmi acımasız, baskıcı ve kanlıydı fakat eşsiz değildi. Ekonomik sonuçlar ve çekilen acılar örneğin 1970’lerde Kızıl Kmerler’in idaresinde Kamboçya’da yaşananlara; Çin’de ve Kuzey Kore’dekilere benziyordu. Komünist ekonomik kurumlar tüm gücü komünist partilerin ellerinde yoğunlaştırıp bu gücün kullanımına hiçbir kısıtlama getirmeyen siyasal kurumlar tarafından destekleniyordu.
  • Kamboçya Komünist Partisinin silahlı kanadı olan Kızıl Kmerler adlı gerilla teşkilatının başı, 1976-1979 yıllarında Kamboçya başbakanı olan Pol Pot (1925-1998) ve rejimi, 3 yıl 8 ay içinde, ülke nüfusunun yaklaşık yarısını, 3 milyon kişiyi  katletti. Katledilenler arasında tek suçu gözlük kullanmak olanlar da vardı. Optik gözlük takanların okumuş kişiler olduğu varsayılıyordu ve bu rejimde elitlere yer yoktu. Böyle bir katliam gerçekleştiren Pol Pot rejiminin sonunu 1978’de Vietnam’la yaptıkları savaş getirdi. Yalnızca gerilla gücüne sahip olan Kızıl Kmerler Vietnam karşısında kısa sürede mağlup oldu ve Pol Pot rejimi yıkıldı.  Vietnam ordusu 100 bin kişilik bir askeri güçle Kamboçya’yı işgal etti. Pol Pot ve ekibi Tayland’a kaçmak zorunda kaldı. Vietnamlılar ise ülkede Kızıl Kmerler’den kaçanların da içinde bulunduğu yeni bir hükümet kurdular. Böylece Kamboçya halkı hiçbir zaman hatırlamak dahi istemediği bu kanlı rejimden kurtuldu.
Kırbaçlanırken veya elektrik verilirken bağırmanın yasak olması gibi Güvenlik Hapishanesi’nin kurallarının listesi. Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

Kırbaçlanırken veya elektrik verilirken bağırmanın yasak olması gibi Güvenlik Hapishanesi’nin kurallarının listesi.
Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

Kızıl Kmer rejimi sırasında öldürülenlerden Choeung Ek (Ölüm Tarlaları - Killing Fields) oluşturulduğu biliniyordu. Rejimin devrilmesinden sonra buralar gün yüzüne çıkartıldı. Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

Kızıl Kmer rejimi sırasında öldürülenlerden Choeung Ek (Ölüm Tarlaları – Killing Fields) oluşturulduğu biliniyordu. Rejimin devrilmesinden sonra buralar gün yüzüne çıkartıldı.
Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

Moncada Kışlası, Santiago de Cuba, Kuba. Fidel Castro ve yoldaşları tarafından 26 Temmuz 1953'te Moncada Kışlası'na yapılan baskın, 1959’un hemen başında gerçekleşecek olan Küba Devrimi için son derece önemli bir atak olmuştu. Adını bu baskının tarihinden alan 26 Temmuz Hareketi, José Martí’nin düşüncelerine dayanan ulusal, antiemperyalist ve demokratik ideolojiye sahipti. Hareket, Fulgencio Batista diktatörlüğüne karşı oluşturulmuş bir örgütlenmeydi. Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu, 1997.

Moncada Kışlası, Santiago de Cuba, Kuba.
Fidel Castro ve yoldaşları tarafından 26 Temmuz 1953′te Moncada Kışlası’na yapılan baskın, 1959’un hemen başında gerçekleşecek olan Küba Devrimi için son derece önemli bir atak olmuştu.
Adını bu baskının tarihinden alan 26 Temmuz Hareketi, José Martí’nin düşüncelerine dayanan ulusal, antiemperyalist ve demokratik ideolojiye sahipti. Hareket, Fulgencio Batista diktatörlüğüne karşı oluşturulmuş bir örgütlenmeydi.
Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu, 1997.

  • Demokratik rejimlerin sonunun bir askeri darbe ile gelmesi de sık rastlanan bir şiddet türüdür.
  • Mısır’da ülkenin seçilmiş ilk cumhurbaşkanı Muhammed Mursi, 3 Temmuz 2013 günü Mısır Genelkurmay Başkanı ve Savunma Bakanı Abdulfettah El Sisi tarafından yapılan darbeyle görevden alındı ve tutuklandı. Mursi hakkında beş dava açıldı. Bir davadan 20 yıl, birinden müebbet hapis, birinden ise idam cezası aldı.
    Kasım 2012′de Mursi’nin bazı düzenlemeleri içeren anayasal bildiriyi yayımlamasıyla ülke çapında bazı protestolar başlamıştı. Ordunun sivil grupların da desteğiyle 3 Temmuz darbesini gerçekleştirdiği ifade ediliyor. Darbeden sonraki iki aylık süreçte binlerce kişinin katledildiği, 10 binden fazla kişinin yaralandığı haberleri basında yer aldı.

 

 

Şiddet 4 | Şiddetin Çeşitleri 1

  • Çok nedenli ve karmaşık bir konu olan şiddet ya da birey davranışı olarak saldırganlık, iç içe geçen etkenlerle farklı şiddet tanımlarını karşımıza çıkartır.
  • Kaynaklandığı yere veya hedefine bakarak şiddeti adlandırabileceğimiz gibi, tarihsel olarak veya derecesine göre de ayırabiliriz. Bazen de aynı şiddet türü farklı kuramcılar tarafından farklı isimlerle anılmıştır.
  • Fiziksel şiddet, kaba bedensel şiddet, işkence ve zevk ekonomisi, psikolojik şiddet, olumluluğun şiddeti, uzlaşmacı şiddet, reel şiddet, makrofizik şiddet, mikrofiziksel şiddet, ilahi şiddet, ritüelleşmiş şiddet, mitsel şiddet, sisteme içkin/yapısal şiddet, simgesel şiddet, nesnel şiddet, hayvanlara yönelik şiddet, doğaya karşı şiddet, kendine yönelik şiddet, Öteki’ne yönelik şiddet, küreselliğin şiddeti, aynılığın şiddeti, şeffaflığın şiddeti, dilsel şiddet; kültürel, psikolojik, toplumsal, içgüdüsel şiddet; kültür mirasına uygulanan şiddet; devletten kadına, erkeğe, çocuğa, toplumlara, ülkelere, doğaya, diğer canlılara yönelik şiddet; estetik şiddet, medyanın şiddeti ve daha pek çokları….
Interrogation II, Leon Golub, 1981. ABD’li Yeni Dışavurumcu ressam Leon Golub (1922-2004), savaş ve şiddet olgularıyla ilgilenmiş; savaşlar, işkenceler, şiddet ve saldırganlık, ölüm, ırksal eşitsizlik, cinsiyet belirsizliği ve baskı gibi temaları konu edinmiştir. Ölüm temasını, köpekler, aslanlar ve iskeletler gibi ölümü çağrıştıran imgelerle eserlerine yansıtmıştır. Fotoğraf:blog.gitmomemory.org

Interrogation II, Leon Golub, 1981.
ABD’li Yeni Dışavurumcu ressam Leon Golub (1922-2004), savaş ve şiddet olgularıyla ilgilenmiş; savaşlar, işkenceler, şiddet ve saldırganlık, ölüm, ırksal eşitsizlik, cinsiyet belirsizliği ve baskı gibi temaları konu edinmiştir. Ölüm temasını, köpekler, aslanlar ve iskeletler gibi ölümü çağrıştıran imgelerle eserlerine yansıtmıştır.
Fotoğraf:blog.gitmomemory.org

  • Makrofiziksel şiddet kendini dışa vururken patlayıcı, açık seçik, fevri, işgalcidir. Özneyi, içine zorla girip yok eder. Ayırıcı ve dışlayıcıdır. Kurbanı radikal bir edilgenliğe mahkum eder.
  • Mikrofiziksel şiddet örtük ve içe dönüktür. Özneyi aşırı ölçüde olumluluğa yönlendirerek dağıtır. Toparlayıcı ve içericidir. Yıkıcılığı aşırı faallikten kaynaklanır.
  • Bir şiddet eyleminin gerçekleştiği durum sıklıkla sisteme, sosyal sisteme içkin örtük yapılara gömülüdür. Şiddet kurbanları, bu yapılar görünmez olduğu için, iktidar ilişkilerini hemen kavrayamaz. İktidarın gücü de buradan gelir. Sosyal yapılar direniş oluşmasına baştan izin vermez. Yapısal şiddet, dar anlamda bir şiddet değildir. Açık şiddete dayalı bir iktidardan çok daha etkin ve mahremdir. Fransız sosyolog, antropolog ve felsefeci Pierre Bourdieu (1930-2002), sorgulanmadan kabul edilmiş, davranış kalıplarına sinmiş, sosyal sistemin içine gömülü şiddete simgesel şiddet adını verir. Simgesel şiddet, hiç fiziksel şiddete başvurmaya gerek kalmaksızın iktidarı ayakta tutmaya yeter. İktidara gösterilen rıza bilinçli değildir. Simgesel şiddet, yaşanana anlayış ile hükmedene rızayı birleştirir. İktidar ilişkisi neredeyse doğaldır ve çok etkilidir. Bourdieu, iktidarı ve şiddeti neredeyse eşanlamlı kullanır.
  • Karşılaştırmalı mitoloji ve karşılaştırmalı din alanlarında tanınmış ABD’li yazar Joseph Campbell (1904-1987), “Belli bir süredir homojen bir halde olan bir kültürde, insanların bunlara göre yaşadıkları bir dizi uzlaşılmış, ancak yazılı olmayan kurallar vardır. Burada bir etos vardır, biz bunu böyle yapmayız şeklinde bir üslup ve bir anlayış vardır”, der. Son derece katı ve otoriter sosyal koşullarda büyüyen kişilerin kendileri hakkında bilgiye ulaşması asla mümkün olamıyor; anbean ne söyleniyorsa onu yapıyorlar, diye ekliyor.
  • Hem yapısal hem de simgesel şiddet hiyerarşik bir sınıf ilişkisini şart koşar. Fail ve kurban nettir. Dış sömürü vardır. Simgesel-yapısal şiddet bir olumsuzluk şiddetidir.
Laleli, İstanbul, 2016. Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

Laleli, İstanbul, 2016.
Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

 

  • Sloven Marksist sosyolog, filozof ve kültür eleştirmeni Slavoj Žižek’in (1949-) nesnel şiddet dediği şey de simgesel-yapısal şiddetten pek farklı değildir. Söz konusu şiddet, açık bir şiddet eylemini önceleyen ama göze görünmeyen, sisteme içkin bir şiddettir. Egemen sınıf tarafından ezilen sınıfa uygulanan, küresel kapitalizmin toplumsal koşullarına içkin bir şiddet vardır ve evsiz, işsiz bireyler yaratır.